yaş aldıkça anlaşılan şeyler

1 /
Artık her şey eskisi gibi olmuyor çok insan tanıyorsun az dost ediniyorsun yaralarını genellikle kendin sarıyor kimseden iyilik beklemiyorsun hayatta karşına çıkan olumsuzlukları olgunlukla karşılayıp artık önündeki yaşamı daha net ve berrak görüp yoluna devam ediyorsun.
"bu muydu yani?!" diye çıkışılan olayların cevabının "evet, buydu." olduğu. bu muydu hayat, bu muydu büyümek, bu muydu nankörlük? evet, buydu. ya da bazen geçmişe dönüp bakınca aklıma gelen, "evet, buymuş." o kazıklar illaki yeniyormuş, o vedalar bazen hiç edilmiyormuş, ama bir şekilde yürünüyormuş işte.
yaşlanmanın yaş almaktan farklı olduğu.

yaşlanmanın fiziksel olarak cillte kırışma, ek hastalıklara sahip olma gibi kaçınılmaz gerçekleri kapsaması durumu olması iken yaş almanın daha çok yaşanılanlardan tecrübe kazanıp bir şeyleri iyileştirmek için çaba sarf etmeye çalışabilme becerisi olması durumu.

insanları olduğu gibi kabullenebilme, olaylara sorun değil çözüm odaklı yaklaşabilme falan filan.

o değil de ben bunun için daha çok gencim, mümkünse çileden çıkartmasınlar. *
Yükü yaşından büyüktür kiminin, yaş aldıkça yara da alır insan. Dertsiz değil derdiyle insan olabilmeli belki. Kalemin o ince sızısı en çok da yaş aldıkça nice kağıtlarda can bulur.
itidalin ne olduğu. gençliğinizde ne kadar aklı başında olursanız olun, farkında olmadan herhangi bir aşırılığa kapılıp gidiyorsunuz. ölçü kadar güzel bir şey yok. kimisi itidalden ortayolculuk anlamı çıkarıyor da onlar bence kendi aşırılıklarını normalleştirme derdinde ama konu bu değil, geçelim.

insanın yaşama tecrübesi arttıkça, girip çıktığı çevreler, okuyup öğrendikleri, yaşayıp öğrendikleri sayesinde vizyonu genişliyor. bunun yanına bir de kötü tecrübelerin öğrettiklerini koyunca neye hangi ölçüde bağlanıp neyi hangi ölçüde savunacağınızı düşe kalka öğreniyorsunuz. siyasi duruştan tartışma adabına, giyim-kuşamdan diğer kuşaklarla iletişime kadar her şeyi etkiliyor bu.