olağanüstü bir gece

1 /
Şu ana kadar yazarın okuduğum hikayeleri içinde beni en çok zorlayan hikaye oldu. Çok az olay ve çok fazla yoğunlukta ruhsal çözümlemeler, monologlar, duygu tasvirlerinin olması gerçekten okumayı zorlaştırdı. Okuduklarım arasında beğenmediğim diyemem ama en az beğendiğim hikayesi diyebilirim.
Anne-babası küçükken ölen ve kendisine büyük bir miras bırakılan gencin yaşadığı psikolojik buhranı anlatıyor hikaye.
Bu kitapla şunu öğrendim. Eğer insan kendini ifade edebilmeyi ustaca bilip üslubunu soylu kılıp, yaşadığını kâğıda dökme yeteneğine sahipse hakikaten, bir geceyi, sadece bir gecede düşündüklerini dahi bir kitaba sığdırıp basabilir. Çok vakite gerek yok, sadece bir gece... yetenek ve beceri çok farklı bir şey. Oldukça özenilesi.

"o karanlık, soğuk şehir, o gürültülü, kasvetli yalnızlık bir anda eriyip yok oldu, tek işi öylece durup gelebilecek herkesi beklemek olan biri çıkıp insanı kurtararak bütün buzlarını çözebiliyordu; tekrar özgürce nefes alıp, o çelik zindanın ortasında yaşamın aydınlık hafifliğini tekrar hissedebiliyordunuz. Bunu bilmek, pek çok elin dokunuşuyla aşırı kirlenmiş, yaşlılıktan katılaşmış, aşınmış da olsa, korkularından kurtulmak için tutunabilecekleri, sarılabilecekleri herhangi bir şeyin olduğunu hissetmek yalnızlar için, kendi içine hapsolmuş insanlar için ne mucizevi bir şeydi. Benim o gece başım dönerek tekrar yüzeyine çıktığım yalnızlığın en dibine vurduğumda unuttuğum şey işte buydu..."
bozulmuşluk, kokmuşluk, vazgeçilmişlik, yitiklik, ümitsizlik dünyasında her canlının yaşayıp giderken değişmesini istemediği şeylerin değişimini izlerken değişmesini istediği hiç bir şeyin değişmediğini gördüğünde eşyanın tabiatına teslim olmaktan başka hiç birşeyin kalmadığı ama varlığının mücadeleye devam ettiği, çünkü ruhunun hala içinde olduğu için fıtratına çizilen modeli kurallara uygun oynamaya çalışmasını anlatır.
bir gün hiç birşeyin değişmeksizin, herşeyin istediği gibi olduğunu görür, şükreder.
'Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak “suç” işler. Böylece yeniden “hissetmeye” başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, “hayatın en dibindeki lağımlara” sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.'
70 sayfa olmasına rağmen bitirmemin günler aldığı, satranç'tan ötürü okumaya karar verdiğim fakat beni epey hayal kırıklığına uğratan stefan zweig kitabı. psikolojik yönü ağır basıyor, müthiş ruhsal tahliller falan eyvallah da sonuca bağlanamayan kitaplara hep bir mesafeliyim. bu da bir tarz tabii, seveni vardır.