sözlükçülerin zamlarla başa çıkma yöntemleri

1 /
çok basit, akpli gazetecilerin programlarını izliyorum. türkiye'nin nasıl süper bir güç olduğunu, bütün avrupa'nın adeta kriz içinde kasıp kavrulduğunu, ülkemize giren mültecilerle dünyaya nasıl meydan okuduğumuzu, istanbul'da arıza yapan belediye otobüslerini falan gördükçe fakirlik makirlik aklımdan gidiyor. sanki az evvel yarım kilo kıyma almaya parası yetmeyen ben değilmişim gibi kubarıyorum, kendimi at sırtında mohaç'ı fetheden kanuni gibi hissediyorum. üstüne açıyorum teşkilat dizisini youtube'dan, tok sesli bir abinin "bizim olmadığımız masa yok" sözünü duyunca, sınırötesi operasyonlarda şov yapan ajanlarımızı gördükçe iyice coşuyorum, "dik dur eğilme bu millet seninle" diye bağırmaya başlıyorum.

sonra karnım gurulduyor, kan şekerim yükselsin diye iki tane küp şeker atıyorum. iyi geliyor. sonra bakıyorum kendimi at üstünde koşar gibi hayal ettiğim esnada sandalyenin zımbası donumu yırtmış, hemen iğne iplikle yamayıp tekrar giyiyorum. biliyorsunuz 7 yıl darlık 7 yıl bolluk olur derler, bize yakışan kaderde darlık çekmek de varmış deyip razı olmaktır. şımarıklığın lüzumu yok. eskiden don da yokmuş insanlar un çuvalını dikip giyerlermiş, yeter ki allah büyüklerimizi başımızdan eksik etmesin, devletimiz var olsun, ülkemiz dünyaya meydan okusun. bize düşen sabredip devletimizin yanında olmak. yüksek sesle eleştiri yapıp davaya zarar verenleri gördükçe bunlar nasıl dava adamı, nasıl müslüman diye sinirleniyorum. insanımızı asimile ettiler ama bizim mayamız sağlam elhamdülillah.

bu arada elinde fazladan boxer düğmesi olan varsa sevinirim. benimkiler hep koptuğu için donlarımın ön tarafı pencere gibi açılıyor, sünnet çocukları gibi öne doğru eğilerek koşmak zorunda kalıyorum ızdıraptan. allah razı olsun şimdiden.