zekayla tanrı inancı arasındaki ilişki

ateist***, agnostik* veya tanrıya inanan* bilimadamları üzerinden kurulamayacak bağlantı. tanrı inancı olanların eğitim seviyesinin olmayanlara göre ortalama bazında daha düşük olması da bir kriter olamaz. tanrı inancına sahip olan insanların çok önemli bir kısmı bunu aklı yoluyla düşünerek değil, öğretilen kesin buyruklarla iman ederek edinmişlerdir. yani kantın teorik ve pratik akıldan sonraki üçüncü kategorisi olan estetik akılla değil. tanrı inancına sahip olan insanların pek çoğu einstein'daki sezgisel aklı kullanarak bulunan tanrı inancına sahip değillerdir. einstein'in tanrı inancı da yahudi yahve veya elohimi ile müslüman Allah'ından epey farklıdır. tanrı kendini evrenin düzeninde belli eden üstün yaratıcıdır. bu güç insanlara nasıl yaşayacaklarını emreden ve ölümden sonra yargılayan bir tanrı değildir. 7 yaşında bir ateist görmek ateist çevrede bile zordur, çünkü o yaştaki bir çocuk henüz ateizmin ne olduğunu tam olarak kavrayabilecek konumda değildir, ama 7 yaşında bir çocuğun müslüman, yahudi olması gayet mümkündür.

şimdi japonya, fransa, ingiltere gibi ülkelere baktığımızda tanrı inancının toplumun küçük bir kesimince benimsendiğini görüyoruz. amerika'daki kanada'daki almanya'daki rusya'daki bilim çevreleri için de benzer örneği verebiliriz. şimdi yemen, fas, lesotho gibi ülkelerde de tanrı inancı var ama bilim yok. ama israil ise belli alanlarda dünya zirvesinde.

bunun için tanrıya inanan veya inanmayan birini zeki veya aptal olarak yaftalamak pek çok bakımdan abzürt olur. sözlükte de ateizmi gerizekalılara özgü bir anlayış olarak gösteren kimi başlıklara şahit oluyoruz, hatta ateistlerin suça daha meyilli olduğunu iddia edenler çıkıyor vs. ama bu iddialar sadece sahiplerini komik duruma düşürüyor.

devamını gör...
tanrının varlığının ispatı üzerine bilimsel çalışmalar yapılabildiği düşünüldüğünde, bilim o aşamadayken hayatta olmayan insanlar için ortada bir haksızlık olduğu düşünülür. yani bilimadamları çıkıp ''allah var, bu da ispatı'' deseler. eski insanların suçu neydi o halde ki bu ispat öngörüsüne kavuşamadılar. iman konusunda anladığım kadarıyla herkes en sonuçta kendisiyle karar veriyor. ilk çağdaki bir insan hangi mekanizmayla inanmaya karar veriyorsa medeni kişi de benzer şekilde imana yaklaşıyor.
devamını gör...
bir zihinsel süreç yaşayarak inanmak muhakkak ki imandır. sorgulamaktır. sorgulamak derken durup durup sorgulamazsınız zaten bir vesvese düşerse zihninize ondan arındırmak için zihin çırpınır sorgular sorgular. kalple zihnin barıştığı anlar ne mübarek anlardır. üstad necip fazıl da çok sorgulayan bir mütefekkirdir. çöle inen nur'un ilk sayflarındaki "kim inanır" kavramı üzerine çok derin tesbitleri vardır. imam gazali' de öyledir.
devamını gör...
doğrusu sen sevdiğine hidayet veremezsin. fakat Allah kimi dilerse ona hidayet verir. ve hidayete erecekleri en iyi o bilir.(kasas, 56)
devamını gör...
her şey ademoğlunun yaşadığı toprağı otağ olarak belleyip ona hükmetme azametiyle budaklandı..hayvandan kuvvetsiz ademoğlunun tek silahı akıldı kuşkusuz ve o da bunu yetebildiğince kullandı..büyümekte olan bir çocuğun eline çevresini tanımlayabileceği yeni argümanlar verildiğindeki o iştahlı araştırması gibi insanlık da çevresindekileri ' bilimin ' ışığında araştırıp onlara isimler takabilme, yeniden yorumlayabilme, hatta yamuksa düzeltebilme kudretini kendinde bulabildi..işte tam da bu nokta da sıkıntıların kaynağı filizlenmeye başlıyordu...bu ulu (!) insanlık artık küçük tanrıcıklar şeklinde dolaşıyordu civarlarda..öylesine bir kisveydi ki bu bilime tapanından başlayarak her akşam isviçreli bilim adamlarına ömrünü uzatmaları için dua edenine kadar ulaştı..böylelikle bir kez daha anlamış olunuyordu ki o çok güvenilen ve her şeyi bodoslama anlamlandırarak kavramlarını meşrulaştıran bilim, aşkın da ,şefkatin de ,gözyaşları ile uyanılan kabus sabahlarının da, ebabil kuşlarının misyonunu görmezden gelerek anlamlandırabiliyor ve dahası anlamlandıramıyorsa anlamlandıramadığını kavramlaştırarark yeniden anlamlandırıyordu...hiç bir şey kaçmazdı gücü her şeye yeten insanoğlu ,ölmüsüzlüğün de kökünü kurutacaktı, kurdukları binlerce düzenin kusursuzluğu(!) gibi evelallah..

isim takma ve ' gen ' bulma oyunundan sonra huzursuzlandı ve kıvranmaya başlandı..nasıl olurdu da her şeye gücü yete(bile)n bu insanlık kendisinden üstün bir yaratıcıya inanabilirdi..(.inanmamanın dayanılmaz hafifliği yardımlarına koşmasaydı belki de kıvranarak öleceklerdi..konuyu daha da dallandırabilirim ve inanmamanın dayanılmaz hafifliğinin yere çakılmakla son bulan bir tıravmaya dönüşeceğini açıklayabilirim ama toparlamak adına bundan vazgeçiyorum..)

sonuç olarak diyebilirim ki..akılla açıklanabilen her cümlenin sonuna inanıyorum ya da inanmıyorum cümlesini getirdiğinizde bu kabullenmenin bilimsel bir yönü zaten ortadan kalkar..tanrı yokturla ilgili milyon cümleye binaen milyon tane de vardırla ilgili cümle çıkarabilirim..inanıyorum ve inanmıyorum un gölgesine serpilen bu milyonlarca cümlenin temelinde ki sezgisellik bilimselliğindeki acziyeti zaten yeterince gözler önüne seriyor sanırım...teferruat mı dediniz? o hangi tarafta olduğunuza bağlı..
devamını gör...
sanıldığŸının aksine doğŸrudan doğŸruya ortaya çıkarılamayacak ilişŸkidir.

ateistler ve bir dine inananlar arasındaki tartışŸmalarda bence en sık düşŸülen hata budur. bir ateist ortaya çıkar, atıyorum, "abi baksana edison da ateistmişŸ demek ki akıllı insanlar ateist oluyo" diye bir tez sunar. fakat tanrı inancına sahip olan arkadaşŸımız da tutar buna "abi sen öyle diyosun ama newton, tesla, einstein vs. de Allaha inanıyolarmışŸ demek ki din akla uygun -hata tam da burada. birazdan anlatacağŸım- bişŸeymişŸ" diye karşŸılık verebilir ve bu bütün bilimadamları bitene kadar devam eder.

biraz araşŸtıran kişŸinin çok rahat farkedebileceğŸi gibi ateist bilim adamları kadar tanrıya inanan bilim adamları da mevcut (ama abi ateistlerin sayısı şŸu kadar fazla gibi bir itirazı kabul etmiyorum. futbol oynamıyoruz burada. esasında bir iki tane tanrı inancına sahip bilim adamı bile tezimi ispatlamam için yeterli).

aynı bilim adamlarının bilimsel olarak sahip olduğŸu ortak değŸerler hepimizin malumu. söz gelimi herhangi bir bilim adamı tutup da "abi nerden çıkarıyosunuz ya yerçekimi falan yok öyle şŸeyler" diyemez. çünkü pozitif ilimlerin en önemli özelliğŸi ispatlanabilmeleri ve birazcık zekası müsait olan insanın da onları anlayabilmesidir. fakat tanrı, melek, cin, yaratılışŸ gibi kavramlara baktığŸımızda, itiraza mahal vermeyecek şŸekilde ispatlanmaları mümkün değŸildir. yani dinle alakalı kavramlarda mantık kaideleriyle örtüşŸme aranmaz (dünya ile ilgili bazı hükümler,mesela kısas, akla uygun olabilir. ben dinin temelini oluşŸturan kavramlardan bahsediyorum).

öyleyse burada dünyevi zekadan bağŸımsız bir anlayışŸ farkı mevcuttur.
hani Allahın varlığŸını ispatlamaya çalışŸırken şŸöyle bir mantık kurulur: dünyayı kim yarattı? Allah. onu kim yarattı? şŸayet belirli bir cevap verilirse bu soru bir ileri aşŸamaya taşŸınır ve bu böylece sonsuza kadar gider (buna mantıkta teselsül denir). işŸte bu teselsülü iptal etmek için bir yaratıcının olduğŸu kabul edilmelidir ve o da hazreti Allahtır.
ilk bakışŸta yukarıdaki misal çok yüzeysel gelebilir. fakat olayın derinine indiğŸinizde de çok kompleks, tanrının varlığŸını derinlemesine açıklayabilecek deliller bulmanın da çok zor olduğŸunu görürsünüz.
artık bu aşŸamada dünyevi zekadan farklı, metafizik öğŸeleri anlamaya yönelik bir zekanın mevcudiyeti söz konusudur. yukarıda bahsettiğŸim akıl yürütmeyi edison gibi bir dahi kabul etmeyip çok saçma görürken einstein tanrıya inanmak için yeterli olarak görebilir. çünkü ortada matematiksel olarak ifade edilemeyen, tamamen duygulardan meydana gelen bir kavrayışŸ söz konusudur.

son olarak (bkz: akl ı mead)

kalıbımı basarak editi: (bkz: ihl sözlüğŸe hitap etmeyen başŸlıklar)
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.