şehirler arası otobüs yolculuğundaki zorluklar

1 /
Doğu otobüslerine binerseniz hayatın sillesini yiyebilirsiniz.
10 sene kadar evvel Muş otobüsünde Tuvaleti gelen çocuğuna orta kapı merdivenlerine kakasını yaptıran bir yolcuyu anlatmıştı bizim komşumuz. Nasıl bir kafa siz düşünün artık.
önünüzdeki koltuğun ağzınıza girecek kadar yatırılması
osuruk kokusu.
yolculuk uzunsa kalça ve belde oluşan ağrılar.
havalandırmanın yetersiz olması.
(özellikle gece) şoförün camı hafif aralayarak sigara içmesi.
Görgüsüz insanlarla yolculuk etmek. Örneklendirmek gerekirse: yan koltuğunuzdakinin sizin koltuğunuzu da işgal edip sizi ittirmesi, cam kenarı almanıza rağmen yanınızdakinin sizinle cam kenarına ben geçecem kalk oradan diye kavga etmeye çalışması. Bir yetişkin bir çocuk diye bilet alıp çam yarması on beş yaşındaki kız için "o daha çok küçük" diyip kucakta gideceğine on yedi yaşındaki muavini ikna etmeye çalışmak ve onu zor durumda bırakmak. Otobüste kokan bir şey yemek (bol soğanlı kokoreçle otobüste piknik yapan aile gördüm bağırış çağırış. ama en çok cips tüketiliyor. ). Otobüste maaile bir saat boyunca çekirdek çitleyip yerlere atmak. Temizliğe dikkat etmediği halde yolculuğa çıkmak. Çocukların otobüste koşup oynamasına izin vermek. Huzursuzlanan küçük çocuk veya bebek ağladığında ebeveyni paylamak. Ama en tuhafı şeydi: gecenin bir yarısı ayaklarımın yerini değiştirirken birinin kafasına basmam. Adam alta boylu boyunca yatmış. Bir döndüm herkes yerde yatıyor.

Dört sene boyunca her ay doğuya gidip geldim. Bu tip şeyler maalesef doğuya giden bazı araçların normu olmuş. Muavine de normal geliyor, şoföre de. Otobüsün içindeki herkese de normal geliyor bütün bunlar. Zaten bunları yapacak olanlar da o belli araçları seçiyorlar.

Bir de her şeyden bağımsız olarak: mola yerinde unutulmak.
Terminalden otobüse binip cam kenarından sevdiceğine el sallayan ve bir anda hüngür foşurt ağlamaya başlayan arka koltuğunuzdaki abladır. Gece yolculuk yapıyoruz ki sürdüğünü anlamayalım nasıl olsa uyuruz düşüncesiyle. Ama nerede?.. Gecenin kör karanlığında aramadığı bir dadası kaldı ablanın. Bir de sürekli Vedat'ı arıyor. Ablam, sabahın dördü olmuş. Vedat ne yapıyorsun diye aranır mı adam? Bir rahat bırakmadın ki ne o uyuyabildi ne de biz. Osmangazi'yi görüp İstanbul'a geldim der. Sabahın altısında, hadi azıcık dalalım dediğimiz vakitte "Tiridine bandım" şaheserini bangır bangır kulağımızın dibinde açmazsın en azından. Hepsini ve aklınıza henüz gelmeyen olasılıkların da gerçekleşebileceği bir ortam şehirler arası otobüs yolculukları.
Bir bakmışsınız ki kuş uçmaz, kervan geçmez bir dinlenme tesisinde anlamsızca oradan oraya dolaşan insanlardan biri oluvermişsiniz ya da kavraması güç bir anda hortumla yıkanan otobüse bakıyorsunuz manasızca. Belki de etrafınızı anlamlandırmaya çalışıyorsunuzdur. Kim bilir? Uykuyla uyanıklık arasında tutunabileceğiniz bir gerçeklik, içerisinde anlamlı hissedebileceğiniz bir çerçeve bulmak için uğraşıyorsunuzdur. Yol bitecek, diye kendinize telkinlerde bulunmanız belki de tek çıkar yoldur...
mide bulantısı, pis bir koku, insan gürültüsü, öndeki şahsiyetin sürekli koltuğu indirme çabası en nefret ettiğim, kullanmayı bilmeyen şoför vs vs.
biletlerin hayvan gibi pahalı olmasından dolayı dönüşü nasıl ucuza getirimi düşünmeden edemiyorum. Trene bakıyorum olmuyor. bla bla ya bakıyorum düzgün adam bulmak zor. gerçekten abi biz ömrümüzün baharında ağız tadıyla en yakın şehre bile gidemeyecek miyiz ya?