şah ismail

1 /
Çaldıran Savaşı'nda Yavuz Sultan Selim'e yenilmesiyle bilinen, Hatayi mahlası şair ve Yedi Ulu Ozan'dan biri, Safevi Tarikatı'nın şeyhi, Safevi Devleti'nin kurucusu ve ilk Şahı.

Şah İsmail 17 Temmuz 1487'de Erdebil'de Alemşah Halime Begüm ve Şeyh Haydar çiftinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Şeyh Haydar 1488'de babası Şeyh Cüneyd'in intikamını almak için Şirvanşahlar Devleti üzerine saldırır ve başarılı sonuçlanan Derbent Kuşatması sonunda Şirvan hükümdarı Ferruh Yaşar Gülistan Kalesi'ne çekilerek 7 ay muhasarada kaldıktan sonra Şeyh Haydar'ın güçlenmesinden çekinen Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup 1488'de Ferruh Yaşar'a yardım gönderdi ve Tabersaran yakınlarında yapılan savaşta Şeyh Haydar öldürüldü. Başı kesilerek Tebriz'e getirirdi ve 2 gün sokaklarda halka gösterildikten sonra köpeklere atıldı. Şah İsmail bu olayın intikamını 1501'de Tebriz'e girdiğinde çok acı bir biçimde alacaktı...

Babası Şeyh Haydar öldürdükten sonra, İsmail'in dayısı Sultan Yakup tarafından annesi Alemşah Begüm ve abileri Sultan Ali ve İbrahim ile birlikte Şiraz Valisi Mensur Pürnak Bey'in yanına gönderildi. İsmail o sırada daha 1 yaşında yetim kalmış bir bebekti. Sultan Yakup ölene kadar İsmail, Alemşah Begüm, İbrahim ve Sultan Ali Fars'ta İstahr Kalesi'nde hapsedildi. Sultan Yakup ise 1490'da eşi tarafından bir saray entrikası sırasında öldürüldü.

Daha sonra Akkoyunlu Devleti'nde bir taht savaşı patlak verdi ve Akkoyunlu tahtına geçen Rüstem Bey kardeşi Baysungur ile yaşanan saltanat mücadelesi sırasında aklına Şeyh Haydar'ın oğulları geldi ve onlardan yararlanmak için İsmail ve abilerini hapisten çıkarıp serbest bıraktı. Neredeyse dört buçuk sene hapiste kalmış İsmail, annesi ve abileri ile 1493'de Tebriz'e geldiklerinde Rüstem Bey tarafından çok saygılı bir şekilde karşılandılar. Daha sonra İsmail'in en büyük abisi Sultan Ali Rüstem Bey'e destek olmak için yanındaki Kızılbaş askerleriyle birlikte Baysungur'un kuvvetlerine karşı çarpışmalara katılır. Fakat savaş sırasında Sultan Ali'nin ve Kızılbaşlar'ın cesurca çarpıştıklarını görünce korkuya kapılır, kendisini ve neslini ortaya çıkacak tehlikelerden korumak için Şeyh Cüneyd neslini ortadan kaldırmaya karar verir. Önce Erdebil'e gitmelerine izin verilmiş kardeşlerin orada güçlenmesinde endişe eden Rüstem Bey onları tekrar Tebriz'e getirdi. Burada müritlerinin birinden Rüstem Bey'in onu öldüreceğini duyan Sultan Ali kardeşleriyle birlikte Erdebil'e yola çıktı, onların gitmesini öğrenen Rüstem Bey arkalarından ordu yolladı, Erdebil yakınlarında Şam Esbi çevresindeki çatışmada Sultan Ali öldürüldü. Ölümünden önce Sultan Ali İsmail'i varisi ilan eder. Sonra Kızılbaşlar İsmail'in arandığını öğrenince onu bir süre Erdebil'de daha sonrada Reşt'te gizlenmesini sağlar. Daha sonra İbrahim ve İsmail kendileri gibi Şii olan Lahican Valisi Karkiya Mirza Ali'nin davetini kabul edip Lahican'a gittiler. İbrahim ve İsmal'in Lahican'da olduklarına emin olan Rüstem Bey, Lehican üzerine 300 kişilik bir askeri güç yolladı fakat Karkiya Mirza Ali her iki kardeşi bir sepete koyarak onları ağaçta sallayarak İbrahim ve İsmail'in Lehican toprakları üzerinde olmadıklarına yemin ederek 300 kişilik ordu tekrardan Tebriz'e geri döner İbrahim ve İsmail böylece kurtulur. Bir kaç ay sonra büyük kardeş İbrahim annesinden uzak kalmaya dayanamadı ve Erdebil'e yola düştü. Ama İbrahim'den bir daha haber alınamadı...

İsmail Lehican'da kalırken orada edebi kişiliği oluşmaya başladı. Şii alimlerden Mevlânâ Şemseddin Lahicî'den Arapça, Farsça, Kur'an, Tefsir ve Şii mehzebinin prensiplerini ve Kızılbaş reislerinden harp teknikleri öğrendi. Sonra harekete geçmeye karar veren İsmail, 1499 yılının ağustos ayında yalnızca 7 Sufi ile Lehican'ı terk etti. Erdebil'e vararak annesiyle görüştü ve ecdatlarının mezarlarını ziyaret etti. Fakat Erdebil hâkimi Câkirlü Ali Bey'in baskısıyla Erdebil'i terk etmek zorunda kaldı ve Erzincan'a geçti.

1500 yılının yazında tamamı Türkmen olan Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Zülkadir, Avşar, Kaçar ve Varsak aşiretlerinden oluşan 7.000 Kızılbaş İsmail'in Erzincan'daki davetine icabet etmiştir. Daha sonra Türkmen Aşiretleri'nden oluşan Kızılbaş ordusu Erzincan'dan yürüyüşe geçerek kasım 1500'de Kura Nehri'ni geçerek Şirvanşahlar Devleti üzerine yürümüştür. Gülistan Kalesi yakınında gerçekleşen Çabani Meydan Muharebesi'nde Şirvanşah Ferruh Yaşar'ın ordusunu yendi ve Bakü'yü ele geçirdi. Daha sonra İsmail Şerur Savaşı'nda Akkoyunlu Elvend Mirza'nın ordusunu da yendi. Elvend Mirza Erzincan'a doğru kaçtı. Sonralar yeni ordu toplamaya çalışan Elvend Mirza, 1504'de hastalandı ve Diyarbakır'da öldü.

İsmail tüm bu zaferlerin ardından önüne çıkacak bir orduda kalmadığından dolayı sonunda 1501'de Tebriz'e girdi ve onun emriyle Kızılbaş Ordusu büyük bir yağma ve katliama girişti. Hatta sokak köpeklerine bile acımadı çünkü Şey Haydar'ın cesedini sokak köpeklerine parçalatmışlardı. Ve böylece İsmail babasının intikamını çok acı bir şekilde Tebriz halkından ve köpeklerinden aldı... Daha sonra Tebriz'de taç giyip şahlığını ilan etti ve böylece sonraki 250 yıl Ortadoğu'ya damga vuracak Safevi Devleti'nin temellerini attı.

İsmail kendini şah ilan ettikten sonra ve Safevi Devleti'ni kurduktan sonra yaptığı ilk iş Şii mezhebini devletin resmi mehzebi yapmak olur ve tarihin ilk Şii mehzepli devleti doğmuş olur vede bugünkü İran'ın da temelleri o zaman atılmış olur. Bunlara karşı çıkanlara hitaben Şah İsmail şu sözleri sarfetti; "Kimseden korkmuyorum. Allah ve Oniki İmam benimledir. Eğer bir söz söylenirse; kılıcımı çeker ve kimseyi sağ bırakmam."

Daha sonra Akkoyunlu Hanedanı'ndan kalan Murat Bey büyük bir ordu topladı, Hemedan'da Elmakulağı'na yerleşti, bunun üzerine Şah İsmail Kızılbaş Ordusu'yla Tebriz'den çıkıp Murat Bey'in topladığı büyük ordunun üstüne yürüdü, iki ordu arasında 21 Haziran 1503'de yapılan savaşta Kızılbaş Ordusu galip geldi ve Murat Bey Şiraz'a kaçtı. Ve önünde hiçbir engel kalmayan Şah İsmail daha sonra 24 Eylül 1503'de Şiraz'a girdi ve aynı yılın sonlarına kadar Azerbaycan, Fars ve Irak-ı Acem'in üzerinde hakimiyet kurdu.

Daha sonra 1504'de tekrar sefere çıktı, alınmamış kaleleri aldı ve ele geçirdiği Asta Kalesi'nde bulunan daha sonra ismi Taçlı Begüm olan Şamlu Türkmenleri'nden Hamza Bey Bektaşlı'nın oğlu Mihmad Bey'in kızı olan Bilgi Hanım'la karşılaştı, ona derin bir hayranlık besledi ve haremine aldı.

Durkadir Beyi Alaüddevle 1505 yılında Dulkadiroğlu Beyliği Şah İsmail tehdidine karşı doğuya sefere çıktı. Zaten daha önce Şah İsmail Dulkadir Beyi'nin kızı Benli Hatun'u istemiş ama Dulkadir Beyi Şah İsmail'le mücadelesi devam eden Akkoyunlu şehzadesi Murat Bey'le evlendirmişti kızı Benli Hatun'u. Daha sonra Dulkadiroğlu güçleriyle Murat Bey güçleri Safeviler'in eline geçmiş olan Bağdat üzerine yürüdü. Bir taraftan Akkoyunlu şehzadesi Zeynel Bey'e yardım eden Dulkadiroğlu kuvvetleri Diyarbakır, Mardin ve Urfa şehirlerini ele geçirdiler. Daha sonra Şah İsmail intikam almak için bizzat sefere çıkarak 1507 yılında Alaüddevle Bey üzerine yürüdü. Dulkadir Beyi Turna dağına kaçtığından Safevi hükümdarı Elbistan'ı yakıp yıkarak geri döndü. Şah İsmail'in uzaklaşması üzerine Alaüddevle Bey, Diyarbakır ve Urfa'da Safeviler'e karşı direnen taraftarlarına yardım için kuvvet sevketti. Ancak Dulkadirliler 1509-1510 yıllarında Safeviler'in Diyarbakır valisi Muhammed Han ile yaptıkları muharebede hazimete uğradılar. İki oğlunu kaybeden Alaüddevle Bey karalar giyerek yas tuttu. Diyarbakır fethinden vazgeçerek Safeviler ile barış yaptı.

1508'e geri dönersek; 1508'de Bağdat'a yürüyüşe geçti, Bağdat Kalesi'nin kumandanından kendisine kaleyi savaşsız teslim etmesini emretti ve kalenin kumandanı yağma olmaması şartıyla kaleyi Şah İsmail'e teslim etti ama Kızılbaş Ordusu kaleye ve şehre girer girmez yağmaya ve Şii olmayanları katletmeye başladı. Bu olay zamanımızda olsaydı eğer; Şah İsmail Lahey Savaş Suçları Mahkemesi'nde yargılanıyor olabilirdi.

1510 yılında Şeybani Hanlığı Ordusu Safevi Devleti'nin toprakları üzerinde olan Horosan'a girdi, Şah İsmail Şeybani Hanı Muhammed Şeybani Han'a elçilerle mektup göndererek topraklarından çıkmasını söyledi ama Muhammed Şeybani Han'ın cevabı olumsuz oldu. Bunun üzerine Şah İsmail Kızılbaş Ordusu'yla birlikte Şeybani Hanlığı'nın üzerine sefere çıktı, 2 Aralık 1510'da Merv Savaşı yapıldı, Şeybani Hanlığı Ordusu'u yendi ve Muhammed Şeybani Han bu savaşta öldü. Daha sonra Kızılbaşlar Muhammed Şeybani'nin cesedini bulup kafasını keserek ve kellesini mızrağa geçirerek savaş meydanında dolaştırdılar. Böylece Horosan'dan Fırat'a, Fars'tan Azerbaycan'a kadar bütün topraklar onun oldu.

Safevi Devleti kurulduğu andan beri Anadolu Alevileri Şah İsmail'e karşı bir sempati besliyordu ve bu zamanla onları Şah İsmail'in yanına çekti. Zaman zaman Anadolu topraklarından kafileler halinde yola çıkıp Şah İsmail'i görmeye ya da onun Kızılbaş Ordusu'na katılmaya gidiyorlardı. Bu durum Osmanlı Devleti'ni zamanla rahatsız etmeye başladı ve Anadolu Türkmenleri'nin Kızılbaşlar'a katılmasını engellemeye çalışmıştır. Hatta İkinci Beyazıd Safevi Devleti'ne gittiği tespit edilen bütün Kızılbaşlar'ın idam edilmesini emretmişti. Safevi Hükümdarı Şah İsmail'in Kızılbaş inanışına sahip olması; Osmanlı tarafından tehlike olarak görülüyor ve Şii mehzebini sapkınlık olarak görüyordu. Hatta 1502 yılında İkinci Beyazıd bu sebepten dolayı birçok Kızılbaş'ı Anadolu'dan Mora'ya sürdü. Hatta Trabzon Sancakbeyi Şehzade Selim(Yavuz Sultan Selim) 1503 ve1507-08 yıllarında iki defa Erzincan'ı ele geçirmeye çalıştı ama başaramadı. Şehzade Selim'in saldırılarından sonra Şah İsmail İkinci Beyazıd'a elçi gönderir. Elçinin dostluk ve barış içeren ifadelerle; Şehzade Selim'in düşmanca olan tutumunu şikayet eder. Osmanlı yönetimi elçiye hürmetle davranır ama şikayetini görmezden gelir.

Daha sonra Şehzade Selim babasına isyan eder; bir başarırız taht ele geçirme girişiminden sonra ikinci girişiminde tahtı ele geçirir ve tahtını sağlama almak için Anadolu'daki kardeşleriyle bir mücadeleye girer; sonunda bütün kardeşlerini ve yeğenlerini öldürüp tahtını sağlama aldıktan sonra Şah İsmail'e karşı savaş hazırlıklarına başlar.

Hatta Sultan Selim'in kardeşleriyle taht mücadelesi esnasında Şah İsmail'in Osmanoğlu Hanedanı'ndan Şehzade Ahmed'in oğlu Şehzade Murad'ı himaye etmesi ve Safevi Devleti beldelerine yönetici olarak ataması ortamın daha da gelirmesine yol açtı. Birde Akkoyunlu Murad Bey'in Osmanlı Sarayında bulunması nedeniyle Sultan Selim Safeviler'in elinde bulunan Diyarbakır'ın vesaret yoluyla Osmanlı'ya geçtiğini iddia edip şehrin kendisine teslim edilmesini istedi. Çünkü Diyarbakır Osmanlı'nın Bağdat'tan geçen ticaret yolu üzerinde bulunuyordu. Safeviler'in Hindistan'daki Babürlüler ile olan dostane ilişkileri de Osmanlı Devleti'nin ticaret faaliyetlerini tehlikeye düşürüyordu.

Sultan Selim uleması toplayıp Anadolu'daki Kızılbaşlar'ın tekfir edilmesi yönünde fetva istedi.

Daha sonra Sultan Selim ordusunun sefer hazırlıklarını bitip 20 Mart 1514'de Edirne'den hareket etti. 23 Nisan 1514'de Maltepe'ye askerlerin toplandığı yere geldi. İzmit'e ulaştığında Safevi casusu olduğu anlaşılıp yakalanan Kılıç adındaki biri vasıtasıyla Şah İsmail'e mektup yollanarak savaş ilanı yapıldı.

Mektup Şah İsmail'e ulaştığında, Şah İsmail Isfahan hududunda avdaydı ve direk Sultan Selim'in mektubuna cevap yazıp savaş hazırlıklarına başladı. Nihayet Osmanlı Ordusu ve Safevi Ordusu 23 Ağustos 1514'de Çaldıran Savaşı'nı yaptı, Şah İsmail ilk ve son yengilsini alıp savaş meydanından kaçtı.

Bu savaştan sonra ölümüne dek 10 yıl boyunca hiç bir savaşa katılmadı ve sadece devlet işleriyle ilgilendi. Bir ara Gürcistan'a ordu gönderdi. Venedik Cumhuriyeti'yle ilişkilerini geliştirdi. Venedik ile Safevi Devleti'nin Osmanlı'ya karşı ittifak kurmaya çalıştığı aralar Şah İsmail 24 Mayıs 1524'de 36 yaşında Tebriz'de iç kanamadan dolayı öldü.
safevi devleti'nin kurucusudur. türk'tür. dedeleri şeyhtir. kendisi şeyhlikle yetinmemiş şahlık istemiştir. aslında başta sünni olan bu sülale kendisine taraftar toplamak için şiiliğe oynamıştır. çünkü halihazırda zaten bir osmanlı devleti vardır ve sünniler ona tabiidir. bu suretle etrafına insan toplamaya hızla başlar. şairdir. şiirlerini halk dilinde kullanılan türkçeyle yazmıştır. yani şimdi açıp okusanız çoğunlukla anlayabilirsiniz. bundaki amacı büyük bir ihtimalle halka propaganda yapmaktı. çünkü büyük çoğunlukla şiirlerinde şiiliği anlatır.

anadoludaki türkmenleri, kızılbaşları etrafında toplamak için osmanlı topraklarına bolca misyoner yollamıştır. bunu gören yavuz sultan selim sefer hazırlıklarına başlamış ve soluğu çaldıran'da almıştır. ismail durur mu? durmaz. yavuz'la tüm hayatı boyunca çekiştiği için hemen o da gider çaldıran'a. şah ismail'in devleti daha yeni kurulmuş bir devlettir. orduyu daha çok atlı türkler oluşturur. ordu son derece hızlıdır. osmanlı ise hali hazırda tıkır tıkır çalışan düzenli bir savaş makinesidir. savaşılacak yere gidilir, çadırlar kurulur, toplar düzenlenir. mühimmat indirilir falan filan. rivayetlere göre bu yüzden şah ismail vardığında bir anda saldırıp ani bir atak gerçekleştirebilirmiş ama yapmamış. konu dağılmadan kaldığımız yerden devam edelim. şah ismail'de gelmiş çaldıran'a. ve birbirlerine girmişler. ortada büyük bir meydan savaşı dönerken birden osmanlı askerleri geriye çekilmeye başlayınca safeviler büyük bir sevinçle bizimkilerin arkasından kovalamaya başlar. başlar da hesapta olmayan bir şey vardır. yavuz toplarla birlikte gelmiştir. safevi ordusu kendilerini birden bire topların önünde bulunca perişan olmuşlardır. güm güm inen toplar beşer altışar erleri düşürür. sonra osmanlı atağı tekrar başlar ve yavuz savaşı kazanır.

bu savaştan sonra şah ismail bir daha kendisine gelemez. öyle bir yıkmıştır ki bu yenilgi onu eski şevkini kaybeder. hayata eskisi gibi bakamamıştır.
birçok yerde de yavuz'la ikisinin şehzadelerken karşılıklı çokça satranç oynadıkları söylenir.
şunu da söylemeden geçmeyelim. azerbaycan türkü arkadaşlarımız için kahraman gibidir ve çok sevilir. bizdeki yavuz gibi.

yavuz ve ismail'in hikayelerini güzel bir anlatım ve akıcılıkla okumak isteyenler iskender pala'nın şah ve sultan'ını okuyabilirler. hoş romandır.


edit: şunu yazmasam olmazdı di mi? bizimkiler dememdeki kasıt anadolu'da yaşamamdan ötürüdür. yoksa şah ismail'de tarihimızın bir parçasıdır. şii sünni ayrımı yapılmamıştır.
bizimkiler iran-pers zanneder. Çünkü bizimkiler okumayı öğrenmeyi sevmezler. okudukları üç beş şey varsa da yanlı tarih bilgileridir. farklı kaynaklara bakmaya korkarlar.
azerilere sor şah ismail, uzun Hasan bizim dedelerimiz derler ve de Persleri hiç sevmezler. Lan selçuklu bile Türk-Fars ortak yapımı. Bu mezhepçilik bunların beynini iyice güdük bırakmış.
eğer yavuz harekete geçmeseydi Timur’un yapamadığını yapıp osmanlı’yı içten yıkacaktı. Şahkulu isyanı bunun en büyük kanıtı olmakla beraber bazı şehzadelerle dahi iletişime geçmiş hatta şehzade ahmet’in oğlu Murat törenle onun mezhebine geçmiştir. Durum bu kadar ciddi iken yavuz sultan selim Haksız yere eleştiriliyor.
Yiğit bir savaşçı, büyük bir şairdir. Ama artık alevi kardeşlerimizi ötekileştirmek teknolojisinde çığır atlanmış. Alevilerimizin her türlü ötekileştirildiğine tanık olmuşluğum vardır. Hatta şah ismail ve yavuz'un çekişmesi üzerinden bile yapılır bu. Ama ilk defa alevilerimizin şah ismail referans gösterilerek ötekileştirildiğine tanık oluyorum.

İsteyen alevi namaz kılar, istemeyen sunni namaz kılmaz. Kimse kimseyi bunun üzerinden hedef gösteremez.
Hatayi mahlasıyla Türkçe şiirler yazan tarihi kişilik. Bir Alevi olarak günümüzdeki çoğu alevin aksine beş vakit namaza oldukça önem vermiş, gönül diliyle beş vakit namazın kendince önemini anlatmıştır.

"Türlü günahlarım yere döküldü
Hak için abdestim aldığım zaman
Sağ yanıma iki melek dikildi
Sabah namazını kıldığım zaman

Gökten indirdiler Burağı
Hu deyince, yakın eder ırağı
Dünyada, ahrete yanar çırağı
Öğlen namazını kıldığım zaman

Yerden göğe, saf saf olmuş melekler
El kaldırın kabul olsun dilekler
Bize nazar eyler çarhı felekler
İkindi namazın kıldığım zaman

Kalbi pak olan hak sırrın sezer
Kiramen kaatibeyn hayrını yazar
Firdevs-i âlâda salınıp gezer
Akşam namazını kıldığım zaman

Mümin olan canlar beş vaktin kılar
Onun için dışın nur ile dolar
Muhammed Mustafa şefaat kılar
Yatsı namazını kıldığım zaman

Hatai'yim, Hakk'ı dilinden komaz
Daima ederiz biz Hakk'a niyaz
Yedi "Yasin" ile üç kere "ihlas"
Hak nasip eyleye öldüğüm zaman"
Safevi devletinin kurucusu olup Azeri türküdür. Timur'un devleti yıkılınca yaşanan otorite boşluğundan faydalanıp devletini kurdu. Bugünkü Şii İran devlet kültürünün temelleri ta o yıllarda şah İsmail tarafından atıldı ve Safevi hanedanlığının hakimiyeti boyunca sürüp gitti. Daha çok yavuz Sultan Selim ile İslam aleminin liderliği için giriştiği mücadeleyi biliriz. Mezopotamya, ırak, Suriye, İran ve horosan bölgelerine yerleşip şiilik ile tanışan ve daha sonra anadolu'ya göç eden türkmenleri az kışkırtmadı. Bu türkmenler günümüzün alevileridir. Kendisi nasıl yavuz Sultan Selim ile kıyasıya mücadele etmişse, oğlu tahmasb da sultan Selim'in oğlu kanuni Sultan Süleyman ile mücadele etti.
iran fitnesinin temellerini atan kişidir kendisi. aslında sünni bir tarikatten çıkmak sureti ile ve şahsi intikam hırsı ile ateşe dönüşmüş bu şahıs, osmanlı ve çevresindeki türkmenleri de osmanlıya düşman etmek suretiyle hem dini anlamda tahrifat yapmış* hem de milli anlamda zarar vermiştir. şu an mevcut bulunan türk devletletlerinde de (azerbeycan, türkmenistan, özbekistan vs.) yaşanan ayrımın bölünmelerin ve iran seviciliğin tohumlarının bu adam döneminde atıldığına inanıyorum.