ölümü gösterip sıtmaya razı etmek

1 /
Genellikle yöneticiler tarafından sıklıkla baş vurulan bir yöntemdir. İster küçük çaplı bir şirketi yönetiyor olun, istersenizde koca bir ülkeyi yönetiyor olun bu yöntem kitleleri kontrol altında tutmak için birebirdir. Sizden yapmanız istenen şeyi yapmadığınız sürece bir üst perdeden vurmaya devam ederler. Bu yüzden üst perdeden gelenden kaçmak için yapmaktan kaçındığınız şeyi yapmaya razı olursunuz.
Hayatın hemen her alanında uygulanan bir taktik. Evde, okulda, işte, askerde, siyasette, alışverişte hatta sözlükte. Tek tek örnek vermeye gerek yok. Artık öyle bir noktaya gelmiş ki normalmiş gibi algılayıp farkedemiyoruz bile.
kitlesel bir propaganda aracı olmasına mukabil kişisel ölçekte bir manipülasyon aracı olma vasfı da taşır.

hayal kurduğu her işte her olayda kötü deneyimler yaşayan insanın bir süre sonra mabad üstü düşme deneyimlerinde canını daha az acıtacak önlemler aldığını görürüz. hatta bazen bunu biz yaparız. beyin dediğimiz şey kör bir dev gibi aslında. sınırları hoyratça aşmaya çalışıp başını vura vura labirenti çözmeye çalışıyor. hayatta kalmak için tecrübe üretmek kurulumda default olarak var aslında. iyi gibi görünen ama bir o kadar da hatalı sonuç çıkaran bir şey.
neyse başı vura vura sınırları öğrenmekten devam edelim. beyin aldığı reaksiyonlarla "olum burada iyisin ya da buradan topukla" seçeneklerini geliştiriyor. biz o sırada tecrübe edindiğimizi düşünüyoruz işte neyse.
sonra sonra 9 kez canımıza batan hayal kırıklığı 10. kez batmasın diye hedef küçültme yoluna gidiyoruz. 5 yıllık kalkınma planları gidiyor yerine haftalık burç yorumları geliyor. bu da bir tercih tabii.
etrafımda sıkça bir motivasyon-tedbir- vaziyet alma şekli görür oldum son zamanlarda: sen kendini en kötüsüne hazırla da olursa ne ala! diyolla.
bu yapılan şey başlığın ta kendisi değil de nedir?
neden "ben istedim ama olmadı" deme cüret ve cesaretini gösteremediğimiz için "yok ya aslında o kadar da istemiyorum" diyoruz ki? neden en kötüsüne odaklıyoruz? bunun adı garanticilik midir? neyi garanti ediyorsun kendine? popo üstü yere düşmemeyi mi? peki o kendini mahkum ettiğin vasatı bir başkası azıcık gayretle aştığında için hiç mi sızlamayacak? ne diyeceksin kendine, aslında ben de yapardım ama o sırada kendimi en kötü ihtimale sabitleyip güvenceye almakla meşguldüm mü diyeceksin? hiç mi içinde boşa giden potansiyelin mide bulantısı baş dönmesi karın ağrısı yapmayacak?
siyasetçilerin ve din adamlarının değişmez taktiği. hadi onları anlayabiliyorum, manipüle etmeleri gereken bi kitle var. bizim vatandaşlara ne oluyor, çözmek namümkün. adam kendi kendini buna ikna etme derdinde. bu yapılan şükretmek değil, birileri senin de pay sahibi olman gereken refahı domuz gibi semirirken, senin enayilik ederek onların ağzından çıkanla teselli bulman.
Toplum olarak yaşadığımız birçok problemin nedeni olan basiretsiz anlayış.

bu anlayışa göre nitelikli iş gücünü oluşturanların bile insan gibi yaşayamamayasına ekmek bulamayanlar olduğu için itiraz edemeyiz. böylece git gide bir ekmeğe tav hale geliriz. sorunun özünü görmek yerine, yanlış yapanlara itiraz etmek yerine oyalanır dururuz.

bu kafayla gidersek daha çok kıyaslarız hangi ülkede kaç asgari ücretle araba alınıyor diye. ne de olsa ekmek bulamayanlar var neyine senin arabaya binmek.