mahmut ustaosmanoğlu

22 /
evliya ile normal insan arasındaki farkı her yazısını okuduğumda daha da iyi idrak ettiğim za't-ı muhterem. işte o muhteşem yazılarından birisi.

az kaldı peygamber olacaklardı!..


müminler günümüzde tevrat, zebur ve incil'e sadece iman etmek zorundadır. kur'an öyle değildir; kur'an'a hem iman edilecek, hem tasdik edilecek hem de onunla amel edilecektir. kur'an her şeyimizdi. kur'an rahmettir! ne istiyorsanız? sizi istediğinize ancak kur'an kavuşturur. yağmur mu istiyorsunuz? kur'an–ı kerimle amel ederseniz yağmura kavuşurunuz. bedeninize sıhhat mi istiyorsunuz? kur'an… afiyet mi istiyorsunuz, kur'an… huzur, mutluk mu istiyorsunuz, kur'an… cennet'e, orada da cemalûllâh'ı mı istiyorsunuz, kur'an… bütün bu saydıklarıma kavuşmak neye bağlıdır? kur'an–ı kerim'i tatbik etmeye… eyvah başımıza gelenlere! nasıl oldu da bu millet kur'an–ı kerim unuttu? insana bakın ki; sabah yemeğini yiyip karnını doyurdu, öğlen geldi yine yedi, akşam oldu yine yiyip karnını doyurdu da hiç düşünmüyor ki;bana bunları kim verdi? bu kur'an çok büyük bir kitaptır. o'nun büyüklüğünü dünya aklı gerçek manada idrak edemez. o öyle bir kitaptır ki; haddi nihayeti olmayan allah teala'nın,haddi nihayeti olmayan kelam sıfatının, haddi nihayeti olmayan eseridir.
rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem efendiniz kur'an–ı yüklenenler için şöyle buyurmuştu: "az kaldı peygamber olacaklardır."
bu kısa izahattan sonra bütün müslümanlara soruyorum "elimizde böyle büyük bir eser, böyle büyük bir değer, böyle büyük bir zenginlik varken, biz niçin sefil, perişan ve fakir durumdayız?"
bizim bu halimiz şu hikâyede anlatılanın haline benzer. bir ev, evin altında küpler dolusu hazine var. evde oturan adam, fakru zaruret içinde geçimini zor sağlıyor. gün oluyor bir kuru ekmek bulamıyor. hâlbuki evinin içinde bir kazma vursa, hazine ile karşılaşacak ve zenginler sınıfına girecek. ama adam evinin altındaki hazineden habersiz, sıkıntı içinde ömrünü geçiriyor. bugünkü müslümanlarında durumu da böyledir.

eyvah! biz ne yaptik?
bir misal vereceğim. bir öküzü, bir gün aç bıraksanız ve ertesi günüde boynuna beşi birlik takılsa ne olur? öküz konuşsa şunu derdi; ben ne anlarım beşi birlikten, bana saman verin. günümüz insanı ile bu öküzün arasında önemli benzerlikler bulunmaktadır. insan da diyor ki; "biz cennetin nimetlerinden, zevk sefasından anlamayız, bize bu dünyada lüks ve rahat yaşayacağımız için köşkler, villalar lazım." ne kadarda yanlış yapıyorlar, gerçeğin farkında değiller. ne zaman ki; hakikat ile karşı karşıya kalırlar, o zaman "eyvah biz ne yaptık? nasıl aldandık?" diyecekler ama iş işten geçmiş olacak.
ahirette bir takım insanlar cennetin kapısının önüne getirilecek. o sırada cennetin kapısı açılacak ve içerdeki hal ve ahvali görecekler. içerideki durum karşısında kendilerinden geçecekler ve içeri girmeye yönelecekler. ancak kapı kapanacak, dehşetli bir acı içinde geri dönecekler. o zaman anlayacaklar ki; cennetin içine girmek için kur'an ehli olmak gerekiyor.
mevla teala haber veriyor ki; kur'an–ı bilin, ona iman edin, onu hayatınıza tatbik edin… bunları bize misallerle, ibarelerle, kıssalarla beyan ediyor, onu tanıyalım, bilelim ve yaşayalım diye…

israiloğullarında bizim için ibretler vardır
"eğer kâfirler sizinle savaşsalardı, arkalarına dönüp kaçarlardı. sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı. allah'ın, öteden beri süregelen sünneti budur. allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın." (48/22–23)
ayet–i kerimede geçen "allah'ın sünneti"nden kasıt, allah'ın koyduğu kanunlardır. müminler kefirlerle savaşa kalktığında, kesin olan şudur ki; kâfirler arkalarını dönüp kaçarlar. allah celle celaluhu burada gerçek müminleri haber veriyor. kur'an'a gerçek manada iman etmiş, onunla gerçek manada amel eden müminler için bildiriyor.
ey kardeşlerim! nerede o gerçekten iman etmiş müminler? nerede kur'an–ı kerim'e harfiyen itaat eden müminler? arayın da bulun bulabilirseniz. şimdi herkes düşmüş, makam peşine, koltuk peşine, para peşine…
iraklıların, filistinlilerin keyiflerine ne oldu? perişan vazıyette, her gün oluk gibi kan akıyor, ne olacağı da belli değil, bir kargaşadır devam edip gidiyor. bu durumda mevla teala yardım etmez mi? elbette eder, ama bizden gerçek manada iman etmemizi istiyor. ne buyuruyor rabbimiz:
"…yoksa siz kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir..." (2/85)
yine bir başka ayet–i kerimede de şöyle buyrulmaktadır:
"biz, kitapta, israiloğulları'na : sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik." (17;4)
israiloğulları hem bu dünyada hem de ebedi âlemde kaybedenlerden oldu. israiloğulları bir anda kaybetmedi, onlar önce âdabı terk ettiler. sonra müstehabları, sonra sünneti, vacipleri derken sıra geldi farzların terkine. farzları terkten sonra sıra imanın terkine geldi. imanı terk ettikten sonra peygamberlerini öldürmeye başladılar. bu yaptıklarının cezası onları yakaladı. rabbimiz buyuruyor ki:
"bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. bunlar, evlerin arasında dolaşarak (sizi) aradılar. bu, yerine getirilmiş bir vaad idi." (17;5)
ayet–i celile de geçen israiloğulları'nın birinci fesadının cezasını babil mecüsilerinden buht–ü nassar tarafından verildi. bunlar israiloğulları'nı öyle bir duruma düşürdü ki; sokak sokak bütün evleri didik didik aradılar, birçoklarını öldürdüler, sağ kalanları da esir aldılar. rivayet edilmiştir ki, yetmiş bin yahudi esir olmuştu. bütün mal ve mülklerini yağmaladılar.
israiloğulları'nın başına bu musibet niçin geldi? onlar sırasıyla, önce âdabı, müstehabi, sünneti, farzı ve imanı terk ettiler ve başlarına büyük felaket geldi.
aradan zaman geçti, israiloğulları'nın içinden bir takım insanlar çıkarak, onları doğru yola girmeleri için uyardı. onlarda bu uyarıcıların uyarılarını dikkate alarak atalarının yaptıklarından dönerek, hak yolda yaşanmaya başladılar. böyle olunca da allah celle celaluhu onlara eski devletlerini tekrar verdi. malları çoğaldı, esaretten kurtuldular, tekrar hükümran oldular.
"sonra onlara karşı size tekrar (galibiyet ve zafer) verdik; servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık; sayınızı daha da çoğalttık." (17;6)
kendilerine verilen nimetin kıymetini bilemediler. yine sapıttılar, geçmişte atalarının yaptıklarının aynısını yaptılar. önce âdap, müstehab, sünnet, farz derken imanları çıkıp gitti. bu defa başlarına musibet geldi.
"eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescid'e girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık." (17;7)
ey müslümanlar! israiloğulları'nın bu durumundan ibret alın. onlarda bugünkü insanlar gibi şu âdabı terk etsek ne olur diyordu? sonrada şu müstehabı yapmasak bir şey olmaz demeye başladılar. derken bir bakarsın ki, allah korusun din elden çıkmış. işte israiloğulları'nın başına gelen bu felaket sizin de başınıza gelebilir.
kardeşlerim! biz ne zaman akıllanacağız?
şu müslümanların haline bakın! birbirlerini yiyip bitiriyorlar. düşmana karşı birlik olacakları yerde, herkes ayrı bir havadan vurulur, birbirlerini zayıf düşürüyorlar.

israiloğulları'nın yolunda ilerliyorsunuz
müslümanların esir gibi yaşamalarının sebebi ben-i israil'in yolundan gitmelerindendir. israiloğulları'nın yaptıklarını adım adım uyguladık ve hızla da onların akıbetine doğru sürüklenmekteyiz. size soruyorum, bugün istanbul'da bir milyon kişi namaz kılıyor diyebilir miyiz? diyemeyiz, işte bunun için bu durumlardayız. rabbim bize akıl fikir versin. hiçbir kıymeti ve değeri olmayan dünyalık zevklerin peşinden bizi koşturmasın.
"kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik, demeyesiniz diye…" (06;156)
kur'an–ı kerim onları yarın ahirette çok zor durumlara düşürecek. onlar ahirette zoru gördüklerinde şöyle bir müdafaa yapamayacaklar; "bizden öncekilere gönderdiğimiz kitabı anlayamadık. çünkü bizim lisanımızda değildi. eğer bizim lisanımızda bize bir kitap gönderilmiş olsaydı, biz onunla amel ederdik ve bugün bu durma düşmezdik, diyemeyecekler.
diyemeyecekler çünkü rabbimiz bu kur'an–ı açık seçik anlaşılır bir şekilde inzal buyurdu.
"hakikaten biz bu kur'an'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. (18/ 54)