Hiç başlık bulunamadı :(

dünya sözlük dilimiz damağımıza yapıştı 2016 ramazan iftarı zirvesi

içinde bulunduğum dönemde sözlük zor süreçlerden geçti, tanım sayısı düştü, yoğun provokasyonların olduğu dönemler yaşandı, modlar bile sözlük swot analizlerinde çok olumsuz şeyler yazdılar ama ben her zaman sözlük ve potansiyeli hakkında çok olumlu düşünüyordum.
lakin eğer bu iftar bile düzenlenemiyorsa sözlük hakkında ilk defa hayal kırıklığına uğrarım.
ne yapmamız lazım? nasıl sahipleniyoruz bu süreci? daha önce sahiplenip de bu sene uğraşmayacak olanlar bir mesaj atsın da bari tecrübelerinden yararlanıp biz birşeyler yapalım.
devamını gör...

mariyya

bu akşam girdiği tıpa giriş entrylerinden dolayı teşekkür ediyorum, ellerine sağlık ve bu entriler sayesinde öğrendiklerimle yarın mahalle sağlık ocağında pratisyen doktor olarak başlamak için sağlık bakanlığı'na müracaat ediyorum.
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri


başına gelenlerden habersizsin, çocuk. aklın halâ oyun peşinde.. keşke sana en güzel oyuncakları sunabilseydik bebeğim.. sen çocuk masumiyetinle elindeki kana bakıp oyun oynarken, ben içeride mışıl mışıl uyuyan yeğenime bakıp seni düşünüyorum, keşke ona gösterdiğim şefkatin daha fazlasını sana gösterebilseydim.. iradem muktedir olsaydı da sana yaşanılası bir dünya kurabilseydim.. keşke inşallah.. Allah sana bu zulmü reva görenleri kahru perişan eylesin, bize de bunu gerçekleştirmeye memur kılsın, aylan bebek gibi seni unutursam kalbim kurusun!
devamını gör...

dünya sözlük

bir süre kapılarını kapatması gerekiyor sanki, durum onu gösteriyor. oytunkaran gibi trollük yapanlar değil, mide bulandırıcı troller de buraya gelecek çünkü bu gidişle.

oldukça güzel bir sol frame var, bunu korumak lazım. biz uyaralım da, sonra suriyeli muamelesi görmeyelim burda.
devamını gör...

babaanne ve dede kavgası

ulan 50 yıl önceki düğün mevzusunu tartışıyorlar...

babaanne - zeten sen beni bedavaya aldin, düğünde taktığınız iki teneke bileziğin lafini edirsen...
dede - hangi iki bilezik adana bursaydi onlar...
babaanne - torpağ başıma heç adana burmasi görmesesağ essah zannedeceyığ...
dede - gari ben sene zeten bir şey beyendiremedim...
babaanne - bene gari diyemezsen ben artığ o eski ben değilem, bana kadın diyeceksin...
dede - yav he he...

erzurum şivesiyle yazılmıştır...

* * *
devamını gör...

şehit günlüğü

29.01.2018

afrin operasyonu kapsamında 7'si mehmetçik diğerleri de öso'dan olmak üzere toplamda 20 şehit.

haber bültenlerinde geçiyor isimler. hikayeleri ise daha acı; telafer'e anaokulu yapılmasını vasiyet eden biri var misal. hamile eşler, gözü yaşlı ebeveynler.

ruhları şad, mekanları cennet olsun.
operasyon devam ettikçe sayı artmaz inşallah duasıyla, bir fatiha buyrun lütfen.
devamını gör...

türkiye'de yaşanan yapısal sorun eksiklikleri

türkiye ekonomisi resmedilirken mutlak suretle yapısal reform ihtiyacı dillendirilmeye devam etmektedir. her değişiklik ihtiyacı yapısal sorun mudur, yoksa süregelen hatalı politikaların sonucu mudur o noktada iktisatçıların ve ekonomi yönetimimin karar vermesi gerekiyor.

yapısal sorun dediğimizde neredeyse 12`ye yakın paket gündeme gelmesine rağmen, ilerleme kaydedilen noktalar göz ardı edilerek, yeni bir yapısal reform ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.
bu açıdan öncelikli hedeflerin belirlenmesi , buna göre projeksiyonların ve planlamanın yapılması, gerekiyorsa anayasal değişikliklerin paketlere eklenmesi acil vizyon belgesi olarak durmaktadır.

peki türkiye`nin 4.0 sanayi endüstri devriminden , vergi politikalarına , nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılanmasına kadar ilk halletmesi gereken reformlar nelerdir , riskler ve potansiyeller neleri kapsamaktadır?

öncelikli olarak türkiye`de yapısal reform ve yapısal sorun birbirine karıştırılmaktadır. eğitim politikasının yeniden belirlenmesi yapısal reformdur ama nitelikli insan gücü elde edememek , meslek liseleri dahil üniversitelerden etkin , dünya`ya adapte olmuş , yabancı dil sorununu çözmüş , araştırma ve arge ile harmanlanmış mühendisler ve bilim adamları bulamamak yapısal sorundur. her ne kadar bunlar yakın meseleler diye düşünecek olsakta reform belli bir sahada düzeltmeyi , yapısal sorun ise en alttan en üst kısma kadar her sorunun çözülmesi gerekliliğine bağlıdır. vergi politikasında gelire göre hareket etmek vergi reformudur lakin vergilerin zamanında toplanamaması , vergi afları , vergi kaçırma , ötv ye bağlı vergi politikaları gibi hususlar yapısal sorundur. bu açıdan türkiye kendi resmini çizerken, öncelikli hedefin reform mu yoksa toptan düzeltme mi olduğunu belirlemelidir. ne yazık ki özellikle parlamenter sistemlerde hükümetler bu konuda ya ağır davranmakta yahut çekimser olarak yapısal sorunların devam etmesine göz yummaktadırlar. çünkü köklü değişiklikler hem toplum reaksiyonların ateşlenmesine hem de mali politikalarda en az beş , altı sene ek yüke vesile olmaktadır. zaten olayın kendi içerisinde yaşadığı paradigma buradan gelmektedir. yapısal sorunlar en az 30 yıllık hataların sonucudur ve kimse kolay kolay dipsiz kuyudan su çıkarmayı denemek istememektedir.
türkiye’nin yapısal sorunlarını tek başlık altında incelersek sosyal alandaki sorunların; eğitim kalitesinde yaşanan yetersizlikler, sosyal devlet anlayışı ve kişisel haklar olduğu düşünülmektedir. siyasal alanda ise darbe anayasasının devamlılığı , yasama, yürütme, yargı ilişkilerinin halen istenilen seviyeye gelmemiş olması, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğünde yaşanan ikilemlerde önem arz etmektedir. bunlar içerisinde özellikle sosyal sorunlarla iç içe olan ekonomik sorunlar mevcuttur. enflasyon direncinin kırılamaması, potansiyel büyümenin borç ve iç tüketim ile sürdürülmesi, cari açık ve bütçe açığının yıllar içerisinde dalgalanmalar yaşaması, vergi yapısının bozukluğu, cari açığa neden olan ithalatın ikame edilememesi ve tasarrufların düşüklüğü gibi ana kalemler burada büyük bir risk olarak durmaktadır.
yukarı da bahsi olan yapısal sorunların neredeyse yüzde 70`lik kısmı maliyet ile kalan bölümler ise politika ile düzenlenebilecek alanlardır. ekonomik sorunlar üzerinden gidecek olursak. enflasyon direnci merkez bankasının sorunudur lakin fiyat istikrarı ve ekonomik büyüme ise hükümetin en büyük yaşam sahasıdır yani iki durum arasında çatışma vardır.

hükümetler gizli şekilde enflasyonu teşvik edici paketleri piyasaya sunarlar çünkü iç talebin olmadığı yerde üretim olmaz orada işsizlik durumu ortaya çıkar. görüldüğü üzere paranın değil , yapısal sorunun maliyeti türkiye`de yaşanmaktadır.
keza bunun dengesi tutturulmadığı an satınalma gücü düşecek , yerel para cinsi değersizleşecek , iç tüketim sınırlı bir sürede canlılık gösterdikten sonra açık borç ile tasfiye edilecektir. bu da hem kamu maliyesinin hem de özel sektörünün kırılganlığını artıracaktır. enflasyon ile mücadele edilirken nominal faizlerin düşmesini beklemek tamamen bilimsel yaklaşımdan uzak bir durumdur. bundan dolayı yapısal sorun çözülecekse büyümeden feragat edilmesi , tasarufların artırılması ve kaynakların ortak şekilde dağıtılması mecburdur.
peki üretim eğrileri pamuk ipliğine bağlı olan , genç işsizlik oranları oecd ortalamasından yukarıda olan ,dış borçlanma ile çarkların dönmesini sorun görmeyen bir ülkede kağıt üzerinde çözümü belli olan lakin reel dünya`da uygulanması son derece zor olan reçeteyi nasıl kendisine adapte edecektir? bunu gerçekten istemekte midir yoksa mevcut politikalar ve mekanizma türkiye için zaten doğru bir reçete midir?

politika ile maliyet arasında ki farkı gözetmeden sadece yazılı kuralları ele alarak yapısal sorun çözümünün ise yaramadığını düşünenlerdenim. bununla birlikte maliyet var diye trenin göz göre göre kaçmasınında bir ülkeyi felakete sürükleyeceği de göz ardı etmemeliyiz.
örnek vermek gerekirse türkiye cumhuriyetinin 2017 bütçesi 645 milyar liradır, buradan eğitime ayırdığımız kaynak 122 milyar liradır. yani kısaca bütçemizin yüzde 20'sini tek başına eğitime ayırıyoruz. maliyet açısından demek oluyor ki ülke bunu fazlasıyla satın almıştır. sonuç kısmına baktığımızda (oecd) "2016 tek bakışta eğitim" adli yıllık raporunda, türkiye, 38 oecd üyesi ülke arasında 35. sırada yer almıştır. türkiye'deki öğrencilerin matematik ve fizik testindeki başarı ortalaması oecd ülkeleri ortalamasının altındadır. nitelikli iş gücü , nitelikli eğitim ile belirlenmektedir. ithalat açığı nitelikli iş gücü ile kapanmakta, ağır sanayi kısmı nosyonlu iş gücü ile belirlenmektedir. yani yapısal reform önce maliyet artışı ile güçlendirilir , belli bir süre bütçe açığı meydana gelir lakin uzun vade de ithalat rakamları düşer , potansiyel büyüme - borç yerine - yapılan ihracat ile ikame edilir. bütçe açığında da yıllar içerisinde dalgalanmalar yaşamak yerine, sağlıklı bir g-20 ülkesi gibi cari fazla verilir tasarruflar artar. türkiye`de yaşanan bir diğer yapısal sorun kamu harcamalarında artış, özel tüketim harcamalarındaki artış, özel yatırım harcamalarındaki artış sebebiyle ortaya çıkan talep enflasyonudur. türkiye`de ki üreticileri dinlediğimizde bunun ana sebebinin - maliyet enflasyonu- olduğunu anlamaktayız çünkü üretimde kullanılan iş gücü ve hammaddelerin (girdilerin) fiyatlarındaki yükselme yıllık enflasyondan yüksektir. sonuç olarak türkiye`de eğitim , üretim ve para politikaları arasına eş güdüsel hareket olmadığı için kronikleşmiş yapısal sorunlar meydana gelmektedir bu da yeni sorunlara zemin hazırlamaktadır.

peki bunun mücadelesi nasıl olacak, avantaj ve dezavantajları neler ?

öncelikli olarak büyümesi istihdam , kamu harcalamaları ve dış borç ile olan bir ülke de kademeli geçiş mutlak gerekliliktir. hükümetin cari harcamaları kısması kısa vade de çok daha fazla olumsuzluğa sebep olacağından talep yatırım harcamalarının düşürülmesiyle başlar. yani şu an türkiye`de duble yollara , köprülere ve yap- işlet -devret harici devlet yatırımlarına gerek yoktur. türkiye o başarı hikayesini gerçekleştirmiştir ve şimdiye kadar yapılmamış harcamaları son 15 seneye sığdırmıştır. şu an aslı olan enflasyon ile mücadeledir bu da piyasayı düzenlemek yerine kendi arz talep dengesine bırakmakla başlar. özel sektör, enflasyonu tetikleyen saha olmaktan çıkarılmalıdır. her ne kadar piyasaya müdahale olarak gözükse de yabancı cinsli para kırılganlığı türkiye`nin en kırılgan bölgesidir, özellikle rating kuruluşlarının negatif yönlü raporlarında bu bölüm defalarca tekrarlanmıştır.

türkiye katiyetle büyümek zorundadır ama bunun bir başka ülkenin parasıyla mı yapmalı siyasi irade buna karar vermelidir. bütçe açığı ve cari açığın düştüğü yıllarda büyümenin de düştüğünü, bu iki dengeden birisi açılmaksızın türkiye’nin büyüyemediği bilinmektedir. bir başka deyişle türkiye’nin büyümesi sistemin bir yerden açık vermesine bağlıdır ve bu yapısal sorunu devam ettirmek ``2020 sonrası türkiye`sinde`` ciddi sorunların şimdikinden daha büyük şekilde yaşanmasına zemin hazırlayacaktır. tehditlerin , fırsatlardan ağır basmakta olduğu dönemler de belki de bunu halka artışıyla – eksisiyle direk olarak anlatmak en güzel demokrasi örneği olacaktır.

çünkü o açığın kapatılması için alınan dolaylı vergiler ve paranın değersizleşmesiyle artan enflasyonun yükü ve acı reçetesi yine halka ödettirilecektir.
devamını gör...