tanburi cemil bey

1 /
Tanbûrî Cemil Bey 1873 ila 1916 yılları arasında yaşayan; Türk tanbur, yaylı tanbur, klasik kemençe, alto kemençe, viyolonsel ve lavta ustasıdır. Bir çok besteyi bizlere kazandırmıştır.
Bunların arasında Kürdili Hicazkâr Peşrevi favorimdir. Gerçi benim direkt olarak Kürdili Hicazkâr makamına bir hayranlığım var.
Aynı zamanda Yaylı tanburun mucididir. Yerel kültürlerine bağlı kalmış yunanlılar'ın tanburi cemil bey'i dinlediklerine tanık olmuştum.
"ya mevlevi dervişi olacaksın ya da kunduracı" demiş cemil bey'in babası. okula gitmenin boş bir çaba olduğunu düşünüyormuş, annesi baskın çıkmış ve okula bu sayede başlamış.

abisinin duvarda asılı duran tanburuna bakmış yıllarca sonra bir gün eline almış. sessiz sakin bir karakter ama öyle bir istidadı var ki tanbur, kemençe, viyolonsel, lavta ve başka sazlar da çalıyor.

murat bardakçı o kadar da abartılmaması gerektiğini söylüyor hatta oğlu mesud cemil bey'in daha iyi bir virtüöz olduğuna kadar götürüyor işi. tanburi cemil bey'in en uzun kaydı üç buçuk dakika civarı, oğlunun ise çok daha uzun kayıtları var. bu kadar kısa ve fakat olağanüstü kayıtların başka bir kimsenin kayıtlarıyla karşılaştırılmasının haksızlık olduğu kanaatindeyim.

besteciliğe gelelim ve hangi birini sayalım, şedaraban, hicazkar ve ferahfeza saz semaileri. benim çok sevdiğim gülizar ve hicaz taksimler. bu adamda böyle de bir kabiliyet var. mesud cemil bey'in ise bestekarlığı babasının yanına yaklaşamaz. en bilinen eseri nihavend saz semaisi. ben bugüne kadar sadece bir dinleyici olarak tanbur konusunda bir numarayı hiç değiştirmedim, ikinci sırada ise izzeddin ökte var. mesela izzeddin ökte'nin de cemil bey'i virtüozite konusunda aştığını söyleyenler var.

yine bardakçı'ya göre tanburi cemil bey'in bazı eserlerini şimdiki tanburiler çalamıyorlar çünkü ajiliteleri yeterli değil. oysa murat salim tokaç şedaraban saz semaisini aslı gibi çalmıştır. 99 crr konseri kaydı mevcut.

tanburi cemil bey büyük bir musikişinastır. uğur derman'ın kubbealtı'ndan çıkan kitabı ve beşir ayvazoğlu'nun ateş denizi kitabı güzel kaynaklardır, merak edenler okuyabilir.

gençliği

git


ve ölümü

git
Tanbur enstrümanını virtüözite derecesinde çalan merhum sanatkar.

Şahsen anlatacak bir şeyim yok, yukarılarda denilen denilmiş de ben bir gece tanburi cemil bey’e yüz sene sonra nasıl atarlandığımı anlatmak isterim.

Bir kış tatili memlekete dönmüşüm, ne hikmetse o gece erken yatmışım ve gece 3 gibi uyandım. Çok susamış olarak ve uykum kaçtığı için hafif sinirli olarak uyandım.

Neyse ihtiyaçları gördük “madem uyku kaçtı biraz telefonu kurcalayalım bakalım ne var ne yok” dedim, girdim youtube’a.

Videolardan “Murat Bardakçı, Tanburi Cemil Bey hakkında” diye bir video izledim. Neyse o videoda murat bardakçı, tanburi cemil bey’in bir virtüöz olduğunu ama zamanımızda yüklettirilen bu tabiri caizse peygamberlik görevini taşıyamayacağını söylüyordu (lafı hatırlamadığım için biraz güzelleştirdim).

Bana sorsanız bilgimden ziyade mantıken murat bardakçı’nın sözüne daha yakın hissediyorum kendimi. Bir de bu “tanburi cemil bey fanları” (kendi tabirim) artık sırıtmaya başladı sanki, bilemiyorum linç edilmeden önce çekileyim aradan. Şunu söyleyebilirim ama: nedense dini tabanlı olmayan sanatçılara bir aidiyet, bir yakınlık hissedemiyorum bir türlü, inanın nedendir hiç bilmiyorum. Ne kadar profesyonel, uçlarda olsa ben yine hep temkinli yaklaşıyorum (yobaz diyebilirsiniz farketmez bu düşüncemden dönmem *swh).

Neyse murat bardakçı’nın üslubuyla, gece kızgınlığıyla, gecenin 3’ünde ben bir atarlanıyorum tanburi cemil bey’e of ki ne of...

Dinliyorum bardakçı’yı, alıyorum gazı, gecenin ortasında “adam haklı ya, valla haklı, yeter bu tanburi cemil bey’den çektiğimiz...” “kalmadı başka sanatçı, cemil bey mezarından bile çalıyor bize, adama musikinin peygamberi bile dediler sonunda...” (tabi bunlar düşüncelerimi yansıtmaz, saygımı asla esirgemem tanburi cemil bey’e).

Babamın uykusu çok hassastır. Duymuş gelmiş soruyor gecenin bir yarısında napoyorsun diye. Hiç giril yapmadan “baba nedir bu cemil bey’i peygamberleştirdikleri!1!1!1!11 bir bir !1!1” babamsa zavallı gecenin üçünde kafası yanmış bir şekilde bana bakıyor, soruyu anlamamış herhalde uykudan “yat yat bırak sen onları, sen kendi işine bak” diyor.

Neyse bir zaman sonra sakinleştim ve bir baktım sabah olmuş...

Cemil bey, o gece boşuna atarlandım size, helalliği buradan isteyeyim dedim.
sırlı zatlardan olduğu söylenir. Tanburi Cemil Bey idaresinde musıki heyeti Bebek’teki Hekimbaşı Behçet Efendi’nin yalısında haftada iki gece çok seçkin konuklara yönelik icra sunarlarken sıra dışı bir olay yaşanır. Sultan Abdulhamid’in kuyumcubaşısı Jak Harunaçi’nin Fransız eşinin de bulunduğu ortamda konuklar üstattan evvela klasik kemençe ile bir taksim ve ardından tanbur ile Tahirbuselik Peşrev’ini icra etmesini dilerler. Üstat mükemmel taksim icrasının arasına yeri geldikçe garp nağmeleri ile vals yerleştirerek mevcut seçkin konuklarını adeta büyüler. İlk kez alaturka musıki ile muhatap olan ve evvela ilgi göstermeyen Fransız bayan zaman sonra, üstadın dinleyeni içine doğru çeken tılsımlı icrası neticesinde giderek büyülenir. Perdesizliği gerekçesi ile ses sınırları olmayan ve yerleşik, sınırlı ses aralıklarına alışkın bir Batılının o vakte kadar hiç karşılaşmadığı müzikal aralıklara kapı aralayan klasik kemençenin hüzünlü nağmeleri karşısında Harunaçi’nin Fransız eşi dayanamaz ve gözyaşlarını tutamayıp ağlamaya başlar. -İster icra ettiği enstrümanların taşıdığı hüznü yaşayan diyelim, ister zaten hüzünlü bir mizaca sahip kişiliği sayesinde içindeki hüznü parmaklarını değdirdiği enstrümanlara geçiren diyelim-, Tanburi Cemil Beyin taksimi bittiği zaman, ömründe ilk kez alaturka musıki dinleyen bu Batılı genç hanım yerinden fırlayıp üstadın ellerini öper.
hayatı ve eserleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaya çalışmam gereken bey. türk müziğinin başına gelmiş en güzel şey.

radyoda dinlemiştim, sürekli çalışır imiş bu beyefendi. karısı doğum ettikten hemen sonra yanına gelip masum masum "sana biraz tanbur çalayım mı saide?" demiş, karısı da bağıra çağıra hayır yanıtını vermiş. ama oldu mu şimdi saide? arayıp da bulamayan var...
cemil bey, tanbûrî. (ö. 1916)

ünlü türk virtüozu ve bestekârı.

istanbul’da molla gürânî semtinde doğdu. babası eski işkodra vali muavini ve beyoğlu ceza mahkemesi üyelerinden mehmed tevfik bey, annesi zihniyâr hanım’dır. doğumuyla ilgili olarak oğlu mesut cemil 1873 yılını, ibnülemin ve rauf yektâ 9 mayıs 1871 tarihini vermekte, başbakanlık sicil defterlerindeki hal tercümesinde ise 17 eylül 1872 tarihi görülmektedir.

üç yaşında iken babasının vefatı üzerine amcası refik bey’in himayesi altında ilk öğrenimini mahalle mektebinde tamamladı. rüşdiyeden sonra birer yıl hamidiye ticaret mektebi ile mekteb-i mülkiyye-i şâhâne’de okudu, ancak ikisini de bitiremedi. ayrıca özel hocalardan fransızca dersi aldı. mûsikideki ilk bilgilerini bu sıralarda ağabeyi ahmed bey’den edindi. kemânî aleksan ağa’dan hamparsum ve batı notasını öğrendi. on beş yaşında iken tanbura başladı ve iki yıl gibi kısa bir sürede kendini tanıtmayı başardı. bu arada tanbûrî ali efendi ile tanıştı; ondan genel mûsiki bilgileriyle klasik mektebin esas karakterine ait incelikleri öğrendi. yirmi yaşına doğru kemençe, lavta ve viyolonselde de virtüozluğunu kabul ettirdi. 19 ekim 1892’de bâbıâli tercüme kalemi’nde mülâzım olarak göreve başladıysa da bu çok kısa sürdü, 2 kasım’da hariciye nezâreti umûr-ı şehbenderî kalemi kâtipliğine geçti. daha sonra bu görevde başkâtipliğe yükseldi ve kendisine ıı. abdülhamid tarafından ikinci rütbe mecîdî nişanı verildi. ıı. meşrutiyet’ten sonra hariciye’deki görevinden kendi isteğiyle ayrıldı ve 1912’de açılan dârülbedâyi’in mûsiki bölümünde bir müddet hocalık yaptı. oğlu mesut cemil’in bildirdiğine göre 28 temmuz, ibnülemin’e göre ise 5 ağustos 1916 tarihinde aksaray’daki evinde vefat etti ve merkezefendi mezarlığı’na defnedildi. ancak bugün mezarının yeri bilinmemektedir.

eline aldığı herhangi bir sazı kısa bir müddet sonra çalabilmesiyle tanınan ve türk mûsiki tarihinin en büyük tanbur virtüozlarından olan cemil bey besteciliği, icracılığı ve teknik katkılarıyla türk mûsikisine büyük eserler sunan bir sanatçıdır. uygulanan teknikle elde edilen değişik icra biçimleri onu çok ilgilendirmiş ve saza âdeta bir kişilik kazandırmıştır. resmî görevinden ayrıldıktan sonra kendini tamamen mûsikiye vermiş, kimseden düzenli bir şekilde ders almamasına rağmen tanbur, lavta, kemençe, ud ve viyolonseli aynı derecede maharetle çalmıştır. zamanın tanbur tavrını temelinden değiştirerek daha hareketli, canlı bir üslûp ortaya koymuş ve bu hususta türk mûsikisinde yeni bir çığır açmıştır. bu arada tanburu bazan viyolonsel gibi kemençe yayı ile çaldığı gibi lavtayı da tanbur tekniğiyle çalarak bu saza daha ince bir üslûp getirmiştir. eskiden sadece kaba sazda kullanılan kemençeyi ince sazda da kullanılabilecek bir icra düzeyine kavuşturan kemençeci vasil’in (vasilaki) taksim ve peşrev tavrından çok faydalanmış, onunla birlikte bu sazın iki klasik virtüozundan biri olmuştur. notalarını genellikle hamparsum ile yazar ve türk mûsikisi nağmelerinin tesbit ve muhafazası hususunda hamparsum notasının batı notasına nisbetle daha değerli olduğunu söylerdi.

cemil bey, ilk defa duyduğu bir eseri hemen ezberine alabilecek derecede hassas bir kulağa sahipti. bestelediği saz eserleri ve sözlü eserlerle devrinin önemli üstatları arasında yer almış, taksimleriyle de büyük bir bestekâr olarak türk mûsikisinde bu formu ihya edip ona müstakil bir hüviyet kazandırmıştır. kovanlara ve taş plaklara doldurduğu taksimler, gerek teknik gerekse perde ve aralıklardaki müzikalite bakımından kendinden sonraki sâzendelere örnek teşkil etmiştir. o zamana kadar çok az sayıda sanatçıda görülen, yepyeni öğelerden kurulu mûsiki cümleleriyle ve büyük bir ustalıkla çeşitli sazlarla meydana getirdiği mûsiki, dönemin en dikkate değer eserleridir. onun için “geleneğin dışına taşmış, kabına sığmayan bir sanatkâr” denilebilir.

peşrev, saz semâisi, longa, oyun havası ve şarkı formunda kırka yakın eser besteleyen ve sahip olduğu romantik ruh yapısı bütün eserlerinde hissedilen cemil bey’in, türk mûsikisinin bu formlardaki seçkin eserlerinden olan peşrevve saz semâileri içerisinde en ünlüleri şedd-i araban ve ferahfezâ saz semâileridir.

cemil bey batı mûsikisiyle de ilgilenmiş, bu ilgisi sarayda burhâneddin efendi, abdürrahim efendi, tevfik efendi gibi şehzadeler, şerif ali haydar paşazâde damad mecid bey ve kardeşi şerif muhittin (targan) beyler vasıtasıyla devam etmiştir. ayrıca godowski ve hegey gibi ünlü piyano virtüozları ile tanışmıştır. beraberce meşke katıldığı ve konserlere iştirak ettiği mûsikişinasların bazıları şunlardır: kanûnî hacı Ârif bey, giriftzen Âsım bey, mûsâ süreyyâ bey, Ûdî nevres, kadı fuad efendi, tanbûrî tahsin bey, kemânî ve tanbûrî ömer bey, hânende hâfız osman efendi, hâfız mustafa efendi, kaşıyarık hüsâmeddin bey.

cemil bey’in bestekârlığı ve icracılığı yanında mûsikiyle ilgili telif eserleri de vardır. sabah gazetesinin 14 kânunusâni 1315; 3, 26 şubat ve 11 mart 1316 tarihli nüshalarında “mûsikide Âhenk”, “şarkı mecmuaları ve mûsiki kitapları”, “işârât-ı tezyîniyye”, “şark mûsikisi makamlarına mahsus işaretler” başlıkları altında makaleleri yayımlanmıştır. kāmûs-ı mûsikî ve kemençe metodu adlı eserleri başlangıç bölümlerinde kalmıştır. onun bu sahadaki en önemli telifi, türk mûsikisi nazariyatına dair rehber-i mûsikî adlı eseridir (istanbul 1318, 1321, 1341). cemil bey’in nota yayımcılığı alanında da bazı çalışmaları vardır. tarih kayıtları bulunmayan bu büyük boy nota serisi, dört ve altı sayfalı olarak devam etmiştir. ayrıca fransızca’dan yaptığı neşredilmemiş iki roman tercümesi vardır. mesut cemil’in, tanburî cemil’in hayatı adıyla yazdığı ve ilmî bir incelemeden çok edebî bir biyografi olan eser, vakit gazetesinde tefrika edildikten sonra bazı değişiklikler ve ilâvelerle yayımlanmıştır (ankara 1947).

cemil bey birçok talebe yetiştirmiştir. bunların arasında refik fersan ve hanımı fâhire fersan, fâize ergin, ressam tahsin bey, saniye burhan cahit hanım, bestekâr rahmi bey’in kızı nâhide hanım, şemseddin ziyâ bey’in kızı sâtıa hanım, ziyâ hüznî bey ve kızı müzeyyen hüznî hanım, bâb-ı meşîhat mektûbî kalemi mümeyyizlerinden kadı fuad bey, ablasının oğlu hikmet bey, Âtıf esenbel ve murat öztoprak sayılabilir. talebelerinden üslûbunu en iyi benimseyen tanburîler ise hikmet bey ile fuad bey olmuştur.

bibliyografya:

pertev demirhan, musiki düşüncelerim, istanbul 1946, s. 28-32; semih mümtaz, canlı tarihler, istanbul 1946, s. 64-68, 89-91; mesud cemil, tanburî cemil’in hayatı, ankara 1947; a.mlf., “tanıdığım musikişinaslar”, mm, sy. 260 (1970), s. 21; vecdi seyhun, santûrî edhem bey, hayatı ve eserleri, istanbul 1948, s. 13; ibnülemin, hoş sadâ, s. 116-118; mustafa rona, elli yıllık türk musikisi, istanbul 1970, s. 168-170; mehmet nazmi özalp, türk musikisi tarihi-derleme, ankara, ts. (trt müzik dairesi başkanlığı yayınları), ıı, 71-83; rauf yektâ, “tanbûrî cemil bey, ı-ııı”, tefsîr-i efkâr (daha sonra tasvîr-i efkâr), istanbul 7, 15, 24 ağustos 1916; “tanbûrî cemil (tanburî cemil’e dair oğlu mesud cemil’le yapılan bir konuşma)”, yarın, istanbul 12 kânunusâni 1338/1922, s. 8, 10-11, 13; musâ süreyyâ, “tanbûrî cemil bey”, dârülelhân mecmuası, sy. 1, istanbul 1340/1924, s. 18-23; şerif sait çeren, “tanburi cemil”, radyo mecmuası, sy. 11, ankara 1942, s. 4-5; sermet muhtar alus, “geçen günlerin hususi sazendelerinden”, tmd, sy. 12, istanbul 1948, s. 10; sadi ışılay, “tanburî cemil bey ve alman imparatoru vilhelm”, a.e., sy. 23 (1949), s. 6; “arşiv vesikaları-başbakanlık arşivi”, mm, sy. 249 (1969), s. 9; ismail bahâ sürelsan, “54. ölüm yılı münasabetiyle tanbûrî cemil bey’e dair”, musikî ve nota dergisi, sy. 10, istanbul 1970, s. 4-5; etem ruhi üngör, “türk musikisinde nota yayımcılığı yayımlar-yayımcılar”, mm, sy. 337 (1977), s. 13; süleyman seyfi öğün, “tanburi cemil’in virtüazitesi”, dergâh, ııı/26, istanbul 1992, s. 17-18; ııı/27 (1992), s. 16-17; bülent aksoy, “tanzimat’tan cumhuriyet’e musiki ve batılılaşma”, tcta, v, 1232; öztuna, btma, ı, 177-182.

nuri özcan *
türk tanbur, yaylı tanbur, klasik kemençe, alto kemençe, viyolonsel ve lavta ustası. çok sayıda bestesi ve taş plak kayıtları vardır. yaylı tanburu icad etmiştir.*