yeşilçamdaki öğretmen tapınması ve imam nefreti

1 /
60-70 ve 80 yılları arasında hatta 90 ve 2000'li yılları bile dahil edebiliriz buna dünya kadar filmde işlenmiş tiksinti verici nakarat.

her filmde imam figürü, şerefsizin, üç kağıtçının , dolandırıcının ve yobazın teki , öğretmen ise tapınılması gereken sütten çıkmış bir ak kaşık. bu konuda zihin açıcı, ezber bozucu tek bir film bile yok hepsi tektipleştirici hiç bir estetiği ve derinliği olmayan sosyolojisinde ise dine küfreden filmler. gerçi yıl 2021 olmuş pek de değişen bir şey yok. bir başkadır dizisinde bile namaz kılma sahneleri dahi müslüman bir ülkeye yakışmayacak kadar kötü , acemice ve iğrenç.
İmamlar yakından tanındığında Yeşilçam'ı suçlamak zorlaşıyor.

Geçim için sistemin dinini anlatan, Allah'ın dinini gizleyen, 5 şartı din diye dayayan biri var ortada.

Beleşçi, nankör, nefisli, tembel, millet yerde yerken masada yiyen zatlardan bahsediyoruz.

Hayatımda 1 2 tane var tanıdığım delikanlı, gözükara da neye yarar. Çoğunluğu yukardaki gibi olduktan sonra.

Bu toplum, o imamların eseri.

Sermayenin ve sistemin uşaklığını yapan, alimliği meslekleştiren zatlar savunularak din kurtarılmaz, bilakis dinin ayağına sıkılmış olunur
Pek te haksizlik yapıldığını düşünmüyorum


Dini var diye ahlaka ihtiyacının olmadığını düşünen dindarlar siyasal islamciliga evrildi..

Şimdi nerde pislik var altından bunlar çıkıyor..
O dönemin hacı hoca tayfasını büyüklerden dinleyince yeşilçama kısmen hak veriyorsunuz. Kısmen diyorum çünkü art niyetli yönetmen ve senaristler vardır illaki. Ayrıca o dönemin öğretmenleri şimdiki gibi değil. Simit satsa daha fazla para kazanacak adam, elektriği olmayan köye öğretmen oluyor. Şimdikiler (hepsi değil) gibi salla başı al maaşı değiller.

Öte taraftan yeşilçam'da bakkalar ve memurlar da hep kötü gösterilir. Bakkal hep maldan çalar, memur hep rüşvet yer...

(bkz: yeşilçamın dini)

"yeşilçam da denilen türkiye sinema endüstrisi halihazırda en başında gayrı müslimler tarafından oluşturulan eserlerin müslüman halka arzı şeklinde hayatta kalan bir endüstri olarak doğmuştur. ilk filmcilerimiz, ilk yapımcılar, ilk oyuncular dahi büyük ölçüde gayr-ı müslim veya ortalama anadolu insanının sahip olduğu dini hassasiyetlerden uzak bir yaşam tarzı süren bir sanat çevresinden gelmekteydiler. bu temel üzerine bina edilen türk sinemasında da islam ya da başka dinlerin tasviri, tatbikinin gerçeklikten uzak olması çok doğal. işin özünde sinema kendine böyle bir misyon edinmeli mi, ondan da emin değilim. başka bir tartışma konusudur. yani bir film yoksulluğu, dramı kavuşamamak üzerine bir aşk hikayesine odaklanmışa, filmin kendine ait başka bir sözü varsa dört dörtlük dini bir tasvir yapamamasını dine karşı yapılmış bilinçli bir yozlaştırıcı misyonla yaptığını söylemek eksik bir yorum olur bence. doğru ölçü birimiyle ölçmemek, doğru tartıya vurmamak gibi biraz.. elbette doğru bir sinematografi içinde her karakter, her etnik grup, her dindar, her ekonomik sınıf, her kültür düzeyi doğru tasvir edilmeli ama film onun üzerine kurulu değilse, film kendini karakterin o özelliği üzerine var etmemişse aksaması su götürür bir durum bence.

yani karadeniz kültürüne hakim olmayan bir adama bir filmin içinde karadenizli bir karakter yarat dediğinizde size "uyyyy , daaa, haçen" kelimeleriyle konuşan bereli ve uzun burunlu bir karakterden daha fazlasını verememesi, karadeniz kültürünü yozlaştırma misyonuyla yaptığı, karadeniz kültürü karşıtı bir hareket olarak tanımlanırsa hata etmiş oluruz diye düşünüyorum.

yeşilçam sinematografisinin bu açıdan tek sorunu din değil üstelik. doğu ve güneydoğulu karakterlerini de yalan yanlış tasvir ediyor, yoksul tasvirlerinde de çok bariz yanılsamalar var. full yapılı saçlar, kıpkırmızı ruj hanım kızımız asfaltsız varoş bir mahallenin esas kızı... yersen! neden, çünkü yapımcımız, yönetmenimiz filmcimiz gerçek manada, tüm incelikleriyle tasvir edebilecek, betimleyecek kadar yoksulluğa hakim değil, yoksul kesimle iç içe yaşamamış. uzak çevresinde görebildiği kadarıyla tasvir edebiliyor ancak. benzer şekilde şive desen hangisi olursa olsun hak getire. zaten bir ara şive diye bir şey yoktu. taşranın en ücra köyünde bile zat-ı aliniz diye trt spikeri gibi konuşan karakterler üzerine bina edilirdi filmler.

bir de hazretli filmler kuşağı var. suçlayarak ya da hor görerek değil de özetle aslında adam ne kadar dine hakim de ne anlatacak diye düşünüyor insan. bugün aborjin köyünde geçen bir aşk hikayesi çekeceksin diye bir senaryo tutuştursalar elime, muhtemelen çektiğim film kültür yozlaştırdığı, yanlış yansıttığı gerekçesiyle avustralya, yeni zellanda da yasaklanırdı. çünkü aborjinler hakkında pek bir şey bilmiyorum.
"

aslında bu versus'un her iki tarafında çok uçlarda ele alan, sembolik bir film olması açısından cüneyt arkın'ın oynadığı öğretmen kemal filmini tavsiye ederim.
ama bazı uyanık yapımcılar ise hazretli filmlerle ceplerini doldurmayı ihmal etmemişlerdir. hz. eyüp ,Hz. Yusuf, Gönüller Sultanı Mevlana, rabia hatun , hz. ömer gibi filmler. yani dini işlerine geldiklerinde kazanç kapısı yapmışlardır. bu filmlerle hatırı sayılır paralar kazanmışlardır. ama salon filmlerindeki başörtülü kadın sadece hizmetçidir. hocalar , hacılar ise tamamen gayri ahlaklı kişilerden oluşuyordu.