zühd

1 /
Hakikatle ilgilenen ve hayatını ona göre tanzim eden insanlar için takvadır. Ama modernist kafalar için sadece laf kalabalığı ve vitrin. Allah ikincisinden herkesi korusun.
en beğendiğim tanımı: kalbe Allah'tan başkasını koymamak...
yani Allah'tan başkasını sevmeyeceksin, sevdiklerini de Allah için seveceksin demek. benim anladığım budur.
malesef bazıları bunu yanlış yorumlamış ve bir lokma bir hırka felsefesine indirgemişler hatta ve hatta ruhbanlık derecesine düşürmeye böyle telakki etmeye çalışanlar var. ancak bu da çok yanlıştır. nitekim müslüman toplum içinde yaşamayı bilmelidir. haramlardan zühd ettikten sonra helalden zühd etmelidir. en basitiyle eğer biz müslümanların fakir olması gerekiyorsa Allah bize zekatı farz kılmazdı. işte burada ince bir çizgi giriyor, sadece zenginlik meselesinde değil hayatımızın her alanında uygulamak lazımdır. helallimize haram katmadan, sınırlar dahilinde yaşayıp bize ihsan edilen üzerinden kibirlenmeden, başkalarına ihsan edilen şeyleri kıskanmadan bu dünyayı da fazla sevmeden başarabilmek gerek.
Fakat günümüzde sosyal medya yüzünden bu daha zor. çünkü mahremiyet yok. herkes her şeyini sergiliyor. güzel güzelliğini, malı olan malını bunlara sahip olmayan ise kıskanıyor. her iki tarafın yaptığı da zühde o kadar ters ki. aslında Allah bizde fıtratımızda olmayan şeyleri istemiyor. her duyguyu kararında yaşamamız gerektiğini bilmek durumundayız. kulluğun çok güzel bir yeri zühd. ama zorda nefse ağır geliyor. zamanında bir alim babası ile birlikte sabah namazına gitmiş. namazdan dönüşte baba, keşke şu evlerinde yatan müslümanlarda namaza iştirak etseydi demiş. Babası ise sende keşke evde kılsaydın namazını da milletin gıybetini yapmasaydın. zorluğu bu hadiseden bile belli. nefis bizi o kadar iyi biliyor ki en zayıf noktamızdan vuruyor.
böyle içimden geçti düşünceler işte. Allah hepimize zahid olmayı nasip etsin.*
Zühd; maddi ve beşeri düşkünlüklere karşı kendini ibadete verip gönlünü ateşler içerisinde hakka sunmaktır. Sırrı Sekatî'ye göre, "Nefsin dünyaya dair olan bütün hazlarını bırakmaktır ki bunun içine mâlî hazlar, makam düşkünlüğü, insanlar arasında sevilir bir rütbede olma isteği ve insanlar tarafından övülmekten hoşlanmak gibi hazlar girer. Tenbihü’l- Gafilin ise zühdün de şu üç şeyden ibaret olduğunu düşünmektedir. Birincisi; dünyayı tanıdıktan sonra onu bırakmaktır. İkincisi ise Allah'a hizmet etmek ve hizmet edebine sahip olmaktır. Üçüncüsü ise ahireti özleyip ona talip olmaktan geçer. Bir Hadis-i Şerif’e göre insanın kalbini dünya sıkıntılarından uzak tutar. Haris El- Muhasibi’ye göre insanın kalbini dünya sıkıntılarından uzak tutar.

*Dünya sözlük esintisi ile yazılmıştır.
Şu satırlardadır...

Alkame b. Mersed anlatıyor: "İnsanlar içinde hüznü Hasan-ı Basri'den daha fazla kimse görmedik. Biz onu sanki yeni bir musibet içindeymiş gibi görürdük. Hasan-ı Basri şöyle dedi: 'Biz gülüyoruz; lakin belki de Allah bizim amellerimize muttali olup sizden hiç bir şey kabul etmiyorum diyor olabilir. Yazık sana ey Ademoğlu! Senin Allah ile harp etmeye gücün yeter mi? Kim Allah'a isyan ederse Allah'a harp açmış olur. Bedir ashabından yetmiş kişiye yetiştim. Çoğunun elbiseleri yünden idi. Şayet siz onları görseydiniz "mecnunlar", "deliler" derdiniz. Şayet onlar sizin hayırlılarınızı görselerdi, "Elbette bunlar nasipsiz kimseler!" derlerdi. Şayet sizin şerrlilerinizi görselerdi, "Bunlar hesap gününe iman etmiyorlar!" derlerdi. Ben yeryüzünün kendilerine ayakları altındaki topraktan daha değersiz geldiği kimseleri gördüm. Onlardan biri yanında o günlük yiyeceği dışında bir şey bulunmadan akşamlıyor ve bunun hepsini karnıma doldurmayacağım, bilakis bir kısmını Allah için ayıracağım, diyor; kendisi sadaka verilmeye daha muhtaç olduğu halde onu sadaka veriyordu."
(Hilye, 2/134)
Zühd’ sözlükte, bir nesneye rağbetsiz olmak, az bir şeye razı olmak demektir. Zühd, bir yönüyle dünyaya ve geçim araçlarına fazla meyletmeyip ibadetle meşgul olmaktır. aynı zamanda elde olan dünyalığa fazla sevinmemek ve elden çıkana üzülmemektir.

Zühd bir açıdan da takvaya benzer. Takva anlayışı mü’mini dikkatli ve şuurlu olmaya sevkeder. Takva, dünyalıklara, eğlencelere, zenginliklere ve nefsin isteklerine aldanıp da Allah’a karşı gelmekten, ibadetleri ihmal etmekten korur. Zühd, takva yolunu açan, kişinin nefsinin isteklerini kontrol altına almasını sağlayan bir ahlâktır.
dünyadaki şeyleri özlemekten ve arzulamaktan vazgeçmek anlamına gelir. hikmet ve bilgeliğin söze döküldüğü,sanatta ifadesini bulduğu evredir.
ZÜHD: Arapça, rağbetsiz olmak yüz çevirmek demektir. Kur'an-ı Kerim'de sadece Yusuf suresinin 20.
ayetinde geçer. "Yusuf'un satışı konusunda) rağbetsiz idiler" Tasavvufta dünyaya dolu dizgin dalmamak
esastır.

Zira Kur'an-ı Kerim'de bunu destekler tarzda çok sayıda ayet-i kerime vardır, işte bir kaçı:

"Ey inananlar! Eş ve çocuklarınızdan bir kısmı size düşmandır, onlardan sakının..." (Tegâbün/ 14),

"Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız bir fitnedir." (Enfâl/28),

"Dünya hayatı, gurur metaından başka bir şey değildir." (Al-i İmran/ 185)

"Dünyanın metaı azdır. Ahiret ise mutlakiler için daha hayırlıdır..." (Nisa/77),

"Dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir." (En'âm/32)

"Ahiret dururken dünya hayatına mı razı oldunuz. Dünya hayatının geçimi, Ahirete nisbetle çok azdır." (Tevbe/38).

Sûfiler, Zühdü, çeşitli şekilde yorumlamıştır,

a) Haramdan zühdetmek, zühddür.
b) Helalden de zühd edilir.

Bu ikincide, nasibine düşenin azıyla yetinip,
artanı fakirlere tasadduk etmek gibi bir fazilet vardır. Süfyan-ı Sevrî, dünya ile ilgili isteği azaltmayı, zühd
olarak tanımlar. Cüneyd de "elin boş olduğu şeyden, kalbin de boş olması, yani elde olana kalbin razı
olmasıdır" diye bir tanım getirmiştir. Mesrûk "Allah ile beraberken, bir sebebin etkisinde kalmayan kişiye"
zâhid der. İbn Muâz "alâka olmadan amel işleme, tamasız söz söyleme, reisliğe ulaşmadan izzetli olmaya
ulaşılmadıkça, zühdün hakikatine erilmez" şeklinde farklı bir yorum yapmıştır. Muh-sinlerin, salihlerin
müminlerin ve müslümanların zühdü, dünya ve onun zatından dolayı olurken, şehidlerinki, hem dünya, hem
de âhiret konusunda gerçekleşir. Sıddıklarınki de diğer mahlûklar hakkındadır; onlar Hakk'ı O'nun sıfat ve
isimlerinden başkası olarak müşahede etmezler. Mukarrabînin zühdü de, isim ve sıfatlarla bekada olur, ki bu
son grup, zatın hakikatındadır.

Biz melamet bekleriz
Sanma keramet bekleriz
Şöhreti zühdü bıraktık
Hep nedâmek bekleriz
Hâşim *
--- alıntı ---

zühdün ma’nâsı, bir şeye meyli terk etmekdir. ıstılâh-ı sûfiyyede, menâhî-i ilâhiyye’den zevken ve vicdânen buğz ve nefret edib i’râz etmekdir.

zühd ancak harâmda olur. helâl, hakk sübhânehû ve teâlâ’nın emriyle ibâha edilmiş olduğundan, ândan zühd için mesâğ yokdur. ancak bu kadar var ki zâhid, dâire-i mübâhâtı darlaşdırır, vâcibât ve sünen dâiresinden hurûc etmez. zühd, mekâsib-i mâliyeyi ve mübâh olan şeyleri terk etmek değildir.

cüneyd: zühd, yeddin hâlî olduğu şeyden kalbin dahî hâlî olmasıdır demişdir.

ahmed bin hanbel: terk-i harâm, zühd-ü avâmdır. havâss ibâdın zühdü, fuzûl mübâhatdan ictinâbdır. urefânın zühdü, kalbini cenâb-ı hakk’ın mâsivâsıyla meşgûl etmeden i’râz etmekdir.

seyyid abdülhakim arvasi hazretleri

er riyad üt tasavvufiye, 32. bölüm.

git

--- alıntı ---