nedim

1681-1730 yılları arasında yaşamış olup, merzifonlu mehmed efendinin oğlu ve asıl ismi ahmed'dir. istanbul'da doğmuş ve çok küçük yaşta medrese eğitimi almaya başlamıştır. arapça öğrenmiş, müderrislik ve mahkeme naipliği yapmıştır. nevşehirli damat ibrahim paşa, kendisini şahsi kütüphanesinde görevlendirmiş, buradaki görevinde onun yazdığı şiirlerden çok etkilenmiştir. böylece, sultan üçüncü ahmet'in bulunduğu toplantılara da katılmaya başlamış ve sultanın gözüne giren nedim'in saray hayatı da başlamıştır.

şiirlerinde, divan şiirinin katı kurallarına, herkes gibi uysa da, bazı yenilikler yapmaktan da geri durmamıştır. örneğin bazı eserlerinde aruz yerine hece ölçüsü kullanmıştır. divan şiirinde çığır açmış olmala birlikte, değeri öldükten çok sonra anlaşılmıştır. en çok, istanbul aşkı ile tanınır. zaten istanbul şivesi akımının da öncüsüdür ve o istanbul şairi olarak bilinir.

başlıca eseri ise nedim divanıdır. mahallileşme akımının öncüsü olarak, divan edebiyatındaki soyut sevgili ve mekanlar onun şiirlerinde somuta dönüşmüştür. yani sevgilisi hem beşeri aşkı anlatır hem de gerçektir. zevk, eğelnece, içki şiirlerinin temelini oluştururdu. yapmacıklıktan kaçınır ve anlatma istedkilerini içten bir şekilde şiirlerine dökerdi.


"yetmez mi sana bister ü balin kucağım
serd oldu hava çıkma koyunda kuzucağım"
devamını gör...
"osmanlı'nın ilk kırığı" değiildir. kusura bakılmasın ama osmanlı'da da dünyanın her yerinde olduğu gibi daha nice "kırık"lar vardır.

türkçe'nin büyük şairlerindendir. okuyunuz, okutunuz. ayrıca.. tasavvufi mecazları çok büyük ustalıkla kullanır.
devamını gör...
"sana kimisi canım kimi cananım diye söyler,
nesin sen doğru söyle can mısın, canan mısın kafir?

niçin sık sık bakarsın böyle mirat-ı mücellaya?
meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kafir?"
devamını gör...
şu mısraların yazarı büyük şair:

yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber nedim
bir peri-suret görünmüş bir hâyâl olmuş sana




devamını gör...
hep yarı baygın ifade edilmesi divan edebiyatı şerhlerindeki hatalardan ve kendisini uzman diye tanıtan adamlar yüzündendir. bildiğin saray şairi işte.
devamını gör...
aristo'yu bildiğine inanmak zor, ama biliyormuş!*

cila vermiş ise ayine-i iskendere risto
benim sen saykal-ı ayine-i re'y-i savabımsın


(bkz: saykal)
(bkz: risto)
(bkz: re y)
devamını gör...
güllü dîbâ giydin ammâ korkarım âzâr eder
nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni
*
diyen üstad. sevgiliyi gözünden bile sakınmak bu olsa gerek. eskiden sevgiliye ne denli kibar hitap edildiğinin göstergesi.
devamını gör...
'benim kaderim kaf ile değil kef ile yazılmış' demiş. kaderimiz bir bu manada.
devamını gör...
nedim. (نديم)

hükümdarın özel sohbet ve eğlence arkadaşı.

sözlükte “kadeh arkadaşı, dost” anlamına gelen nedîm kelimesi nüktedan kişiliği, bilgisi ve çeşitli mârifetleriyle hükümdara arkadaşlık eden kişileri ifade eder. bu anlamda ayrıca mücâlis ve musâhib de kullanılır. osmanlılar daha çok musâhib kelimesini tercih etmekle beraber bazı kaynaklarda nedime de rastlanmaktadır (bkz: musâhib). nedim kelimesinin, cezîme el-ebraş’ın darbımesel olmuş (ebû mansur es-seâlibî, ŝimârü’l-ķulûb, s. 182-183) iki nedimi mâlik ve âkil’i katlettikten sonra duyduğu pişmanlıktan geldiği söylenir (abdülkādir el-bağdâdî, ıv, 304) ibn habîb’in verdiği bilgilerden câhiliye döneminde kureyş’in ileri gelenlerinin birer nedimi olduğu anlaşılmaktadır (el-muĥabber, s. 173). bir kabile mensuplarıyla yakın arkadaşlık kuran başka kabileden biri onların nedimi sayılırdı. nuaym b. mes‘ûd, câhiliye’de benî kurayza’nın nedimi idi (ibn hişâm, ııı-ıv, 229).

saraylarda görevli nedimler işret meclislerinde hükümdara eşlik eder, şarkı veya şiir söyleyerek, nükte yaparak onu eğlendirirlerdi. “münâdeme” kelimesi bu tür eğlenceler için kullanılırdı. câhiz et-tâc fî aħlâķi’l-mülûk adlı eserinde (s. 23, 24, 25-26), eski iran saray teşkilâtının etkisiyle emevî ve abbâsîler’de de görülen nedimlerin görev ve hizmetleri konusundaki ilk esasları sâsânî hükümdarlarından erdeşîr b. bâbek’in koyduğunu söyler. eski ahid’de sözü edilen iran sarayındaki içkili eğlenceler ve memurların uymak zorunda olduğu kurallar da (ester, 1/5-7) münâdeme ile ilgili olmalıdır. câhiz’e göre nedimler büyük mûsiki üstatları, bilgi ve şeref ehli sohbet arkadaşları, ayrıca komiklik yapanlar, oyuncu, çalgıcı ve okuyucular olmak üzere üç tabakaya ayrılır. bazı hükümdarların nedimleriyle aralarında perde bulunurdu. hükümdarın isteğine göre hünerini gösteren nedimler, “sâhibü’s-sitâre”nin işaretiyle bunu belli bir düzen içinde ve en uygun zamanda yapardı. ibrâhim el-mevsılî, ibn câmi‘ ve zelzel gibi mûsiki üstatları nedimlerin birinci tabakasında yer alırken amr el-gazzâl ve ishak bersûmâ ikinci tabakadan sayılırdı. her tabakadaki müzisyenlerin repertuvarları farklı olurdu. ishak bersûmâ, kendisinden ibn câmi‘e ait bir şarkı istenince onu ancak birinci tabakaya yükseltildiği takdirde icra edebileceğini söylemiş ve isteği yerine getirilmiştir (a.g.e., s. 41). ıı. yezîd’in nedimler arasındaki derecelendirmeyi kaldırmasına rağmen abbâsî sarayında buna uyulmuştur. nedimlik sadece şiir ve mûsiki ile alâkalı değildi. bunlar arasında değişik dallarda ilim ve kültür sahibi olanlar da bulunurdu. behlûl-i dânâ ve belâzürî’nin de nedimlik yaptığı nakledilir.

nedimlik selçuklular’da ve diğer islâm devletlerinde devam etmiştir. nizâmülmülk, râvendî ve bir rivayete göre kendisi de gazneli sultanı mevdûd b. mes‘ûd’un nedimi olan keykâvus b. iskender nedimlerde aranan özellikler ve onların görevleri hakkında bilgi vermektedir. nedimler görgülü, faziletli, sır tutan, iyi ahlâklı, güzel giyinen, güler yüzlü, kültürlü ve bilhassa güzel yazı yazan, şiir, tıp, astroloji, içecekler, oyunlar, eğlence meclisleri, av, çevgân, güreş gibi konularda bilgi sahibi, yerine göre ciddi, yerine göre nüktedan ve şakacı, ayrıca bir tehlike anında kendilerini hükümdara siper etmekten çekinmeyecek kadar cesur olmalıdır. sultanla en ciddi konuları konuşabilen nedimler yeri geldiğinde hikmetli sözlerle onları düşündürür, bazan da şarkılarla, şiirlerle coştururlardı. sultanla satranç oynar, üzüntülerini gidermeye çalışırlardı. bazı hükümdarlar nedimlerine büyük iltifatlarda bulunmuş, onlara değerli hediyeler vermiştir.

nedimler göreve başlamadan önce özel eğitim alırlardı. bu eğitim sırasında kendilerine huzurda nasıl davranacakları öğretilir, özellikle sultana bir uyarıda bulunmak gerekirse bunu doğrudan değil geçmiş hükümdarlardan örnekler vererek yapmaları söylenirdi. nedimlerin kıyafetleri zamana ve diğer şartlara göre farklılık taşırdı. hilâl es-sâbî genel olarak münâdeme kıyafetinin altın işlemeli sarık, iç elbisesi, “mübettana” denilen bir tür üst elbisesi ve önü açık cübbeden oluştuğunu söyler, ayrıca süslerle güzel kokudan bahseder (rüsûmü dâri’l-ħilâfe, s. 96). ibnü’n-nedîm el-fihrist’te (s. 157 vd.) nedimlerle ilgili âdâb, usul ve menkıbeleri ihtiva eden eserler için bir bölüm ayırmıştır.

bibliyografya:

ibn hişâm, es-sîre2, ııı-ıv, 229; ibn habîb, el-muĥabber, s. 173 vd.; câhiz, et-tâc fî aħlâķi’l-mülûk (nşr. ahmed zeki paşa), kahire 1332/1914, s. 21, 22, 23, 24, 25-26, 27, 28, 29, 30, 31 vd., 41 vd., 71 vd.; mes‘ûdî, mürûcü’ź-źeheb (nşr. yûsuf es‘ad dâgır), kum 1984, ı, 267 vd.; ibnü’n-nedîm, el-fihrist (teceddüd), s. 157 vd.; ebû mansûr es-seâlibî, ŝimârü’l-ķulûb (nşr. m. ebü’l-fazl ibrâhim), kahire 1985, s. 182-183; a.mlf., âdâbü’l-mülûk (nşr. celîl el-atıyye), beyrut 1990, s. 146 vd.; ali b. rezîn el-kâtib, âdâbü’l-mülûk (nşr. celîl el-atıyye), beyrut 2001, s. 114 vd.; hilâl b. muhassin es-sâbî, rüsûmü dâri’l-ħilâfe (nşr. mîhâîl avvâd), beyrut 1406/1986, s. 96; keykâvus b. iskender, kabusname (trc. mercimek ahmet, nşr. orhan şaik gökyay), istanbul 1974, s. 270-274; nizâmülmülk, siyâsetnâme (nşr. mehmet altay köymen), ankara 1999, s. 64-65, metin, s. 94-96; râvendî, râhatü’s-sudûr (ateş), ıı, 374 vd.; nüveyrî, nihâyetü’l-ereb, vı, 146 vd.; koçi bey, risâle, istanbul 1303, s. 31; abdülkadir el-bağdâdî, ħizânetü’l-edeb, ıv, 304; m. manazir ahsan, social life under the abbasids, london 1979, s. 56; pakalın, ıı, 583, 667; j. sadan, “nadīm”, eı² (ing.), vıı, 849-852; nebi bozkurt, “eğlence”, dia, x, 485.

nebi bozkurt *
devamını gör...
tabiata dair;

"o rütbe itdi bu keskin soğuk zemîne eser,
miyân-ı cûyda kaldım misâl-i nîlûfer."
devamını gör...
lale devrinin meşhur divan şairi. alkole düşkünlüğüyle bilinir hatta ölümüne ait rivayetleriden birinde serhoşken çatıdan düşüp öldüğü şeklindedir.
devamını gör...
zarif bir dil kullanmış şairdir.

haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
mey süzülmüş şã®şeden ruhsâr-ı al olmuş sana

bã»y-i gül taktã®r olunmuş nâzın işlenmiş ucu
biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

sihr ü efsã»n ile dolmuşdur derã»nun ey kalem
zülfi hârã»t'un demek mümkin ki nâl olmuş sana

şöyle gird olmuş fireng-istan birikmiş bir yere
sonra gelmiş gã»şe-i ebrã»da hâl olmuş sana

ol büt-i tersâ sana mey nã»ş eder misin demiş
el-amân ey dil ne müşkilter suâl olmuş sana

sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
kendin aldırdın gönül noldun ne hâl olmuş sana

leblerin mecrã»h olur dendân-ı sã®n-i bã»seden
la'lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana

yok bu şehr içre senin vasf etdigin dil-ber nedã®m
bir perã®-sã»ret görünmüş bir hayâl olmuş sana

devamını gör...
geveze nin favori tiplemelerindendir. nerede belalı bir haber var gider oradan bağlanır. kah gallerde, kah şebinkarahisar da.. en son sapık bir mutfak robotu tarfından taciz edildiğine denk gelmiştim..
devamını gör...
--spoiler--

ales-sabâh ki bânã»-yı mihr-i ferruh-fâl
kenâr-ı târem-i mã®nâdan etti arz-ı cemâl

--spoiler--

devamını gör...
ah ah

afet-i can dediler gamze-i celladın için

şiiri ile beni benden alan insanımsı varlık..



--- alıntı ---


afet-i can dediler gamze-i celladın için
nahl-i gül söylediler kamet-i şimşadın için

yazdı çün kilk-i kaza fitne vü âşã»b emrin
ara yerini açık koydu senin adın için

çeşm-i ebrã»ya kafa-dârsın ey zülf-i siyah
sen ne kafirsin o kafirlere imdadın için

sen ki bülbül gül için nâle edersin bã®-ferd
seni gülden ayırır nâle vü feryadın için

hey nesin sen ki duyup handeni kã»h-sârda kebk
katı âvâz ile tahsã®n okur üstadın için

çokdan ey kilk-i nedimâ niçin oldun hâmã»ş
bizi hasrette kodun nazm-ı vev-ã®câdın için
--- alıntı ---

devamını gör...
"bir elinde gül, bir elde câm, geldin sâkiyâ! / hangisin alsam, gülü, yahut ki câmı, ya seni?"
devamını gör...
istanbul üzerine yazılmış en güzel şiir kendisine aittir. herkesin bildiği ilk beyiti şöyledir:

bu şehr-i istanbul ki bir mislü bahadır
bir sengine yek pare acem mülkü fedadır
....
devamını gör...
nedim arapça arkadaş, yoldaş gibi manalara gelir. nadim pişman anlamına gelir.
devamını gör...
prof. dr. iskender pala bir keresinde nedim'in eşcinsel olabilme ihtimalinden bahsetmiştir fakat bu gerçeği göz ardı ederek, divan şiirinin ilk beşini oluşturmak lazım gelirse nedim muhakkak o ilk beş isimden biri olarak sayılacaktır. diğerleri için;

(bkz: fuzuli)
(bkz: baki)
(bkz: nabi)
(bkz: nef i)
devamını gör...
sevgilisini nasıl da nazik bir şekilde uyarıyor;

güllü dã®bâ giydin ammâ korkarım âzâr eder
nâzenã®nim sâye-i hâr-ı gül-i dã®bâ seni

[ sevgilim, üzerinde gül olan bir elbise giymişsiz. giydin ama, korkarım ki o elbisenin üstündeki gülün dikeninin gölgesi seni incitecek, senin tenine zarar verecek.. ]
devamını gör...
kendine bir vatan arayan gönlüne, gülistan'ı vatan seçmiş olabilme ihtimali yüksek divan şairi.

çünki bülbülsün gönül bir gülistân lâzım sana
çünki dil koymuşlar adın dil-sitân lâzım sana
devamını gör...
eğlendiği evin basılması üzerine damdan dama atlarken düşüp öldüğü söylenir.
devamını gör...
söz üstadı bir adam. çapkın ayrıca. günümüz sosyetesi nedim'i tanısaydı pek azı ona hayır diyebilirdi bence.
devamını gör...
nedim'e kadar, bilaistisna esmer olan "sevgili", nedim'de sarışŸın olmuşŸtur. bu, neresinden bakarsan bak, büyük bir şŸeydir. mazmun bozmak, her babayiğŸide nasip olmaz.
devamını gör...
merzifonlu mehmed efendi’nin oğlu olan nedim (asıl adı ahmed), 18. yüzyıl divan şairlerindendir. 1681 yılında istanbul’da doğmuştur. medrese eğitimine daha küçük yaşlarda başlamış, arapça öğrenmiş, müderrislik ve mahkeme naipliği yapmıştır. nevşehirli damat ibrahim paşa, nedim’i önce muhasipliğe sonra ise kütüphanesinde hafizı kütüb görevine getirdi. şiirlerini çok seven nevşehirli damat ibrahim paşa’nın sayesinde sultan ııı. ahmed’in de bulunduğu toplantılara katılmış, ve sultanın beğenisini celbetmiştir. bir çok farklı eserin çevirisinin yapıldığı kurullarda yer almış ve birçok farklı medresede müderrislik yapmıştır. ölümü hakkında ise çeşitli iddialar vardır ki bunlar arasından gerçeğe en yakın olanı patrona halil isyanı sırasında bir evin damından düşerek öldüğüdür(1730).**
devamını gör...
--- alıntı ---

asıl adı ahmed’dir. istanbulludur. 1092/1681 yılında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. annesi saliha hanım, istanbul’un fethinden itibaren devlet hizmetinde bulunan karaçelebizadeler ailesindendir. babası kadı mehmed efendi ise sultan ibrahim devri (1640-1648) kazaskerlerinden merzifonlu mustafa muslihiddîn efendi’nin oğludur. kazasker muslihiddîn efendi, bazı kötü alışkanlıklarından ötürü ulema ve halk tarafından sevilmediği için kendisine çirkin lakaplar takılmış, mülakkab mustafa efendi diye tanınmıştır. dedesine takılan lakaplardan ötürü osmanzâde tâ'ib gibi bazı şairler nedîm’den mülakkabzâde diye bahsetmişlerdir (ahmet refik 1924: 276-301; ali canip 1925: 173-184).

ahmed nedîm iyi bir eğitim görmüş, döneminin klasik ilimlerini, arapça ve farsçayı bu dillerde şiir yazacak kadar öğrenmiştir. tahsilini tamamladıktan sonra şeyhülislam ebezâde abdullah efendi’nin de bulunduğu bir jüri tarafından yapılan sınavda başarılı olarak hariç medresesi müderrisliğini elde etmiştir. söz konusu edilen sınavın tam tarihi bilinmemekle beraber, ebezâde abdullah efendi’nin görevde bulunduğu 1707-1713 tarihleri arasında gerçekleştiği kesindir (yöntem 1948: 173-184). bu tarihler, aynı zamanda sultan ııı. ahmed dönemi'nin (1703-1730) başlarına rastlamaktadır. bu sırada ali paşa, ııı. ahmed’in on birinci sadrazamı olarak göreve getirilmiştir (1713). nedîm ise 1114/1702-1703 yılına tekabül eden tarih manzumesini dikkate alırsak artık çıraklık safhasını aşmış bir şairdir.

ali paşa’nın varadin’de şehit düşmesinden sonra yerine halil paşa getirilir. bu sırada ibrahim paşa’nın yıldızı parlamaktadır. ibrahim paşa, 1716 yılında mirahurluğa, ardından rikab-ı hümayun kaimmakamlığına atanır. bu ikinci atamayla ilgili olarak nedîm, bir tarih manzumesi yazar. ibrahim paşa, ali paşa’nın şehit edilmesinden sonra geride kalan nikâhlısı fatma sultan’la evlenerek padişaha damat olur. 1718 tarihinde de sadrazamlık makamına getirilir. bu tarih, daha sonra lâle devri (1718-1730) olarak adlandırılan dönemin başlangıcıdır. artık, damat ibrahim paşa’nın hemen her faaliyeti nedîm’in dikkatini çeker. şair, kıta ve kasideleriyle her fırsatta hamisine bağlılığını ifade eder. ibrahim paşa’yı takdir eden, öven sadece nedîm değildir. fakat nedîm, bu şairlerin içinde en başarılı olanıdır. bir yandan ibrahim paşa’nın faaliyetlerini şiirleriyle överken diğer yandan da lâle devri'nde teşekkül ettirilen tercüme heyetlerinde görev alarak hâmisinin her hamlesine destek verir (ipşirli 1987:33-42). meslek hayatında da çabuk ilerler. çağdaşlarının başarılı bir müderris olarak resmettiği nedîm’in kitaplığındaki eserler de bu görüşü pekiştirmektedir (erünsal 2008: 271-291). hariç medresesi müderrisliğinden mahmud paşa mahkemesi naipliğine getirilir. daha sonra 1726’da molla kırımî medresesinde, 1728’de nişancı paşa-yı atik medresesinde görev yapan nedîm, 1729’da sahn medreseleri müderrisliğine yükselir (erdem1994: 276). sekban ali paşa medresesinde müderris iken patrona halil isyanı patlak verir (1730).

isyan sırasında nedîm’in akıbetinin ne olduğu konusunda değişik iddialar ileri sürülmüştür. kaynaklarda şairin, söz konusu isyanı takip eden günlerde illet-i vehimeden veya içkiye düşkünlüğü nedeniyle titreme hastalığından öldüğüne dair bilgiler kayıtlıdır (ali canip 1925: 173-184). güvenilir biyografi müelliflerinden süleyman sadeddîn, nedîm’in ihtilal esnasında korkudan evinin damına çıktığını ve oradan düşerek öldüğünü söylemektedir (2002: vr. 421a). bu acı akıbet, şairin belki de son bir kurtuluş ümidiyle evinin damına çıktığını veya linç edilerek öldürülen dedesi mülakkab mustafa efendi’nin yaşadığı tecrübenin tekrar edilmesine imkân vermemek için ölümü tercih ettiğini akla getirmektedir. ancak kesin olan bir şey vardır; o da şairin ihtilal sırasında öldüğüdür. ali canip yöntem’in bulup yayınladığı nedîm’in terekesine dair “kassam hücceti sûreti” 15 rebiülahir 1143/28 ekim 1730 tarihinde düzenlendiğine göre bu tarihten önce ölmüştür (yöntem 1948: 109-121). şairin kabri üsküdar karacaahmet mezarlığının miskinler kısmındadır. mezar kitabesinde ölümüne düşürülmüş şu tarih beyti yazılıdır:

revâ ola düşerse fevtine işbu du’â târih

nedîm ola nedîm-i şâh-ı ceyş-i enbiyâ yâ rab [1143]

nedîm öldüğünde geriye eşi ümmügülsüm hanım ile kızı lübâbe kalmıştır (yöntem 1948: 109-121; erünsal 2008: 271-291).

eserleri şunlardır:

1. dîvân: nedîm’e asıl şöhretini kazandıran eseri dîvânıdır. şairin hayattayken divan tertip edip etmediği bilinmemektedir. bakü elyazmalar arşivi no.11627’de kayıtlı bulunan nedîm dîvânı nüshasının müellif hattı olduğuna dair iddialar gerçeği yansıtmamaktadır (hoca 1960: 143-148). nedîm dîvânı’nın bilinen en eski tarihli nüshası, 1149 yılında istinsah edildiği tahmin edilen ve türk tarih kurumu kütüphanesi y.13 numarada kayıtlı bulunan nüshadır. nedîm divanı’nın yurtiçi ve yurtdışındaki kütüphanelerde kırk beş kadar yazma nüshası vardır. bu nüshalardan dördü 1166-1168 yılları arasında hızırağazâde mehmed emîn adlı bir hattat tarafından istinsah edilmiştir. nedîm dîvânı yazmaları arasında ankara milli kütüphane a.3220’de kayıtlı nüsha ile topkapı sarayı müzesi kütüphanesi hazine 1000’de kayıtlı nüsha dikkat çekici özellikler taşımaktadır. şöyle ki milli kütüphanedeki nüshanın müstensihi, nedîm dîvânı’nı neşreden şair halil nihad [boztepe], müzehhibi ise süheyl ünver’dir. topkapı nüshası ise yazma ve matbu nüshalarda bulunmayan bazı şiirleri ihtiva etmektedir.

nedîm dîvânı, üç kez eski harflerle basılmıştır: dîvân-ı nedîm, bulak matbaası, (tarihsiz), 107+59 s.; dîvân-ı nedîm, istanbul 1291, 140 s.; nedîm dîvânı, hzl. halil nihad, istanbul 1338-1340, 374 s.. ilk iki baskı oldukça eksik ve yanlışlarla doludur. halil nihad, nedîm dîvânı’nı hazırlarken matbu iki nüshanın yanı sıra eserin 27yazma nüshasını kullanmıştır. daha sonra abdülbaki gölpınarlı özel kütüphanesinde bulunan bir nüsha ile halil nihad neşrini kullanarak nedîm dîvânı’nı yeni harflerle yayımlamıştır (istanbul 1951). ikinci baskıda süleymaniye kütüphanesi hâlet efendi no. 763’te kayıtlı mecmuadaki farklı beyitleri de ilave etmiştir (istanbul 1972). son olarak muhsin macit, eserin bilinen bütün yazma nüshalarını değerlendirmek suretiyle nedîm dîvânı’nın tenkitli metnini doktora tezi olarak hazırlamıştır (1994). bu metnin hem popüler neşri yapılmış (1997) hem de e-kitap olarak yayımlanmıştır http://ekitap.kulturturizm.....

nedîm dîvânı’nın bilinen bütün nüshaları değerlendirilerek hazırlanan son baskıda 44 kaside, 88 kıta, 3 mesnevi, 1 terkib-bent, 1 terci-bent, 2 mütekerrir müseddes, 1 tardiyye, 5 tahmis, 1 muhammes, 33 murabba, 2 koşma, 166 gazel, 2 müstezâd, 11 rübai ve 23 müfred ve matla‘ vardır. ayrıca nedîm divanı’nda 5 arapça, 39 farsça şiir yer almaktadır.

2. sahâifü’l-ahbâr. lâle devri’nde (1718-1730) teşekkül ettirilen tercüme heyetlerinde görev alan nedîm, müneccimbaşı ahmed aşıkî (ö.1702)’nin câmiü’d-düvel adlı arapça eserini türkçeye çevirerek sahâifü’l-ahbâr adını vermiştir. nedîm’in on yılda tamamlayarak (1720-1730) ibrahim paşa’ya sunduğu bu çeviri, 1285 yılında istanbul’da basılmıştır.

3. aynî tarihi: bedreddin mahmud bin ahmed (ö.1451) tarafından yazılan ıkdu’l-cümân fi tarihi ehli’z-zamân adlı islam tarihi, nedîm’in de içinde bulunduğu tercüme heyetince çevrilmiştir. fakat, mütercimler arasında yer aldığı bilindiği hâlde hangi bölüm veya kısımları tercüme ettiği henüz bilinmemektedir. nedîm’in devlet ve siyasete dair görüşlerinin biçimlenmesinde, bilhassa moğol tarihinden kimi isimlere telmih ve teşbihlerde bulunmasında bu çevirilerinin etkisi olmuştur.

nedîm’in bunlardan başka, şehid ali paşa’ya mülemma tarzında bir dilekçesi (kürkçüoğlu 1953: 317-324), izzet ali paşa’nın şaka yollu mektubuna mensûr cevabı (halil nihad 1338-1340: 223-227), safâyî tezkiresi’ne takrîz’i (halil nihad 1338-1340: 253) ve münşeât-ı aziziye’de yer alan ve kime yazıldığı belli olmayan bir mektubu vardır.

18. yüzyılın başında gazelde hikemî tarzın büyük temsilcisi nâbî’nin, kasidede nef’î’nin etkisinin revaçta olduğu şiir ortamına ilk adımını atan nedîm, çok geçmeden nedîmâne denilen yeni bir tarz geliştirmiştir. bu tarzın esasını; söyleyiş mükemmelliği, yerlilik arzusu ve nedîm’e özgü edâ oluşturur. kendisi de bir gazelinde; "ma‘lûmdur benim sühanım mahlas istemez / fark eyler onu şehrimizin nükte-dânları" diyerek üslûp sahibi bir şair olduğunu ifade etmiştir (macit 1997: 355).

nedîm, şiir lügati zengin olmayan şairlerdendir. bulduğu bir imajı veya hoşuna giden benzetme unsurlarını tekrar tekrar kullanır. onun asıl kudreti dili kullanmadaki ustalığında saklıdır. konuşma dilinden gelen söyleyişleri kullanmadaki dehası ve ahengi sağlamadaki titiz işçiliği onu çağdaşlarından ayırır. kafiye, redif ve vezin kullanımındaki başarısı, şiirlerinde ritmik akışkanlığın sağlanmasında etkili olmuştur. redif ve kafiye kullanımında geleneğe bağlı olan şairin ara sıra türkçe kelime ve eklerle yaptığı kafiyelerdeki doğallık, daha önceki şairlerde az rastlanan bir özelliktir. nedîm aruzun musikisini yakalayan ve şiirinde âdeta bir ahenk unsuru olarak kullanan divan şairlerinden biridir. şiirlerinin bestelenmeye elverişli bir yapısı vardır. onun için şairin yaşadığı dönemden başlayarak musammatları ve gazelleri bestelenmiştir. sadece suphî ezgi, musahipzâde celâl'in lâle devri opereti için nedîm'in 28 şiirini bestelemiştir (yenigün 1961: 39-41).

nedîmâne denilen tarzın önemli özelliklerinden bir diğeri, yerlilik merakıdır. nedîm, divan şiirinde necâtî’yle belirginleşen, bâkî ve şeyhülislam yahyâ gibi şairlerin eserlerinde mükemmelleşen mahallîleşme deneyiminin, 18. yüzyıldaki en büyük temsilcisidir onun şiirlerinde halk edebiyatına yakınlaşması, istanbul hayatından sahneler sunması, gerçek hayattan alınan unsurları kullanması, günlük dilden gelen konuşma kalıplarına ve deyimlere yer vermesi yerlilik arzusunu gösteren unsurlar olarak görülmektedir.

bilindiği gibi 18. yüzyılda halk ve divan şiiri arasında nisbî bir yakınlık söz konusudur. divanlarda heceyle yazılmış şiirler yer aldığı gibi, halk şairlerinin de divan şiirinin estetik ve hayal dünyasına yakın şiirler söyledikleri bilinmektedir. nedîm dîvânı’nda hece vezniyle yazılmış iki koşma mevcuttur (macit 1997: 269-70). aslında bu, sadece 18. yüzyıla özgü bir durum değildir. fakat, nedîm’den önce divan şairlerinin hece ölçüsüyle şiir yazdıkları bilinmediğinden “nedîm’in türküsü” diye meşhur olan koşma, şairin yenilikçi kimliğini vurgulamak için gereğinden fazla abartılmıştır. artık, bugün hece ölçüsüyle şiir söyleyen ilk divan şairinin nedîm olmadığı, ondan önce ve sonra değişik arayışlar içerisinde olan pek çok şairin benzer tecrübelere giriştiği bilindiğinden nedîm’in koşmaları da istisna olmaktan çıkmıştır (isen 1997: 385-421).

nedîm’in yerlilik merakının en dikkate değer tarafı ise şiirlerinde istanbul hayatından sahneler sunmuş olmasıdır. 18. yüzyılın başında özellikle ibrahim paşa’nın gayretleriyle oluşturulan barış ve istikrar döneminde imar faaliyetleriyle birlikte eğlence hayatıyla ilgili mekânların ve mesire yerlerinin de yeniden düzenlendiği bilinmektedir. düzenlenen helva gecelerine, sadâbâd eğlencelerine devlet ricalinin yanı sıra şairlerin de katıldığı eserlerinden anlaşılmaktadır. istanbul’un eğlence ve mesire yerlerinin şiirlere konu olması 18. yüzyılda başlamaz. fakat, nedîm devraldığı bir geleneği daha canlı, değişik sahneler ve tipleri öne çıkararak devam ettirir (kortantamer 1993: 337-390). ayrıca nedîm, devrin diğer şairleri gibi ibrahim paşa’nın istanbul ve nevşehir’de yaptırdığı çeşme ve sebillere, han ve kervansaraylara, hamamlara, köşklere manzum tarihler düşürmüştür (aktuğ 1992; kut 1993: 393-422).

nedîm, osmanlı şairleri arasında devriyle birlikte anılan, hatta özdeşleşen müstesna şairlerdendir. lâle devri'nde nedîm’le aynı muhitte yaşayan ve devrin havasını onunla birlikte teneffüs eden pek çok şair olmasına rağmen devrinin ruhunu onun kadar eserine yansıtan olmamıştır. damad ibrahim paşa’nın osmanlı kültür ve sanat hayatında gerçekleştirmeye çalıştığı hamleye nedîm şiirleriyle, ıtrî besteleriyle, levnî mücessem nakışlarıyla katkıda bulunmuştur (irepoğlu 1999: 235-243).

nedîm, her yönüyle devrinin adamıdır. ne yazık ki patrona isyanı ile sadece lâle devri değil, nedîm’in hayatı da trajik bir biçimde son bulmuştur. şairin mütebessim çehresini bu trajik olayın ruhumuza gerdiği sisli perdenin arkasından, ama sadece şiirlerine yansıdığı kadarıyla görürüz. onun şiirlerinde türkçenin nabız atışlarını duyar, osmanlı zevk ve yaşama üslubunun nahif çizgilerini buluruz. nedîm şiirlerinde önceki asırların şairlerinde görülen tasavvufî derinlik ve zihnî tasarruflara dayalı ustalık merakı yoktur. sanki her şey kendiliğinden olmuş izlenimi verir. bu durum, onun nazirelerinde, tahmis ve taştirlerinde daha açık biçimde görülür.

nedîm, başta fuzûlî olmak üzere pek çok usta şaire nazire söylemiştir. nevâyî’nin bir gazelini tanzir etmiş ve ayrıca çağatayca üç beyitli bir manzume söylemiştir. râzî, neşâtî dede ve tıflî’nin gazellerine tahmis; nedîm-i kadîm ile izzet ali paşa’nın şiirlerine taştîr yazmış; enverî, ibrahim paşa ve sultan ahmed’in mısra ve beyitlerini tazmin etmiştir. ayrıca, “gibi” redifli kasidesinde iran şairlerine âdeta meydan okuyan nedîm, türk şairlerinden kasidede nef’î’yi; gazelde bâkî ve yahyâ’yı; mesnevi tarzında atâyî’yi ve rübaide ise hâletî’yi beğendiğini söylemiştir (macit 1997: 2). özellikle ilk kasidelerinde nef’î etkisine sonuna kadar açık olan nedîm, gazelde de kendisini bâkî’nin mirasçısı sayar. döneminin şairlerinden ârif efendi, izzet ali paşa ve râzî gibi şairlere birer beytinde yer verir. devrin diğer şairleri ile birlikte nedîm de nâmî mahlasıyla şiirler söyleyen safevi elçisi murtazakulu han’a nazireler söyler (horata 2003: 253-259). divan edebiyatı geleneği içerisinde belirginleşen bütün arayışlar, tecrübeler ve hatta kimi zaman tali bir duyarlık olarak kalıp genelleşmeyen denemeler, nedîm’in dikkatini çeker. o, bütün bu tecrübelere ve divan şiirinin kaynaklarına kayıtsız kalmaz. onun divan şiirine getirdiği yenilik, asırlarca süren dağınık tecrübelerin zaferidir (tanpınar 1982: 83; mazıoğlu 1957).

nedîm, yaşadığı dönemden itibaren etrafında takipçiler toplayabilen, etkisi birkaç nesle intikal eden müstesna ustalardandır. bunda divan şiirini yerli bir havaya sokmasının etkisi vardır. o, tekke-tasavvuf muhitleri gibi nispeten kapalı bir yapı içinde eserini vererek özellikle sözlü gelenekte etkisini sürdüren nesîmî, yunus ve niyâzî-i mısrî gibi kabul görmüş şairler istisna edilirse, soluğu her dem taze şairlerin başında gelir. sadece yaşadığı zaman itibariyle değil eseriyle de bize diğer divan şairlerinden daha yakındır.

nedîm’in yeni sesi, edâsı daha hayattayken devrinin şair ve tezkirecileri tarafından fark edilmiştir. eserini 1134/1722’de tamamlayan sâlim’in, nedîm’i “tâze-zebân” sıfatıyla nitelendirmesi dikkate değer bir husustur (tezkîre-i sâlim: 664-665). safâyî’den başlayarak nedîm’in biyografisini veren bütün kaynaklar onun önde gelen şairlerden biri olduğunu vurgularlar (safâyî: vr.191). râşid ve âsım gibi 18. yüzyılın iki vakanüvis şairi nedîm’i takdir etmekle kalmayıp şiirlerini tanzir etmişlerdir. 18. yüzyıl şairlerinden kâmî, neylî, âsım, âtıf, râşid, izzet ali paşa, seyyid vehbî, sâmî, kelîm ve pertev gibi şahsiyetlerin de nedîm’e nazireleri vardır. hatta eserini farklı bir mecrâda veren, tasavvuf iklimine şiirinin kapılarını sonuna kadar açan şeyh gâlip bile nedîm’in şiirlerini tanzir etmiştir (yöntem 1948: 109-121).

edebiyatımızın yüzünü batı'ya çevirmesiyle birlikte tevarüs ettiği geleneği sürdüren şairlerden, modern şiir tarzını oluşturmaya çalışanlara kadar geniş bir yelpazede nedîm’in etkisi devam etmiştir. xıx. yüzyılın ilk yarısında nedîm’in en büyük takipçisi enderunlu vâsıf’dır. tanzimat dönemi şairlerini de etkileyen leskofçalı gâlip, nedîm’in etkisinde kalan bir başka şairdir. tanzimat edebiyatının önde gelen simalarından namık kemâl, nedîm’i türk dilinin en büyük şairi sayar (yetiş 1989: 19, 269, 276). edebiyat-ı cedîde şairlerinin benimsedikleri dil anlayışı, nedîm’in söyleyişine dikkat etmelerine engeldir. bununla birlikte “âveng-i tesâvir”de eski şairlerin daha çok mizaçlarıyla ilgili özelliklerini vurgulayan tevfik fikret, nedîm’in mizacını, tavrını, döneminin içindeki yerini ayrıntıya inen çizgilerle tespit eder (1984: 406).

geçen asrın başında nedîm âdeta yeniden keşfedilir. ı. dünya savaşının özellikle aydınlar arasında yarattığı ruhsal çöküntü ortamında şair nedîm mecmuası yayın hayatına girer (altun 2000: 49:52). nedîm mahlasının ad olarak tercih edildiği mecmuada, şairin edebî kişiliğinin ortaya çıkmasında eserleriyle katkı sahibi olan ahmed refik ve ali canip gibi yazarların imzaları vardır. aynı dönemde yayın hayatını devam ettiren millî mecmua, “nedîm” nüshasını yayınlar. yahya kemâl ve mehmed hâlid’in dergâh’da nedîm’e dair yazıları çıkar. halil nihad nedîm divanı’nı neşreder (1338-1340). bu neşir takdirle karşılanır ve ahmed haşim akşam’da bir yazı neşreder (enginün 1991: 155). modern türk şiirinin başında duran iki ustanın, ahmet haşim ve yahya kemâl’in nedîm’e yaklaşımları, onun şair kimliğinin vurgulanarak döneminin havası içinde boğulmamasını sağlar. yahya kemâl’in lâle devri ve istanbul üzerine yazdığı şiirlerinde benimsediği söyleyiş tarzı ve sohbetlerinde ortaya koyduğu görüşler nedîm’in anlaşılmasında etkili olur (tanpınar 1977: 169-173). cumhuriyet dönemi'nde nedîm’in sanatı kadar hayatı da dikkati çekmiştir. hayatı, halit fahri ozansoy’un nedîm, fâik ali ozansoy’un da nedîm ve lâle devri oyunlarına konu olmuştur. cahit sıtkı, nâzım hikmet, oktay rıfat, attila ilhan, sezai karakoç gibi usta şairler nedîm’in devri içindeki konumuna atıflarda bulunan şiirler yazmışlardır (macit 2007: 439-447.).


dîvân

1

kaside

der-vasf-ı sa‘d-âbâd u istanbul der-zımn-ı medh-i ibrahîm pâşâ

bu şehr-i stanbul ki bî-misl ü bahâdır

bir sengine yek-pâre acem mülkü fedâdır



bir gevher-i yektâdır iki bahr arasında

hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır



bir kân-ı ni‘amdır ki onun gevheri ikbâl

bir bâğ-ı iremdir ki gülü izz ü ulâdır



altında mı üstünde midir cennet-i a‘lâ

el-hak bu ne hâlet bu ne hoş âb u havâdır



her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet

her gûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır



insâf değildir onu dünyâya değişmek

gülzârların cennete teşbîh hatâdır



herkes erişir anda murâdına onunçün

dergâhları melce-i erbâb-ı recâdır



kâlâ-yı ma‘ârif satılır sûklarında

bâzâr-ı hüner ma‘den-i ilm ü ulemâdır



câmî‘lerinin her biri bir kûh-ı tecelli

ebrû-yı melek andaki mihrâb-ı du‘âdır



mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr

kandîlleri meh gibi leb-rîz-i ziyâdır



ser-çeşmeleri olmada insâna revan-bahş

germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır



hep halkının etvârı pesendîde vü makbûl

derler ki biraz dil-beri bî-mihr ü vefâdır



şimdi yapılan âlem-i nev-resm-i safânın

evsâfı hele başka kitâb olsa sezâdır



nâmı gibi olmuşdur o hem sa‘d hem âbâd

istanbula sermâye-i fahr olsa revâdır



kûhsârları bâğları kasrları hep

gûyâ ki bütün şevk u tarab zevk u safâdır



istanbulun evsâfını mümkin mi beyan hiç

maksûd heman sadr-ı kerem-kâra du‘âdır



dâmâd-ı güzîn-i şeh-i zî-şân-ı felek-câh

fahrü'l-vüzerâ âsaf-ı ferhunde-likâdır



hem-nâm-ı halîl olmağ ile zât-ı şerîfi

ahdinde cihan pür-ni‘am-ı cûd u sehâdır



devşirmededir saçdığı ihsânı şeb ü rûz

pîr-i felegin onun içün kaddi dütâdır



ser-pençesinin nâmı lisân-ı küremâda

deryâ-yı himem kân-ı kerem bahr-ı atâdır



endîşesinin künyesi tûmâr-ı nesebde

nûr ibni süheyl ibni reşad ibni zekâdır



bîm-i ser-i şemşîr-i dırahşan güherinden

sîmâ-yı ehâlî-i sitem kâh-rübâdır



hâtem-sıfatâ tab‘ u dil ü dest-i kerîmin

deryâ-yı himem kân-ı kerem ebr-i atâdır



feyz-i eser-i sâgar-ı dest-i kereminden

şahs-ı felegin çehresi yâkut-nümâdır



ey sadr-ı keremkâr ki degâh-i refî‘in

erbâb-ı dile kıble-i ümmîd ü recâdır



sensin o cihan-sadr felek-pâye ki dâ'im

dergâhına ikbâl ü şeref perde-güşâdır



ihlâs ile bendendir eyâ sadr-ı keremkâr

kullukdur onun pîşesi dahı neye kâdir



devrinde senin fırka-i erbâb-ı ma‘ârif

âsûde-i cevr-i felek-i bî-ser ü pâdır



ıydın ola ikbâl ü sa‘âdetle mübârek

günden güne ikbâlin ola gün gibi zâhir



sadrında seni eyleye hak dâ'im ü sâbit

hep âlemin etdikleri şimdi bu du‘âdır



ey sadr-ı cihanbân ede hak devletin efzûn

kim devletin erbâb-ı dile lutf-ı hudâdır



ez-cümle nedîmâ kulun ey âsaf-ı zî-şân

müstağrak-ı lutf u kerem ü cûd u atâdır



2

musammat

ı

sâkiyâ meclise gel cismime gelsin cânım

ahdler tevbeler ol sâgara kurbân olsun

ayağın sakınarak basma aman sultânım

dökülen mey kırılan şîşe-i rindân olsun

ıı

merhabâ etdiğin ellerle revâ mı göreyim

eller emsin o şeker lebleri de ben durayım

bâri lutfeyle â zâlim biricik yüz süreyim

pâyin olmazsa eğer gûşe-i dâmân olsun

ııı

şûhsun neyleyim ammâ ki yalan söylersin

her zamân böyle nedîmâyı firîb eylersin

hamdır mîve-i vaslım sana olmaz dersin

olsun ey tâze nihâl-i çemen-i cân olsun



3



gazel

haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana

mey süzülmüş şîşeden ruhsâr-ı âl omuş sana



bûy-ı gül taktir olunmuş nâzın işlenmiş ucu

biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana



sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem

zülf-i hârûtun demek mümkin ki nâl olmuş sana



şöyle gird olmuş firengistân birikmiş bir yere

sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana



ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş

el-aman ey dil ne müşkilter su’âl olmuş sana



sen ne câmın mestisin billah kimin hayrânısın

kendin aldırdın gönül n'oldun ne hâl olmuş sana



leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden

la‘lin öpdürmek bu hâletle muhâl olmuş sana



yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dil-ber nedîm

bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana



4

gazel

murâdın anlarız ol gamzenin iz‘ânımız vardır

belî söz bilmeziz ammâ biraz irfânımız vardır



o şûhun sunduğu peymâneyi redd etemeziz elbet

onunla böylece ahd etmişiz peymânımız vardır



münâsibdir sana ey tıfl-ı nâzım hüccetin al gel

beşiktaşa yakın bir hâne-i vîrânımız vardır



elin koy sîne-i billûra rahm et âşıka zîrâ

beyaz üzre bizim de pençe bir fermânımız vardır



güzel sevmekde zâhid müşkilin var ise benden sor

bizim ol fende çok tahkîkimiz itkânımız vardır



kocup her şeb miyânın cânına can katmada ağyâr

behey zâlim sen insâf et bizim de cânımız vardır



sıkılma bezme gel bîgâne yok da‘vetlimiz ancak

nedîmâ bendeniz var bir dahı sultânımız vardır



5

gazel

çokdan ey sâki gelüp sînemde mihmân olmadın

derdime destindeki sâgarla dermân olmadın



mâhsın mehden güzelsin belki ammâ neyleyim

âh bir şeb burc-ı âgûşumda tâbân olmadın



geldi mülk-i hüsnüne hatt-ı siyeh mushaf-be-dest

sen dahı ey kâfir-i nahvet müselmân olmadın



hayli demdir kim belin kocmağa kasd etdikçe ben

nâz ile benden yine bana girîzân olmadın



kande buldun böyle dil-keş nazmı hayrânım nedîm

câm-ı mey nûş etmedin hem-bezm-i cânân olmadın


--- alıntı ---
devamını gör...
(a.h.i.) osmanlı şâirleri arasında en çok değer kazananlardan biridir. adı ahmed'dir. sultan ibrahim zamanında kazasker bulunan mustafa efendi'nin torunudur. mahmud paşa mahkemesinde hâkimlik etmiştir. meşhur damat ibrahim paşa'nın kitapçısı ve nedimi idi. 1730 da ölmüş ve istanbul'da karaca ahmet mezarlığına gömülmüştür. dîvânı ile sahâif-ül-ahbâr tercümesi olan "müneccimbaşı târihi" başlıca eserlerindendir.
(osm.) 'nedîm'. *
devamını gör...
(a.i.c. nedmân, nüdemâ) 1. meclis arkadaşı, sohbet arkadaşı, (bkz: hem-bezm, hem-sohbet). 2. s. büyükleri, fıkra ve hikayeleriyle eğlendiren. 3. s. güzel hikâye anlatan, tatlı konuşan. 4. erkek adı. 5. tar. imparatorluk devrinde yeniçeri ocağına yeni yazılan kimse.
(osm.) 'nedîm'. *
devamını gör...
nedîm. (نديم)

(ö. 1143/1730)

divan şiirinde kendi adıyla anılan bir tarz ortaya koyan şair.

istanbul’da muhtemelen 1092 (1681) yılında doğdu. adı ahmed’dir. babası, sultan ibrâhim devri kazaskerlerinden merzifonlu mustafa muslihüddin efendi’nin oğlu kadı mehmed efendi, annesi, istanbul’un fethinden itibaren devlet hizmetinde bulunan karaçelebizâdeler ailesinden sâliha hatun’dur. dedesi bazı çirkin lakapları yüzünden mülakkab mustafa efendi diye tanındığı için nedîm’den de zaman zaman mülakkabzâde diye bahsedilmiştir (ali canip, tm, ı [1925], s. 174). aile çevresinde iyi bir eğitim gördü. dönemin klasik ilimleri yanında arapça ve farsça öğrendi. tahsilini tamamladıktan sonra şeyhülislâm ebezâde abdullah efendi’nin de bulunduğu bir heyet tarafından yapılan imtihanda hariç medresesi müderrisliğini elde etti. ııı. ahmed döneminin (1703-1730) başlarında şiirleriyle tanınmaya başlayan nedîm daha sonraki yıllarda bazı devlet adamlarının yakın çevresine girdi, kendilerine kasideler sunarak dostluklarını kazandı. özellikle lâle devri’nin ünlü veziri nevşehirli damad ibrâhim paşa’nın hemen her faaliyeti için devrin diğer şairleri gibi nedîm de kıta ve kasideler yazdı; paşa da kendisini daima gözetip kolladı. kütüphanesinin hâfız-ı kütüblüğünü yaptığı ibrâhim paşa tarafından kurulan tercüme heyetlerinde görev alan nedîm meslek hayatında da çabuk ilerledi, 1138’de (1726) hariç medresesi müderrisliğinden mahmud paşa mahkemesi nâibliğine getirildi. 1139’da (1727) molla kırîmî medresesi’nde, 1140’ta (1728) nişancı paşa-yı atîk medresesi’nde görev yaptı. bir yıl sonra sahn-ı semân medreseleri müderrisliğine yükseldi (râmiz ve âdâb-ı zurafâ’sı, s. 276). lâle devri’yle birlikte nedîm’in de sonunu hazırlayan patrona halil isyanı patlak verdiğinde sekban ali paşa medresesi’nde müderristi.

nedîm’in ölüm sebebi hakkında değişik rivayetler vardır. hem yaratılıştan hassas olması hem de ailede yaşanan olaylar onun üzerinde sürekli korku hali (illet-i vehîme) bırakmıştır. dedesi mülakkab mustafa muslihuddin efendi’nin linç edilmek suretiyle öldürülmesi aileyi derinden sarsmıştı (avşar, sy. 12 [2002], s. 156). kaynaklarda şairin, patrona halil isyanı’nı takip eden günlerde “illet-i vehîme”den veya içkiye düşkünlüğü ve afyon kullanması yüzünden titreme hastalığından öldüğüne dair bilgiler yer alır (ali canip, tm, ı [1925], s. 181). müstakimzâde süleyman sâdeddin ise nedîm’in ihtilâl esnasında korkudan evinin damına çıktığını ve oradan düşerek öldüğünü söyler (mecelletü’n-niśâb, süleymaniye ktp., hâlet efendi, nr. 628, vr. 421a). herhalde nedîm’in isyan sırasında yaşadığı ruh hali onu ölüme götürmüştür (avşar, sy. 12 [2002], s. 158). ali canip yöntem’in bulup yayımladığı (ttk bildiriler, ııı [1948], s. 109-121), nedîm’in terekesine dair kassam hücceti sûreti 15 rebîülâhir 1143’te (28 ekim 1730) düzenlendiğine göre şair bu tarihten önce ölmüştür. kabri üsküdar karacaahmet mezarlığı’nın miskinler tekkesi kısmındadır. kasidede nef’î’nin, gazelde hikemî tarzın büyük temsilcisi nâbî’nin etkisinin revaçta olduğu şiir ortamında yetişen nedîm çok geçmeden “nedîmane” denilen yeni bir tarz geliştirmiştir. bu tarzın esasını söyleyiş mükemmelliği, yerlilik arzusu ve şuh eda oluşturur. kendisi de bir gazelinde, “ma‘lûmdur benim sühanım mahlas istemez / fark eyler anı şehrimizin nüktedanları” diyerek üslûp sahibi bir şair olduğunu ifade etmiştir (nedîm divanı [haz. muhsin macit], s. 355). bulduğu yeni bir imajı veya hoşuna giden orijinal benzetme unsurlarını şiirlerinde tekrar tekrar söz konusu eden nedîm’in asıl kudreti dili kullanmadaki ustalığındadır. konuşma dilinden gelen söyleyişleri kullanmadaki dehası ve âhengi sağlamadaki titiz işçiliği onu çağdaşlarından ayırır. kafiye, redif ve vezinde fevkalâde başarılıdır. ara sıra türkçe kelime ve eklerle yaptığı kafiyelerdeki âhenk ve tabiilik daha önceki şairlerde az rastlanan bir husustur. aruzun mûsikisini yakalayarak onu âdeta bir âhenk unsuru olarak kullanması şiirlerine bestelenmeye elverişli bir yapı kazandırmıştır. nitekim yaşadığı dönemden başlayarak musammatları, gazelleri ve şarkıları çokça bestelenmiştir. enfî hasan ağa, nedîm’in şiirlerine beste yapan bestekârlardan biridir. musahipzâde celâl'in lâle devri opereti için bestelenen yirmi sekiz şiir de bunlardandır (yenigün, ııı/1 [1961], s. 39-41).

onun şiirlerindeki önemli özelliklerden biri de yerlilik merakıdır. divan şiirinde necâtî bey’le belirginleşen, bâkî ve şeyhülislâm zekeriyyâzâde yahyâ gibi şairlerin eserlerinde mükemmelleşen mahallîleşme akımının xvııı. yüzyıldaki en büyük temsilcisi nedîm’dir. ifade ve üslûpta halk edebiyatına yakınlaşması, gerçek hayattan alınan unsurları kullanması, günlük dilden gelen deyimlere yer vermesi, yerlilik arzusunu gösteren unsurlar olarak değerlendirilmektedir. xvııı. yüzyılda halk şiiri ve divan şiiri arasında görülen nisbî yakınlaşmada onun hece vezniyle yazılmış iki koşmasının önemli yeri vardır. ancak şairin en dikkate değer yanı şiirlerinde istanbul hayatından sahneler sunmuş olmasıdır. özellikle ibrâhim paşa’nın imar faaliyetleri ve eğlence hayatıyla ilgili mekânlarla mesire yerlerini yeniden düzenleme çalışmaları, devletin barış ve istikrarı sağlayıp sanat alanlarına yönelmesi gibi gayretler ve sâdâbâd eğlenceleri nedîm’in şiirlerine yansımıştır. onun şiirlerinde çağının değişik hayat sahneleri ve tipleri de öne çıkarılarak anlatılmıştır (kortantamer, bk. bibl.). ibrâhim paşa’nın istanbul ve nevşehir’de yaptırdığı mimari eserler için manzum tarihler düşüren nedîm devriyle özdeşleşen bir şair olarak bilinir. aynı muhitte yaşayan ve dönemin havasını onunla birlikte teneffüs eden pek çok şair olmasına rağmen lâle devri’nin ruhunu onun kadar eserine yansıtan olmamıştır. nedîm, osmanlı kültür ve sanat hayatında lâle devri’nde gerçekleştirilmeye çalışılan hamleye şiirleriyle ayrı bir değer katmıştır. onun şiirlerinde türkçe’nin güzelliği, osmanlı zevk ve yaşama üslûbunun nahif çizgileri görülmektedir. daha önceki şairlerin tasavvufî derinlik ve zihnî tasarruflara dayalı ustalık merakları yerine her şeyin kendiliğinden olduğu intibaını veren bu üslûp nazîrelerinde, tahmîs ve taştîrlerinde daha açık biçimde görülür.

nedîm başta fuzûlî olmak üzere pek çok şaire nazîre söylemiş, bu arada ali şîr nevâî’nin bir gazelini tanzîr etmiştir. râzî, neşâtî, ahmed çelebi dede ve tıflî ahmed çelebi’nin gazellerine tahmîs, nedîm-i kadîm ile izzet ali paşa’nın şiirlerine taştîr yazmış, enverî, ibrâhim paşa ve sultan ahmed’in mısra ve beyitlerini tazmin etmiştir. kasidede nef‘î’yi, gazelde bâkî ve yahyâ’yı beğendiğini ifade eder. mesnevi tarzında nev‘îzâde atâî’yi, rubâîde azmîzâde mustafa hâletî’yi önemli birer isim kabul eden nedîm (nedîm divanı [haz. muhsin macit], s. 2) kasidelerinde nef‘î’nin, gazelde bâkî’nin mirasçısı sayılabilir. divan edebiyatı geleneği içerisinde belirginleşen bütün arayışlar, tecrübeler, hatta genelleşmeyen denemeler nedîm’in dikkatini çeker. şuh ifadeleri, biraz serbestçe söyleyişi ve mahallî kalışıyla divan şiirine getirdiği yenilik asırlarca süren dağınık tecrübelerin somutlaşması gibidir (tanpınar, xıx. asır türk edebiyatı tarihi, s. 83; mazıoğlu, s. 32). divan şiirinde hep hayalî ve mücerret kalan pek çok mecaz, teşbih ve çağrışım onun şiirinde somutlaşır. sevgili artık zihinlerde değil sokakta veya şairin karşısındadır. âşık ile mâşuk senli benli, aşk daha beşerî ve mücessemdir.

yaşadığı dönemden itibaren etrafında takipçileri görülen nedîm’in tesiri birkaç nesle intikal etmiştir. onun yeni sesi, edası daha hayattayken devrinin şair ve tezkirecileri tarafından farkedilmiştir. eserini 1134’te (1722) tamamlayan sâlim’in, nedîm’i “tâze-zebân” sıfatıyla nitelendirmesi dikkate değer bir husustur (tezkire, s. 664-665). safâî mustafa efendi’den başlayarak (tezkire, vr. 191a) nedîm’in biyografisine yer veren bütün kaynaklar onun önde gelen şairlerden biri olduğunu vurgular. râşid ve âsım gibi vak‘anüvis-şairler ise nedîm’i takdir etmekle kalmayıp şiirlerini tanzîr etmişlerdir. xvııı. yüzyıl şairlerinden kâmî, neylî, âsım, âtıf, râşid, izzet ali paşa, seyyid vehbî, mustafa sâmî, kelîm, şeyh galib ve pertev’in de nedîm’e nazîreleri vardır (ali canip, ttk bildiriler, ııı [1948], s. 109-121). xıx. yüzyılın ilk yarısında nedîm’in en büyük takipçileri enderunlu vâsıf ile tanzimat dönemi şairlerini de etkileyen leskofçalı galib’dir. nâmık kemal, nedîm’i türk dilinin en büyük şairi sayar (yetiş, bk. bibl.). tevfik fikret de onun şair portresini bir şiirinde anlatır (rübâb-ı şikeste, s. 406).

ı. dünya savaşı’nın özellikle aydınlar arasında meydana getirdiği ruhsal çöküntü ortamında yayın hayatına giren şair nedim adlı mecmuada şairin edebî kişiliğinin ortaya çıkmasında eserleriyle katkı sahibi olan ahmed refik ile ali canip gibi yazarların imzaları vardır. aynı dönemde neşir hayatını devam ettiren millî mecmua bir nedîm nüshası yayımlamıştır. yahya kemal ve mehmed hâlid’in dergâh’ta nedîm’e dair yazıları yanında ahmed hâşim de halil nihat’ın (boztepe) nedim dîvânı’nı neşri üzerine (1338-1340) bir yazı kaleme almıştır (bkz: bibl.). ayrıca yahya kemal’in lâle devri ve istanbul’a dair yazdığı şiirlerinde benimsediği söyleyiş tarzı ve sohbetlerinde ortaya koyduğu görüşler nedîm’in anlaşılmasında etkili olmuştur (tanpınar, edebiyat üzerine makaleler, s. 169-173). halit fahri’nin (ozansoy) nedîm (istanbul 1932), faik âli’nin de (ozansoy) nedîm ve lâle devri (ankara 1969) adlı oyunları onun halk arasında tanınmasında etkili olmuştur. ahmet kabaklı’nın şâir-i cihan nedim adlı bir senaryosu bulunmaktadır.

eserleri. 1. divan. bilinen en eski tarihli nüshası 1149’da (1736) istinsah edilmiş olup türk tarih kurumu kütüphanesi’nde bulunmaktadır (nr. y13). eserin yurt içinde ve yurt dışındaki kütüphanelerde kırk beş kadar nüshası tesbit edilmiş olup halil nihat tarafından istinsah edilip ahmet süheyl ünver tarafından tezhiplenen bir nüshası millî kütüphane’dedir (nr. a.3220). eski harflerle üç defa basılan divanın (bulak, ts.; istanbul 1291; haz. halil nihat, istanbul 1338-1340) ilk iki baskısı oldukça eksiktir ve yanlışlarla doludur. halil nihat, divanı yayıma hazırlarken matbu iki nüshanın yanı sıra yirmi yedi yazma nüshasını kullanmıştır. abdülbaki gölpınarlı, özel kütüphanesinde bulunan ve daha sonra mevlânâ müzesi’ne intikal eden bir nüsha ile halil nihat neşrini kullanarak divanı yeni harflerle yayımlamış (istanbul 1951), ikinci baskıda (istanbul 1972) süleymaniye kütüphanesi’nde kayıtlı (hâlet efendi, nr. 763) mecmuadaki farklı beyitleri de ilâve etmiştir. muhsin macit, eserin bilinen bütün yazma nüshalarını değerlendirmek suretiyle divanın tenkitli metnini doktora tezi olarak hazırlamış (1994, gazi üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü), daha sonra da bu metnin popüler neşrini yapmış (bkz: bibl.), ömer yaraşır da doktora tezi olarak divanın tahlilini yapmıştır (bkz: bibl.). klasik divan tertibine uyan nedîm divanında kırk dört kaside, seksen sekiz kıta, üç mesnevi, bir terkibibend, bir terciibend, iki mütekerrir müseddes, bir tardiyye, beş tahmîs, bir muhammes, otuz üç murabba, iki koşma, 166 gazel, iki müstezad, on bir rubâî ve yirmi üç müfred ve matla‘, beş arapça, otuz dokuz farsça şiir yer almaktadır. 2. sahâifü’l-ahbâr. lâle devri’nde kurulan tercüme heyetlerinde görev alan nedîm, ıv. mehmed’in müneccimbaşısı derviş ahmed efendi’nin câmi`u’d-düvel adlı arapça eserini sahâifü’l-ahbâr ismiyle türkçe’ye çeviren komisyonda da yer almış, ibrâhim paşa’ya sunulan bu çeviri basılmıştır (ı-ııı, istanbul 1285). 3. aynî tarihi. bedreddin el-aynî tarafından yazılan `iķdü’l-cümân adlı islâm tarihi nedîm’in de içinde bulunduğu tercüme heyetince çevrilmişse de onun hangi bölümleri tercüme ettiği bilinmemektedir. nedîm’in bunlardan başka şehid ali paşa’ya mülemma‘ tarzında bir dilekçesi (kürkçüoğlu, bk. bibl.), izzet ali paşa’nın şaka yollu mektubuna mensur cevabı (nedim divanı [haz. halil nihad], s. 223-227), safâî’nin tezkire’sine takrizi (a.g.e., s. 253) ve münşeât-ı azîziyye’de yer alan (istanbul 1286, s. 45-46), kime yazıldığı tesbit edilemeyen bir mektubu bilinmektedir.

bibliyografya:

nedim dîvânı (haz. halil nihad [boztepe]), istanbul 1338-40, s. 223-227, 253; nedim divanı (haz. abdülbaki gölpınarlı), istanbul 1951, s. 44-47; nedîm divanı (haz. muhsin macit), ankara 1997, hazırlayanın girişi, s. xxvııı-xxxı; safâî, tezkire, süleymaniye ktp., esad efendi, nr. 2549, vr. 191a; sâlim, tezkire, istanbul 1315, s. 664-665; râmiz ve âdâb-ı zurafâ’sı: inceleme-tenkidli metin-indeks-sözlük (haz. sadık erdem), ankara 1994, s. 276; müstakimzâde, mecelletü’n-niśâb, süleymaniye ktp., hâlet eendi, nr. 628, vr. 421a; ahmed refik [altınay], âlimler ve sanatkârlar, istanbul 1924, s. 276-301; kemâl edip kürkçüoğlu, “şair nedîm’in bir arz-i hâli”, 60. doğum yılı münasebetiyle fuad köprülü armağanı, istanbul 1953, s. 317-324; ahmet hamdi tanpınar, xıx. asır türk edebiyatı tarihi (istanbul 1956), istanbul 1982, s. 83; a.mlf., edebiyat üzerine makaleler (haz. zeynep kerman), istanbul 1977, s. 169-173; hasibe mazıoğlu, nedîm’in divan şiirine getirdiği yenilik, ankara 1957, s. 32-64, 80; yahya kemal beyatlı, edebiyâta dâir, istanbul 1984, s. 66-68; tevfik fikret, rübâb-ı şikeste (haz. asım bezirci), istanbul 1984, s. 406; nedim-i kadim ve divançesi: inceleme-tenkidli basım (haz. osman horata), ankara 1987, hazırlayanın girişi, s. 1, 33; kâzım yetiş, nâmık kemâl’in türk dili ve edebiyatı üzerine görüşleri ve yazıları, istanbul 1989, s. 19, 269, 276; ahmet hâşim, bütün eserleri ııı: gurabahane-i laklakan / diğer yazıları (haz. inci enginün - zeynep kerman), istanbul 1991, s. 155; tunca kortantamer, eski türk edebiyatı: makaleler, ankara 1993, s. 337-390; kemal sılay, nedim and the poetics of the ottoman court: medieval ınheritance and the need for change, bloomington 1994, s. 39-61; iskender pala, nedim, istanbul 1999, s. 7-12; ömer yaraşır, nedim divânı’nın tahlili (doktora tezi, 1996), trakya üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü, s. xı, ayrıca bk. tür.yer.; köprülüzâde mehmed fuad, “sâdâbâd şâirleri”, ym, ıı/34 (1918), s. 146; ali canip [yöntem], “nedîm’in hayatı”, tm, ı (1925), s. 173-184; a.mlf., “nedîm’in hayatı ve çağdaşlarının üstündeki tesirleri”, ttk bildiriler, ııı (1948), s. 109-121; nazif hoca, “nedîm’in bizzat yazdığı iddia edilen bir divanı hakkında”, td, xı/15 (1960), s. 143-148; hayri yenigün, “nedîm’in şiirlerinden beste yapanlar-ıv: suphi ezgi”, ty, 5. seri: ııı/1 (295) (1961), s. 39-41; mehmed çavuşoğlu, “nedim’e dair”, tdl., lıı/426 (1987), s. 331-344; günay kut - hatice aynur, “damat ibrahim paşa’nın istanbul’da yaptırdığı çeşmelerin ve sebillerin kitabeleri”, mütad, sy. 7 (1993), s. 393-422; mustafa isen, “divanlarda heceyle yazılmış şiirler”, tka, xxıx/1-2 (1993), s. 204-233; ziya avşar, “bir başka yönden nedim”, türklük bilimi araştırmaları, sy. 12, niğde 2002, s. 155-170; osman horata, “lâle devri’nde bir safevî elçisi: murtaza kulu han (namî) ve ona yazılan nazireler”, jts, xxvıı/2 (2003), s. 253-259; fevziye abdullah tansel, “nedim”, ia, ıx, 169-174; franz babinger, “nedīm”, eı² (ing.), vııı, 1.

muhsin macit *
devamını gör...
tahammül mülkünü yıktın hülâgû han mısın kâfir
aman dünyayı yaktın ateş-i sûzân mısın kâfir

kız oğlân nâzı nâzın şehlevend âvâzı âvâzın
belâsın ben de bilmem kız mısın oğlân mısın kâfir

ne ma’nâ gösterir duşundaki ol âteşin atlas
ki ya’ni şule-i cansuz-ı hüsn ü ân mısın kâfir

nedir bu gizli gizli âhlar çâk-i giribânlar
aceb bir şûha sende âşık-ı nâlân mısın kâfir

sana kimisi cânım kimi cânânım deyü söyler
nesin sen doğru söyle cân mısın cânân mısın kâfir

şarâb-ı âteşinin keyfi rûyun şul’elendirmiş
bu haletle çerâğ-ı meclis-i mestân mısın kâfir

niçin sık sık bakarsın öyle mirât-ı mücellâya
meğer sen dahi kendi hüsnüne hayrân mısın kafir

nedim-i zârı bir kâfir esir etmiş işitmiştim
sen ol cellâd-ı din, ol düşmen-i îmân mısın kâfir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.