neden evlenmedin sorusuna verilebilecek alternatif cevaplar

1 /
nasip, kısmet. (daha uzatmak yersiz)

asıl sebep, herşeyini anlatabileceğin, içini herşeyiyle dökebileceğin, bir derdin olduğunda seni anlayan, gerçekten kalpten "iyi ki varsın, i̇yi ki sen yanımdasın" diyebileceğin çok kişinin olmaması.
derdini anlattığında senden soğuma ihtimali bile var.
ben en yakın arkadaşımla her derdimi paylaşabiliyorum. evet belki aynı düşüncede olmadığımız çok konu var, belki tartıştığımız zamanlar olur ama her zaman benim iyiliğimi istediğimi biliyorum.
hayat arkadaşımdan beklediğim de bundan daha az olmamalı. ama o kadar kolay olmuyor işte.
o yüzden evlensen bile çok paylaşmayacaksın, mutluymuş gibi yapacaksın, bi de özel günlerde çiçek miçek alınca yürür heralde.
insanların üzerine vazife olmayan bazı sorular var.

çocuk düşünmüyor musunuz?
kilo mu aldın sen?
ne kadar maaş alıyorsun?

gibi...
neden evlenmedin de onlardan biri. insanlar bunu sorabilecek güveni kendilerinde nereden buluyorlar bilmiyorum. genelde insanların evlenmemek ve hatta evlenmekle ilgili nedenleri kişiseldir ve bu kişisel nedenleri sizin nedenlerinizi anlayabilmenin yanından bile geçmeyecek insanlara açıklamak istemezsiniz. sizi tanıyan anlayan insanlar içinse zaten açıklama gerekmez. o yüzden bu toksik insanları genelde savuşturmak için bir şeyler söylersiniz. ben de patavatsız bir akrabamla şöyle bir diyalog yaşamıştım.

-neden evlenmedin?
+neden evlenmeliyim
-aaa deme öyle oğlum aile, çoluk çocuğa karışmak güzel bir şey
+var zaten benim çocuğum

sonra teyzeye bir kal geldi ve fonda şöyle bir müzik yükseldi .



ve çok uzun süre akrabalar tarafından bu patavatsız soruya maruz kalmadım.
gerçi sonra mevzu annemin kulağına gidince oğlum millete niye böyle bir şey söylüyorsun, elalem hakkında ne dedikodu çıkardı biliyor musun diye fırçamı yiyip 30 yaşımda terlikle kovalanmışlığım var ama o ayrı.


-evlisin sonuçta ne kadar entelektüel olabilirsin ki kaidesi.
-her fraksiyonda yayılım alanı olan feminazi ve kendim için de mgtow.
-iki tarafta da isteklerin ve egoların ziyadeleşmesi.
-ruh ve ten uyuşmazlığı.
-nankörlük.
-geçmiş menfi tecrübeler.
-özgürlüğün kronik lezzeti.
-yapılan hataların sevginin katsayısını geçmesi.
-birlikteliği tek tarafın beslemesi gibi gibi gibi leş nedenler işte diye verilebilecek cevaplardır.
Evlenmek fikrini tamamen aklımdan çıkarmış olduğum ve gerçekten de hiç düşünmediğim, bu yönde hayal kırıntısına bile zihnimde yer vermediğim dönemlerde, yerli yersiz karşıma çıkardı şu soru. Eski okul arkadaşlarımla buluştuğumda, eve bir misafir geldiğinde, aileyi temsilen bir düğüne filan gittiğimde, mutlaka sorulurdu. Hatta yaz aylarında, işten dönüşünü uzun boğaz hattı vapuru seferi ile yaparken bir şekilde sohbet etmeye başladığımız, tanımadığım yabancı yolcu bile konuşma içinde sorardı. Aslında sorudan daha rahatsız edici olan, verilen cevaba rağmen ısrar edilip, uzatılması. Konudan ne kadar sıkıldığım ya da incindiğim, verdiğim cevabın kısa ve köşesizliğinden belli oysa. Ama yetmiyor, yetemiyordu insanlara. Deşildikçe ilginçliklerle karşılaşılacak bir özel hayat değildi ki benimki. Bu neyin merakıydı?

Bir tarihte, misafirliğe gelen bir akraba yine sordu bunu. Geçmişimi bildiği için, ben kısalttıkça, o uzattı. Bu teklifsizlik, bu yabani ısrar Sonunda dayanamadım, patladım. "Sen benim ne yaşadığımı, neyi yaşıyor olduğumu biliyor musun? Bir kez olsun sordun mu, nasılsın diye. Madem meraklısın, hadi beni evlendir." Dedim. Sessiz sakin dururken, hiddetlenince şaşırdı. Öyle bağıran çağıran, kavga çıkaran biri değilimdir. "Ne kadar altın yapacaksın. Evi nereden tutacaksın bana. Eşyaları nereden alacaksın" dedim. İyice haşladıktan sonra, "insanlara faydanın dokunmayacağı konularda konuşma" dedim. Evlenirken de unutmadım onu. Anneme kesinlikle çağırmayın düğüne dedim.

Ağzınızı da, gerekirse elinizi de korkak alıştırmayın, bu cevabı verirken.