peygamberin namazda önünden geçen çocuğa beddua etmesi

hazreti peygamberin gaybı bildiğini belirten hadis.

lakin bunun tam tersi hadisler de mevcuttur. örnek;


"resûlullâh salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: gayb`ın anahtarları beş (dâne) dir ki, onları allâhu teâlâ`dan başkası bilemez. yarın ne olacağını (allah`dan başka) hiçbir kimse bilemez. (ana) rahimleri(n)de ne(ler) bulunduğunu (allah`dan başka) hiçbir kimse bilemez. hiçbir nefs yarın (hayr ü şer) ne kazanacağnı bilemez. (kezâ) hiçbir nefs hangi tarzda öleceğini bilemez. (allah`tan başka) hiç bir kimse de yağmurun ne zaman geleceğini bilemez." buhari.


hadi çık işin içinden.
devamını gör...

trip atan kız

süreklilik arz ediyorsa bir süreden sonra çekilmez.
kızların hemcinslerine attığı trip ise hiç çekilmez.
erkeklerin attığı trip de çekilmez gerçi. (babanın attığı trip saklı tutulmuştur.)

trip atmak mükemmel tribe maruz kalmak ise işkence.

pis trip.
devamını gör...

karşı cinsin tokalaşmak için uzattığı eli balzac pozu ile püskürtmek

erkeklerle masada oturup,sohbet eden bir tip değilim. hiç haz etmiyorum bu tür şeylerden. yani vicdanen rahatsız oluyorum. neyse memlekette ki arkadaş cevrem nasıl desem biraz elit bir kesim. birgun arkadaşla bir cafede oturuyoruz. benim arkadaşın karşı cinsten bir arkadaşı geldi tokalaştı falan bunlar. bana da uzattı elini bende ; " erkeklerle tokalaşmıyorum ." dedim. abi o an çocuk şok çocuk iptal. ahahahaha eli havada kaldı. böyle kaç defa oğlanların eli havada kalıp rencide oldular karşımda hatırlamıyorum. bilmiyorum belki eski kafalı , yobaz diyeceksiniz bana ama " yahu kardeşim karşında pardesulu , tesettürlü bir kız var kırarım senin o elini. bir de benim olduğum masaya mı oturacaksin? la bi git hele. " böyle düşünüyorum. velhasıl kelâm, balzac pozu idolum.

böyle de eksilersiniz komik insancıklar sizi.
devamını gör...

insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı

jean jacques rousseau'ya ait eser.

rousseau'ya göre bu mülkiyettir. hatta daha temelde, "düşünce" ve "irade"dir. çünkü bunlar insanı "hayvandan aşağı" kılmıştır ona göre; halbuki başlangıçta, "konuşma" ve "gelişme" ihtiyacını doğuran şartlar meydana gelmeden önce, "yalnız" ve "sahipsiz" yaşadığı doğada ne kadar özgür ve mutluydu; bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip "bu benim!" diyen ilk insan başlatmıştı "aydınlanma" denen bu soysuzlaşma sürecini. aile, kabile, toplum ve devlet... yozlaşma böyle büyümüştü rousseau'ya göre.

rousseau'nun bu eseri, toplum sözleşmesi (bkz: social contract) çalışmasına temel teşkil eder. onun için, aydınlanmacı düşünürlerin kapıldığı sosyal ilerleme vehmini bir "ideal"e bağlamanın, insanı doğaya döndürmek mümkün değilse bile onun hayatında "doğal hukuk"u hakim kılmanın vaktidir artık. zaten aydınlanma düşünürleri, en ziyade insanın özgürlük ve mutluluğuna etki eden özel veya genel unsurlardan sanat ve siyaset meseleleri üzerine yoğunlaşma ihtiyacı hissetmişlerdir. sosyal kurumlara ve meselelere disiplin halinde yönelmeseler de toplum ve devlet görüşlerini, "eğitim" ve "mülkiyet" başlıkları kapsamında, "ütopya" üslubu ve "deneme" türünde eserlerle ortaya koymuşlardır. bu çaba, açıkça insanı anlamak içindir ve rousseau, insanın bozulmamış, saf tabiatına güvenen, "ilk ve aslî günah" miti üzerine bina edilmiş hıristiyan teolojisinin büyük pay sahibi olduğu genel kanının aksine onda "iyi bir öz arayan" bir düşünürdür.

hippias'ı çağrıştırır biraz; ikinci dünya savaşı'ndan sonra batı'da türeyen hippi neslinin "doğanın bilgeliği"ne dair felsefesini yarım yamalak benimsediği filozof, hippias. sofistlerden veya sokrat'ın talebelerindendi yanlış hatırlamıyorsam. ona göre de "doğaya dönmelidir insan"; orada balta girmemiş bir "nizam" vardır, "hakikat" ve "hikmet", saf ve her daim yeni olan tabiattadır. insan ona bırakmalıdır kendini, hakikati yakalamak, ona yetişmek için. rousseau'nun eğitim ve medeniyet üzerine düşünceleri hatırlandığında, sözünü ettiğim benzerlik de anlaşılacaktır. rousseau da kendisinden sonrakileri etkilemiştir bu eserle. marx ve engels'in mülkiyet temelinde işlenen "ilkel toplum" görüşüne olan etkisi bir yana, belli belirsiz de olsa, endüstri devrimi sonrası birçok düşünürün rahatsızlık belirtilerini haber vermiştir. misal, thoreau'yu ele alın; onun "sivil itaatsizlik" tezi, her ne kadar bir demokrasi eleştirisi olarak okunmasa da, rousseau'nun "genel irade" tezine kaynaklık eden bu eseriyle birlikte düşünüldüğünde, aydınlanmanın başı ve sonu arasında batı insanının medeniyet serüveni boyunca hangi nostaljik ve ütopik çalkalanışlara sürüklendiği görülebilir.

rousseau, baskı ve kötülüğün farkındadır. en çok bunların üzerine gitmiştir. bunların insanın aslî tabiatından kaynaklanmadığını iddia etmiştir. "itiraflarım" adlı eserinde kendi çocukluğunu anlatırken, nasıl hırsızlığa itildiğinden bahseder. hatta, ironik bir ifadeyle, onu bu davranışa mecbur bırakanlar kadar paraya değer vermediği için iyi bir hırsız olmadığını söyler. dikkat edin, ona göre "çocukluk" insanlık tarihinin başlangıcına işaret eden, insanlığın "ilkel" halidir; ve insanlık tarihi, insanın "düşüş"ünün tarihidir. bu ifadeyi (düşüş) bilhassa kullanıyorum; zira bu düşünce, belki bütün insanlığın şuuraltında bir "arketip" gibi mevcuttur ve bize hiç de yabancı değildir. rousseau'ya göre bu düşüşün öncesinde, insan için neredeyse bir "cennet" hayatı söz konusudur. hayvanî de olsa, "irade"nin müdahalesine kapalı, temel ihtiyaçlar içinde insiyakî dürtülerce sevk edilen bir türdür insan o devrede. ne olduysa "dil" ile, "toplum" ile olmuş; insan gittikçe yozlaşmıştır.

kısacası, rousseau, toplum malumu'nun fert malumu'nu determine etmesine karşı, ferdin saf ve hakikî yanını aramış, onda el değmemiş bir özün bulunduğunu iddia etmiştir. insanî hakikattir aradığı; "hakikat-i ferdiyye'dir... o ise peşine düştüğü bu hakikati açıklayamadığı gibi, çözümü tektip iradelerin bileşimini ifade eden "genel irade" tezinde bulmuştur. bu, ferde iradesini teslim etmek görüntüsünde, "sürü psikolojisi"nin temsilî iradesinden başka bir şey değildir. (bkz: demokrasi)

edit: şunu da böyle şuraya... ( #5464241 )

edit 2: bir de bu var ama zaten okumayacaksınız, belki ilerde okunur, dursun... ( #5716176 )
devamını gör...

ak parti kaybederse tüm türkiye kaybeder

ama sıkıldık artık bu muhabbetten...

insanlar kimi tercih ederse o parti iktidara gelir...

şimdi halkımız ak partiye oy veriyor... yarın başka partiye oy verir... şu tehdit kültüründen bir türlü vazgeçemedik...

bütün partiler aynı şeyi yapıyor... chp olmazsa ülke yıkılır... hdp olmazsa musluklardan kan akar...

sıkıldım yemin ediyorum bu tür ifadelerden....

tanım: laf ola beri gele...
devamını gör...