Hiç başlık bulunamadı :(

yazarların görücülük anıları

okudum. tevil edeceğim şimdi..


keenlemyekûn: Allah işlerini kolaylaştırsın. olur öyle şeyler.

venomous: onlar kaybeder.

nimbus : iyi yapmışssın. ulan! ilk günden otopark hesabı mı yapılır? hele biraz zaman geçsin. ben bile muş'ta elimde çiçekle dolaşıyorum.. çiçeği poşete koymak da neymiş.. inşallah bim poşeti değildir.

(bkz: ilşah) : ne hava atıyon? benim kayın pederim de beni seviyor. biz açık ediyor muyuz? *

taraskonlu tartarin : üstad sende anı falan yok mu? okuması çok zevkli oluyor valla. *

kurt binici : nerelerdesin ya? yok mu yeni bir şeyler?





devamını gör...

bir emekli maaşıyla bir buçuk buzdolabı alınabiliyor

efkan ala'nın beyanı.

içişleri bakanı efkan ala: eskiden bir buzdolabı almak için 5 emekli maaşı lazımdı. şimdi bir emekli maaşı ile 1 buçuk buzdolabı alınabiliyor. demiş.

yahu hocam. bırak buzdolabını sen, ayrıca bir buçuk ne Allahını seversen? bir bozdolabı yanına bir de mini bar mı alıyoruz nedir yani? insanlar emekli maaşıyla buzdolabı alıp ne yapacak tüm ay onu kemirecek değiller ya! sen o maaşla bir aile geçinebiliyor mu ondan haber ver.

kaynak: http://m.finansgundem.com/h...
devamını gör...

yenilenen dünya sözlük yazılımı

yeni açılan iskambil kağıdı gibi, elinde bir türlü tutamazsın, alışmamıştır kağıt, yapışır durur, kozu kaçırırsın arkaya sıkışan kağıt yüzünden, bir kaç el oynarsın sonra hay ben senin kağıt gibi diye söver biraz hırpalarsın kağıdı az bi kıvama gelir. kahvede bir kaç gün oynandıktan sonra perti çıkar o kağıdın ve her türlü oyun için ideal hale gelir.

ahanda işte tam olarak öyle şu an sözlük.
gayet pırıl pırıl, insanın içi gidiyor, keşfetmek istiyorsun falan ama sonra bi alışmamış olmanın verdiği rahatsızlıkla tekrar başa dönüyorsun falan.

ama güzel şeyler var gibi du bakalım biraz alışalım, çözemedim daha.

ps: teknoloji, internet v.b kullanımı özürlüsüyümdür, gelmeyin üstüme.
devamını gör...

27 temmuz 2017 gecesi linç edilmekten son anda kurtulmamız

öncelikle geçmiş olsun dileklerinizi şimdiden şükranla karşılıyorum.

kağıthane sınırları içinde bir evin 2. katında yaklaşık 5 yıldır ikamet eden 4 öğrenciyiz. mahalleliyle aramız gayet iyidir. çevre apartmandakiler de tanır severler bizi.

evimizin önündeki cadde, cadde dendiğine bakmayın 2buçuk metrelik bir yol. evimizin karşı tarafındaki apartmanın önünde mahallenin gençleri her gece 3e 4e kadar otururlar. e haliyle rahatsız oluyor mahalleli. biz de rahatsız oluyoruz sesten. neyse geçenlerde bir gece yine bunlar nargileyi yakmışlar bağıra çağıra konuşuyorlar. bizim ev arkadaşı da uyarıyor bunları. beyler biraz sesi kısalım sabah işe gidecez diye. bunlar da bu duruma kıl oluyorlar. gençler ya kanları deli... te allam...

bu gençler bu duruma alındıklarından olsa gerek bize kafayı takmış durumdalardı. dün gece evimizde misafirlerimiz vardı. 1i savcı ve ikisi avukat. avukatlardan birinin doğum günü. ve onu kutlayacaz.

bizde gelenektir arkadaş çevresinde. doğum gününde pastayı tekbirlerle keseriz ve kremadan bir parmak doğum günü çocuğunun alnına basarız.

yine tekbirlerle kesiyoruz pastayı. aşağıdan sesler gelmeye başladı. mahallenin sözde delikanlıları rahatsız olmuşlar.

saat kaç lan ne bağırıyonuz

dedi içlerinden biri. sonra hepsi gaza geldi. ve bağırmaya başladılar. e tabi kendileri de durumun farkındalar ki gürültü olayına girseler mahalleli bunlara çakacak ilk. o sırada içlerinden biri bağırmaya başladı alkol alıp dinle dalga geçiyorlar diye.

way babayın şarap çanağına...

ulan bizi bilen bilir. adımız radikale el kaideciye çıkmıştı ancak ilk kez dinsizlikle suçlanıyoruz. hepimizin tepe attı tabi.

savcı arkadaşı zor tutuyoruz. aşağı inse ne olacağını az çok bilirsiniz. hayatları kayar elemanların. bir de kalıplı biri vurduğunu indirir. aşağıdaysa bir avuç püskevit çocuğu...

neyse efenim bunlar galeyana geldiler bu mahallede bunlar nasıl oturur, dinle dalga geçiyorlar vs vs. sandalyeyi kırıp sopa yaptılar, sopaları atmaya başladılar balkona. biz de balkonda bunları izliyoruz. mecbur girdik içeri.

bütün mahalleli ayakta. konuşmaları dinliyoruz aşağıdaki. meğer tüm mahalleli bizden taraf olmuş gençlere kızıyolar. gençler iyice deliriyor bu duruma.

neyse, mahalleli gençleri dağıttılar sonra bir kaç adam geldi bize gençler kusura bakmayın biz sizi biliyoruz suç bu denyoların vs vs. eywallah abi dedik gittiler. bir saat kadar bizler sinirimizin yatışması için oturup sigara içtik. sonra baktık ki gençler yeniden toplaşmaya başladı. aramızdan birini gönderdik dedik ki git şunlara meseleyi anlat kapansın burda olay.

sonra arkadaş gitti ve durumu anlattı. giden arkadaş da ülkücü arkadaş. bunlara olayı anlattıktan sonra evdekileri tanıtıyor. mesele çözülüyor çocuklar özür diliyor ve hareketli gece bitiyor...

yani anlayacağınız mahalleli bizi savunmasa madımak gibi yakacaklardı...

gece yarılarına kadar karı kız ve bilumum organ içeren muhabbetler, ağıza alınmayacak küfürler eden gençler başımıza din koruyucuları kesildi bir anda... ah ulan...

edit: adres kısmı silinmiştir. ev arkadaşlarımın isteği üzerine. lütfen siz de aklınızdan silin.
devamını gör...

halıya çaydanlığı devirmek

olay yerinde yalnızsanız hiç panik yapmayın. önce halının fotoğrafını çekin. sonra halıyı güzelce dürün ve ıssız bir araziye gidip halıyı yakın. sakin gömüp arkanızda kanıt bırakmayın. akabinde halıyı satın aldığınız halıcıya gidip aynısından alın. evinizine dönüp halıyı serin. etrafta delil teşkil edecek çay lekeleri kalmadığından emin iseniz geçmiş olsun. ucuz atlattınız.
(bkz: mission complete)
devamını gör...

toplumsal çöküş dönemlerinde yönetimde artan israf ve lüks düşkünlüğü

toplumsal çöküşten kasıt, ilimde, irfanda, insanlıkta geriye gidiş, fazilet, haysiyet gibi insani değerler yerine, mal, mülk, şöhret, şan gibi masivaya yönelmektir. bu dönemlerin en bariz bir diğer özelliği ise toplumun aynası olan yönetimin, yönetici kesimin, kısacası ümeranın aşırı lüks düşkünü olmasıdır.

mezkur dönemde ümera, evvelki dönemin yöneticilerinin sadeliğine taban tabana zıt bir anlayışa sahiptir. misal fatih sultan mehmed gibi bir sultan (hatta halefleri birçok sultan dahil) topkapı gibi mütevazı bir sarayda oturur idi.

osmanlı toplumu ne zaman ki daha yukarıda sayılan çürüme ve bozulma ile malul oldu ve bunların bir sonucu olarak askeri, siyasi ve ilmi manada gerilemeye başladı; evvela aynı saraya lükse kaçan eklemeler yapıldı. mesela revan köşkü, bilmem ne köşkü...

mesela aynı dönemin sultanı sultan ibrahim devri için samur devri denir. Zira Sultan, lüks tüketim olan samur kürke düşkün idi. Malumunuzdur ki daha sonra lale devri gelir. her ne kadar bu tanımlar ve sıfatlar dönemin bütününü şamil olmasa da hakikate müteallik bir yön barındırmaktadır.

sonraları bu da yetmedi ve dolmabahçe, çırağan, beylerbeyi gibi israf ürünü, şaşaalı ve lüks saraylar yapıldı. üstelik düşman addedilen avrupa üslubu hakim olan saraylar idi bunlar. sorulduğunda bu durum itibar ve prestij göstergesidir denildi. fakat burada bahsedilen itibar, itibari bir şeydi. sathi ve tamamen makyaj idi. zaten bu itibarın pek etkili olmadığını, lise veya ortaokul düzeyinde tarih bilgisi olanlar bilirler.

ragıp paşa vardır meşhur. bahsedilen bu gerilemenin yaşandığı dönemin devlet ricalinden. o der ki osmanlı, dişleri ve pençeleri sökülmüş bir aslan gibidir. uzaktan bakınca aynı heybeti mevcuttur ve korkutur. fakat yanına yaklaşınca işin iç yüzü anlaşılır.

tabii bu şatafatın ve şaşaanın bir bedeli vardı. misal topkapı eklemeleri olan yapılar, mevcut hazineden yenmesine sebep olurken; sonra saydığım müstakil saraylar ile birlikte dönemin diğer şatafat ve lüks tüketimi (hanedan azasının günlük hayatta kullanılan lüks araç-gereçler, arabalar edinmesi) yüzünden dış borçlanmaya gidilmesine sebep olmuştur.

bahsedilen konuda, bu dönem yöneticilerinden tek istisna sultan hamid’tir. bu bile onu kurtarmaya yeter bence. diğerleri ise müsrif sultanlar olarak tarihe kaydolmuştur.

kısacası bir toplumda ve özellikle yönetici kesimde lükse düşkünlük had safhaya ulaşmışsa oturup yıkılışı bekleyin.

hâmiş: bu mantık ile bakarsak türkiye cumhuriyeti ıskat-ı cenin’dir. Zira cumhuriyetin başından beri lüküs hayat sahnelenmektedir.

imdi türkiye’yi ne bekliyor diye merak edenlere tavsiyem, oturup tarih öğrenin. unutmadan dondurmacı ile müfteri mıstık’tan değil. adam gibi tarihçiler var. onlardan öğrenin. aksi halde size sadece yalın kılıç küffar üzerine giden ecdadı anlatanların duygusal tuzaklarına düşersiniz. çünkü tarihin faydası ve amacı sizin koltuklarınızı kabartmak değildir. ibret alıp tezekkür etmenizi sağlamaktır. kuran-ı kerim’de belirtilen şekilde...

(bkz: nahl suresi 90)

vallahu alem bi’s-savab ve ileyhi’l-merci ve’l-me’ab.
devamını gör...

zam yapan devletin hiç indirim yapmaması

ingiliz iktisatçılardan alan peacock ve jack wiseman'ın sıçrama tezi bununla biraz bağlantılı. teze göre devlet olağanüstü durumlarda kamu harcamalarının finansmanı için vergileri artırır ancak bir müddet sonra halk bu vergilere alışacağı için olağanüstü durum sonrasında vergiler tekrardan indirilmez. bu şekilde de kamu harcamaları sürekli artış gösterir.
devamını gör...

dünyevi mecmua 7. sayı

tasarım noktasında eleştirilerim olan ve bunları paylaşmak istediğim mecmuadır.

-kameray adlı yazarın da belirttiği üzere sayfa tasarımlarının özelleştirilmesi gerek.

-yine mevzu bahis yazarın dediği üzere fotoğraflar ve yazılar meczedilmeli.

-dergi mobile uygun hale getirilmeli.

-içindekiler kısmına mahlaslar* da eklenmeli.

-sitede okunabilecek bir mekanizma sağlanmalı.

en kısa zamanda yazılar hakkındaki yorumlarımı da objektif olarak yazmaya çalışacağım.
devamını gör...