moby dick

1 /
hermann melville'in romanı hakkında edebi bir tahlil yapmak konusunda kendimi aciz görüyorum, esere bakışımı şöyle özetleyebilirim. bu kitap insanoğlunu sanatla şereflendiren bir çalışmadır. klasik batı müziğinde bach'ın herhangi bir çalışmasına muadil bir kategoridedir.

-eseri değişik tarzda okumalarla yorumlamak mümkün. siyasi, psikolojik, ideolojik, maskülanite, din veya felsefe üzerinden yapılacak tüm yorumlar yazarın meramını yansıtabilir. öte yandan melville, bunların hiçbiri hakkında çıkarım yapılmasını öngörmemiş sadece deniz ve balina üzerinden bir hikaye anlatmak istemiş de olabilir. ama olayın siyak-ı sibakı, gerek roman gerekse filmdeki diyaloglar bunun çok katmanlı bir eser olduğunu ispatlıyor.

-filmde rahip rolünde birkaç dakika görünen orson welles'in, filmin yunus as'ın kıssasını anlattığı ve ''İnsanoğlu nedir ki rabbinden daha uzun yaşasın'' diye bitirdiği vaazı,izlediğim filmler arasında dini duygularımı en fazla harekete geçiren sahnelerden birisidir. vaaz kürsüsüne çıktığı merdivenin denizcilerin ipten merdiveni şeklinde olması ve kürsünün ucunda bordaya benzetilen haçın varlığı muhteşemdir.

-gregory peck, çok daha genç olmasına rağmen orta yaşlı bir karakter olan ahab ile özdeşleşmiştir. filmin tarihi 1956 olmasına rağmen balina avı sahneleri birkaç sekans haricinde sırıtmamaktadır. en azından filmin altmış dört yıllık olduğunu göz önüne alarak oyuncuların yüz ifadelerine odaklanmak gerekir ki efektlerin teknoloji yoksunluğu yüzünden yetersiz oluşunu, oyuncuların teatral ifadeleri kurtarır. bu arada oyuncuların da önemli bir kısmının ingiliz olduğunu standart amerikan simasını taşımamalarından tahmin ettim. ama beni şaşırtan ishmael'i oynayan oyuncunun ahab'dan (gregory peck) ten bile yaşlı oluşu oldu.

roman-filmde ana karakter, varlığını bir balinayı öldürmek gibi bir ideale adamıs ve bu uğurda sorumluluğunu üstlendiği kişileri de felakete sürükleyen, benlik yitimine uğramış biridir. ikinci kaptan starbuck ise aklı ve sağduyuyu temsil eder. her ne kadar akil kişi olsa da davasının haklılığına inanışı, onu kaptan ahab'a darbe yapmaya cesaret edecek düzeye getiremez. çünkü mizacında ahab'ta olan yırtıcılık ve iktidar şehveti yoktur. ahab gerçek bir alfadır ama aynı zamanda bir amok koşucusudur. akla değil duygulara, mitolojiye, efsanelere, dine ve filmde de görüleceği gibi biraz da altına dayanır. tayfaların eril denizci karakterlerini gıcıklayarak kaçınılmaz sona doğru hepsini sürükler. bu yolda tüm ahlak ve göksel yasaları çiğneyecektir. biz, böyle liderleri çok iyi tanıyoruz, kimisinin hikayeleri öyle ya da böyle bitti kimininki amok koşusuyla sürüyor. tanrı yahut şeytan da mucizevi birkaç hadiseyle ahab'tan soğuyan yahut kuşkuya düşer gibi olan tayfaları ona tekrar bağlamıştır. starbuck aydın yahut bilim adamını temsil ederken ikinci ve üçüncü kaptanlar tamamıyla halk prototipidir.

filmle ilgili şüphede kaldığım tek şey queequeg'in kemiklerle zar atarak elde ettiği kehanet üzerine yaptırdığı ahşap tabutu kendisi için mi yoksa kurtulacağını gördüğü ishmael için mi yaptırdığıdır. ikincisi olmasa pipoyu, zıpkını ve sandığı ona miras bırakır mıydı ?
justified izlerken boyd crowder tarafından alıntı yapıldığında kendisini moby dick'e raylan'ı da ahab'a benzetmesi gülümsetici olmuştur. kısaca popüler kültürün hala referans kaynağı bir eserdir.

(bkz: justified)
intikam duygusunun ne kadar yakıcı ve tüketici olduğunu gözünüze sokar. toplamda 133 bölümden oluşur ve her bir bölümünün sindirimi oldukça zaman alır.
roman ''bana ismael diyin'' diye başlar. benim adım ismael demez, çünkü isminin de varlığının da anlamı yoktur ana karakterin denizlere açıldığı ilk günlerde.
ve aslında bu anlamsızlık daha doğrusu anlamlandırma çabasıdır onu körü körüne bir intikama bağlayan.

sadeleştirilmiş baskısını okuduğumda 11 yaşımdaydım ve canımı yakan tek şey balinaların hunharca avlanıp, canlarının yakılmasıydı ve belki de bu sebeple moby dick isimli japon balığımı 5 yıl boyunca el üstünde tutmuştum.

sonraları her okumamda başka bir şey keşfettim, kendime, melville'e ve duygularımıza dair.
her 10 yılda bir okunması gereken romanlardandır vesselam.

call me ishmael diye başlar ki bu tüm edebiyat tarihinin en etkileyici açılış cümlelerinden git ismail cariye hacerin oğludur evin hanımı sarenin hizmetçisidir ve siyahtır arapların atasıdıgit yetimliği simgeler terkolunmuşluğu çölde yalnız bırakılmayı babası yaşarken öksüz kalmayı sahibi yoktur ama aslında sahibi Allahtır işte bu cümleyle sizi baştan öldürür hermann melville daha sonrası ateşte yavaş yavaş kızarmak gibidir
19. yy'da melville tarafından kaleme alınmış hala dünyanın pek çok yerinde edebiyat lisans öğrencilerine okutulup okutulmaması konusunda profesorlerin muallakta kaldığı ağır ağır okunması gereken muhteşem roman.
toplamda 120 bolumden oluşur ve her bir bölümün başlığı açılsa yeridir.
melville in denizcilik deneyiminin eserdeki gerçekçi dile ve anlatıma yansıdığını görürüz.
bacağını yıllar önce moby dick'e kaptıran kaptan ahab'ın, tüm hayatını alacağı intikama adayarak kendini ve emrindeki bir gemi dolusu tayfayı ölüme sürükler ve öfke ile kinin yıkıcı etkilerini dev dalgalarla zihnimize işlemis olur.
moby dick'i eğer sadece beyaz bir balinayla,o balinaya düşman olan kaptan Ahab'ın hikayesi şeklinde algılarsanız,kitap size fazla bir şey ifade git öyle bir kitaptırki kitaptaki cümleleri alt alta sıraladığınızda şiirlerin ortaya çıktığı görülür.Mitoloji,felsefe,anatomi gibi bilimlerle alakalı yönleride vardır kitabın,Sabahattin Eyüboğlu ve Mina Urgan'ın ortak çevirisi çok başarılıdır.Hatta bu çeviride Mina Urgan'ın önsözü mutlaka okunmalıdır.