şubat [dizi]

1 /
Şüphesiz ki trt nin "trt mi yapmış lan bunu" dedirten ve tekrar izleme isteği uyandıran ilginç ve fakat izlenilesi dizilerinden biri.

Komedide leyla ile mecnun ne ise kendi türünde (ki hala türüne bi isim takamadım) de şubat o dur.

Konu özgün, her karakter için ayrı ayrı çalışılmış, komedisi ayrı hüznü ayrı heyecanı ayrı ters köşeleri ayrı müzikleri apayrı zihinde tat bırakan, kadrosuyla efsane bi dizidir.

Sayısız sahnelerinden en sevdiğim ile başbaşa bırakıyorum sizleri:

"Yarayla alay eder, yaralanmamış olan."

uzun zamandır kendisine dönmediğimi fark ettiğim dizim.

duble'nin ölüm sahnesini açtım az önce. iki kez üst üste izledim. ikincisinde daha çok ağladım. aşığın öldüğü bir sahnede aşık ve maşuğu düşündüm. aşık her zaman maşuğu için alışılmamış sözler arar ona olan aşkını ifade etmek için sözün tüm yollarını dener. ama duble ölürken dünyanın en klişe sözlerini söylemişti.

"deli, ben çare istemiyorum. ben bir kere gülüm'e kavuşmak için bin kere ölürüm. Gülüm, öteki tarafta görüşürüz sevgilim..."

ilkin garipsedim. sonra gerçekliğin farkına vardım. o an hiçbir şeyin önemi yoktu. söylenecek tüm sözler söylenmişti. o andan sonra ne söylense klişe olacaktı. ölüm yaldızlıyordu nasılsa her kelimeyi. öyle ki duble hiçbir şey söylemese sadece cümlenin sonundaki kelimeyi etse "sevgilim" dese yetecekti. bence öyle.
aslında birden aklıma gelince, hakkında bir şeyler yazmak için girdim sözlüğe.. yapım yılına baktım da 2012. tam 8 yıl geçmiş.. o günlerime, o zamanki "toyluğuma", büyüyememişliğime, tecrübesizliğime, ruh hallerime, iç dünyama döndürdü beni.. tuhaf bir burukluk hissettirdi o günlerimi hatırlamak.. pişmanlıklar, keşkeler, daha farklı olsaydılar, böyle olmasaydılar, geç kalmışlık hisleri vs.. elimden tutan birileri olsaydı, o kadar yalnız kalmak zorunda bırakılmasaydım şu an daha farklı olabilirdim belki.. neyse..

her bölümü monolog tadında etkileyici giriş sahneleriyle başlayan ve yine her bölümü ayrı bir sinema filmi tadında olan, kaliteli bir yapım.
birkaç video da bırakayım;



İki gündür beni esir alan dizi. Bölümleri neredeyse unutmuşum. Başından ayrılmak istemiyorum. Bir bölüm bitiyor hemen ardından diğer bölüme geçiyorum. Bazı sahneleri başa sarıp tekrar izliyorum.

“aşık her zaman uzakta ve tek başına kalmaya mahkumdur. Çünkü vuslat varsa aşk yoktur.”
tekrar izlemeye başladığım muhteşem dizi.

"yakınlarınızı, yakında bildiklerinizi hiç kaybetmeyeceğinizi zannedersiniz. halbuki insan hayatı ne zaman idrak eder biliyor musunuz? kaybettiği zaman. o ana kadar her şeyi büyük bir telaşla arzu edersiniz. büyük bir hedefiniz vardır; mutlu olmak. hep mutlu olmak. ama kaybedersiniz. ah benim şaşkın oğlum! o gün kara bir diken yuttun ve o dikeni senin kalbini parçaladı. kalbin acısına sabredebildiği kadar büyüdü. artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ama sağ kalacaksın. sağ kalmaya devam edeceksin. çünkü babalarının ölülerini kaldırabilmek için çocuklarının sağ kalmaları gereklidir. bazıları ise yapayalnız kalabilme cesaretine sahip doğarlar, korkmazlar. çünkü nadiren rastladığımız üzere kaybedecekleri hiçbir şey yoktur. fakat size kaybedecek hiçbir şeyi olmayan adamdan daha kederli birini söyleyeyim mi? kazanacak hiçbir şeyi olmayan adam. o adam bitmek tükenmek bilmeyen bir matemin içindedir. çünkü onun yasını tutacak çocukları yoktur.hayatta kalmak zorundadır. hayatta kalmak için de büyük büyük bir mucizeye ihtiyacı vardır. bilen bilir yas tutmak büyük bir mucizedir.
kendisine olan aşkımın nüksettiği dizi. dizi arayışında olanlar varsa öneridir. bu sıralar kendisini yeniden repliklerini, ele aldığı nahif halleri, ayrıntılarını not ala ala izlemek istiyorum. ya da direkt bu dizinin içinde yaşamaya başlayamıyor muyum acaba, böyle bir şey mümkün olamaz mı?

güzelliğini eskitemediğim dizi. her seferinde aynı etkiyi bırakıyor.

"ben de aşık oldum. çok aşık oldum. onların kalbi aşık olduğu için çarptı. ben aşık oldum kalbim duracak gibi oldu."
dönüp dönüp izlediğim dahası çevremdekilere de izletmeye çalıştığım dizi. geçenlerde ailemden birkaç kişiye zorla izlettim. beğenmedikleri için kendilerine trip attım. şubat'ı herkes beğenecek, herkes çok sevecek anlıyor musunuz ha? izletecek yeni kurban avım sürüyor... çok seviyorum yahu, çok!

durup durup izlediğim övmek istediğim dizi. henüz daha güzeline rastlamadım. şubat deyince birçoklarının aklına şubat ve yağmur'un aşkı gelebilir ancak ben o "pastörize" yağmur'dan ve yanık'tan çok dizinin "kötü adamlarını" sevdim. hani iyiliği öğrendiğimiz kötüler var ya, onları... sermet yeşil'in canlandırması nedeniyle en sevdiğim karakterin deli ibrahim olduğunu öne sürüyorum ancak düşündükçe diziye dair aklıma hep duble'nin aşkı düşüyor. divan edebiyatındaki aşık tipinin harikulade bir örneğiydi duble, gülüm de aşığın telef olmasını umursamayan pek güzel bir maşuk olmuştu. her karakteri birbirinden güzel gerçi. tayfa var mesela. deli ibrahim'in tayfası. baytar var berber var hayvan var. her birinin kendi hikayesi var ama hepsi hikayesini bırakıp tayfaya sığınmış. her şeyleri kendilerine has. kavanoz kullanıyorlar mesela bardak yerine. kırmızı diyorlar şaraba. küçük ayrıntılarını dahi çok seviyorum. neyse şimdilik gideyim yine şubat sevgim nüksedince dönerim bu başlığa. tayfa, volta!