üniversitede yurtta kalmak

1 /
il dışında geçen, üniversite tahsilim esnasında, hem özel, hem devlet yurdunda kaldım, hem de evde kaldım. bir iki yıl da, her gün gidip geldim.

aldığım datlara göre izlenimlerimden bir kuple attıracak olursam:

özel yurt: şunun dadına varamadık. çünkü yurt sahibimizin ahlaksızlıkta sınır tanımayanlar örgütü'nün bir üyesi olduğunu bilmiyorduk. kah sıcak su olmaz, kah akşam yemeği olmaz, kah kahvaltıda, itin önüne konmayacak şeylerle muhatap olurduk. aklımda kalan tek olumlu şey, işletme dersinden geçmek için beni zorlamış olması. işletmeden kalsam, yaz okuluna gelip, bu ahırda bir ay daha geçireceğim diyerek, azmedip hiçbir dersine katılamadığım bu işletme şeyinden geçtim. olumlu olan neresi? işletme dersinin yaz okulu finalinin olacağı gün sabaha karşı marmara depremi oldu. o yurt tamamen yıkıldı, içindeki 12 öğrencinin hepsi öldü.

devlet yurdu: en iyi arkadaşımın aklına uyup, burada 1,5 yıl kaldım. arkadaş okulun önde gelen ülkücülerinden olduğu için, gerek ülkücülerin diğerleri ile, gerek kendi aralarındaki vukuatlarına bolca tanık olmaktan başka bir şey kalmamış aklımda. barınma ile ilgili sorumlulukları sıfıra indiriyor olması, tek olumlu yanıydı. ama giriş-çıkışlarla ilgili katı kurallar, okulda kıdemli olmamız, etrafımızın ülkücü arkadaşlarla dolu olmasından ötürü, bütün çaylak öğrencilerin "abi, abi, abi" diye dolaşması, yemekhane, kafeterya, televizyon gibi ortak alanlarda, koğuş ağası gibi hissetmek... ne bileyim, hoş değildi. yurt bahçesinde spor alanları vardı, ama spor yapabileceğim, yani basketbol oynayabileceğim arkadaşlarım yurtta değillerdi. yani o da bir işe yaramıyordu. temizlik ciddi sorundu. özel yurttayken, kendi odamıza halı döşemiştik ama devlette buna izin verilmiyor, haliyle. sürekli ayağımızda terlik ya da ayakkabı... yine de, devlet yurdunda, karadenizli ve ülkücü oda arkadaşlarımla, pek çok unutulmayacak anı yaşadık. bunları, hiçbir öğrenci evinde deneyimlemek mümkün değil.

öğrenci evi: yurtlarda geçen üç yıldan sonra, yeter gayri deyip, eve çıktık. eve çıktığımız arkadaş, 7 oda, 2 salondan oluşan çatı katı dubleks bir ev tuttuğu için, bir anda 8 kişinin yaşadığı bir evin paydaşı olduk. kendimi yurttan çıkarmıştım, ama yurdu kendimden çıkaramamıştım. 8 birbirinden farklı tip bir evde yaşadık. evi tutan arkadaşım alperen ocakları il başkanıydı. oradan 2 arkadaşı daha geldi yanında. sonra bu iki kişi sınıflarından 2 kişi daha getirmişler ki, bir alperen böyle tiplerle nasıl arkadaşlık kurabilmiş hala anlayabilmiş değilim. bir volkan vardı mesela, adam dinden ve dinsizlerden nefret ediyordu. çin'e ziyaret için giden bir parti genel başkanını, "oraya islam'ı yayacak" diye kalaylayıp, aziz nesin'e dinsiz diye sövüyordu. spor yapmaktan nefret ediyor, ama insanlara spor yapmıyor diye sövüyordu. her gün ocağa gidiyor, ama alperenleri de sevmiyordu. tutup ülkücülerle kavga çıkardı bir keresinde, ülkücüler apartmanı bastılar. bu tipin ne ayak olduğunu çözme uğruna, akademik hayatım sekteye uğradı. 8 kişinin her gün gelen arkadaşları yüzünden, yurdu özlüyordum. terasta yaptığımız mangal partileri, bu evle ilgili tek güzel anım sanırım. böyle bir partide, rüzgar çarpmasından ötürü elinde bira ile yamulan arkadaşımın, beş vakit namaza başlaması filan, unutulur mu...

velhasıl, her birinden datmak lazım.
insanı belirli sınır ve duvarlar arasına hapseden ve hayatımda beraber yaşama insanı seçme şansı vermeyen bir ortamı oldum olası sevmediğim için üniversitede tecrübe etmediğim bir barınak yaşantısı. hırlı mı hırsız mı, mal mı malatyalı mı, çingen mi i*ne mi kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir ortamda yaşamak, yaşamak adına size ciddi tecrübeler sunacaktır ama tecrübeye ihtiyacımı lisede yurtta kalarak, yazın kurslarda sürünerek zaten kazandığım için benden eksik kalması bir şey kaybettirmedi. kalan arkadaşlara başarılar diliyorum..
altı sene boyunca üç kere yurt değiştirerek deneyimlediğim müthişli aktivite.

olumsuz bir sürü şey yaşadım ancak hakkımı savunmayı da bu şekilde öğrendim. insanların aldığı terbiyenin, olmayan genel temizlik alışkanlıklarının, her yere buram buram nasıl yansıdığını gördüm. anne babaların çocuklarını sadece bir şeylerden uzak tutmakla onları yetiştirdiklerini zannedip uzaklara bomboş bir kafayla gönderdiklerine şahit oldum.

hele ki son sene yan odamdaki hayvanat bahçesinin beni benden alan o dört insanımsısını unutmam mümkün değil sahiden. sevgilisine kızıp duvar yumruklayıp yaptırdığı sargısını överek anlatanı, gecelere kadar devam eden nice dedikoduları, son ses müzikle kapı sonuna kadar açık atılan maymunsu kahkahaları ve daha niceleri. ben o odayı en sonunda bastım elbette ama oralara insanlığı şahit tutmak manasız pek tabii....*
Üniversite hayatım boyunca yaşadığım şey.

Yine olsa yine yurtta kalırım. Böyle bir eğlence, dayanışma başka yerde görmedim. Adamlar maç oynarken bile oda arkadaşına pozitif ayrımcı davranıyor. Başkasına pas atmıyor.

Ha kızlarınki daha zor ama belli ki. En son kız yurdunda bir boksör kız başka bir kızın saçlarıyla temizlik yapmıştı. Hayır derdiniz de saçma sapan çoğu zaman.