özbekler tekkesi

1 /
özbekler tekkesi. istanbul üsküdar’da orta asya’dan gelen dervişlerin barınması için inşa edilen nakşibendî tekkesi.

kaynaklarda el-hac hoca, hacı hoca, kalenderhâne adlarıyla da anılan, sultantepe’de servili köşk (günümüzde münir ertegün) sokağındaki tekke, orta asya’dan gelen seyyah dervişler için 1166’da (1753) maraş valisi abdullah paşa tarafından kurulmuştur. 1171’de (1757-58) hasan ağa adında bir hayır sahibinin desteğiyle ilk postnişin şeyh seyyid hacı abdullah efendi tekkeyi nakşibendiyye tarikatına vakfetmiş, mescid-tevhidhâneye minber koydurmuş, imâmet ve hitâbet görevlerini kendisi üstlenmiştir. ııı. mustafa döneminde ise (1757-1774) postnişin semerkantlı şeyh seyyid abdülekber efendi tarafından genişletilmiştir.

başlangıçta mütevazi bir kuruluş olan tekke zaman içinde birtakım eklerle donatılarak tam teşekküllü bir tarikat tesisine dönüşmüştür. 1844’te sultan abdülmecid bugünkü şekliyle tekkeyi yeni baştan inşa ettirmiştir. 1849’da buharalı şeyh mehmed receb efendi ile büyük oğlu ve halefi şeyh mehmed sâdık efendi’nin ruhları için bir su haznesiyle çeşme yaptırılmış, bunlar 1872’de sultan abdülaziz’in eşlerinden dürrünev kadınefendi tarafından tamir ettirilmiştir. 1877 osmanlı-rus savaşı sırasında tekkeye sığınanlar için arsanın kuzeyinde 1950’lerde yıktırılacak olan ahşap odalar yapılmış, 1893’te ıı. abdülhamid tarafından binada bir onarım daha gerçekleştirilmiştir.

tekkelerin 1925’te kapatılmasının ardından selâmlık bölümünde son postnişin şeyh atâ efendi’nin kardeşi şeyh necmeddin efendi ile (özbekkangay) ailesi, haremde ve derviş hücrelerinde tekkenin bazı emektar mensupları ikamet etmiştir. necmeddin efendi’nin önderliğinde mübarek gün ve gecelerde zikir meclisleri düzenlenmiş, tekkenin mutfağında geleneksel özbek pilâvı pişirilmiş, âşûrâ ve mevlid cemiyetleri, mûsiki ve sohbet toplantıları düzenlenerek tekke ve tarikat kültürü yaşatılmaya çalışılmıştır. şeyh necmeddin efendi’nin vefatından (1971) sonra bakımsızlıktan iyice harap olan tekke, amerika birleşik devletleri’nde yaşayan ve tekke şeyhlerinin neslinden gelen iş adamları ertegün kardeşlerin yardımlarıyla 1983-1994 yılları arasında onarılmıştır. günümüzde özgün mimarisi ve mefruşatı ile müze gibi korunan yapının selâmlık bölümünde şeyh ailesi mensupları yaşamaktadır.

tekkenin âyin günü bazı kaynaklarda pazar, bazılarında perşembe olarak verilmekte, dahiliye nezâreti’nin rûmî 1301 (1885-86) tarihli istatistik cetvelinde burada on üç erkekle sekiz kadının oturduğu belirtilmekte, ayrıca maliye nezâreti’nin rûmî 1325 (1909-10) tarihli taâmiye ve tahsisat defteri’nde tekkeye günde 2 okka et, yılda 372 kuruş verildiği belirtilmektedir. aslında nakşibendiyye’nin yesevî izleri taşıyan ve cehrî zikri benimseyen koluna bağlı özbekler tekkesi’nin son şeyhi necmeddin efendi’nin nakşibendî-hâlidî şeyhlerinden ankaralı küçük hüseyin efendi’nin halifelerinden olması dolayısıyla aynı tarikatın adı geçen kolu da temsil edilmiştir.

istanbul’daki diğer özbek tekkeleri ve üsküdar’daki afganîler tekkesi ile yakın ilişkiler içinde olan bu tesis, konaklama işlevinin yanı sıra orta asya tasavvuf kültürünün ve özellikle istanbul’da hiçbir zaman doğrudan temsil edilmeyen yeseviyye’ye has tarikat folklorunun yaşatıldığı bir ocak olmuştur. diğer taraftan altıncı postnişin şeyh mehmed sâdık efendi’nin buhara’da öğrendiği ebru sanatını istanbul’da devam ettirmesi ve yayması, oğlu ve halefi olan “hezarfen” lakaplı şeyh ibrâhim edhem efendi’nin hat, ebru, ince marangozluk, hakkâklık, matbaacılık, dokumacılık, oymacılık gibi el sanatlarını icra etmesi sebebiyle tekkenin türk sanat tarihinde önemli bir yeri vardır. i. edhem efendi’nin şeyhliği sırasında (1855-1904) bir ilim ve sanat merkezine dönen tekke matematikçi sâlih zeki bey, mekteb-i harbiyye nâzırı galib paşa, ressam hüseyin zekâi paşa, halide edip adıvar’ın babası edip bey, filozof rıza tevfik (bölükbaşı) gibi ünlü simaların uğrağı olmuştur.

özbekler tekkesi, kurtuluş savaşı tarihinde de önemli bir rol oynamıştır. şeyh atâ efendi’nin istanbul’da işgal kuvvetlerine karşı oluşturulan karakol cemiyeti’nin üyelerinden olması sebebiyle tekke bir müddet kuvâ-yi milliyye mensuplarından yaralananlar için hastahane olarak kullanılmış, ayrıca istanbul’dan kaçırılan silâh ve cephanelerle anadolu’ya gizlice geçmek isteyen, içlerinde ismet inönü, adnan adıvar, halide edip adıvar, ali fuat cebesoy’un babası ismâil fâzıl paşa, mehmed Âkif ersoy ve celâleddin Ârif bey gibi önemli isimlerin bulunduğu kişilerin ilk durağı haline gelmiştir. tekkenin, yüzölçümü 11.500 metrekareyi geçen geniş arsası kuzeyde servili köşk sokağından başlayarak güneydeki bülbüldere-bağlarbaşı caddesine kadar uzanmakta, tekke binaları kuzeyde, hazîre ise kuzeydoğuda yer almaktadır. haremi, selâmlığı, küçük mutfağı ve derviş hücrelerini barındıran, en geniş yerinde 25 × 25 m. boyutlarına ulaşan “l” planlı ana yapı servili bahçe sokağı üzerindedir. “l”nin güney ucuna bir sundurmanın sonuna mescid-tevhidhâne yerleştirilmiş, bu kitlenin kuşattığı alan selâmlık ve harem bahçeleri olarak değerlendirilmiş, su haznesi, havuz, güneybatı köşesinde büyük mutfak ve çeşmeyle donatılmıştır. söz konusu yapı moloz taş örgülü bazı zemin kat duvarları dışında tamamen ahşaptır ve dışarıdan aşı boyalıdır.

selâmlığın zemin katında sokağa açılan dikdörtgen cümle kapısının üzerinde bulunan ta‘lik hatlı ve tuğralı manzum kitâbe tekkenin 1260’ta (1844) sultan abdülmecid tarafından yenilendiğini belgeler. cümle kapısını bahçeye bağlayan, solda arabalık ve ardiye mekânları, sağda kapıcı dervişin odasıyla kuşatılmış olan geçidin sonunda soldaki merdivenlerle derviş hücrelerinin önündeki ahşap dikmeli sundurmaya çıkılır. zemini kısmen rodoskârî denilen çakıllı bezemeyle kaplı olduğundan çakıllık olarak anılan sundurmanın kuzey ucunda selâmlık, güney ucunda mescid-tevhidhâne, gerisinde de (doğuda) iki derviş hücresiyle zamanında meydan odasının yer aldığı bir girinti bulunur. sundurmanın mescid-tevhidhâneye yakın olan güney kesiminde hazîreye açılan dört pencere sıralanmakta, bunların arasında 1844 tarihli ihyadan önce cümle kapısının üzerinde bulunduğu bilinen 1166 (1753) tarihli sülüs hatlı manzum inşâ kitâbesiyle 1182 (1768-69) tarihli, tekkenin niteliğini belirten sülüs hatlı diğer bir manzum kitâbe bulunmaktadır.

selâmlık bölümü bir sofanın çevresinde sıralanan küçük mutfak, helâ-abdestlik ve iki odayla hareme bağlanan mâbeyin odasından meydana gelir. bu kesimin kuzeydoğu köşesindeki şeyh odasının dolaplarında şeyh edhem efendi’nin ortaya koyduğu sanat eserleri, duvarlarında nakşibendiyye tarikatına, tekkenin tarihçesine ilişkin levhalar ve resimler yer almaktadır. aslında orta sofalı plan tipinin karnıyarık türünü yansıtan haremin her üç katında yapıyı boydan boya kateden iki cepheli sofa uzanır. söz konusu sofalar tam ortalarından birer duvarla ikiye ayrılarak yan sofalı denilen plan tipi oluşturulmuştur. planları aynı olan katların köşelerinde yüklüklerle donatılmış ikişer oda, bunların arasında kalan kesimlerde merdivenle birer helâ-abdestlik birimi yer alır. zemin kattaki odaların edhem efendi tarafından marangozhane ve dökümhane olarak kullanıldığı bilinmektedir. dışarıdan bakıldığında iki yandaki çıkmaları ve geniş saçaklarıyla tipik bir istanbul konağı görünümünde olan haremdeki bu simetrik ikiz ev düzeni, 1884’teki ihya sırasında mehmed sâdık efendi ile kardeşi abdürrezzak efendi’nin tekkenin meşihatını paylaşmasıyla açıklanabilir. kareye yakın dikdörtgen planlı (8 × 6,50 m.) mescid-tevhidhâne dikdörtgen pencerelere, iyon başlıklı ahşap sütunlarla bir arkitravın çevrelediği empire üslûbunda bir mihraba, çıtaların oluşturduğu dikdörtgenlerle kaplı bir tavana sahiptir. mescid-tevhidhânenin zemin katında şeyh edhem efendi’nin atölye olarak kullandığı mekân bulunur. selâmlık bahçesinin güneybatı köşesindeki büyük mutfakla kuzeybatı köşesindeki su haznesinin duvarları moloz taş ve tuğlayla örülmüş, haznenin bahçeye bakan doğu yüzüne 1289 (1872) tarihli kitâbe, bunun sağına barok bezemeli ve kitâbeli küçük bir çeşme yerleştirilmiştir. su haznesinin yanında sonradan yıktırılmış olan, harem bahçesinin duvarına bitişik bir çamaşırhanenin ve yine bu duvarda büyük mutfakta pişen yemeklerin hareme aktarıldığı bir dönme dolabın bulunduğu bilinmektedir.

bibliyografya:

ba, irade-evkaf, nr. 1427/11; nr. 1950/5; ayvansarâyî, hadîkatü’l-cevâmi‘, ıı, 240; istanbul tekkeleri listesi, istanbul belediyesi atatürk kitaplığı, osman ergin, nr. 1825 (nr. 149); istanbul tekkeleri listesi, tsma, nr. e. 1772, 3333 (nr. 152); istanbul tekkeleri listesi, süleymaniye ktp., zühdü bey, nr. 489, vr. 7b; Âsitâne tekkeleri, s. 8; bâb-ı Âlî nezâret-i umûr-i dâhiliyye sicil nüfus idâre-i umûmiyyesi dersaâdet ve bilâd-i selâse nüfûs-ı millîsine mahsus istatistik cetvelidir, istanbul 1301, s. 58; mecmûa-i cevâmi‘, ıı, 58-59 (nr. 91); bandırmalızâde, mecmûa-i tekâyâ, istanbul 1307, s. 13; mehmed râif, mir’ât-ı istanbul, istanbul 1314, ı, 142; Ârif hikmet, tezkire, millet ktp., ali emîrî, tarih, nr. 789, vr. 32a; 1329 senesi istanbul beldesi ihsâiyât mecmuası, istanbul 1330, s. 19; hüseyin vassâf, sefîne-i evliyâ (haz. mehmet akkuş - ali yılmaz), istanbul 2006, ıı, 376; sadettin nüzhet ergun, türk musikisi antolojisi, istanbul 1943, ıı, 481; musahibzâde celâl, eski istanbul yaşayışı, istanbul 1947, s. 44; cemal kutay, kurtuluşun ve cumhuriyetin manevi mimarları, ankara 1973, s. 28-32; halide edip adıvar, türkün ateşle imtihanı, istanbul 1975, s. 62-72; a.mlf., mor salkımlı ev, istanbul 1979, s. 125-126; konyalı, üsküdar tarihi, ı, 57-58; ıı, 354-356, 424-427; m. uğur derman, türk sanatında ebrû, istanbul 1977, s. 32-40; zâkir şükrü, mecmûa-i tekâyâ (tayşi), s. 76; a.mlf., a.e.: istanbul hankahları meşâyihi (nşr. turgut kut), harvard 1995, s. 72-73; kadir mısıroğlu, kurtuluş savaşında sarıklı mücahitler, istanbul 1980, s. 210 vd.; mehmet saray, rus işgali devrinde osmanlı devleti ile türkistan hanlıkları arasında siyasî münasebetler (1775-1875), istanbul 1984, s. 84-88, 133-134; mustafa özdamar, dersaâdet dergâhları, istanbul 1994, s. 227-230; ahmed yüksel özemre, üsküdar’da bir attar dükkânı, istanbul 1996, s. 23; süleyman beyoğlu, “milli mücadele ve özbekler tekkesi”, üsküdar sempozyumu ı: 23-25 mayıs 2003: bildiriler (haz. zekeriya kurşun v.dğr.), istanbul 2004, ı, 201-212; a.mlf., “osmanlı devleti’nin üsküdar özbekler tekkesi’ne yaptığı tahsisatlar”, bir: türk dünyası incelemeleri dergisi, sy. 7, istanbul 1997, s. 27-34; nurhan atasoy, derviş çeyizi. türkiye’de tarikat giyim-kuşam tarihi, istanbul 2000, s. 130-131; ramazan muslu, osmanlı toplumunda tasavvuf (18. yüzyıl), istanbul 2003, s. 303-304; hür mahmut yücer, osmanlı toplumunda tasavvuf (19. yüzyıl), istanbul 2003, s. 259-261; sâlim yorgancıoğlu, üsküdar dergâhları (haz. ahmed yüksel özemre), istanbul 2004, s. 108-111; hasan özönder, “türk el sanatlarında bir ekol: üsküdar (istanbul) özbekler tekkesi”, prof. dr. saim sakaoğlu’na 55. yıl armağanı (haz. ali berat alptekin), konya 2006, s. 674-682; razi yalkın, “istiklâl savaşı’nın meçhul kahramanlarından rahmetli şeyh atâ”, tarih hazinesi, sy. 5, istanbul 1951, s. 217-218; nezih uzel, “derviş tufan efendi”, büyük gazete, istanbul 3 kasım 1976; “özbekler tekkesi müze mi oluyor?”, sebil, sy. 194, istanbul 1979; g. meredith smith, “the özbek tekkes of ıstanbul”, ısl., lvıı/ 1 (1980), s. 130-137; atilla çetin, “istanbul’daki tekke, zâviye ve hânkahlar hakkında 1199 (1784) tarihli önemli bir vesika”, vd, xııı (1981), s. 588; cengiz bektaş, “üsküdar’ın sultantepe’sindeki özbekler tekkesi”, tt, sy. 8 (1984), s. 40-45; a.mlf., “nakşibendî tarikatının halidiyye kolu ve özbekler tekkesi-ıı”, a.e., sy. 9 (1984), s. 38-43; th. zarcone, “histoire et croyances des derviches turkestanais et indiens à ıstanbul”, anatolia moderna-yeni anadolu, ıı, paris 1991, s. 147-150; l. ammaur, “la restauration du tekke des ouzbeks a üsküdar”, observatoire urbain d’ıstanbul, sy. 7, istanbul 1994, s. 14-18; mehmet altun, “kuvayı milliyecilerin gizli sığınağı ve ardındaki bilinmeyenler özbekler tekkesi”, toplumsal tarih, sy. 112, istanbul 2003, s. 18-23; m. baha tanman, “özbekler tekkesi”, dbist.a, vııı, 199-202.

m. baha tanman *
son yüz, yüz elli yılda içinden yetişen adamlara bakınca masonların(tapınakçıların v.s adı neyse artık şeytani bilumum ekiplerden biri işte) eline geçtiğine inandığım nakşi tekkesi.
ÖZBEKLER TEKKESİ. İstanbul Kadırga’da Orta Asya’dan gelen dervişlerin barınması için inşa edilen Nakşibendî tekkesi.

Kadırga’da Küçük Ayasofya mahallesinde Şehid Mehmet Paşa Yokuşu’nda Sokullu Külliyesi’nin yanında bulunan Nakşibendiyye’ye bağlı tekke Orta Asya’dan gelen Nakşî dervişleri için 1104’te (1692-93) İstanbul Defterdarı İsmâil Efendi tarafından kurulmuştur. Özbek kökenli şeyhlerin Osmanlı Devleti ile Orta Asya hanlıkları arasındaki ilişkilerde oynadıkları önemli rollerden dolayı İstanbul’daki Özbek tekkeleri içinde en önemlisi sayılmaktadır. Kaynaklara Buhara Tekkesi, Buhârî Tekkesi adlarıyla da geçen tesisin vakfiyesinden dışında altı adet oda, şeyh odası önünde bir sofa, etrafında bahçesi olan bir mescid, abdesthane, üç adet helâ ve avlu, içeride bir oda, karşısında yarım sofalı bir oda ve iki oda ortasında bir sofa, meyve ağaçları olan bahçe, bir hamam ve bir kâgir mahzenden oluştuğu anlaşılmaktadır. II. Abdülhamid’in emriyle 1305’te (1887-88) yenilenmiş, bugünkü mescid-tevhidhâne bölümü de Buhara Hanlığı’nın ileri gelen devlet adamlarından Astankul Bey tarafından 1900’de inşa ettirilmiştir. Tekkelerin 1925’te kapatılmasının ardından Buhara Tekkesi Türkistan Gençler Birliği, Türkistanlılar Kültür ve Sosyal Yardım Derneği, Türkistanlılar Talebe Yurdu gibi kurumları bünyesinde barındırmış, harem dairesinde son şeyh Abdurrahman Efendi (ö. 1953) ailesiyle ikamete devam etmiştir. Daha sonra harem bölümü yanmış, işlevsiz ve bakımsız kalan mescid-tevhidhâne de diğer bir yangında harap olmuştur.

Osmanlı sultanları, XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren tekkenin şeyhlerini Osmanlı Devleti ile Orta Asya’daki hanlıklar arasında elçi olarak görevlendirmişlerdir. Meselâ XVIII. yüzyılda Şeyh Yahyâ Efendi’nin, XIX. yüzyıl ortalarında Şeyh Mehmed Efendi’nin resmî temasları zikredilebilir. Buhara Emirliği’nden İstanbul’a gelen birçok önemli kişinin burada konakladığına bakılırsa tekkenin Orta Asya’da da aynı şekilde telakki edildiği söylenebilir.

Alman şarkiyatçısı M. Hartmann’ın Çağatay dili ve kültürü üzerine yayımladığı eserlerinde yer alan bilgilerin önemli bir kısmını bu tekkeden derlemiş olması, öte yandan tekke şeyhlerinden Süleyman Efendi’nin XIX. yüzyıl sonlarında bir Çağatayca-Osmanlıca sözlük yayımlaması, Ahmed Yesevî’nin şiirlerini Türkiye Türkçesi’ne aktarması tekkenin Orta Asya ve Osmanlı kültürleri arasındaki iletişimde oynadığı önemli rolü gösterir. Süleyman Efendi ayrıca II. Abdülhamid’in panislâmist politikası çerçevesinde çeşitli görevlerle Hindistan, Afganistan ve Orta Asya’ya yollanmış, 1877’de Macaristan’ın Peşte şehrinde toplanan Turan Kongresi’ne padişah adına katılmıştır. Âyin günü cuma olan tekkede dokuz erkekle dört kadının ikamet ettiği Dahiliye Nezâreti’nin rûmî 1301 (1885-86) tarihli istatistik cetvellerinde belirtilmektedir.

Günümüze ulaşmayan kuzeydeki ahşap harem dairesi dışında kâgir olarak inşa edilen tekkenin diğer bölümleri ortak bir taban oluşturan zemin katın üzerinde birbiriyle bağlantılı bağımsız kitleler halinde tasarlanmıştır. Zemin katın batısında Şehid Mehmetpaşa Yokuşu üzerinde ortada cümle kapısı, bunun üzerinde mescid-tevhidhâneden bağımsız olarak tasarlanmış minare yükselir. Bunların güneyinde (sağda) zemin katta mutfak-kiler-taamhâne grubunu, birinci katta meydan odasını, ikinci katta mescid-tevhidhâneyi barındıran kitle yer alır. Cümle kapısı ile minarenin kuzeyinde (solda) cadde üzerinde üç katlı selâmlık, bunun arkasında derviş hücrelerini içine alan misafirhane binası bulunur. Zemin katı güneydoğu kesimi altta su haznesi, üstte fevkanî avlu olarak değerlendirilmiş, avludan meydan odasına, bunun üzerindeki mescid-tevhidhâneye ve derviş hücrelerine geçiş sağlanmıştır.

Dikdörtgen cümle kapısı neo-gotik üslûpta bir sivri kemerin içine alınmış ve II. Abdülhamid’in 1305 (1887-88) tarihli yenileme kitâbesiyle taçlandırılmıştır. Cümle kapısından ufak bir taşlığa girilmekte, bu taşlık kuzey yönünde selâmlıkla misafirhanenin arasındaki ince uzun avluya bağlanmakta, daha ziyade bir havalandırma-aydınlatma boşluğu niteliğindeki bu mekândan fevkanî avluya çıkılmaktadır. Selâmlığın ve misafirhanenin birinci ve ikinci katları arasındaki bu boşluğa bakan, kuzeyde harem bölümüyle hazîreyi tekkenin diğer bölümlerinden soyutlayan duvarın önünden dolaşarak “U” biçimini alan balkonlarla donatılmış, birinci kattaki balkonda “U”nun uçları fevkanî avluyla birleştirilmiştir. Geleneksel mimarideki revakların yerini tutan, her iki taraftan kapıların ve pencerelerin açıldığı bu balkonlar demir putrelli volta döşemeleri, bunları birbirlerine bağlayan düşey demir gergileri ve aynı malzemeden yapılmış sade korkuluklarıyla dönemleri için oldukça modern bir görünüm sergiler.

Misafirhane kanadının her iki katı “karnı yarık” denilen plan tipinde olup doğu-batı doğrultusuna uzanan sofaların çevresinde dervişlerin barınmasına mahsus odalarla helâ-abdestlik birimleri sıralanmaktadır. Selâmlığın içerdiği en ilginç mekân ise ikinci kattaki şeyh odasıdır. Kahve ocağıyla bağlantılı ufak bir sofadan geçilerek ulaşılan bu bölümde girişin bulunduğu doğu duvarı yüklüklerle donatılmış, güney ve kuzey duvarlarına birer dikdörtgen pencere, güney duvarına küçük bir köprüyle mescid-tevhidhâneye ulaştıran kapı, batı duvarına ise önünde balkon bulunan, sivri kemerli geniş bir kapı-pencere yerleştirilmiştir. Nefis bir manzaraya sahip olan balkon yanlardan birinci ulusal mimarlık üslûbunda birer büyük konsolla takviye edilmiş, bunların arasına da aynı üslûpta bir dizi küçük konsol yerleştirilmiştir. Balkonun basit ahşap korkulukları, köşelerde üstleri soğan kubbeciklerle donatılmış masif ahşap babalara bağlanmaktadır. Selâmlığın geniş saçağı balkonun üzerine gelen yerde ahşap konsollarla desteklenmiştir.

Kareye yakın yamuk bir plan gösteren (yaklaşık 7,50 × 8,40 m.) mescid-tevhidhânenin duvarları tuğlayla örülmüş, kalkan duvarlarıyla kısmen gizlendiği anlaşılan ahşap çatı yanmıştır. Açıklığı içeriden bir basık kemerle, dışarıdan demir putrelli bir lentoyla geçilmiş olan giriş kuzey duvarının ortasında yer almakta, bunun üzerinde 1 Receb 1318 (25 Ekim1900) tarihli, ta‘lik hatlı inşa kitâbesi bulunmaktadır. Mescid-tevhidhânenin duvarlarında sıralanan ikili pencere gruplarından alttakiler dilimli Bursa kemerleriyle taçlandırılmıştır. Yuvarlak tepe pencerelerinin zamanında alçı revzenlerle dolgulandığı tahmin edilebilir. Mihrap nişinde seçilen alçı mukarnas izleri birinci ulusal mimarlık üslûbunda bir süslemenin varlığına işaret eder.

Özbekler Tekkesi’nin, geleneksel plan şemalarıyla Batı kökenli inşaat tekniklerini ve birinci ulusal mimarlık akımına bağlanan birtakım ayrıntıları bağdaştıran ilginç tasarımı gibi Şehid Mehmet Paşa Yokuşu üzerindeki batı (giriş) cephesinin düzenlemesi de kendine özgüdür. Yatay silmelerle ayrılmış olan katlarda farklı örgüler kullanılmış, bodrumda kesme taş, zemin katta Roma ve Erken Bizans dönemlerinde kullanılan, ancak Osmanlı mimarlığında hemen hiç görülmeyen “opus sectile”ye benzer bir tür örgü, birinci ve ikinci katlarda ise üzeri sıvalı tuğla örgü tercih edilmiştir. Söz konusu cephede gözlenen anıtsallık ve özgünlük iddiasının odağı, şüphesiz minarenin -İstanbul Mevlânâkapı’da XVII. yüzyıla ait Tulumcu Hüsam Mescidi dışında- Osmanlı mimarlığında görülmeyen bir biçimde cümle kapısı üzerine oturtulmuş olmasıdır. Öte yandan şeyh odasının cephesi gerek içerdiği mimari öğeler (sivri kemerli geniş açıklık, balkon ve saçak konsolları) gerekse oranları bakımından Konya Alâeddin tepesinde yer alan XII. yüzyılın ikinci yarısına ait Kılıcarslan Köşkü’nü hatırlatır. Şeyh odasının manzaraya hâkim konumuyla tekkeye gelen hatırlı misafirlerin ağırlandığı bir tür köşk niteliğinde oluşu bu iki yapı arasında bilinçli bir etkilenmenin varlığını destekler. Birinci ulusal mimarlık akımının öncü yapılarından biri olan Özbekler Tekkesi’nin giriş cephesindeki ayrıntıların benzerlerine Alexandre Vallaury’nin günümüzde İstanbul (Erkek) Lisesi olarak kullanılan Cağaloğlu’ndaki Düyûn-ı Umûmiyye binasında rastlanması, 1887’deki yeniden inşa işleminin adı geçen mimara havale edilmiş olduğunu düşündürmektedir.

1990’lı yıllara doğru bu tekkenin genel restorasyonu için girişimlerde bulunulmuş ve bir mimarlık bürosu tarafından binayı bütünüyle ele alan çok ayrıntılı bir projesi hazırlanarak İstanbul Anıtlar Kurulu’na sunulmuş ve buradan alınan onay ile yakın zamanda yapının restorasyonuna başlanmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

İstanbul Tekkeleri Listesi, TSMA, nr. E. 1772, 3333, 1805-1826 arası, nr. 5; Melekpaşazâde Kadri Beyefendi, Hankahnâme (İstanbul Tekkeleri Listesi), Süleymaniye Ktp, Nuri Arlasez, nr. 36, 1833-1846 arası, vr. 2b, nr. 34 (Cuma), vr. 8b, nr. 203 (Perşembe); Mehmed Tevfik, Yâdigâr-ı Macaristân-ı Asr-ı Abdülhamîd Hân, İstanbul 1294, s. 17-18; Bandırmalızâde, Mecmûa-i Tekâyâ, İstanbul 1307, s. 3; Mecmûa-i Cevâmi‘, I, 12-13; Âsitâne Tekkeleri, s. 4 (Cuma); Bâb-ı Âlî Nezâret-i Umûr-ı Dâhiliyye Sicil Nüfus İdâre-i Umûmiyyesi, Dersaâdet ve Bilâd-ı Selâse Nüfûs-ı Millîsine Mahsus İstatistik Cetvelidir, İstanbul 1301, s. 50; 1329 Senesi İstanbul Beldesi İhsâiyât Mecmuası, İstanbul 1330, s. 19; Osman Nuri Ergin, Türk Şehirlerinde İmâret Sistemi, İstanbul 1939, s. 26-36; Mehmet Saray, Rus İşgali Devrinde Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları Arasında Siyasi Münasebetler (1775-1875), İstanbul 1984, s. 84-88, 133-134; Tahsin Öz, İstanbul Camileri, Ankara 1987, I, 114; Eminönü Camileri (nşr. Eminönü Müftülüğü), İstanbul 1987, s. 45-46; Mustafa Özdamar, Dersaâdet Dergâhları, İstanbul 1994, s. 62-63; Ramazan Muslu, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (18. Yüzyıl), İstanbul 2003, s. 298-299; Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İstanbul 2003, s. 291-292; M. Baha Tanman, “Un champ inexploré de l’architecture domestique ottomane: Les harems et les selamlıks des tekkes”, Actes des VI et VIIe congrès sur le corpus d’archéologie ottomane sur. selsebils, minarets, mausolées et souks a l’époque ottomane, Tunis 2005, s. 57, 70, fig. 23; a.mlf., “Buhara Tekkesi”, DBİst.A, II, 326-327; G. M. Smith, “The Özbek Tekkes of Istanbul”, Isl., LVII/1 (1980), s. 137-139; Atilla Çetin, “İstanbul’daki Tekke, Zaviye ve Hankâhlar Hakkında 1199 (1784) Tarihli Önemli Bir Vesika”, VD, XIII (1981), s. 584; Th. Zarcone, “Histoire et croyances des derviches turkestanais et indiens à Istanbul”, Anatolia Moderna: Yeni Anadolu, II, Paris 1991, s. 150-153; a.mlf., “Buhara Tekkesi”, DBİst.A, II, 325-327; Azmi Özcan, “Özbekler Tekkesi Postnişini”, TT, XVII/100 (1992), s. 12-16; Mehmet Alper, “Buhara Özbekler Tekkesi”, Arkitekt, sy. 424, İstanbul 1995, s. 38-43; A. Hoffmann, “Politik und Architektur im Umbruch-spätosmaniche Tekken in Istanbul”, Architectura, XXXIV, München-Berlin 2004, s. 96-119 (99-105); “Buhârâ Tekkesi ve Mescidi”, İst.A, VI, 3099.

M. Baha Tanman *
aslında nakşibendi tekkesidir, bunlardan bir tanede kadırgada sokullu mehmet paşa camii yanındadır...

orta asyadan gelip uğrayan hacıların kaldığı yerdir, üsküdarda aynı zamanda afgan tekkeside vardır ki buda nakşi tekkesidir afganistan coğrafyasından gelen hacılarda burada 1-2 gün kalırlarmış...

şimdi ilber ortaylı hacanın ağzından yazdığımız bu kelamı şöyle açıklayalım 19. yüzyılın ortalarına kadar hac yolculuğu yapan orta asyalı müslümanlar bir şekilde istanbul'a uğrarlarmış yani bundan mütevellit isimleri öyle...

üsküdarda bulunan özbekler tekkesinin icraatlarına devam etmesinin nedeni kurtuluş harbi sırasında yüklendiği misyonun hatırna binaendir...