nasılsın

1 /
seneler evvel zekasını kılık kıyafetine pek aksettirmeyen bir muhasebeci ile türkiye'nin avrupa macerasının politik ve kültürel bir entegrasyonla bitip bitmeyeceğini konuşuyorduk. bana hafızamda kalan şu cümleyi söyledi:

''avrupa türkiye'yi almayacak ama türkiye, avrupa'ya yaklaşmak için adım attıkça bir gün kendine baktığı vakit bir avrupa ülkesi gibi olduğunu görecek.''

tabi gerek insan hakları, gerekse iktisadi alanda o şahısla konuştuğumuz zamanlardan ne kadar ileri olduğumuz tartışılsa da bir noktada tespiti haklı çıktı. beşeri münasebetlerde cemiyeti oluşturan etnik, kültürel, cinsiyet ve sosyal sınıf katmanlar arasında ''ikircikli bir düşmanlık, korunaklı bir sahtelik'' husule geldi.

avrupalılar ve kuzey amerikalıların ''small talk'' dedikleri ayak üstü dişe dokunmayan sohbetler, onların birbirleriyle münasebetlerinin ekserisini oluşturur. yeni bir insan tanımaya karşı duyulan sınırsız yorgunluk hali, mevcut tanıdıkların dertlerine ortak olma korkusuyla beraber memleketimiz insanına da sirayet etmiştir. ''nasılsın'' sözcüğü tamamen özünden koparılmış, adet haline dönüşmüş bir ibadetin sonrasında tövbekar sofunun şuursuzla çektiği tesbih duasına benzemiştir.

nasılsın'a alınacak cevap ''iyiyim'' den farklı olabilir mi ? sorulan da soranın kendisinin nasıl olduğunu merak etmediğini biliyor. bunu idrak edemeyenler toplumun dışına itilmiş bülhler, yaşlılar ve psikolojik sorunlarla baş edemeyen bir takım gençler olabilir.

evet, birbirimizin nasıl olduğu pek umurumuzda değil. birbirimizi dinlemiyoruz. dinlediğimiz zaman da işler onun bizden duygusal bir yardım isteyeceği noktaya doğru geliyorsa usulca bu durumdan sıyrılmak için ondan uzaklaşıyoruz. bana kalsa ''nasılsın iyi misin'' sözünü günlük hayattan kaldırırım.
Hani en güzeli, onca sıkıntı stres dert içinde kalan birinin size bunu sorması. Kendi acısı ve sorunu içinde boğulurken aklına yine de sizin gelmeniz. Böylesi durumda bu soru soruluyorsa kötü olma şansınız yoktur.