peçe

1 /
İsviçre'de dün yapılan referandumda kamusal alanda peçe kullanılmaması adına bir sonuç çıktı. Yaklaşık 9 milyonluk ülkede peçe takan müslüman sayısı 30'muş. 30 tane müslüman kadın için referanduma gitmişler.
Çarşaf sözcüğü dilimize Farsça “gece örtüsü” anlamına gelen çâder-şeb sözcüğünden geçmiştir. Peçe sözcüğünün ise Türkçe mi yoksa Farsça kaynaklı mı olduğu kesin değildir. Günümüzde birçok Müslüman, çarşaf ve peçenin İslamiyet’le birlikte ortaya çıkan ve Ahzap suresi 59. ayetinde sözü edilen “cilbab” olduğunu düşünürler. Oysa Arap toplumunda ne Cahiliye döneminde ne de Hz. Muhammed döneminde çarşaf giyildiğine ilişkin hiçbir tarihsel belge yoktur. Yine aynı şekilde fıkıh kitaplarında kadına nafaka olarak verilecek elbiseler teker teker belirtilirken hiçbirinde çarşafa rastlanmaz. Örtünme daha çok ferace adı verilen giysi ile yapılır. Kara çarşaf, Endülüs Emevileri döneminde İspanyol rahibelerinin giydiği bir elbise olarak Emeviler aracılığı ile İslam coğrafyasında görünmeye başlamıştır. Örtünme elbette İslamiyet öncesi Arap toplumlarında da vardı. Örneğin antik dönemlerin en önemli dini ve ticari merkezlerinden biri olan ve günümüzde Suriye sınırları içinde bulunan Palmira’da yapılan kazılarda bulunan tabletlerde, örtünmüş kadınların tasvirleri bulunur. Fakat bu örtünme biçimleri günümüzdeki çarşafa benzemekten oldukça uzaktır.

Gerçekte çarşafın ve peçenin kökeni binlerce yıl öncesine, Sümerlere kadar uzanır. Pagan inanca sahip Sümer toplumunda kendilerini Tanrıya adayan tapınak fahişeleri, diğer kadınlardan ayırt edilebilmek için çarşaf ve peçe takarlardı. Yalnız yanlış anlaşılmaması için belirtmekte fayda var: O dönemde tapınak fahişeliği kutsal bir görev olarak görülürdü ve bu nedenle zaman zaman kralların kızları dahi kendilerini bu göreve adarlardı.

Zaman içinde, özellikle tek tanrılı dinlerin doğmaya başladığı zamanlarda çarşafın ve peçenin amacı tam tersi yönde değişime uğradı. Fırat ve Dicle ırmakları arasında uygarlık kuran Asurlular döneminde özgür kadınların kölelerden ayırt edilebilmesi için örtünmesi yasa ile zorunlu tutuldu. Günümüzde Berlin Müzesi’nde bulunan Asurlular dönemine ait tabletlerde kadının örtünmesiyle ilgili 40. yasa şöyledir: “İster evli kadınlar, isterse dul kadınlar veya Asurlu kadınlar olsun, sokağa çıkarlarken başlarını açmamış olacaklardır. Fahişeler ve köleler örtülü değildir. Örtünen fahişeler tutuklanacaktır.”

Asurlu kadınlar gibi Yahudi kadınların de başı açık olarak toplum içinde dolaşmaları yasaklandı. Eski Ahit’te kadınların başını örtmesi gerektiği, üç farklı pasajda belirtilmektedir. İşaya 3/20’de başa giyilen kıyafet demek olan “fara”, İşaya 3/23’te başörtüsü anlamındaki “tsnyafaah” ya da Tekvin 24/65-38/14.19’da yüzü kapatan örtü anlamında da “tsaayafa.” Ayrıca vücudun üst kısmını örten örtü anlamında “radod” sözcüğü kullanılmıştır.

Fakat peçenin anlamı değişime uğramamıştı. Tevrat’ta Yaratılış Bölüm 38’de peçe, fahişelerin giydiği bir örtü olarak anlatılır: “Yahuda onu görünce fahişe sandı. Çünkü yüzü örtülüydü.”
birilerine göre yahudi adetiymiş. ben bugüne kadar peçe takan, peçeyi bırak başını örten yahudi görmedim. bu bir yana birilerinin bunu yapıyor olması onun islamda olamayacağı anlamına mı geliyor? peygamberimiz sakal bırakmış ve tavsiye etmiş mesela. e yahudisinden hristiyanına kadar da sakallı. o da mı yahudi adeti?

nasıl bir kafa yapınız var anlayabilmiş değilim. peçenin hükmüyle ilgili binlerce alimin görüşü varken "yohodo odoto" demek nasıl bir kibir? nasıl bir cehalet?

bilginiz varsa konuşun, bilgi, destekli dayanaklı bilgi, yoksa sağdan soldan duyduğunuz şeylerle insanlara saçma sapan etiketler yapıştırmayın.
Her ne kadar bazı kesimlerce İslama dahil gibi gösterilmeye çalışılsa da alakası yoktur. Günümüzde nasıl ki çapraz boneler, yakmalı şallar, bilmem neler moda olduysa peçe de bir zamanlar Halife Harun Reşid'in kız kardeşinin takmasıyla moda olmuştur.
--- alıntı ---

antalyada peçe kalmadı

nisan sonundan başlıyarak kaldırılması şehir kurulunca karara bağlanan antalyadaki çarşaf ve peçe bugün büsbütün kalkmıştır. bu karar tatbik alanında çok eyi yürümüştür.

--- alıntı ---

3 mayıs 1935, ulus gazetesi.
Peçenin altındaki kadına " yavrular" diyenlerin, sahillerde çırılçıplak gezenlere " hanım efendi" demesi nasıl bir samimiyet!

Kadının tercihidir. Farz değildir.

Kur'an'ın kadına örtün emri aha budur:


Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!

nur 31

Dileyen uyar, dileyen uymaz; lakin, Allah' a ve ahirete iman eden; fakat bu ayetin şartlarını ağır kabul eden kimseler kesinlikle ayetin hükmünü reddetmesinler. Yoksa dinden çıkarlar.

" İman ettik; ama nefsimize ağır geldiği için haram olanı yapıyoruz" deyip, günah işlediklerini kabul etsinler.
zahir ile hükmeden islam’ın izzetini taşımaktır. bu çağa giyimiyle meydan okuyan kadınların taşıdığıdır. sokakta peçeli, burkalı dolaşan uhtileri görünce umudum tazeleniyor.