teoman

1 /
yeni albüm çıkartmış sanatçıdır. şöyle bir göz gezdirdim de teoman daha zamanında kendi tesptini yapmış; onun ağzından diyeyim:

Biliyorum artık çok zor çok
Kuracak yeni bir hikayem yok
Yine de uğraşıyorum rastgele
Bu eskimiş kelimelerle

malesef yeni albümü biraz böyle geldi bana. gerçi koyu antolojiden önceki albümü de böyle gelmişti. ama koyu antolojinin birkaç şarkısında hakikaten son varoluşçu teoman amcaydı. ilk çıktığında çok dinlerdim.

teoman benim ergenlik şarkıcımdı. onun o varoluşçumsu şarkıları o yaştaki bir kişiyi etkilememesi elde değil. paramparça nedir allah aşkına; onu dinlerken adını bilmediğim bir şehirde kayıp bir bavul gibi hissederdim. başım eğik gezerdim çarşılarda o şarkıyla. bir de özgüven verici bazı sözleri vardı; hoştu yani nasıl diyeyim. teoman insanı aynı anda üzme, aynı anda mutlu etme ve aynı anda boşverdirme yeteneğine sahipti.

çoban yıldızı; cinselliği aşkla birleştiren şarkıdır. bu ikisinin arasını bulmak zordur; nü yazmaya kaymamak için zor tutulur ama teoman nokta bir atış yapıyor. diğer bazı şarkılarında malesef o arayı tutturamayıp cinselliğe bodoslama giriyor ama burada müthiş bir denge yakalıyor gibi. freud'da o hayvansal isteme muhabbeti vardır ya; teoman bu şarkısında o istemeyi ince bir şeye dönüştürüyor sanki.

teoman'ın şu küba/orta amerika sevdasını hiç anlayamadım ve sevmedim. müzikal olarak bu unsurları kullandı sıklıkla, bence güzel durmuyordu. bence teoman'ın en uç noktası koyu antoloji'dir; güzel bir leonard cohen taklidi.

istanbul'da sonbahar'ı çok dinlerdim lisede. istanbul'da hiç duygulu dinleyemedim. eski anlamını yitirmiş gibiydi; bilmiyorum istanbul'da değilken gibi hiç dinleyemedim istanbul'da sonbahar'ı.

güzel bir gün şarkısı tam o postmodern, sofist, varoluşçu artık her ne derseniz deyin bütün bunların ortaya çıktığı meydan. bir de fahişe şarkısı orada da bu unsurlar var. bence teoman daha iyilerini de yapabilirdi ama herhalde çok etki etmekten korktu. yahut yapamamış da olabilir ama güzel bir gün şarkısı bir zirveden ziyade bir potansiyel diyebilirim. ayrıca sözlerle eski kaydı bence uyumsuz. puslu yollardan bahsediyorsun, güzel bir kafiye bulmuşun arkada "cıstak cıstak" davullar "bam güm" gitarlar. John Dowland'a rockçı kıyafeti giydirmek gibi bir şey.

saat 03:00 gene o orta amerika sevdası var biraz müzikalitede ama bence güzel. lisede uyku tutmayınca saat üçte bu müziği açardım, hele biraz hava soğuksa yahut kışsa çok müthiş bir atmosfer verirdi.

rüzgar gülü yukarıda bahsettiğim hem mutlu hem üzgün hususuna güzel bir örnek.
Hayalimdeki adsız kadın
Sanki ağzımda tadın
Eminim ki sen de hep kendini aradın
Evimin yolu beni unutmuş otellerin (ben yurtların diye okurdum) soğukluğunda...
Tüm bu garip duygular
Bir tür iç kanama

değerlendirmelerimi bu kadarla bitirmek istiyorum. elbetteki bu değerlendirmeler bağlayıcı değil; bunlar benim hissettiklerim. teoman'la güzel bir ergenlik geçirdik. melankolime melankoli kattı diyebilirim.

istanbul'a geldiğimde teoman'ın bir konserine gitmeyi istemiştim. doğrusu para da vermek istemiyordum çünkü artık müziğini pek dinlemiyordum; anca arada bir denk geldiğimde. neyse bir ücretsiz konserini buldum, çok yolculuk ettim ve gittim. ne göreyim "teoo teoo" diye bağıran dinleyiciler, hoparlörlerden çatlayacak gibi gelen sesler, teoman'ın sesi gitmiş, yağmur yağıyor, çığlıklar, bağırışmalar, işin şova dönmesi sonucunda "nereye geldim ben allah'ım" deyip beş dakika sonra uzaklaştım. "ben seni böyle hayal etmemiştim teoman" diye iç geçirmiştim biraz. meşrep farklılığı muhabbeti vardır ya o galiba biraz.

bir de teoman şunu anlamıyorum tanımadığın adları neden sarılırken sayıklarsın?

ilk indirdiğim ne ekmek ne de su şarkısına sahip şarkıcı.
ikibinlerin başındayız, internet cafe açıp, bir çeşit kütüphane şeklinde işletme idealiyle yola çıkan ama oyun ve chate izin vermediği için batan akrabalarımızın elden çıkarmaya çalıştığı bilgisayarlardan birini almışız. her internete bağlanışımızda, o enteresan bağlantı sesi eşliğinde, bağlantı ikonundaki iki bilgisayar arasına gidip gelen küçük yeşil topun gidip gelişini heyecanla izliyoruz. her defasında sanki bağlanamayacakmışız korkusu, o bağlantı sesindeki zorlanma, kabloların içinden geçen dataların menziline ulaşmak için tünel kazışından gibi sanki. o zamanlar tabi her kaliteli ergen gibi serde teoculuk var, gelen telefon faturasının hesabını annemlere nasıl vereceğimi düşünmeden basmışım indir butonuna, google olmadan nereden ve nasıl bulduğum hakkında hiç bi fikrim yok. iniyor fakat bir türlü bitmiyordu, indikçe vazgeçmek daha zor oluyor, bir yanda telefon faturası, bir yanda indirilen kısmın yüzdelik dilimi.. epeyce stresli kan ter içinde kalmalı bir bekleyişin ardından üç saatte falan inmişti sanırım. ama değmişti, karışık kaset doldurmadan, deli emin gibi radyoda çıkmasını beklemeden dinleyebileceğim bir şarkım olmuştu. bu da böyle bir ilk download hikayemdir.
teoman ile alakadar bir anımı sizinle paylaşayım. istanbul'a yeni gelmiştim. teoman nedir, ne yapar bilmem; ancak yeni yeni türkçe şarkılara sarmışım filan. derken istanbul'da sonbahar lafı hepimizin ağzında ama nerden geldiğini henüz çakmadım.
derken bi big bro'm vardı sınıfta, sohbet arası sonbaharda olduğumuz için ve istanbul'da geçirdiğim ilk sonbahar olduğu için demiş bulundum.
halis: istanbul'da sonbahaaar
big bro: yoksa sen de mi o kızlardansın halis
halis: bro hangi kızlardan?
big bro: teoman manyaklarından
halis: (kim olduğunu bilmediğimden çakırmadan) hahahah yook be! dilimde bu söz.
big bro: vallah tüm kızlar ve ablalarım onun hastası
halis: ben değilim

-two hours later-

şarkılarını dinliyorum ve sözlerini mırıldanıyorum. bayağı sevdim ya, tarzını, sözlerini ve karizmatik bir şarkıcı he.
youtube kanalı açmış ve şarkılarını kronolojik sıraya göre kendi sayfasına yüklemeye başlamış.. fena da olmamış.. teoman şarkılarıyla bir radyo yayını yapacak bir aşık aranıyor..
"istanbul'da sonbahar" şarkısını severek dinlerim. o şarkıyı duyduğumda hayat bilgisi dizisinden sahneler gözümün önüne geliyor. "boş ders şarkısı" da aynı şekilde...