politik doğruculuk ve fikrin namusu

1 /
İnsanları, sevdikleri şahıslara ve savundukları fikirlere göre değil de; bu şahıslarda ve fikirlerde ne bulduklarına, onlar için hangi anlamı ifade ettiklerine göre değerlendirmeye başladığımdan beri kendimi olgunlaşmış hissediyorum. Karşımdaki kişiden benzer bir tavır görmediğim zaman, kendisinin içinde bulunduğu durumu da anlıyorum.

Fakat bunu yaparken insanın kendisinden ödün vermesi, karşısındaki insanı anlamaya çalışması ve politik doğruculuk arasında ince bir çizgi var. Yani bu konuda, konunun ehli tarafından uzun ve derin bir değerlendirme yapılmalı. Toplumsal değer yargıları, fikri asabiyet ve radikalizm, başkaları tarafından kabul görme dürtüsü, aidiyet arayışı, fikri ve kültürel altyapı, avrupa penceresiyle yaşadığımız toplumun değerlendirilmesi, felsefe ve inanç gibi birçok kaynağı var bence politik doğruculuğun.
"normalde doğru değil ama bu şartlarda doğru" tarzı reel politikçilik gibi bir anlama gelmesi beklenirken hiç de o anlama gelmeyen kavram. politik doğruculuk "hassas" denilen konularda hassasiyeti doğru olanın da üstüne koymak gibi özetlenebilir sanırım. batı'da siyah-beyaz ayrımı ile en somut şekilde kendini göstermiş. bizim hayatımızda pek de olmayan bu kavramı ana haber bültenlerinde peynir ekmek gibi götürmüşler. bizim memleketten örneği ise en çok feminist gruplarla gündeme gelebilir. bir erkek-kadın çatışmasında kimin haklı olduğuna ve olayın erkek-kadın gerilimiyle ne kadar alakalı olduğuna bakmaksızın peşin yargılarla kadının tarafını tutmak gibi. keza mültecilerle ilgili konularda bilimsel bir araştırma yapıp sonucunu ırkçılıkla suçlanmak korkusuyla yayınlayamamak gibi. yani politik doğruculuk aslında bir mağduriyetin istismar edilmesinden doğuyor.

gelin görün ki politik doğruculuk kavramı gerçekten ırkçılığı rasyonalize etmek için, bomboş önyargılarını "siz gerçeklerle yüzleşmek istemiyorsunuz" zırhına bürümek için de kullanılabiliyor. bu da istismarın istismarı boyutu artık. kavramı kullanmadan yapılan bir sürü örneğini internette görmüşsünüzdür. kara mizah adı altında ciddi ciddi nefret suçu işleyip "duyarcılar"a vurarak kendine meşruiyet kazandırmaya çalışanlar gibi.** ya da mizahın arkasına da saklanmadan ne de olsa artık duyarcılık ırkçılıktan daha nefret edilen bir şey oldu diyerek saçma sapan öğürmelerini fikir diye sunanlar gibi.

her iki tipi de göz önünde bulundurduğumuzda ortaya çıkan şey, doğru-yanlış ve iyi-kötü ölçeklerinden kopmuş bir özgürlük veya kısıtlama anlayışının bizi sürekli tutarsızlığa götürdüğü. halbuki fikirlerin de namuslusu ve namussuzu vardır. "yanlış ama takılın bakalım" sözde hoşgörüsü duyarcı faşizmine, "istediğimi derim size ne ulan" sözde özgürlüğü beyinsizliğin övülmesine sebep oluyor. doğru ve yanlış konusunda belli bir ölçütünüz, ipine tutunduğunuz çok sağlam bir yer varsa bu tartışma da ortadan kalkıyor.
başlığa gelince ilk aklıma gelen şöyle bir :) işaret koyup geçmekti ama format izin vermiyor buna. politically correct kavramı bizim kapitalist batı medeniyetinden öğrendiğimiz ama batılıları bile geride bıraktığımız bir kavram. batı, her ne kadar politically correctness'ın peşinde görünse de içten içe bir ahlak geliştirmeye çalıştı ve en azından evinin içinde o ahlakı bu politik doğruculuğun üzerine çıkardı. yani başlıktaki şekliyle fikrin namusunu öncelledi.

batı içeride bunu tavizsiz uyguluyor. yani örneğin bir abd başkanlık seçim yarışında, "aga buradan iyi oy gelir, allah ne verdiyse vuralım buraya" deyip zenci-beyaz mevzusuna giremezsin. anında indirirler. ama bizde bu problem değildir. "afedersin ermeni, biliyorsunuz alevi" filan sıkıntı olmaz bizde. oy oydur neticede. ve politik olarak doğru ve iyi bir madendir. fikri namus, ya da ahlak felsefesi burada geçersizdir. hele bir de dünyalığına hizmet ediyorsa, sana dünyalık bir getirisi varsa, ahlak ne lazım... hele ki, her yaptığına kitaptan yer bulacak fetvacıların da varsa değme keyfime...

fikrin namusunu savunmak zor ve zahmetli bir iş. bedeli ağır. sadece maddi bir bedel değil bu. sosyal linç de dahil her türlü tacize maruz kalma riskin var. adam çıkar, "israil ajanı, amerikan uşağı, siyonist, vb." gibi bir etiket vurur alnının çatına, kurur kalırsın. tükürükle boğarlar adamı. duruma göre darbeci olursun, duruma göre başka bir şey...

neticede "doğru-yanlış x iyi-kötü" çaprazlamasında ya "doğru ve iyi" ya da "doğru ama kötü" şıklarını terch etmişsen sırtın yere gelmez. ha bugün ha yarın hakikat ortaya çıkar ve sen aklanırsın... yanlış ama iyi diyen düşünsün gerisini... politically correct budur zaten...



siyasal anlamda sovyet rusyanın çöküşü ile başlayan bir kavramdır politik doğruculuk, anlamı içindeki geçen kelimelerde saklı olsa da aslında, temel manada tam zıttı bir kavramdan bahsediyoruz. örneğin; herkes fikirlerini özgürce söyleme hakkına sahiptir. diyen bir zatın kendi ile yada zümresi ile ilgili yapılan her türlü menfi eleştiriyi kabullenemeyip mahkeme salonlarında gezmesi veya elinde bulundurduğu otoriteyi eleştirenin karşısında bir güç olarak kullanması ile boşa çıkan bir kavram olarak hayatımızın tam ortasında durmaktadır.

peki bizlerin politik doğruculuk kavramına bu kadar sımsıkı sarıldığımız şu günlerde gerçeğin tam olarak neresinde duruyoruz sorusuna verebileceğimiz bir cevabımız varmı? şahsım adına ben politik doğruculuk kavramına inanan bir insan değilim. onun yerine fikrin namusunu korumanın insanlardaki tutarlılığı artırdığına inanıyorum çünkü fikrin namusu insanlığın düşünmeye ve yazmaya başladığı günden itibaren koyduğu ahlaki ölçülerin tamamını kapsayan değerin adı olarak tamda karşımızda duruyor.

insanlar politik doğruculuk yapacaklarına fikrin namusunu savunur olsalardı. karşısındaki insanı dinlerken düşüncenin namusuna getirdiği zararı ve onun önümüze koyduğu hasarı tartışır olurdu.

fikrin namusunu korumanın çok zor olduğu dönemlerden geçiyoruz. söylediklerinizle yaptıklarınızla sizi bir yerlere yaftalayanların olduğu sizi bir sınıfa sokarken ya bu insan evladı ne diyor diye düşünmeyenlerin olduğu şu dönemde kime ne anlatığımızın artık bir önemi yokken korunmalı fikrin namusu, ezberlenmiş roller, hamasi sloganlar, demogoji ve retorikten ibaret sözde düşünceler mücadele etmek tabi ki zordur. ama münevverlerin en başlıca rolleri düşüncelerini söylemekten çekinmiyor olmalarıdır.

elbette ki insanlar değişirler fikirleride değişir düşünceleride bu değişimi yaşarken geçmişiylede hesaplaşabilirler bundan doğal ne olabilir ki günümüzde biat kültürünün etkisiyle beyinlerini kiraya vermiş insanların değişimi algılamaları ne kadar olduğunu görüyoruz. her zaman yayından çıkmaya hazır ok gibi bekleyen kelimeleriyle vururlar sizi yada bütün kutsallarını tek tek yok oluşunu izlerken size olan nefretlerini haykırdıkları o kin ve nefret sesinin beyninizde yankılanması için en üst perdeden bağırırlar.

insanın fikri manada değişimden korkuyor olmasıdır aslında muhafazakarlığın tam karşılığı, hiç şüpheniz olmasın elbette değişeceğiz, daha güçlü daha etkili temellerde fikirler üreteceğiz onları da sahiplenecek ve koruyacağız. değişimler hep sancılı geçmiştir. bir annenin çocuğunu doğururken ki attığı çığlıklar belki hepimizin yüreklerini dağlar ama o anne kucağına bebeğini aldığında yüzünde beliren o muhteşem mesut ifade sanırım hepimiz için en güzel an olarak hafızalarda kalır kimse o çığlıkları hatırlamaz o tebessümün ortama verdiği mutluluk kalır hep akıllarda. elbette yaşadığımız dönem birilerinin fikrin namusunun yok edilmeye çalışıldığı bir dönemdir.

kendi gibi olmayan herkesi politik doğruculukla yok etmeye çalışan insanlar zümresinin var oldu artık aşikardır. fikrinin namusunu korumaya çalışanları aşağılık şekilde yaftalamaya çalışanların var olduğu bir dönemde elbette konuşmak yazmak hatta düşünmek zordur ama hiç bir güç insanın beyin aktivitesi olan düşünceye ket vuramaz asırlardır vuramadı.

bu kadar bilgi kirliliğinin olduğu bir dönemde sizin beyninize aklınıza hakaret edercesine 5 yaşındaki çocuğu bile kandıramayacak insanların ezberlenmiş mottolarla size saldırıyor olması fikrinizi savunmanıza engel değildir. işte tamda burada karşımıza çıkıyor fikrin namusu.

sözün özü;
(bkz: yaşasın politik doğruculuğa inat fikrin namusunu koruyanlar)…
(bkz: yaşasın herşeye ve herkese rağmen düşünen ve akleden insanlar)…

namusun önemini öğrendim evde...
sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken,
günaha el sürmemek olduğunu öğrendim...


(bkz: hz. mevlana)