mizah

1 /
Dönemine göre anlam kazanır. Bu alanda bu bakımdan ölümsüz eser vermek pek güç. Dümbüllü ismail var misal şimdi aç izle belki sırıtmazsın bile ama dümbüllü tırt adam denilemez. Algı değisti toplum değişti, hisler değişti.

30 sene evvel pazar akşamları bizimkiler izliyor gülüyorduk bugün yayinlansa iki bölümlük ömrü ya var ya yok. Her 20 senede bir dinamiği değişiyor. Bu bakımdan çok zor iş yaw.
edebiyat kapsamında ve klasmanında incelenmesi gereken sanattır çünkü gerçeğin güldürücü yanlarını ortaya koyabilmek için yazınsal uğraşlarda da bulunmak gerekir. bazı mizahlar ise doğaçlama olduğu için içtenliği yoğundur, güldürür insanı.
çok önemli bir mayadır.
toplumu bir arada tutmada, ilişkileri sürdürebilmede, arkadaşlıkların devamında hayati bir önemi var ortak mizah anlayışının ve birlikte gülebilmenin. birlikte gülen çiftin ayrılması çok zordur, birlikte gülen kardeşler ne olsa kopamaz birbirinden ve birlikte gülmeyi başarabilen bir toplum da bugün geldiğimiz yere gelmez. aşırı uçlara savrulmuş iki cenahın mizah diye adlandırdıkları arasındaki uçurum bunu bir kere daha kanıtlıyor. neye güldüğümüz kim olduğumuzla doğrudan ilgili bir şey.
ahkam kesmeyecem yetkim yok. (yersen)

odanıza rober hatemo tripleriyle girip parmağımı, kafamı sallayarak biiiiiiiirr çok sıkıldım ikiiii falan gibi maddelere de boğmayacağım sizi.

şimdi efendim geçtiğimiz günlerde bir sempozyum yapıldı. türk edebiyatında mizah ee ne var bunda? salona hakim değilmiş. şu yüzlerde mizah mı konuşuluyor ortamda yoksa başka bi şey mi? anlam veremiyorum.

- napacaklardı lan ciddi konu konuşuluyor orada. ciddi şeyler. sulu şeyler mi anlatsınlar. (mizah? sululuk?)
- araya defne yaprağı misali biraz güleç simalar
- keeeees cahiiil!

git

konuşmacıların fotolarını koymuyorum bile.

"mizah aslında yasaklanmıştır. ancak hafif şakaya göz yumulmuştur.

hz. ömer (r.a) yanındakilere, "şakaya niçin mizah denildiğini biliyor musunuz?" diye sordu; onlar, "hayır" dediler; hz. ömer (r.a), "sahibini haktan uzaklaştırdığı için" dedi.

soru: allah resûlü ve onun ashabı zaman zaman şaka yaptıkları halde bu nasıl yasaklanır?
cevap: eğer sen de allah resûlü ve ashabı gibi şaka yapabilirsen bunda hiçbir sakınca yoktur. şöyle ki:
şaka yaparken doğruyu söyleyeceksin, kimseyi incitmeyeceksin, aşırıya kaçmayacaksın, her zaman değil ara sıra yapacaksın. ancak insanın şakayı sanat haline getirmesi, devamlı yapılması, aşırıya kaçması, sonra da, "allah resûlü de şaka yapardı" deyip onun sünnetine sarıldığını düşünmesi büyük bir hatadır."

*
MİZAH. Halk Edebiyatı. Halk edebiyatında mizahın yer aldığı türlerin başında fıkra gelir. Önceleri Osmanlı edebiyatında latife adıyla bilinen fıkralarda hayattaki olumsuzluklar, aile, hukuk, terbiye, yardımlaşma, eğitim gibi konular halkın güleçliğiyle dile getirilir. Bu özellikleriyle fıkrayı sözlü halk edebiyatı ürünleri arasında mizahı temsil eden en tipik yapı kabul etmek mümkündür. Nasreddin Hoca, İncili Çavuş, Tıflî, Bekri Mustafa, Kemîne gibi kişi adlarına veya çeşitli mahallî tiplere bağlı olan fıkralar yanında Bektaşî, Mevlevî, Yörük, Terekeme, Tahtacı gibi inanç gruplarına ve topluluklara; Karadenizli, Kayserili, Konyalı, Çemişkezekli gibi yörelere; yahudi ve Rum gibi Anadolu azınlıklarına; Behlûl-i Dânâ ve Karakuşî Kadısı gibi İslâm kültürü içinde yer alan kimselere bağlı olan fıkralar da vardır (bkz: LATİFE). Halk edebiyatında mizah içeren diğer bir tür masaldır. Dinleyenlerin dikkatini çekmek amacıyla masalların, “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellâl iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken” gibi başında; “Az gittik, uz gittik; dere tepe düz gittik; altı ay bir güz gittik; bir de ardımıza baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz” gibi ortasında ve, “Gökten üç elma düştü; biri anlatana, biri dinleyene, biri de başkasının yüzüne kara sürmeyenin başına” gibi sonunda söylenen tekerlemelerde mizah ön plandadır. Tekerlemeler dışında çeşitli mizah öğelerinin kullanıldığı Türk masallarının bu konuda en dikkate değer olanları Keloğlan masallarıdır. Bunlarda, özellikle Keloğlan’ın şahsında Türk halkının gülme ve güldürme anlayışı birçok yönüyle yansıtılmış bulunmaktadır. Saz şairlerinin şiirleri mizahın yer aldığı diğer halk edebiyatı ürünleridir. Atışmalarda rakibinin şairlik gücünü ölçen âşık zaman zaman onun çeşitli yönlerini mizahî bir anlayışla dile getirir. Kaygusuz Abdal, Kazak Abdal, Âşık Dertli, Âşık Şenlik ve günümüzden Âşık Reyhânî ile Âşık Murat Çobanoğlu ve saz şairi olmamakla birlikte hece vezniyle başarılı şiirler yazan Abdülvahap Kocaman ile Abdürrahim Karakoç mizah öğesini ustaca kullanan isimlerdir. Karagöz ve orta oyunu başta olmak üzere seyirlik halk oyunlarında da mizah temel öğelerden biridir. Bu oyunlarda ağırlık verilen eleştiri ve taşlamaların en önemli yönü gülünçleştirmedir. Temeli teşkil eden taklit ve tenkitte kafiyeli söyleşiler, jest ve mimikler, giyim kuşam, tavır ve davranış, yanlış anlamalar, mantık ve gerçek dışı durumlar birbiri ardınca tekrarlanarak mizah öğesinden yararlanılmış, böylece oyunlar daha ilgi çekici hale getirilmiştir. Türk halk edebiyatında zengin ve köklü bir geleneği olan bilmecelerin de çoğunun anlamında ve söylenişinde mizah öğesinden yararlanıldığı görülür. Anonim halk edebiyatı ürünlerinden deyim ve atasözlerinde tenkit yanında ince bir mizaha da yer verilmiştir: “Tut kelin perçeminden”; “El elin eşeğini türkü çağırarak arar”; “Aç aç ile yatınca arada dilenci doğar”; “Körle yatan şaşı kalkar” gibi. Tekerlemeler de mizahî öğelerin bulunduğu anonim halk edebiyatı ürünleridir. Daha çok sınama niteliğinde olan, ses yapısı bakımından söylenişinde güçlükler bulunan ve yanıldığı zaman söyleyeni gülünç duruma düşüren ibareler mizahî unsurların ağır bastığı tekerlemelerdir. Bunlardan başka çocukların oyun esnasında söylediği tekerlemelerde de mizahî öğeler vardır. Bazı dinî-tasavvufî edebiyat ürünlerinde, bilhassa Bektaşî-Alevî şairlerin şathiyelerinde ve yergilerde de mizaha yer verilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

M. Sunullah Arısoy, Türk Hiciv ve Mizah Antolojisi, İstanbul 1967; Orhan Şaik Gökyay, Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul 1973, s. 3, 75-82; Aziz Nesin, Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, İstanbul 1973; Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, İstanbul 1975, s. 333-345; Dursun Yıldırım, Türk Edebiyatında Bektaşi Tipine Bağlı Fıkralar, Ankara 1976, tür.yer.; Ferit Öngören, Cumhuriyet Dönemi Türk Mizahı ve Hicvi, Ankara 1983; Şükrü Elçin, Türkiye Türkçesinde Mâniler, Ankara 1990, s. 97; Feyzi Halıcı, Âşıklık Geleneği ve Günümüz Halk Şairleri, Ankara 1992, s. 582-583; Müjgân Üçer, Atalar Sözü Yerde Kalmaz: Sivas’ta Sözlü Gelenek, İstanbul 1998, tür.yer.; Pertev Naili Boratav, Tekerleme, İstanbul 2000, tür.yer.; a.mlf., “Halk Dilinde Hiciv ve Mizah”, Yurt ve Dünya, IV/25, Ankara 1943, s. 28-31; Nurettin Albayrak, Ansiklopedik Halk Edebiyatı Terimleri Sözlüğü, İstanbul 2004, s. 391-394; a.mlf., “Hiciv”, DİA, XVII, 452; Murat Uraz, “Halk Edebiyatında Mizah”, TFA, I/12 (1950), s. 178-179; a.mlf., “Halk Edebiyatında Hiciv ve Mizah”, a.e., XV/298 (1974), s. 6965-6966; Ali Rıza Önder, “Erzincanda Mizah”, a.e., VI/125 (1959), s. 248; VI/129 (1960), s. 2130-2131; M. Akif Işık, “Taşıt Sözleri”, HK, sy. 1 (1985), s. 49-57; Fikret Türkmen, “Doğu ve Batı Dünyasında Mizah Anlayışı”, TKA, XXXIV/1-2 (1998), s. 173-185; a.mlf., “Osmanlı Döneminde Türk Mizahı”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, sy. 4, İzmir 2000, s. 1-10; Kenan Akyüz, “Mizah”, TA, XXIV, 263; Mustafa Kutlu, “Mizah”, TDEA, VI, 383-388; İbrahim Altunel, “Latife”, a.e., XXVII, 109-110.

Nurettin Albayrak
*