ses

#edebiyat 

kulağın duyabildiği titreşim, seda, ün. *
devamını gör...
ümit ünal'ın 2010 yapımı filmi. mehmet günsür'ün zorlama oyunculuğuyla içine etmeye çalıştığı az biraz başardığı film. ama diğer ümit ünal filmlerinde olduğu gibi sonuna kadar merak ettirmeyi başarıyor. yine de ümit ünal filmlerinde alt sıralardadır.
-konuşmak ister misin?
-konuşacak bi şey yok. sadece uzun süre susmak istiyorum. huzur içinde susmak.
devamını gör...
türkçe magazin dergisi,günümüzde bir çok ünlü bu ününü ses dergisine borçludur. yayın hayatına son verilmiştir.
devamını gör...
dilin en küçük birimi. sesleri belirten işaretler harf, bu harflerinin tümünün bir sıraya göre dizilişine alfabe denir.
devamını gör...
yok olmaz da uzayın bir yerine akar uzar gider.. diyorlar. hakikaten sesler bir yerinde toplanıyorsa uzayın, bence o kadar sesten en baskını annelerin sesleridir. götürseler, hemen bulurum anneler köşesini. " bak komşu nun kızı ilk senesinde kazamış, sen otur!" diyen anne seslerini bulunca oh derim. birazdan gün dedikodularına bağlanacağız. çıt çıt çekirdek sesleri gelecek. hiç yabancılık çekmem.

devamını gör...
her anlamda duyulur.

duyarsın da acaba görür müsün? 'ses' uzaktan gelir. ses'in kaynağı neresi? yani ilk ses nerede iştildi? yerden mi bitti? sema'dan mı geldi, indi.

"şems çubukları çıkmış bak ötüyor hu hu
yaymış kollarını küre-i arzdadır tasarrufu
al çehreli latif dilli teşbihim dilber-i ahu
arşdan arza zarifçe esen sen misin yahu "

'ses' arş'dan arza olur. öyle mi? bence öyle. ses bir nefes. o nefes bize üflendi, ruhumuza. buraya virgül koyalım. o vahiy ki vir zil sesi gibi geldi kimi zaman. efendimize üflenen kelimelerin sesi ne büyüktü. efendimize inince o sesler, o'nu terletti. buraya da virgül koyalım.

şimdi sıra ses'in resmini çizmeye! *

devamını gör...
"bu denli çok ülke, bu denli çok insan, bu denli çok roman kahramanı tanımalı mıydım. en yakın dostlarım romanların kahramanları gerisindeki yazarlar mı olmalıydı. uçaklara, trenlere, otobüslere bu denli çok mu binmeliydim. çeşitli kentlerin gecesinin uzantısında yaşayıp, sabahları uyanıp, gündüzleri uzun caddelerde mi yürümeliydim. bir alan ve birkaç caddeden oluşan küçük bir kentte neden sınırlanmadı yaşamım."

yaşamın ucuna yolculuk
devamını gör...
titreşim. ritim, müzik?

müzik ruhun gıdasıymış. yani ses, nağmeli ses. nağmeli ses etkiler. sesi yani müziği duyduğunda etklileniyorsun, ruhun da etkileniyor, öyle mi?

ses dalgaları madde ile temas ettiğinde seker. yani ona çarparak geri gelir yahut gidiş açısına göre hareket eder. sonar sistemi çalışma prensibi böyledir. ses dalgası gönderirsin hedefe çarpar ve geri döner, yerini tespit etmiş olursun.

müzik ruhun gıdasıyla, ruhu etkileyebiliyorsa, ruhun varlığını tespit için yani aynen sesi görebildiğimiz gibi ruhu da görebilir miyiz ses'i kullanarak. madde ses'e tepki veriyor, ruh'a da veriyor, öyleyse?

ses ve ruh uzmanı değilim lakin gözle göremediğimiz ruhun yerini tespit etme adına müzikten ses'ten yararlanılabileceğini düşünüyorum. daha doğrusu zannediyorum, düşlüyorum. öyle bir cihaz icat etmeli ki ruhun grafiğini çizsin, yaş'ını tespit etsin ve en önemlisi hangi cins'e ait olduğunu bulsun!
devamını gör...
--- alıntı ---

her sesi duysaydik
kulağımız belirli frekanslardaki (16-20.000 hz) seslere duyarlıdır. eğer bütün dalga boylarındaki seslere hassas olsa idi herhalde hayatın tadı olmazdı. meselâ bu frekansların dışında kalan sesleri duysa idik, eklemlerimizden, kaslarımızdan damarlarımızda akan kandan vs. çıkan bütün sesler bizi rahatsız edecekti. böceklerin, yunusların, yarasaların, kuasarların seslerini duyduğumuzu düşünmek bile insana ürperti veriyor. bu sınırlama ilk anda bir eksiklik gibi görünse de aslında insan ve bütün canlılar için rahman'ın büyük bir ihsanıdır.
--- alıntı ---
devamını gör...
cicegin sesidir.

el illerden esen kuzey ruzgarlarina tutunur uyandi mi, ulkelerin damlarindan, tren raylarindan, telefon direklerinden, sinir boylarindan, sokaklarin, meydanlarin kollektif karanligindan asar.. yorgundur, kiminde umutsuzdur, zayiftir. yolunca uzanan tum imtihan yorgunluklarini, degdigi agac yapraklarina silinip, korkularini kiyisinda dinlendigi irmaklara salmistir. tunanin onu gurbet, ardi vatandir.. varir menziline aksam olunca, o iki gozlu uzak evin surme pencerelerine yaslanir.. duyulur, sevilir, uyunur..

basi diktir her daim, degilse de asktandir..
devamını gör...
uyandım ki ses içinde kalmışım
yüzüm gözüm ağzım burnum ellerim
aralanan deniz kapısının sesi bu
silkelenen güneş tavuğunun sesi
diş rengindeki halatın gıcırdayan sesi
ağaç biçimindeki ses borusunun,
yarınki buğdayın, devinen kemiğin,
tarihsel bileğin, direncin sesi bu
oynaşan arabanın, kucaklaşan atların.
baktım güneşte soğumuş karanfil gibi mavi
bir yapı işçisinin kulağındaki kalem gibi güzel
yağmurda ıslanmış namlu gibi yeğin
serçe kanadı değmiş çamaşır ipi gibi esrik
okul bahçesinde dolaşan güvercinler gibi
kıyıda öpülen dudak, yağmurda öpülen dudak gibi
gölgelere sokulan yüksüz dakikalar gibi
kutsal oyuncaklar gibi.

melih cevdet anday
devamını gör...
bir sezai karakoç şiiri. şöyle ki;


dünyanın bir ucunda bir çocuk
kitabın ak sayfasını çeviriyor
bağın yeşil yaprakları arasında
kimdir o çocuğa fısıldayan

cebrail'dir o kitabı taşıyan
koyan dünyanın en yüce yerine

kitapsa daha kitap değil
sayfalarını çevirmemiş çocuklar
şimdilik oku diyen bir kelimedir
loş bir dağın koğuğunda

tek ses cebrail'dir
kelimeleri o taşıyor
yoksa alıştığımız günlük kelimeler de gidebilir
gider ve bir daha gelmez geri

dışarda derin çizgiler var derin fırtınalı
içerde bir yeni dünya mermerden
ben mağarayı bir kefen gibi aldım kendime
gerisi put gitti zaman çerçevesi

şehrin yarasalara verdiği ürperti
kemerlerin altından geçen çiçek
hepsini bırakıp geldim buraya
açmak için batının doğunun kapılarını

ve tenin önünde yasak gibi
yeşil atlar yeşil ses
geçer gibi bir savaşın çatı katından tahtaboşundan
kırar gibi fenerini melankolyanın
yeni ev kireci gibi yakıp günübirliğin kurşunî tozlarını

bir şimşek gibi aydınlık
melek kelimelere basa basa
''oku, rabbinin adıyla oku'' dedi

kelime hey kelime
azık için kullanılan
deve için kullanılan
savaş için ölüm için kullanılan
ana için çocuk için kullanılan
ezilmiş çarpılmış yıkılmış kelimeler
ölüm cezasından yapılmış kelimeler

kelimeler yarıdır bütün değil
eşyanın dilini henüz öğrenemedim
kentinkiniyse ticarete verdim gitti bir kervanla
belki de şam'dadır şimdi
bir şamdandır belki de kudüs'te

kutup soğuğu gelip dolandı çevremde
ekvator sıcaklarından yandı yüreğim
kelimeleri ararken devrildi roma'nın sütunları
ama melek vazgeçmedi: ''oku rabbinin adıyla''

bir melektir son şiddettir
lehimden bir ateştir
beni öteye bitiştirir
okumaksa daha ötesi

yok ki bir horoz ötsün
yahya isa musa gelsin
ermiş göle zeytin düşsün
en çetini okumak

çivi dilin altındaki
dünya çocukların hışırdattığı yapraklar

okumadan okuyacak
öğrenmeden okuyacak
yazmadan okuyacaksın
melek işte böyle oku dedi

mağarada bir ışık
birden tuttu ortalığı
cinler şeytanlar kaçıştı
bir ben kaldım bir de melek

bir tavandan geliyor ses
bir duvardan geliyor
dört bir yandan geliyor
''oku rabbinin adıyla''

meleği vücudumda duyarak
kendimi kendime muhatap sayarak
meleğin kelimelerinde yaşayarak
okudum yeni bir kitabın ilk sayfasını
ilk âyetlerini

elim birdenbire bir aynayla
benim arama girmiş gibi
göründü melek oku dedi
oku rabbinin adıyla

aç kalmayı bilirim
uykusuz kalabilirim
susuzluğa dayanabilirim
ama okumayı bilmem ben

bütün kitaplar eskimiştir
yazılar yazı değil
dünyayı arkamda bıraktım
ıraktır benden ıraktır okumak

birden bir kanat çarptı yüzüme
ağır bir su ışıltısıydı

(1969)
devamını gör...
bir necip fazıl kısakürek şiiri...


her taraf pırıl pırıl;
toz yağmuru, samandan.
rüyada bastırıldım,
ses geliyor ormandan...

süzülmüş ki, süzülmüş,
son kelime, harmandan;
altından bir anahtar,
ses geliyor ormandan...

benim bir bilmecem var,
daha girift zamandan.
çözülsene kördüğüm!
ses geliyor ormandan...

arkalarda şehirler,
kıvılcımdan, dumandan,
hasretten daha ılık,
ses geliyor ormandan...

kaçın, kaçın kuytuya,
ahtan, oftan, amandan!
kafdağına giden yol,
ses geliyor ormandan...

bir yıldızdan münzevî
bir sahilsiz ummandan,
gariplere bir haber,
ses geliyor ormandan...

(1944)
devamını gör...
gözlerden sonra duyguları en çok ele veren, bazı insanlara Allah ın güzel tonuyla lutfettiği bir özellik.
devamını gör...
--- alıntı ---

hem kendi içinde hem de halkın içinde yalnız bırakılmış bir kalbin uzun süren can çekişmesi süresince çıkardığı ve her zaman boşa giden titreşim, sedâ.

--- alıntı ---
devamını gör...
aynı anda binlerce insanı etkisi altına alabilen, aynı duyguları yaşamalarını sağlayan, olağanüstü bir büyü.
devamını gör...
top 5 de yerini alamayan otobüs firmalarındandır. diğerlerine nazaran biletleri ucuz olsa da, karşınıza ne gibi süprizler çıkacak otobüsün içinde bilemezsiniz. ucuz etin yahnisi meselesi.
devamını gör...
1970 li yıllarda yayınlanmış olan magazin dergisidir. 6 şubat 1971 yılında yayınlanan 6. sayısının kapağında kırmızı mont ve bere giymiş türkan åžoray resmi vardır.
devamını gör...
akciğerlerden gelen havanın ses yolunda meydana getirdiği titreşim.

devamını gör...
ümit ünal imzalı gerilim filmi...yapımın bize ait olması beni heycanlandırıp ümitlendirdi..velhasıl ünal o kadar titizliğine rağmen hayallerimi suya düşürdü gene ..türkler korku filmi yapamaz demek doğru değill ,,,diye haykırmak istedim ama olmadı gene ! halbuki ne kadar güzel filmleri vardır kendisinin gerçekten umut vaad eden bir yönetmendir..ses filminde ki tek doğru sanırım bayan oyuncu..onun haricindeki her şey yavan ve vasattı ne yazık ki..
devamını gör...
suda, havada olduğundan üç, çelikte ise sudan beş kat daha hızlı hareket eder.
devamını gör...
bir ümit ünal filmi. her ne kadar kendisini sevenler için (ki ben de bunlardan birisiyim) "ne olursa olsun; ümit ünal yapmış, bir izlemek lazım" diye bir düşünce uyandırsa da filmi izledikten sonra sizi olumlu düşüncelerin ve iyi niyetli yargıların çoğunun bertaraf olduğunu üzülerek kabullenmek zorunda bırakan, atmosfer açısından fena olmasa da senaryosu pek de öyle ahım şahım olmayan bir film. belki de senaryosunu başkasının yazmış olmasının bunda etkisi vardır.. ümit ünal zaten iyi bir senarist, hatta ilk senaryosu 21 yaşındayken filme çekilmiş olan bir adam.. kendi senaryoları yetiyor bence..
devamını gör...
çeneni avuçlarının içine alıp,
duvara dalıp
kalma!.
çeneni avuçlarının içine alma!.
kalk!
pencereye gel!
bak!
dışarda gece bir cenup denizi gibi güzel,
çarpıyor pencerene dalgaları..
gel!
dinle havaları:
havalar seslerin yoludur,
havalar seslerle doludur:
toprağın, suyun, yıldızların
ve bizim seslerimizle...
pencereye gel!
havaları dinle bir:
sesimiz yanındadır,
sesimiz seninledir.

nazım hikmet ran
devamını gör...
seslerin birbirini izlemesininin bilim insanları bir şey ifade etmediğini söyler. buna göre maria callas'ın sopranosu: ahenkli, kışkırtıcı ve büyüleyicidir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.