şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır

1 /
şeyh kavramının ne olduğuna, nasıl tanımladığımıza göre anlamı değişecek ifadedir.
şeyh sözcüğü arapça kökenlidir, en eski kaynaklara göre de iki anlamı var:

1- yaşlı kişi, ihtiyar
2- aşiret veya tarikat reisi

şimdi bakalım, yaşlı kişiden kasıt, bilgelik, tecrübe ile eldedilmiş kanaat sahibi olma hali ise ya da sadece bilgelik hali ise, alemdeki tüm bilginin sahibini işaret ediyor olabilir bu ifadedeki şeyh. ben mesela böyle duymak istiyorum. alemlerdeki tüm bilginin sahibi bizimle kur'an aracılığıyla konuşur, öyleyse bilgelik kur'an'dadır. yön göstericisi kur'an olmayan beşer, yoldan çıkabilir diye bir düşüncede de sıkıntı görmüyorum.

ve fakat: karısının koluna yüzlerce bilezik dizen, çocuk istismar eden kişilerden beter şeytan ile de hiçbir tasvirde karşılaşmadım bu vakte dek.
Herkesin bir şeyhe bağlanması gerekliliğini değil seyrü suluk e talip olmuş kişinin bunu kendi kendine yapamayacağı , eğer bir yola çıktı ise bu yola bir mürşidi kamil ile çıkması gerektiğini söyleyen cümle. ( kendi kendine bu yolu gitmeye çalışırsa şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır ) Lakin günümüzde çok yanlış bir ifade ile kullanılmaya ( istismar edilmeye ) devam ediyor.
sahi hani şeytan daha evvel meleklerin hocasıydı ya ! bizlere öyle söylüyorlardı.
peki şeytan kovulunca, meleklerin yeni hocası kim oldu.
yada meleklerin hocası varsa, dersini iyi yapmayan, eğitilemeyen meleklerin durumu ne oluyor ?
bize yanlış melek ve şeytan tasavvurunu kim ne diye sokuşturmuş ?
Bir zındık ve zındıklar, bid'âtçiler, din tahripçileri tarafından söylenen dile getirilen söz. Bize gelince tekfir de aşırı gittiğimiz söyleyenler, "şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır" sözüyle cümle alemi tekfir ediyor aslında. Tasavvuf ehli çalışmayı durdurdu görmezden geliyor doğal olarak. Gerçekten Ercümend Özkan'ın tasavvuf yorumu akıllara geliyor; "küfür, islâm'dan tüm hıncını tasavvuf ile almıştır."
--- alıntı ---

Aslında bu ifadeyi abartılı bir şekilde anlamamak gerekir. Zira ilmî ve manevi olarak bir alimin ve bir mürşidin terbiyesinden geçmeyen, Allah’ın rahmet elinin cemaat üzerinde olduğu gerçeğini unutarak cemaatten uzaklaşan ve hak ile batılı tam olarak öğrenmeyen herkes şeytanın hilelerine karşı adeta korumasızdır. Tek başına yeterli olduğunu düşünen kişileri şeytanın aldatması daha kolaydır. Zaten her şeyden ve herkesten müstağni olduğunu düşünen insanların azgınlaşacağını Cenab-ı Hak (Azze ve Celle) Alak suresinde bildirmiştir; ‘Gerçek şu ki; insan kendi başına yeterli olduğunu düşünerek azgınlaşır. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.’ (Alâk 68) Bu bakımdan her Müslümanın, İslam’ın güzelliklerini hem ferdi hem de içtimai hayata hakim kılmayı dert edinen insanlarla birlikte olması zorunludur. Aksi halde modern hayatın, insanın gönlüne ve zihnine her an zehir kusan rezaletlerine ve çirkefliklerine karşı direnmek mümkün olmayacaktır.

[Mehmet Talha Odabaşı, Âdab Risalesi]

--- alıntı ---
Bayezid-i Bistami hz'ne ait bir sözdür. Tevile muhtaçtır.

Edit: cidden muhtaçmış. O halde edelim:
Bu ifade ileriden beri duyulan ve söylenegelen bir sözdür; bir esasa, bir hakikate dayanıyor değildir. Şayet ifadede yer alan “şeyh”, mürşit, rehber ve kılavuz olarak düşünülürse, mesele daha iyi anlaşılabilir. Bir Müslümanın gerçek mürşid ve rehberi Kur’ân-ı Kerim ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Bir Müslüman bu iki mukaddesi kendisine rehber alıp kılavuz edinirse sırat-ı müstakimi bulmuş, kendisine doğru bir yol çizmiş olur.
Zaten bunları rehber almayan insanın olsa olsa rehberi ve yol göstericisi şeytandır. Çünkü, kâinatta iyi ve kötülerin temsilcisi vardır. Üçüncü bir yol yoktur. Bir insanın rehberi, ya iyi ve iyilerin temsilcisi olan Peygamber Efendimizdir, ya da kötü ve kötülüklerin temsilcisi olan şeytan ve onun fahrî yardımcılarıdır.
Bununla birlikte başta sahabiler olmak üzere müçtehidler, veliler İslâm ulemâsı da insanlara hak ve hakikatı gösteren, doğru yolu işaret eden rehber ve kılavuzlardır. Bunlar zaten ilim ve irfanlarını Kur’ân’dan, Peygamberden (a.s.m.) almaktadırlar. Ve birçokları yüzlerce, binlerce insanın hidâyete ermesine vesile olmuş, hizmet etmiş, dünya ve âhiret saadetine ermesine yardımda bulunmuşlardır.
Meselâ İmam-ı Âzam, İmam-ı Şâfii, İmam-ı Gazâlî, Abdülkadir Gaylânî, İmam-ı Rabbanî, Şah-ı Nakşıbend, Mevlâna gibi mürşid ve rehber şahsiyetlerden bir kısmıdır. Bu mübarek zatların hayatları, hizmetleri incelenirse, büyüklükleri ve İslâm tarihindeki yeri kolayca görülecektir.
Evet, bir Müslüman bu zatların sözlerini, kitaplarını, hal ve hareketlerini, devam etmiş oldukları zikir ve evradı okuyabilir, taklid edebilir ve böylece İslâmî yaşayışını zenginleştirip nurlandırabilir. Böylece bu zatlar insana mürşid olur, rehber olur.
Bu zatları kötü gören, bir peygamber mirasçısı oldukları için imkân nisbetinde taklid etmeyen, tanımayanların da olsa olsa yol göstericisi şeytan ve kötü kimseler olur. Çünkü, bir Müslüman onları Kur’ân’a ve Peygambere uydukları için sevmekte, kitaplarını okumakta, istifâdeye çalışmaktadır.
Yukarıda sözü edilen cümle bu mânâ çerçevesinde anlaşılırsa yanlış olmaz. Yoksa "insan illa bir tarikata girmelidir, bir şeyhe intisap etmelidir; eğer bir tarikat şeyhine bağlı değilse, onun şeyhi şeytandır" şeklinde anlamak, insanı izahında güçlük çekeceği bir duruma sokar.
iki şey insanı imandan eder.
ikisinin de şerrinden allah'a sığınırım.

iyi şeyh kalmış mıdır. ümidim az.
bu işi geçim kapısı etmemiş, alın teri ile kazancı olan, karşılıksız insanlara nasihat eden, kibirli olmayan, gelince kendine ait postuna değil kapının kenarına ilişiveren, aklımdan geçenleri okuyamayan(!), milletin imanını çalan şeyhlere karşı uyaran, sofraya oturunca 3 adamın yediği kadar yemeyen, mümkünse göbeksiz.