sevgili sözlük

1 /
3 Aralık 2019'da İstanbul Sütlüce İskelesi'nden hiç sonu olmayacağını sandığım bir yolculuğa çıkmıştım;
ancak bir sene sonra aynı günde, farklı bir yerdeyim. ''Kabhi Alvida Naa Kehna'', Hintçe'den Türkçe'ye çevirince, mutluluk bizi ayırana dek demektir ama aslında kader bizi ayırana dek gibi bir manaya gelir bizim kültürümüzde. Evet kader beni sevdiğim şehirden ve sevdiklerimden haber vermeden, acımasızca ayırdı. uzun bir zaman boyunca belirsizlik içerisinde kendimce sabırlı bir şekilde beklemiş olsam da hiç bir şey düzelmedi, o yüzden her şeye ve herkese en derinden küstüm, darıldım ve kızdım. kaybedilen bir senenin ve o günlerin telafisi olmayacak. ne haldeydik ve ne hale düştük. halet-i ruhiyeme bakılırsa zaten kaç kere öldüm; fakat içten içe ölen duygularımın ve umutlarımın olmayışı yine de hayatta olabilmemi engellemiyor ve çok şükür nefes alıyorum, bedenen her gün uyanıyor, ayağa kalkıyor ve dünyada onca insanın bir virüs ve ya kanser ya da başka saçma sapan bir hastalıktan dolayı ölürken, yaşıyorum.
çok önemli dönüm noktaları vardır hayatın. Bunların önüne geldiğimiz zaman genellikle çok korkuyoruz. Döndüğümüz bir yol. Ve o yolda bizi nelerin beklediğini bilmediğimiz için korkmaya başlıyoruz. Bugün denk geldiğim bir sözü düşünüp duruyorum sürekli. “İnsan en çok yapmadıklarından pişmanlık duyar” diyordu birisi ve karşısındaki de “yaptıklarından pişmanlık duyar” diyordu. “Yaptıklarımız bizimle bir şekilde yaşıyor ama yapmadıklarımız...”diye karşılık veriyordu diğeri.

Sevgili Sözlük. Değişik bir yola girdik değişik tecrübeler edindik. Yine gireceğiz ve yeni şeyler öğreneceğiz. Hayatımızın merkezine yepyeni şeyler kurulacak. Böylece devam edeceğiz.
merhaba sözlük,
pazar günü başlayan ağır grip tablosundan sonra dün yaptırdığım testin pozitif çıkmasıyla ben de izolasyon sürecime girmiş bulunuyorum. bugün halk sağlığından ilaçları getirdiler ama hala kararsızım kullanıp kullanmama konusunda. geçen sene çok defa soğuk algınlığı geçirdim ama ben bu kadar ağrılı ve ağır bir grip geçirdiğimi hatırlamıyorum.
sitenin güvenlik görevlisinin işe gelmek için yürüdüğü yolu öğrendim tesadüfen, kahroldum. 12 saat mesai gidiş gelişle 14 ve evde bekleyen bebek de cabası. Bizimkiler de dert işte bunların yanında...
oksijen kalitesinin giderek düştüğü bünyemin en gözde sanrısı yarınlara dinç uyanmak oluyor. ufalan gözlerin, yıkanan ellerin en büyük tabusu bir havluyu yerden kaldırmakla özgürlük koşusunu fotofinişle bitirmesini alkışlayan ayakkabı bağcıklarımı yolun yarısında yeniden bağlarken selam vererek geçen dolmuşun cam kenarında oturan güzel kıza asılı kalan gözlerimle beraber yanmayan çakmağı son kez söküp yenilerken kendimi işte buluyorum.

baya bunaltıcı, kasvetli ve sıkıntılı esasen.
canım acıyor sözlük. bu anlamsız, saçma sapan, izah edilemeyen, abuk subuk, iğrenç durumlardan. samimi muhabbet duyduğum pek çok insandan bir süre sonra dışlanmak, uzak durmak zorunda bırakılmaktan nefret ediyorum. tahammül etmeye gücüm kalmadı artık. umursamamaya çalışıyorum, kendi işime bakayım diyorum ama her gün yüz göz olmak zorunda kaldığım insanlar olunca olmuyor işte. bazı insanlara bu kadar kolay sevgi duymasam ve muhabbet duyduğum insanlara keşke bu kadar bağlanmamayı başarabilsem.
kime nasıl anlatacaksın ki, anlatsan da kim anlayacak ki.. yine, yeniden aynı şeyler.. görmezden gelinmeler, yok sayılmalar, aptal yerine konulmalar.. alıştım artık.. zaten bu yeni bulunduğum ortamda şu bir seneye kadar olmamış olması, her şeyin düzgün gitmesiydi şaşırtıcı olan.. ama ne yapayım peki? izole mi edeyim kendimi insanlardan tamamen? öğrenciliğimde, akrabalar arasında, arkadaş çevresinde, iş yerinde sürekli, sürekli.. yakınmak istemiyorum ama gerçekten usandım, yoruldum. ne yapayım sözlük?