sinirlenince telefon fırlatmak

1 /
4.5 yıldır kılıfsız kıç kullanmadığım ve hala sapasağlam olan telefonum bunu beğendi.

yürek yemeyi gerektirir.
insan sinirlendiği vakit kendi̇ne hakim olamayabiliyor ama yo dostum yo
kendimi kaybetme hakkımı telefon fırlatarak kullanamam.
şimdiye dek, bir kez yaptığım şey. elbette ben fırlatmadım. fırlatmak için çok gelirli olmak gerekiyor.

efenim bir akılsız telefonum vardı. vestel venüs. aklı kıttı, özellikle sıcak havalarda komple sürmenaja giriyordu. mesela navigasyon uygulamalarını düzgün çalıştıramıyor, patlayacak kadar ısınıyordu. uygulamayı çalıştıramadığı için mahcup oluyor, "hizmet veremedi" demeyeyim diye kendi kafasına göre bir yol tarif ediyordu. yol mu, yol! mesela bir keresinde, salihli çıkışında, akhisar yerine uşak yoluna sokmuştu bizi. 10 km düz git dedikten, 6-7 km sonra, hatalı güzergah uyarısı verip, "rota yeniden oluşturuluyor 7 km sonra sola dön" demişti. 7 km sonra sola dönerek, doğru yola yöneleceğimi bilsem, yapardım elbette. neyse.

yine bir keresinde ki bu son keresinde oluyor aynı zamanda, kendisini bu amaçla kullanmak için, klimayı en soğuk seviyeye indirip, havalandırma ızgarasının önüne koydum. yoksa ısınıp erken sürmenaja giriyordu. efenim o gün, perpa'nın bütün bağlantı yollarında yol çalışması vardı. her zaman kullandığım yolda müthiş bir yoğunluk olduğu için, oraya girsem 500 metreyi 2 saatte alamazdım. dere yolundan çıkarsın beni diye bu akıllıya güvendim. bu da tutup beni kurtuluş'a soktu. kapattım telefonu bir daha açtım. tekrar çalıştırdım navigasyon uygulamasını. bu sefer de tünele attı. tepemin tası da attı. "sakin ol sadaret, arabayı çek sağa. telefonu bir daha kapat aç. şimdi eve gideceksin, güzel bir yemek yiyip, çay içip, ailenle güzel zaman geçireceksin" iç sesleri eşliğinde, telefonu kapatıp açtım. bu kez de beni kasımpaşa'ya soktu. o sinirle, yemek, çay, aile demeden, telefonu vites topuzuna geçirdim. anında ekran tuzla buz oldu. ama aklı başına geldi. navigasyon tam randımanlı çalışmaya başladı. hangi sokakları seçti de, beni trafiksiz şekilde haliç köprüsüne attı anlayamadım. meğer sorun ekranının normal olmasıymış. kırık ekranıyla, müthiş performans verdi. aklı ekranındaymış meğer. "bu kadar dandik bir telefonum, bu ekran bana yakışmıyor" diye düşünüp, içine atıyor, içine attıkça ısınıyor ve çalışamıyormuş.

görenlerin sürekli kınamalarından yorulduğum için, telefonu değiştirmek zorunda kaldım. ne geliyorsa başımıza toplum baskısından geliyor zaten.
yaptım ama sor niye yaptım. artık sıtkım sıyrılmıştı telefondan. idare ettiğinden hem de telefona çat diye para veremeyeceğimden erteliyordum yenisini almayı. peki olay nasıl oldu? ödevimi telefonun Bluetooth bağlantısı üzerinden bilgisayara internet sağlayıp yüklemeye çalışıyordum, -ilkel teknolojik yöntemler- internet yavaş mı yavaş. kopuyor da. sonra yüklemedi falan herhalde, bende fırlattım duvara. zavallıcık ikiye ayrıldı. ekranla ana kartı arasındaki bağlantı koptu. heh dedim, şimdi telefon alma vakti. kendimi telefon almaya mecbur bıraktım yani. ama insan yine de bir üzülüyor.
Sayısını bilmediğim defa yaptığım şey.
Hatta bi defa araba camına fırlatıp ikisini birlikte kırdım.
Maalesef acaip rahatlıyorum. O sebeple de tekrarlama riskim hiç bitmiyor.