şair

1 /
İslam öncesi Araplar'da şair, ''tabiat üstü bir varlık tarafından sahip olunmuş (hükmü altına girmiş) kişi'' demekti. Onlara göre bu varlık vecd halindeki kişiye geçici olarak sahip olur, onun ağzından çoğunlukla beyitler şeklinde, normal haldeki insanın söyleyemeyeceği heyecan veren kelimeler söylerdi.

-alıntıdır-
Yurt dışına gitmezden evvel sevdiğim bir abim bana erdem beyazıt’ın şiir kitabını verdi. Yurt dışına varınca ilk sayfasını açtığımda bir not buldum:
Şair adam güzel adamdır, Kendinden başkasına zararı yoktur
söyleyemeyenlerin en içlisidir.

Yaşamadığını yazamayandır da aynı zamanda. Gerçeği söyler, içini kanatır, canından parça atar ortaya hep. Gören şiir der işte buna.
“O şairlere gelince, onların peşinden gidenler de hayalperestlerdir.

Görmüyor musun onlar her vadide gözü kapalı dolaşırlar,

Hem de yapmayacakları şeyleri söylerler.” (Şuarâ, 26/224-226)

“Şiirin bir kısmı bil­geliktir, hikmettir.” (Buharî, Edeb 90)
bir zaviyeden cesurdur.

hemen yapıştıralım.

Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım
Ölüm ve acılar çatsaydı beni
Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak
Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.
Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım
Diri-gergin kasları konuşsaydım
“Kardeşler! ” deseydim “Kardeşlerim! ”
“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
“Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
“Bakın yaklaşıyor...”
Yazık, şairler kadar cesur değilim