şiir

1 /
İçsel sessizliğin cümle yoluyla başkalaşma serüveni. Bu serüven minik bir kıvılcım gibi başlar ve devasa bir yangına dönüşür. Kıvılcım, belki bir dize belki de bir dizenin hecesi, bir imge, bir bakış açısı, bir doku, bir temas, bir "şey". Şiirin kimliğinin yegane tanımı mutlak "şey"dir. Şey yoksa şiirin safi hissi olan içsellik mahsur kalır. Batıni ile zahiri arasındaki bu köprüye "şiir" denir. Şiir nedir sorusunun cevabı kalpler adedincedir. Pekâlâ tabiatı gereği şiiri hissetme tabiatı. Şiir toplumsal bir mutabakatın aksine, ayrı giden, bazen hayatın direkt ortasından, çoğu zaman ise indirekt kıyılarından temaşa olur. Tonlama, vurgu, dokunaklı ve sanatsal cümleler temaşası. Telaş da var elbet. Yaşam telaşı olmayanın şiiri yoktur.
şiiri sevdiren naif şairin en sevdiğim şiiri "parlak yıldız". lakin çevirileri doğru olmadığından, ilgilileri için orijinalini bırakıyorum.

Bright star! would I were steadfast as thou art—
Not in lone splendour hung aloft the night,
And watching, with eternal lids apart,
Like Nature's patient sleepless Eremite,
The moving waters at their priestlike task
Of pure ablution round earth's human shores,
Or gazing on the new soft fallen mask
Of snow upon the mountains and the moors—
No—yet still steadfast, still unchangeable,
Pillow'd upon my fair love's ripening breast,
To feel for ever its soft fall and swell,
Awake for ever in a sweet unrest,
Still, still to hear her tender-taken breath,
And so live ever—or else swoon to death.

http://www.bencetatil.com/wp-content/uploads/2015/03/5664.jpg
Meğersem seni ellere sorarmışım.
Meğersem seni ellere sorarmışım.
Kuşu değil gökte, yerde ararmışım.
Gözlerim kör, aklım kıt oldu sensiz,
Ellerim tutmaz, kulağım işitmez.
Nerdeysen çıkta gel artık,
Bu garibe sensizlik aman vermez...
Modern dünyanın insanı olmamdan mıdır, bilemiyorum fakat sevmediğime emin olduğum şey. Aslında şiir ile alıp veremediğim bir şey yok fakat onun modern zamanlarda insanlarda bıraktığı imajdan Nefret ediyorum. Şiir dediğimiz anda akla melankolinin gelmesi sizce de çok Can sıkıcı değil mi?

Sanki bütün yazılması gerekenler milenyumdan önce yazılmış gibi geliyor bana. Hatta okunması gerekenler de okunmuş geliyor ki, şimdilerde birisi herhangi bir şairin çok çarpıcı bir şiirini okusa bile tesir etmiyor tam tersine değer kaybettiriyor. Ya tümden kalbim taşlaşmış ya da ağır sululuğa gelemiyorum.

Daha somut şeyler arıyor gözlerim. Daha yapıcı. Şiir ve inşa üzerine yüzlerce laf edebilirsiniz ama düşüncelerim şu an böyle...
Kalbi kararmış bir şairin yazdığı şiir, şiir değil zehirdir. Arada çok ince bir çizgi vardır, aşıldığı an işler yokuş aşağı kendiliğinden gider. Ve sonra toparlamak ne mümkün...