risale-i nur kuran tefsiri niyetiyle okunmalı bahsi

1 /
Risâle-i Nûr’daki bütün mesâil-i îmâniyye ve İslâmiyye, bizzât Kur’ân’ın ve Kur’ân’ın en büyük müfessiri olan Hadîs’in malıdır. Bu sebeble îmâna ve İslâm’a dâir bir mes’ele okunduğunda, me’hazdeki kudsiyyetten dolayı o mes’ele içinde Kur’ân’ı ve Hadîs’i bulmak gereklidir. Hem Kur’ânî bir ders anlatıldığında öncelikle nazarlar Kur’ân âyetlerine çevrilmelidir.
Müellif (ra) bahsi geçen mevzû hakkında “Sünûhât” adlı eserinde şöyle buyurmaktadır:
“Cumhûru, bürhândan ziyâde me’hazdeki kudsiyyet imtisâle sevk eder. Müctehidînin kitâbları vesîle gibi, cam gibi Kur’ân’ı göstermeli; yoksa vekîl, gölge olmamalı.
“Eğer zarûriyyât-ı dîniyyede doğrudan doğruya Kur’ân gösterilse idi, zihin tabiî olarak müşevvik-i imtisâl ve mûkız-ı vicdân ve lâzım-ı zâtî olan ‘kudsiyyet’e intikàl ederdi. Ve bu sûretle kalbe meleke-i hassâsiyyet gelerek, îmânın ihtârâtına karşı asamm kalmazdı.
“Demek şerîat kitâbları, birer şeffâf cam mâhiyyetinde olmak lâzım gelirken, mürûr-i zamanla mukallidlerin hatâsı yüzünden paslanıp, hicâb olmuşlardır. Evet bu kitâblar, Kur’ân’a tefsîr olmak lâzım iken, başlı başına tasnîfât hükmüne geçmişlerdir. devamı için -git