yaman dede

1 /
gerçek adı "diamandi" olan rum asıllı türk tasavvuf müziğinin önde gelen isimlerindendir.
talas, kayseri doğumludur. babası da şehrin eşrafındandır ve rum cemaatinin önde gelen isimlerindendir.
1942 yılında ihtida ederek Mehmed Abdülkadir adını almıştır.
Eski bir hristiyandan böyle sözlerin doğacağına insan inanamıyor. Hakikaten bu adamın şiiri bir dilim lav olmuş da düştüğü yeri yakıyor. Bu dil hakimiyeti, bu hislerini tam olarak aktarabilme, bu derinlik... ancak bir aşık böyle naat yazabilir. Dinleyelim:

">git
yaman dede'de kendimle müşterek bulduğum husus şudur ki ''bazı ruhlar elest bezminden gelen bir tanışıklık ve ünsiyetle dünya'da birbirlerine yakınlık duyuyorlar.'' küçük diyamandi'nin henüz rüştiye'nin ikinci sınıfında farsça hocasının kara tahtaya yazdığı beyitin şairinin adını duymasıyla hissettiği manevi sarhoşluk ile benim bir hanımefendiye duyduğum yakınlık arasında benzerlik var.'' tabi onun manevi istigrakı ve aşkı ile kendiminkini bir tutmuyorum. her ne kadar sevgimde şehvani bir yan olmasa da fıtratı temiz, özü duru olan yanan dede'nin ( imla hatası yok) nübüvvet tahtının padişahı olan zata ve özelde mevlana hazretleri'ne karşı olan sevgisi kıyas kabul etmez.

hepimiz bu dünya'ya sevme ve sevilme iştiyakı ile geliyoruz. küçük sevgi sözcükleri, komplimanlar, güzel bir bakış kalbimizi yumuşatıyor. satrancın arızalı dehası bobby fischer'in dediği gibi ''sevgi kadar insan ruhunu iyileştiren birşey yok''. ne mutlu ki bu fakir ihtiyar pörsümeyen , eskimeyen bir maşuğa aşık olmuş.
yaman dede. (1887-1962)

mevlevî şairi.

kayseri’nin talas ilçesinde doğdu. asıl adı diamandi’dir. yanan dede, yanar dede, yamandi molla, molla bey lakaplarıyla da bilinir. babası iplik tüccarı yuvan efendi, annesi afurani hanım’dır. niğde bor kütüphanesi’nde bulduğu bazı belgelerden, içinde yer aldığı rum ortodoks camiasının aslen türk olduğunu öğrendiğini söylemektedir. henüz küçükken ailesi kastamonu’ya taşındı. öğrenim hayatına burada rum ortodoks mektebi’nde başladı; daha sonra kastamonu idâdîsi’nde okudu. bu yıllarda gayri müslim öğrencilerin din derslerine katılma zorunluluğu olmadığı halde hocalarının izniyle bu derslere katıldı. mektuplarında belirttiğine göre farsça hocası iskilipli osman efendi’nin verdiği, meŝnevî’nin ilk on sekiz beytini okuma ödevini yerine getirdiği sırada ruhunda büyük bir değişim meydana geldi. bu olayın ardından hocalarının etkisiyle arapça ve farsça ile daha çok ilgilendi. idâdîyi bitirince müderris hacı mümin efendi’nin tavsiyesi üzerine iki yıl nasrullah medresesi’ne devam etti ve bu iki dili daha da ilerletti. arapça’ya olan vukufu dolayısıyla diamandi (yamandi) molla adıyla anılmaya başlandı. 1909’da istanbul dârülfünunu hukuk mektebi’ne girdi. mezun olunca (1913) beyoğlu birinci hukuk mahkemesi zabıt kâtipliğine tayin edildi. avukatlıkyapmak amacıyla istifa ettiği 1932 yılına kadar bu görevini sürdürdü. bir yandan da galata mevlevîhânesi’nde ahmed celâleddin dede ve ahmed remzi (akyürek) dede’nin meŝnevî derslerine katıldı. ahmed remzi dede onun çalışmasını ve gayretini takdir ederek kendisine yaman dede adını verdi. yaman dede notlarında, ahmed remzi dede’nin derslerine devam ettiği sırada meŝnevî’yi ankaravî şerhiyle birlikte baştan sona kadar okuduğunu belirtmektedir.

bu dönemde müslüman gibi yaşamaya, mevlânâ celâleddîn-i rûmî ihtifallerinde konuşmalar yapmaya başladı. paskalya yortusunda cami imamları ve tarikat şeyhlerinin kendisini ziyarete geldiğini, evinde dinî sohbetler yanında ilâhiler okunduğunu kendisi yazmaktadır. öte yandan mason locasına da üye olup on üçüncü dereceye kadar yükseldi, fakat yine kendi ifadesine göre islâm’a duyduğu yakınlık sebebiyle locadan çıkarıldı. 1935 tarihli bir belgeden, o sırada türk tayyare cemiyeti istanbul şubesi’nin rum vatandaşlardan meydana gelen üç numaralı yardım derneğinin başkanlığını yürüttüğü anlaşılmaktadır. yaman dede, mektuplarında gençlik yıllarından itibaren islâmiyet’i benimsemekle birlikte ailevî bazı sebepler yüzünden bunu açıkça söylemekten çekindiğini, islâmî eserleri gizlice okumayı sürdürdüğünü, ailesiyle birlikte kiliseye gittiği zamanlarda dua etmeden çıktığını, tam kırk yıl boyunca ailesinin haberi olmadan bazan sahura kalkmadan, bazan iftar etmeden oruç tuttuğunu ifade etmektedir. bu gizlilik 1942’de sona erdi. o yılın şubat ayında dostlarından tekel müdürü emin bey ile birlikte tokat’a gittiği sırada nakşibendî-hâlidî şeyhi ahmed hilmi efendi’nin teşvikiyle islâmiyet’i kabul ettiğini resmen bildirdi. mehmet abdülkadir keçeoğlu adını alan yaman dede’nin ihtidâsı dönemin gazete ve dergilerine konu olmuştur.

yaman dede, islâmiyet’i kabul ettikten kısa bir süre sonra gayri müslim eşinden ve kızından ayrılmak zorunda kaldı. bir mektubundan, bu ayrılışta onun din değiştirmesinden rahatsızlık duyan patrikhâne idaresinin evliliklerinin devam edemeyeceği yönündeki beyanının etkili olduğu anlaşılmaktadır. bu durum ruhunda derin yaralar açmış, bilhassa kızı belma’ya karşı hasreti mektuplarına açık bir şekilde yansımıştır. ardından ilkokul öğretmenliği yapan hatice hanım’la evlendi; avukatlık yaptı ve bazı okullarda ders vermeye başladı. daha sonra avukatlığı bırakıp tamamen öğretmenliğe yöneldi. saint benoit ve notre dame gibi yabancı okullarında, istanbul imam-hatip okulu ve istanbul yüksek islâm enstitüsü’nde türkçe, edebiyat, farsça, arapça derslerine girdi. 1961 yılı başlarında rahatsızlandığı halde derslerine devam etti; 3 mayıs 1962’de vefat etti ve karacaahmet mezarlığı’na defnedildi.

yaman dede’nin hayatında şiirin özel bir yeri vardır. kendisi hayatın içindeki her şeyin aslında bir şiir, şairin de görünmeyen dudakların üflediği bir ney olduğunu söyler. şiirleri arasında bilhassa “dahîlek yâ resûlellah” çok meşhurdur. ayrıca mevlânâ üzerine yazdığı şiirler mevlevî çevrelerinin yanı sıra yahya kemal beyatlı, ibnülemin mahmud kemal, ibrahim alaeddin gövsa, orhan seyfi orhon gibi ilim ve fikir adamlarınca takdirle karşılanmıştır. “yanan kalbe” adlı na‘tı ali kemal belviranlı tarafından bestelenmiştir (cönk, s. 54-55). şairliğinin yanı sıra mutasavvıf kimliğiyle de öne çıkan yaman dede’nin mevlânâ’ya duyduğu muhabbetin temelinde de islâm dinine karşı olan derin sevgisi yatmaktadır. müslümanlığı, içinde bütün kâinatın yer aldığı bir aşk diye nitelendirmiş, insanın bu aşk sayesinde yükseleceğini, insanlığın olgunluk ve mutluluğunun buna bağlı olduğunu, bu aşamaya ulaşıldığında ıstırabın zevke döneceğini ve insanın ruhuna akacağını, böyle bir durumun ise anlatılamayacağını, ancak duyulabileceğini ifade etmiştir. meŝnevî’nin ilk on sekiz beytini şerh eden yaman dede’nin, cenab şahabeddin’in, ahmed cevdet paşa’nın mesnevihanlığı ve mevlânâ üzerine makaleleri, hayatını ve ihtidâ sürecini anlatan “nasıl müslüman oldum?” başlıklı yazısı dikkat çekicidir. şiirleri, notları, öğrencilerine ve dostlarına yazdığı mektupların önemli bir kısmını mustafa özdamar yayımlamıştır (yaman dede, istanbul 1994).

bibliyografya:

yaman dede’nin mektup, not ve dokümanları, ahmet kahraman özel arşivi; ibnülemin, son asır türk şairleri, s. 1995-1998; abdullah satoğlu, kayseri şairleri, kayseri 1962, s. 86-89; yahya kemal, bitmemiş şiirler, istanbul 1976, s. 50; cönk: ilâhîler ve mevlid (haz. ali kemal belviranlı), istanbul 1978, s. 54-55; mahir iz, yılların izi, istanbul 2003, s. 359-360; muhsin ilyas subaşı, iki mevlevi: remzi dede-yaman dede, istanbul 2005, s. 83-208; osman nuri küçük, “yaman dede”, aşkın sultanları: son dönem istanbul mevlevîleri, istanbul 2010, s. 291-327; hakkı süha gezgin, “alkışa lâyık bir emek”, vakit, istanbul 6 temmuz 1939, s. 6; diamandi keçeoğlu, “esrar dede”, konya, sy. 32, konya 1940, s. 1767-1773; orhan seyfi orhon, “mehmet kadir keçeoğlu (yaman dede), bay diyamandi”, çınaraltı, sy. 113, istanbul 1943, s. 9-10, 12; selahaddin aydın, “mehmed kadir keçeoğlu (yaman dede)”, istanbul yüksek islâm enstitüsü dergisi, ı/1, istanbul 1963, s. v-vıı; bekir oğuzbaşaran, “kayserili mühtedi ve mevlevî şâir yaman dede (diyamandi)”, erciyes, sy. 42, kayseri 1981, s. 5-9.

haşim şahin *
--- alıntı ---

yak sinemi ateşlere, efgânıma bakma;
ruhumda yanan âteşe, nîrânıma bakma;
hiç sönmeyecek aşkıma, îmânıma bakma;
ağlatma da yak, hâl-i perîşanıma bakma.

ağlatma ki âlâmımı tahfîfe de başlar;
ağlatma, serinletmededir bağrımı yaşlar;
rahmetme sakın, gerçi dayanmaz buna taşlar;
ağlatma da yak, hâl-i perişanıma bakma.

yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın;
Âteşle yaşar, yaşla değil, yâresi aşkın;
yanmaktır, efendim, biricik çâresi aşkın;
ağlatma da yak, hâl-i perişanıma bakma.

--- alıntı ---

beni benden alan şiiridir.
(bkz: mustafa özdamar)'ın epeyce emek harcadığı görülen biyografik git , yaman dede'nin, kendi tabiriyle yanar dede'nin sözlerini,şiirlerini,bakış açısını okudukça bu insansa ben neyim sorusunu kendine git yer şaşırıyor mahfiyetin,tevazunun bu kadarı da fazla git hazretlerinin farsçaya ve divan şiirine oan kesif hakimiyeti onun şiirlerinde kendini belli git kendini daha da gösteren husus onun aşkı.hazreti mevlana'ya,konya'ya,efendiler efendisi sav'e.velhasıl bilhassa hazreti insan nasıl olur sorusunun cevabını arayanlara,aşk ve muhabbet ehline,edebiyat meraklılarına tavsiye edeceğim bir kitap.