sur

1. (Tematik)
kadim zaman devletlerinin sosyal dünyalarını saran, taştan bina edilmiş yapı. her bir taşın bir ismi ve cismi var. renkleri hemen hemen aynı olsa da; harcı özgürlük ve hürriyet, cesaret ve yiğitlik, vefa ve ahde vefa, anne ve baba, yar ve yarendir. kapısının şehre bakan tarafında şeref, haysiyet, onur, namus ve emniyet asılı. dışarı bakan tarafta ise; nefret, şiddet, hiddet, asabiyet, kılınç, mızrak ve ölüm asılı.

ve sur'un üstünde bir ses sada veriyor.

- ölmek isteyen kapıyı tokmaklasın!
devamını gör...
5. (Tematik)
1. [dinb.] islam inanışına göre kıyameti, dünyanın sonunun geldiğini sonra da sorgulanmak üzere insanların yeniden diriltileceğini bildirmek üzere o gün israfil'in üfüreceği borunun adı.

2. (alm. stadtmauer, f; fr. muraille, f; ing. city wall) [mim.] eski kentleri kuşatan, kuleli ve mazgallı savunma duvarı.

*
devamını gör...
6. (Tematik)
kıyamet kopacağı zaman, dört büyük melekten biri olan israfil aleyhisselamın üfleyeceği, nasıl olduğu bilinmiyen boru.

Allahü teala, kur'an-ı kerim'de mealen buyuruyor ki:

sura bir kerre üfürülünce, yeryüzü ve dağlar, yerlerinden kaldırılıp silkilecektir. o gün kıyamet kopacak, gök yarılacak ve dağılacaktır. (hakka suresi: 13-16)

kıyametin yok edici surundan sonra, ikinci bir sur üflenir. bu sese bütün beşeriyyet (yaratılmışlar) tabi olur. bu emir ile kalkıp, hazır olurlar. (zümer suresi: 62)

meleklerin en üstünlerinden ikincisi, sur denilen boruyu üfürecek olan israfil aleyhisselamdır. birincisinde, Allahü tealadan başka her diri ölecektir. ikincisinde hepsi tekrar dirilecektir. (mevlana halid-i bağdadi)

Allahü teala, sur üfürüldükten sonra, kıyametin kopmasını murad buyurduğu (dilediği) vakit; dağlar uçar, bulutlar gibi yürümeye başlar. denizlerin bazısı bazısına taşar. güneşin nuru giderek simsiyah olur. dağlar, toz haline gelir. alemler birbirine girer. yıldızlar, dizili incinin kopup dağıldığı gibi olur. gökler gülyağı gibi erir ve değirmen döner gibi deveranla şiddetli bir şekilde hareket eder. yerde ve gökte diri kimse kalmaz. bütün canlılar ölür. yerde taş taş üstünde kalmaz. bütün bunlardan sonra, aradan kırk sene gibi bir zaman geçer. Allahü teala, israfil aleyhisselamı diriltir. o da suru üfürür. bu ikinci sur ile, her bir ruh kendi cesetlerine girerler. dağlarda ölmüş olan, vahşi hayvanların ve kuşların yemiş olduğu insanların ruhları kendi cesetlerini bulur. insanlar, kabirlerinden kalktıkları vakit, yerleri dümdüz olmuş bir kağıt sahifesi gibi görür... (imam-ı gazali)

*
devamını gör...
7. (Tematik)
sûr. (الصور)

kıyametin kopmasını ve insanların yeniden dirilmesini ifade eden bir kur’an terimi.

sözlükte “seslenmek, ses çıkarmak; eğmek” mânasındaki savr kökünden türeyen sûr “ses çıkaran eğri boynuz” demektir. bazı dilcilere göre sûr “şekil” anlamına gelen sûretin çoğuludur (râgıb el-isfahânî, el-müfredât, “śvr” md.; lisânü’l-`arab, “śvr” md.). kelime on âyette sözlük anlamı “üfürmek, üflemek” olan nefh kökünden türeyen fiillerle kullanılmakta, bunların üçünde göklerin ve yerin mevcut düzeninin bu üfleyişle bozulacağı, diğerlerinde ise insanların kabirlerinden kalkıp huzûr-i ilâhîye gidecekleri belirtilmektedir (m. f. abdülbâkī, el-mu`cem, “śûr” md.). bir âyette (el-müddessir 74/8) “boru, borazan” mânasındaki nâkūr kelimesi, “ses çıkarmak” anlamına gelen nakr kökünden türemiş nukıre fiiliyle kullanılarak ikinci nefhaya, yani yeniden diriliş olayına temas edilir. sûr konusu ahmed b. hanbel, buhârî, müslim, ebû dâvûd ve tirmizî gibi muhaddislerin rivayetlerinde de yer almıştır (wensinck, el-mu`cem, “śûr” md.).

sûrun ve ona üflemenin mâna ve mahiyeti konusunda âlimler farklı görüşler ileri sürmüştür. büyük çoğunluğu oluşturan gruba göre sûr gerçek anlamda bir boynuz, boru veya borazan, üfürme ise ona üflenince korkunç, sarsıcı ve kulakları sağır edici bir ses çıkarılmasıdır. bazılarına göre sûret kelimesinin çoğulu olup, üfürme de “can verme” demektir. bu durumda “nefh-i sûr” “ruhların bedenlere (sûretler) iade edilmesi” anlamına gelir. ancak bu yorum hem dil âlimleri hem müfessirler tarafından kabul edilmemiştir. zira sûret kelimesinin çoğulu sûr değil kur’an’da da geçtiği gibi (el-mü’min 40/64; et-tegābün 64/3) “suver”dir (lisânü’l-`arab, “śvr” md.). ayrıca çeşitli hadis rivayetlerinde sûrun boynuz veya borazandan ibaret olduğu ifade edilmiştir. fahreddin er-râzî de ikinci görüşün dil açısından tutarsızlığına temas ettikten sonra ilgili âyetlerde yer alan nefh-i sûrdan maksadın ruhların cesetlere iadesi olsaydı cenâb-ı hakk’ın bunu doğrudan doğruya kendi zâtına nisbet edeceğine dikkat çeker. nitekim kur’an’da hz. âdem’in yaratılışı anlatılırken “ona şekil verdiğim ve ruhumdan üflediğim zaman ...” (el-hicr 15/29) buyurulmuştur. benzer ifade hz. meryem’in îsâ’ya hamile kalması hususunda da kullanılmıştır (et-tahrîm 66/12; mefâtîĥu’l-ġayb, vıı, 35-36).

boynuz veya borazandan ibaret bulunduğunu kabul edenlerin sûrun şekli konusunda fikir beyan etmemelerine karşılık ebû hüreyre’den gelen bir rivayette onun yerle gök arası genişliğinde çok büyük bir şey olduğu nakledilmiştir (kurtubî, el-câmi`, xvı, 216). sûrun nurdan veya kristal saflığında beyaz inciden yapılmış, ruhlar adedince deliği bulunan bir tür boru olduğunu ileri sürenler de vardır (gazzâlî, iĥyâǿ, ıv, 636; kurtubî, el-câmi`, xvı, 217; et-teźkire, ı, 277; süyûtî, el-büdûrü’s-sâfire, s. 80; ed-dürrü’l-menŝûr, vıı, 253). abdüsselâm b. ibrâhim el-lekānî sûrun, içinde ruhları barındıran ve onların sayısınca delikleri bulunan bir boru olduğunu ileri sürmüştür (itĥâfü’l-mürîd, s. 214).

sûra kaç defa üfürüleceği konusunda da çeşitli görüşler vardır. 1. sadece mâtürîdî’nin, sahibini zikretmeden yer verdiği, kur’an’da bir tek sesten söz edilmesine (yâsîn 36/49, 53) dayanan görüş sûra yalnızca bir defa üfürüleceği şeklindedir (teǿvîlât, ııı, 578). elmalılı muhammed hamdi, sûra birkaç defa üfürme ile bir tek üfürme ve bir tek sayha arasında herhangi bir çelişkinin bulunmadığını söyler. zira kıyametin kopması ve yeniden dirilişin Allah için “ol deyip oldurma” tarzında bir anlık iş olması bakımından çok üfürme tek üfürme gibidir (hak dini, vıı, 5316). 2. sûra iki defa üfürüleceğini söyleyen âlimlerin çoğunluğu, yâsîn sûresinde (36/49) önce kıyametin kopmasını ifade eden korkunç bir ses, arkasından yeniden diriltme ve inşâ için sûra üflenmesi (36/51), zümer sûresinde (39/68) sûra üfürülmesiyle bazı istisnalar hariç bütün canlıların öleceği, ardından yeniden dirilişi sağlayacak ikinci bir üfürmeden bahsedilmiş olması, nâziât sûresinde (79/6-7) kâinatı sarsan bir şeyi ikincinin takip edeceğinden söz edilmesiyle istidlâl etmiş, ayrıca muteber hadis kaynaklarında iki üflemeden bahsedilmiş olmasını da göz önünde bulundurmuştur (buhârî, “tefsîr”, 39/4; 78/1; müslim, “fiten”, 116, 141, “feżâǿil”, 159). 3. sûra üç defa üfürüleceğini iddia edenler çeşitli sûrelerde yer alan nefh-i sûr âyetlerini birleştirmişler ve ebû hüreyre’den rivayet edilen uzun bir hadiste üç üfleyişten söz edilmesine dayanmışlardır (kurtubî, el-câmi`, xvı, 216; ibn kesîr, tefsîr, ııı, 282). 4. kādî iyâz ile ibn hazm’a nisbet edilen ve sûra dört defa üfürüleceğini ileri süren görüşün, kur’an ve sünnet’te böyle bir beyan bulunmamakla birlikte aksine de işaret edilmediği, kıyametin kopmasından itibaren huzur-ı ilâhîye varacak zamana kadar birçok kozmik olayın vuku bulabileceği şeklinde bir akıl yürütmeye dayandığı söylenebilir (süyûtî, el-büdûrü’s-sâfire, s. 90; âlûsî, xıx, 31).

sûra isrâfil’in üfüreceği şeklinde genel bir kabul bulunmakla birlikte bazı rivayetlerde bu iş için iki meleğin hazır beklediğinden (ibn mâce, “zühd”, 33), bazılarında da isrâfil’in sağında cebrâil’in, solunda mîkâil’in bulunduğundan (ebû dâvûd, “ĥurûf”, 1) söz edilmektedir. nakledildiğine göre hz. peygamber’e sûra iki üfleniş arasında ne kadar zaman geçeceği sorulmuş, o da “kırk” diye cevap vermiştir. râvi ebû hüreyre’ye bu rakamla neyin kastedildiği sorulduğunda yıl mı, ay mı yoksa gün mü kastedildiğini sormadığını ifade etmiştir (buhârî, “tefsîr”, 39/78; müslim, “fiten”, 28). bu rivayete dayanılarak sûra iki üfürüş arasında kırk yıl geçeceği hususu genel kabul görmüştür (gazzâlî, ed-dürretü’l-fâħire, s. 49; kurtubî, et-teźkire, ı, 287). kıyametin kopuşu sırasında ölmeyeceği bildirilenlerin (en-neml 27/87; ez-zümer 39/68) kimler olduğu hususunda da farklı görüşler ileri sürülmüştür. mâtürîdî, bunların Allah’ın arşını taşıyan sekiz melekle cebrâil, mîkâil, isrâfil, azrâil, şehidler ve peygamberler olabileceğini, ancak resûl-i ekrem’den bu hususta bir beyan gelmedikçe kesin bir hüküm verilemeyeceğini söylerken (teǿvîlât, ııı, 578; ıv, 323; v, 232) bazıları bu arada hûrileri, cehennemin görevlileri olan mâlik’i ve zebânileri zikretmiş (âlûsî, xxııı, 28), lekānî ise bunların dört büyük melek, hûriler ve hz. mûsâ olduğunu söylemiştir (itĥâfü’l-mürîd, s. 214-215).

herkesin ölümüyle birlikte kıyametinin koptuğu kabul edilir. ancak islâmiyet’in üç esas halinde özetlenmiş iman konularının üçüncüsü olan âhiret hayatı gerçek anlamda kıyametin kopmasıyla başlar. on âyette tekrarlanan sûra üflenişin ilki asıl kıyameti başlatan kozmik olayı ifade etmektedir. ikinci üfleniş ise bütün insanların ve Allah’ın murat ettiği diğer canlıların yeniden dirilip huzur-ı ilâhîye çıkmalarını hazırlar. kıyametin bu sahneleri için naslarda yer alan kavram ve tasvirler gayb âlemine ait olup insana hadisenin oluşum şekli hakkında değil, onun hedef ve amacına dair bilgi ve mesajlar verir. bu noktada insan aklı haber verilenleri çelişkiye düşmeden anlamak, kalp ve duygu âlemi de inanıp ibret almakla görevlidir. bu sebeple sûrun mahiyeti hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. ancak ona üflenişin, yani en büyük kozmik değişimin iki merhalede gerçekleşeceği söylenebilir. dirâyet tefsirinin ilk mümessilini teşkil eden imam mâtürîdî’nin gerek bu meselede gerekse diğer gaybî konularda tekrar ettiği gibi sübûtu kesin olan nasların zâhirî-lugat mânalarını kabul etmenin yanında şekil ve mahiyetlerini belirlemekle vakit geçirmemek, mesajlarını alıp onların gereğini yerine getirmeye çalışmak en uygun davranıştır.

bibliyografya:

râgıb el-isfahânî, el-müfredât, “śyĥ”, “nfħ” md.leri; taberî, câmi`u’l-beyân (nşr. abdullah b. abdülmuhsin et-türkî), riyad 1424/2003, ıx, 339-341; xv, 416-419; xvıı, 111-112; xvııı, 131-135; xxııı, 418-420; mâtürîdî, teǿvîlâtü ehli’s-sünne (nşr. fâtıma yûsuf el-hıyemî), beyrut 1425/2004, ıı, 134; ııı, 577-578; ıv, 206, 207, 323-324, 562, 571; v, 231, 232, 312, 374; gazzâlî, ed-dürretü’l-fâħire (nşr. m. abdülkādir ahmed atâ), beyrut 1407/1987, s. 47, 49-50; a.mlf., iĥyâǿü `ulûmi’d-dîn, kahire 1968, ıv, 635-636; zemahşerî, el-keşşâf (kahire), ııı, 325-326; ıv, 151, 212; fahreddin er-râzî, mefâtîĥu’l-ġayb, beyrut 1411/ 1990, vıı, 35-36; xxı, 146; xxıı, 98-99; xxııı, 3, 106, 188-189; xxvı, 76-79; xxvıı, 16-17; xxx, 95; xxxı, 10; muhammed b. ahmed el-kurtubî, el-câmi` (nşr. abdullah b. abdülmuhsin et-türkî v.dğr.), beyrut 1427/2006, vııı, 430-432; xı, 370; xıı, 134; xv, 88-89; xvı, 216-219; xvıı, 460-462; a.mlf., et-teźkire fî aĥvâli’l-mevtâ ve umûri’l-âħire (nşr. ebû süfyân mahmûd b. mansûr), medine 1417/1997, ı, 259-266, 277-288; ebü’l-fidâ ibn kesîr, el-bidâye ve’n-nihâye (nşr. abdullah b. abdülmuhsin et-türkî), cîze 1998, xıx, 303-314; a.mlf., tefsîrü’l-ķurǿâni’l-`ažîm (nşr. sâmî b. muhammed es-selâme), riyad 1418/1997, ııı, 281-284; v, 200, 315, 495; vı, 216-217, 581; vıı, 116-117, 400; vııı, 211, 264-265, 304-305; süyûtî, el-büdûrü’s-sâfire (nşr. ebû abdullah m. hasan eş-şâfiî), beyrut 1416/1996, s. 66-68, 75-90; a.mlf., ed-dürrü’l-menŝûr, beyrut 1403/1983, ııı, 297-298; vı, 384; vıı, 61-63, 249-257; vııı, 327-328, 406; abdüsselâm b. ibrâhim el-lekānî, itĥâfü’l-mürîd, kahire 1375/1955, s. 214-215; âlûsî, rûĥu’l-me`ânî, vıı, 191; xv, 44-45, 260; xvıı, 64; xıx, 30-31; xxııı, 27-31; xxıx, 43-45; reşîd rızâ, tefsîrü’l-menâr, beyrut, ts. (dârü’l-ma‘rife), vıı, 531-532; elmalılı, hak dini, v, 3707-3708, 3710, 4137; vıı, 5316-5321, 5452, 5556; adil bebek, “mâtürîdî’nin kelâm sisteminde âhiret inancı”, müifd, sy. 19 (2000), s. 17-19.

adil bebek


türk edebiyatı. islâm inancına göre isrâfil’in en önemli görevi sûra üflemesidir. âyet ve hadislerde nefîr, nâkūr gibi isimlerle anılan bu boruyu üfleme görevi sebebiyle isrâfil dinî ve edebî metinlerde “melekü’s-sûr, sâhibü’s-sûr, sâhib-i nefîr / nâkūr” gibi sıfatlarla anılmış, sûr ise daha çok “sûr-ı isrâfîl / sirâfîl, sûr-ı mahşer, sûr-ı haşr, sûr-ı kıyâmet” vb. tamlamalarla yer almış, üflemek, çalmak, vurmak gibi fiillerle birlikte zikredilmiştir. nesîmî’nin, “çalındı kıyâmetin nefîri / ey sağır işitmedin safîri // haşrin günü geldi uykudan dur (kalk) / inanmaz isen gözünü aç gör // sûr ünün işitmedi kulağın / tayındı (kaydı) bu köprüden ayağın” beyitleri bu tür kullanımlara örnek gösterilebilir. yazıcıoğlu mehmed’in muhammediyye’deki, “sûru demiştir resûlullah kim ol bir nûrdur / şekli boynuz şeklidir eyle bu söze i‘tikād” beytinde ifade edildiği gibi bu borunun boynuz şeklinde ve başka edebî metinlerde zikredildiği üzere kırmızı mercandan yapıldığı kabul edilmektedir. türk edebiyatında sûrun ayrıca kıyamet, mahşer, haşr gibi kelimelerle birlikte anıldığı, böylece tenasüp sanatına imkân verildiği görülmektedir. üç defa üfleneceği belirtilen sûrun, “nefha-i fezâ” denilen birinci üflenmesinde Allah’ın diledikleri dışında yerde ve gökteki bütün varlıklar dehşete düşecektir. yûnus’un, “isrâfil sûru vurula yerin yüzü denşürüle (değiştirile) / harâb ola yaş u kuru çarh-ı felek de yorula” beyti bu safhayı anlatır. “nefha-i sâik” ismiyle anılan ikinci üflenişte kıyamet kopacak ve bütün mahlûkat ölecektir. aynı şiirin devamındaki, “kimesne kalmaya bunda fenâ ola hepsi sinde” mısraında bu durum anlatılmaktadır. “nefha-i kıyâm” olarak adlandırılan üçüncü üflenişinde bütün ölüler diriltilerek mahşere gitmeye hazır hale gelecektir. yûnus emre’nin kıyamet ve âhiret ahvalinden bahseden şiirleriyle devriyelerinde isrâfil ve sûr daha ziyade bu özelliğiyle yer almıştır: “isrâfil sûrunu vura hep mahlûkat yerden dura / diriliben haşre vara kadı anda sübhân ola.” bu safhada artık Allah’tan başkasının varlığı söz konusu değildir: “isrâfil sûr vurucak mahlûk yine turucak / senin ününden artuk (başka) kulağım işitmeye”; muhammediyye’deki, “iki kez sûr urusardır birisi kırmak için / biri dirgürmek (diriltmek) içindir kim ola yevme’t-tenâd” beyti sûrun üflenişinin ardından olacakları anlatmaktadır.

türk edebiyatının doğrudan dinî olmayan metinlerinde sûr çeşitli teşbih, istiare, mecaz, mecâz-ı mürsel gibi sanatlar yapılarak zikredilmiştir. şeyhî bir kasidesinde baharda eserek kâinatı kış uykusundan uyandıran sabâ rüzgârını isrâfil’in sûra üfürmesiyle ölülerin dirilmesine benzetir: “san sayhasında sûr-ı sîrâfîl urur sabâ / k’emvât-ı hâk cûşa gelip çâk eder kefen.” âtıf ise, “ey sûr-ı kıyâmet yine gavgā ise maksûd / kaldırma bizi hâkte âsûde yatarken” beytindeki “gavgā” kelimesiyle bir taraftan mahşerdeki karmaşaya işaret ederken diğer taraftan ölümle dünyadaki kavgalardan kurtulup mezarda rahat etmişken yeniden sıkıntıya düşmek istemediğini ifade eder.

ney gibi bazı nefesli sazların etkileyici sesleri neşâtî’nin, “hâlet-i sûr-ı sîrâfîl’i nümâyân eyler / âteşîn nağme ile eylese neyler feryâd” beytindeki gibi sûra benzetilmiştir. mehmed âkif de şerif muhittin targan için yazdığı, “şarkın yegâne dâhî-i san‘atına” başlıklı şiirinde onun udundan çıkan nağmeleri, “evet yüksek, senin ûdun kadar yüksek figān ister / gel ey dâvûd-ı san‘at sûr-ı mahşerden nevâ göster” mısralarıyla anlatmıştır. “ezanlar” şiirinde ise, “coşunca âlem-i câmidde sayha-yi tehlîl / minâreler bana gelmişti sûr-ı isrâfîl” mısralarında, dünya üzerinde her an okunarak yeri göğü inleten ezan seslerini sûrun etkileyici sadasına, minareleri de sûrun kendisine benzetmektedir. “said paşa imamı” şiirinde mevlidhanın mevlid okurken boğaz’ın karşı sahillerinde yankılanan sesini, “sûr-ı mahşer gibi sesler çıkarır şimdi boğaz / tutuşur cephe-i sînâ’ya döner sîne-i cev / sanki yüzlerce yanık ney savurur yer yer alev” mısralarıyla dile getirmiştir.

muhammediyye, envârü’l-âşıkīn, müzekki’n-nüfûs gibi dinî-tasavvufî eserlerle mârifetnâme gibi aynı zamanda dinî ve tasavvufî özellikler taşıyan metinlerde isrâfil çok defa müstakil bölümlerde ele alınmıştır. şairane hayallere ve halk kültüründe yer bulan rivayetlere dayalı olarak geliştirilen bu bölümlerde sûr hakkında çok çeşitli bilgilere rastlanır. muhammediyye’de, “emr ede Allah isrâfîl’e ede i‘tidâd / sûr ura ola helâk cümle halâyık ıttırâd” beytiyle başlayan “faslün fî nefhi’s-sûr”, ayrıca mahlûkatın tekrar diriltilmesi için ikinci defa sûra üflenecek olması sebebiyle “faslün fi’l-haşr” bölümleri yer alır. devriyelerde de temas edilen sûra sezâî-yi gülşenî’nin, “bir zaman âdem’le vurdum sayhalar / dest-i isrâfil’de olan sûruyam” beyti örnek verilebilir. cinânî’nin, “ilâhî o gün kim ola nefh-i sûr / kıyâm ede mahşerde ehl-i kubûr” beytindeki gibi sûrun münâcâtlarda da yer aldığı görülmektedir.

muhammediyye’de sûr hakkında verilen bilgiler halk kültüründeki telakkileri âdeta özetlemektedir: “sûrunun dört şu‘besi ola dura dört köşede / biri şark’ta biri garp’ta olusar edip edâ // biri yer altında biri gökler üstünde ola / altı delikli ola çıkısar onlardan sadâ” beyitlerinin (nr. 5059-5064) devamında altı delikli sûr üflendiğinde birinci deliğinden çıkan ses bütün peygamberlerin, ikincisinde bütün meleklerin, üçüncüsünde cinlerin, dördüncüsünde insanların, beşincisinde şeytanların, altıncısında hayvanların dirilmesine sebep olacağı anlatılmaktadır.

ölülerin yeniden diriltilmesi sırasında sûrun üflenecek olması ve ölümün bir nevi derin uykuya benzetilmesinden hareketle cinânî, “zihî hâb-nuşîn-i rûz-ı ubûr / uyandırmaz onu meğer nefh-i sûr” beytini söylemiştir. yûnus emre’nin, “senin kaşın durmadan ok yay atar kurmadan / isrâfil sûr vurmadan nice canlar uyana” beyti de Allah’ın çeşitli ikazlarının farkına varmayanları sûrun kendine getirebileceğini anlatmaktadır. mehmed âkif osmanlı halkının perişan halinden bahsederken şöyle demektedir: “öyle dalgın ki meğer sûrunu isrâfîl’in / işitip yattığı yerden azıcık silkinsin”; “sizi kim kaldıracak sûru mu isrâfîl’in / etmeyin ... memleketin hâli fenâlaştı ... gelin”.

bektaşî ve alevî şairlerinin şiirlerinde kul hüseyin’in, “isrâfil ağzında sûrdur muhabbet” mısraındaki gibi muhabbet, kul himmet’in, “isrâfil çalar sûr ali ile” mısraındaki gibi hz. ali ile birlikte bazan da bir sır olarak anılır. türk halk şiirinde de benzer özelliklerle zikredilen sûr müdâmî’nin, “âhım üfler isrâfil’in sûrunu” mısraındaki gibi daha samimi ifadelerde yer almıştır.

bibliyografya:

ibrahim cûdî, lugat-ı cûdî, trabzon 1332, s. 640; ilhan ayverdi - ahmet topaloğlu, misalli büyük türkçe sözlük, istanbul 2005, ııı, 2860; seyyid nesîmî divanı’ndan seçmeler (haz. kemâl edib kürkçüoğlu), ankara 1985, s. 5; yazıcıoğlu mehmed, muhammediye (haz. âmil çelebioğlu), istanbul 1996, ıı, 327-328, 332-334; cinânî, cilâü’l-kulûb (haz. mustafa özkan), istanbul 1990, s. 78, 268; hasan sezayî divanı (haz. ali rıza özuygun), istanbul 2005, s. 472; ali nihad tarlan, şeyhî divanını tetkik, istanbul 1964, s. 232; ahmet talât onay, eski türk edebiyatında mazmunlar, ankara 1992, s. 379; kenan erdoğan, niyazî-i mısrî: hayatı, edebî kişiliği, eserleri ve dîvanı, ankara 1998, s. 49; isa kayaalp, sultan ahmed divanının tahlili, istanbul 1999, s. 211; nevin akkaya, türk halk şiirinde özel adlar, balıkesir 1999, s. 25, 189, 259, 605, ayrıca bk. indeks; iskender pala, ansiklopedik divan şiiri sözlüğü, istanbul 1999, s. 357-358; pakalın, ııı, 277-278; lütfullah cebeci, “isrâfil”, dia, xxııı, 180-181.

mustafa uzun *
devamını gör...
8. (Tematik)
diyarbakır merkez ilçesi. son iki ayda dört kez konulan sokağa çıkma yasağı ilen boğuşmakta. sebepleri var ama, onnar bölücü türü cevaplar mesajlar istemiyom hacım. engelli yazar sayısını kabarttırmayın.
devamını gör...
10. (Tematik)
çatışmalardan dolayı halk göç ediyormuş.batı'ya göç etmemek şartı ile istediklere yere göç edebilirler zira buraya da gelip biji biji diyerek hdp'ye oy verecekler.pkk'lılar cami yakmış teyze isyan etmiş.ben mi verdim lan %75 oyu? kendi düşen ağlamaz.adamlar apartmanının duvarlarını kırarken,evinin önüne bomba koyarken ses etmiyorsan sonra çıkıp ağlamaycaksın.
devamını gör...
11. (Tematik)
sur'a dair haberleriokudukça aklıma gelen alan paton'un kitabı lan. star gazetesinin attığı manşeti yok sayıyom hacı. ne demiş paton. ne dememiş ki lan. kitabın adı ağla sevgili yurdum. hadi bi bağalım.


"kalbimde bir tek büyük korku var; bir gün onlar bizi sevmek istediklerinde biz onlardan nefret etmiş olacağız."
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.