nedim

1681-1730 yılları arasında yaşamış olup, merzifonlu mehmed efendinin oğlu ve asıl ismi ahmed'dir. istanbul'da doğmuş ve çok küçük yaşta medrese eğitimi almaya başlamıştır. arapça öğrenmiş, müderrislik ve mahkeme naipliği yapmıştır. nevşehirli damat ibrahim paşa, kendisini şahsi kütüphanesinde görevlendirmiş, buradaki görevinde onun yazdığı şiirlerden çok etkilenmiştir. böylece, sultan üçüncü ahmet'in bulunduğu toplantılara da katılmaya başlamış ve sultanın gözüne giren nedim'in saray hayatı da başlamıştır.

şiirlerinde, divan şiirinin katı kurallarına, herkes gibi uysa da, bazı yenilikler yapmaktan da geri durmamıştır. örneğin bazı eserlerinde aruz yerine hece ölçüsü kullanmıştır. divan şiirinde çığır açmış olmala birlikte, değeri öldükten çok sonra anlaşılmıştır. en çok, istanbul aşkı ile tanınır. zaten istanbul şivesi akımının da öncüsüdür ve o istanbul şairi olarak bilinir.

başlıca eseri ise nedim divanıdır. mahallileşme akımının öncüsü olarak, divan edebiyatındaki soyut sevgili ve mekanlar onun şiirlerinde somuta dönüşmüştür. yani sevgilisi hem beşeri aşkı anlatır hem de gerçektir. zevk, eğelnece, içki şiirlerinin temelini oluştururdu. yapmacıklıktan kaçınır ve anlatma istedkilerini içten bir şekilde şiirlerine dökerdi.


"yetmez mi sana bister ü balin kucağım
serd oldu hava çıkma koyunda kuzucağım"
devamını gör...
"osmanlı'nın ilk kırığı" değiildir. kusura bakılmasın ama osmanlı'da da dünyanın her yerinde olduğu gibi daha nice "kırık"lar vardır.

türkçe'nin büyük şairlerindendir. okuyunuz, okutunuz. ayrıca.. tasavvufi mecazları çok büyük ustalıkla kullanır.
devamını gör...
"sana kimisi canım kimi cananım diye söyler,
nesin sen doğru söyle can mısın, canan mısın kafir?

niçin sık sık bakarsın böyle mirat-ı mücellaya?
meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kafir?"
devamını gör...
hep yarı baygın ifade edilmesi divan edebiyatı şerhlerindeki hatalardan ve kendisini uzman diye tanıtan adamlar yüzündendir. bildiğin saray şairi işte.
devamını gör...
güllü dîbâ giydin ammâ korkarım âzâr eder
nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni
*
diyen üstad. sevgiliyi gözünden bile sakınmak bu olsa gerek. eskiden sevgiliye ne denli kibar hitap edildiğinin göstergesi.
devamını gör...
nedim. (نديم)

hükümdarın özel sohbet ve eğlence arkadaşı.

sözlükte “kadeh arkadaşı, dost” anlamına gelen nedîm kelimesi nüktedan kişiliği, bilgisi ve çeşitli mârifetleriyle hükümdara arkadaşlık eden kişileri ifade eder. bu anlamda ayrıca mücâlis ve musâhib de kullanılır. osmanlılar daha çok musâhib kelimesini tercih etmekle beraber bazı kaynaklarda nedime de rastlanmaktadır (bkz: musâhib). Nedim kelimesinin, Cezîme el-Ebraş’ın darbımesel olmuş (Ebû Mansur es-Seâlibî, Ŝimârü’l-ķulûb, s. 182-183) iki nedimi Mâlik ve Âkil’i katlettikten sonra duyduğu pişmanlıktan geldiği söylenir (Abdülkādir el-Bağdâdî, IV, 304) İbn Habîb’in verdiği bilgilerden Câhiliye döneminde Kureyş’in ileri gelenlerinin birer nedimi olduğu anlaşılmaktadır (el-Muĥabber, s. 173). Bir kabile mensuplarıyla yakın arkadaşlık kuran başka kabileden biri onların nedimi sayılırdı. Nuaym b. Mes‘ûd, Câhiliye’de Benî Kurayza’nın nedimi idi (İbn Hişâm, III-IV, 229).

Saraylarda görevli nedimler işret meclislerinde hükümdara eşlik eder, şarkı veya şiir söyleyerek, nükte yaparak onu eğlendirirlerdi. “Münâdeme” kelimesi bu tür eğlenceler için kullanılırdı. Câhiz et-Tâc fî aħlâķi’l-mülûk adlı eserinde (s. 23, 24, 25-26), eski İran saray teşkilâtının etkisiyle Emevî ve Abbâsîler’de de görülen nedimlerin görev ve hizmetleri konusundaki ilk esasları Sâsânî hükümdarlarından Erdeşîr b. Bâbek’in koyduğunu söyler. Eski Ahid’de sözü edilen İran sarayındaki içkili eğlenceler ve memurların uymak zorunda olduğu kurallar da (Ester, 1/5-7) münâdeme ile ilgili olmalıdır. Câhiz’e göre nedimler büyük mûsiki üstatları, bilgi ve şeref ehli sohbet arkadaşları, ayrıca komiklik yapanlar, oyuncu, çalgıcı ve okuyucular olmak üzere üç tabakaya ayrılır. Bazı hükümdarların nedimleriyle aralarında perde bulunurdu. Hükümdarın isteğine göre hünerini gösteren nedimler, “sâhibü’s-sitâre”nin işaretiyle bunu belli bir düzen içinde ve en uygun zamanda yapardı. İbrâhim el-Mevsılî, İbn Câmi‘ ve Zelzel gibi mûsiki üstatları nedimlerin birinci tabakasında yer alırken Amr el-Gazzâl ve İshak Bersûmâ ikinci tabakadan sayılırdı. Her tabakadaki müzisyenlerin repertuvarları farklı olurdu. İshak Bersûmâ, kendisinden İbn Câmi‘e ait bir şarkı istenince onu ancak birinci tabakaya yükseltildiği takdirde icra edebileceğini söylemiş ve isteği yerine getirilmiştir (a.g.e., s. 41). II. Yezîd’in nedimler arasındaki derecelendirmeyi kaldırmasına rağmen Abbâsî sarayında buna uyulmuştur. Nedimlik sadece şiir ve mûsiki ile alâkalı değildi. Bunlar arasında değişik dallarda ilim ve kültür sahibi olanlar da bulunurdu. Behlûl-i Dânâ ve Belâzürî’nin de nedimlik yaptığı nakledilir.

Nedimlik Selçuklular’da ve diğer İslâm devletlerinde devam etmiştir. Nizâmülmülk, Râvendî ve bir rivayete göre kendisi de Gazneli Sultanı Mevdûd b. Mes‘ûd’un nedimi olan Keykâvus b. İskender nedimlerde aranan özellikler ve onların görevleri Hakkında bilgi vermektedir. Nedimler görgülü, faziletli, sır tutan, iyi ahlâklı, güzel giyinen, güler yüzlü, kültürlü ve bilhassa güzel yazı yazan, şiir, tıp, astroloji, içecekler, oyunlar, eğlence meclisleri, av, çevgân, güreş gibi konularda bilgi sahibi, yerine göre ciddi, yerine göre nüktedan ve şakacı, ayrıca bir tehlike anında kendilerini hükümdara siper etmekten çekinmeyecek kadar cesur olmalıdır. Sultanla en ciddi konuları konuşabilen nedimler yeri geldiğinde hikmetli sözlerle onları düşündürür, bazan da şarkılarla, şiirlerle coştururlardı. Sultanla satranç oynar, üzüntülerini gidermeye çalışırlardı. Bazı hükümdarlar nedimlerine büyük iltifatlarda bulunmuş, onlara değerli hediyeler vermiştir.

Nedimler göreve başlamadan önce özel eğitim alırlardı. Bu eğitim sırasında kendilerine huzurda nasıl davranacakları öğretilir, özellikle sultana bir uyarıda bulunmak gerekirse bunu doğrudan değil geçmiş hükümdarlardan örnekler vererek yapmaları söylenirdi. Nedimlerin kıyafetleri zamana ve diğer şartlara göre farklılık taşırdı. Hilâl es-Sâbî genel olarak münâdeme kıyafetinin altın işlemeli sarık, iç elbisesi, “mübettana” denilen bir tür üst elbisesi ve önü açık cübbeden oluştuğunu söyler, ayrıca süslerle güzel kokudan bahseder (Rüsûmü dâri’l-ħilâfe, s. 96). İbnü’n-Nedîm el-Fihrist’te (s. 157 vd.) nedimlerle ilgili âdâb, usul ve menkıbeleri ihtiva eden eserler için bir bölüm ayırmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Hişâm, es-Sîre2, III-IV, 229; İbn Habîb, el-Muĥabber, s. 173 vd.; Câhiz, et-Tâc fî aħlâķi’l-mülûk (nşr. Ahmed Zeki Paşa), Kahire 1332/1914, s. 21, 22, 23, 24, 25-26, 27, 28, 29, 30, 31 vd., 41 vd., 71 vd.; Mes‘ûdî, Mürûcü’ź-źeheb (nşr. Yûsuf Es‘ad Dâgır), Kum 1984, I, 267 vd.; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 157 vd.; Ebû Mansûr es-Seâlibî, Ŝimârü’l-ķulûb (nşr. M. Ebü’l-Fazl İbrâhim), Kahire 1985, s. 182-183; a.mlf., Âdâbü’l-mülûk (nşr. Celîl el-Atıyye), Beyrut 1990, s. 146 vd.; Ali b. Rezîn el-Kâtib, Âdâbü’l-mülûk (nşr. Celîl el-Atıyye), Beyrut 2001, s. 114 vd.; Hilâl b. Muhassin es-Sâbî, Rüsûmü dâri’l-ħilâfe (nşr. Mîhâîl Avvâd), Beyrut 1406/1986, s. 96; Keykâvus b. İskender, Kabusname (trc. Mercimek Ahmet, nşr. Orhan Şaik Gökyay), İstanbul 1974, s. 270-274; Nizâmülmülk, Siyâsetnâme (nşr. Mehmet Altay Köymen), Ankara 1999, s. 64-65, metin, s. 94-96; Râvendî, Râhatü’s-sudûr (Ateş), II, 374 vd.; Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, VI, 146 vd.; Koçi Bey, Risâle, İstanbul 1303, s. 31; Abdülkadir el-Bağdâdî, Ħizânetü’l-edeb, IV, 304; M. Manazir Ahsan, Social Life Under the Abbasids, London 1979, s. 56; Pakalın, II, 583, 667; J. Sadan, “Nadīm”, EI² (İng.), VII, 849-852; Nebi Bozkurt, “Eğlence”, DİA, X, 485.

Nebi Bozkurt *
devamını gör...
zarif bir dil kullanmış şairdir.

haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
mey süzülmüş şã®şeden ruhsâr-ı al olmuş sana

bã»y-i gül taktã®r olunmuş nâzın işlenmiş ucu
biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

sihr ü efsã»n ile dolmuşdur derã»nun ey kalem
zülfi hârã»t'un demek mümkin ki nâl olmuş sana

şöyle gird olmuş fireng-istan birikmiş bir yere
sonra gelmiş gã»şe-i ebrã»da hâl olmuş sana

ol büt-i tersâ sana mey nã»ş eder misin demiş
el-amân ey dil ne müşkilter suâl olmuş sana

sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
kendin aldırdın gönül noldun ne hâl olmuş sana

leblerin mecrã»h olur dendân-ı sã®n-i bã»seden
la'lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana

yok bu şehr içre senin vasf etdigin dil-ber nedã®m
bir perã®-sã»ret görünmüş bir hayâl olmuş sana

devamını gör...
geveze nin favori tiplemelerindendir. nerede belalı bir haber var gider oradan bağlanır. kah gallerde, kah şebinkarahisar da.. en son sapık bir mutfak robotu tarfından taciz edildiğine denk gelmiştim..
devamını gör...
ah ah

afet-i can dediler gamze-i celladın için

şiiri ile beni benden alan insanımsı varlık..



--- alıntı ---


Afet-i can dediler gamze-i celladın için
Nahl-i gül söylediler kamet-i şimşadın için

Yazdı çün kilk-i kaza fitne vü âşÃ»b emrin
Ara yerini açık koydu senin adın için

Çeşm-i ebrûya kafa-dârsın ey zülf-i siyah
Sen ne kafirsin o kafirlere imdadın için

Sen ki bülbül gül için nâle edersin bî-ferd
Seni gülden ayırır nâle vü feryadın için

Hey nesin sen ki duyup handeni kûh-sârda kebk
Katı âvâz ile tahsîn okur üstadın için

Çokdan ey kilk-i Nedimâ niçin oldun hâmûş
Bizi hasrette kodun nazm-ı vev-îcâdın için
--- alıntı ---

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.