625 başlık / 1437 tanım
muhtarı kafalayıp mahallenin bağımsızlığını ilan etmek kültürlü cahil psikolojik olarak gavur olmak mezhepsizliğin de aslında bir mezhep olması kavgaya arkadaşları çağırmak silikon vadisi deyince estetik merkezi sanan insan doğru düzgün beyaz spor ayakkabı bulamamak sivas cumhuriyet üniversitesi öğrencilerinin geliştirdiği müjgan isimli robot kol biten alışveriş için ödeme yapacakken cüzdanını unuttuğunu fark etmek evde spor yapmak telefonun dilini ispanyolca ya ayarlayarak dil biliyorum ayağı yapmak yaşlı teyzelerin ayaküstü soyağacınızı çıkarma isteği bu kitap için hiç ağaç kesilmedi kitaptan uyarlanan filmi beğenmeme karizması 1 milyon dolarlık banknot ryu arızanın büyük olduğunu gösteren usta ıslığı alternatif yemin çeşitleri ayran shot bir cümle ile kendini tanımlamak maraba ben suri dövlet hastane bize bakmiy boş ve anlamsızca konuşmak evlilik sözleşmesi görüntülü konuşmada ekranın donmasıyla suratın aldığı şekil kamyon arkası yazıları evim sensin abdülfettah el sisi profesyonel futbolcuydum sakatlanınca bıraktım keçi sözlük yazarlarının takıntıları el temizliği sistemsel hata cevşen i kebir her şeyi ciddiye alan insan yan yana ve aynı hızda yürünen kişiyle yaşanılan ya sen beni geç ya ben seni telepatisi zülfü livaneli senet sepet felsefe bölümü tercih edeceklere tavsiyeler dönerse senindir reha yeprem uzak bağlantı aliexpress.com istanbul'da yaşayan kaçak suriyelilerin istanbul'dan gönderilmesi Allah belanı versin sumo güreşi her şeyin anlamını yitirmesi asansörde kalmak 1 litre benzinden 300 litre gaz elde eden türk mucit derdini anlatacak kadar susmak hanutçu

dünya sözlük nitelik tartışması

hiç yapılmayan. arada hiç olmazsa bu başlıkların seviyesi nasıl yükseltilir diye sormak için böyle bir başlık oluşturulabilinir.

az önce yem gibisinden açtığım dizi yırtık pantolon giyen tesettürlü başlığı. bilen bilir ki ben öyle başlıklardan hiç hazzetmem. yani normalde yapacağım iş değildir onu diyorum. tahminimce sözlük yönetimi de buna benzer kimseye bir şey katmayan yazılardan hoşnut değildir. ancak mod kimliği taşıyan arkadaşlardan güzel güzel oylar alıyorum bu tip bir çöp tanımla.

ilk öneri: moderatör sıfatı taşıyan yazar arkadaşların bu şekildeki "özde niteliksiz" başlık/tanımlara oylarıyla destek vermesi üst yönetimce yasaklansın. moderatör olmakta böyle bir kriter de gelsin. böylece insanlar leş yazılarla ilgi çekmekten fazlasını yapabilirler.

düzelti: gelecek.
devamını gör...

hz. süleyman'a hizmet edenler cin değil cin gibi adamlardır

hicr 27= cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.

neml 17= cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevkediliyordu.

neml 39= cinlerden bir ifrit, "sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var." dedi.


tanım: kendi kıt beynine göre güya ayet yorumladığını söylemiş ama gerçekte ayetleri inkar etmiş sapığın söylemidir.
devamını gör...

müslümanların yılbaşı kutlaması üzerine düşünceler *comün

Allah aşkına aşalım artık şunları. şahsi olarak buradaki kimseyi itham etmiyorum ama her yılbaşının gelişiyle birlikte bu konu gündeme gelir, sosyal medyada filan bir noel karşıtı bir kampanya başlar, zaman zaman hicri yılbaşına ya da artık o sene hicri takvimde 1 ocak hangi mübarek ve önemli güne denk geliyorsa ona göndermeler yapılır filan. tamam bir müslümanın yılbaşı kutlaması teorik olarak yanlış olabilir, elbette küçümsemiyorum ama müslümanın yalan söylemesine, zina yapmasına, gıybetine, haram yemesine gösterilmeyen tepki neden evde çekirdek çitleyip çinko oynamasına gösterilir. ben hiç sosyal medyada müslüman yalan söylemez diye kapsamlı bir kampanya görmedim, hiç gıybete karşı yürütülen bir kampanya görmedim mesela. eğer müslüman bir toplumda toplumsal bir dezenformasyon varsa emin olun yalanla, gıybetle, faiz daha tehlikeli.

mesela exultantis (bkz: #5719741)'da bahsetmiş. benzer bir hadiseyi ben de yaşadım. ama ne bileyim daha çocukluk yaşlarından itibaren çocuğun harama bakmasına, su gibi alkol alınan diziler izlemesine, cıstak cıstak müziklerde hoplayıp zıplamasına hiç ses çıkarmamışsın hatta sevimli görmüşsün, çocuk büyüyüp yılbaşı kutlayınca niye çemkiriyorsun ki... çocuğa namazı, kur an'ı, islam adetlerini aşılamamışsın sonra kalkıp o çocuktan "müslüman, hristiyan adetlerini adet edinmez'i" hayatına düstur edinmesini bekliyorsun.

o kişi yılbaşı partilerinde senin ebeveyn olarak çocukken ona meşru gördüğün şeylerden farklı bir şey yapmıyor ki...
küfür öğreten akrabanın yanına gönderilmekte sakınca görülmeyen çocuk, yılbaşında hediyeleşidi diye kreşe gönderilmiyor aman ne kadar samimi. özellikle çoluk çocuk sahibi olanlar çocuğunuza müslüman noel kutlamazdan önce, müslüman harama bakmaz, müslüman namaz kılar, müslüman yalan söylemez, müslüman gıybet etmez'i, en başta Allah'ı ve resulünü öğretin. bunları anlatabildiyseniz çocuğunuza, o çocuk zaten yılbaşı kutlamayacaktır.

ama biz çok seviyoruz böyle sembolik şeyleri. ne meal, ne orjinalinden tek kelime kur an öğretmediğimiz, okumadığı için tepki göstermediğimiz çocuklarımıza kur an'ı belden aşağı taşımaması gerektiğini islamın ilk şartı gibi öğretmişiz, adam namaz kılmıyor ama ezan okununca ayağını toplamadı diye fırçayı basıyoruz. sonra herif 25 yaşına gelince de "olsun ya en azından ezana hürmeti var" diye kendimizi avutuyoruz. he yavrum aslında hepimizin kalbi temiz.
devamını gör...

atatürk e hakaret ettiği için hakkında yakalama emri çıkan zevat

gerçek diktatörlüğün hışmına uğramış zevattır. bir adamı kanunla eleştiriden korumak, eleştirene vatan haini muamelesi yapmak hangi demokrasiye sığmaktadır. en az m.kamal kadar kelle koltukta mücadele etmiş insanlara neden birileri bugün ağız dolusu sövebilmektedir madem?

100 yıl olmuş hala şu militarist faşist kafadan kurtulamadık.
devamını gör...

lens kullanmak

lenslerimin ustasıyım; gözlerimin hastasıyım.

ilk başlarda çok zorlandım kullanırken. hatta birkaç gün hiç kullanamadım. özellikle lensi gözlerime takmak tam bir işkenceye dönmüştü. bir türlü takamıyorum. ya elimde kalıyor ya göz kapağımın altına kaçıyordu gıcık! hatta birkaç kere lensleri aldığım gözlükçüye taktırdım.

ışte youtube'dan lens takma videoları izliyorum. onlar tek seferde lensleri gözlerine takıyorlar, eğleniyorlar. paso içinden geçiriyor niçin ben lens takamıyorum anne bende o yetenek niye yok! diye söyleniyor..*

hulasa bu lens takma videoları da bir işe yaramadı. bir aylık kullanımlık lenslerimin ilkini gözüme takmaya çalışırken mundar ettim. gözümde acayip batmalar yaptı ve onu attım. sonra zamanla alıştım ve kendi tekniğimi oluşturdum. artık ben de bir lens ustasıyım!
devamını gör...

alf

hayat mottosu : "bir dinciden daha çok sevmediğim şey, iki dincidir."

vardır hayatta böyleleri. tüm hayatını bir kısım insanlara nefretle geçirirler. dünyanın cehennemliğini onlardan bulurlar. ama kendileri de, kendilerine dönük bir nefreti görmezler, göremezler. yahut böyle bir nefreti doğurduklarını.

bunun dışında, söyleyecek söze odaklansa, kininden nefretinden arınsa, dilini dikenlerden arındırsa, dikkate değer şeyler de söylediği görülecektir. bu, kendisi için de en güzel olanıdır.
devamını gör...

erkek şampuanı kullanan kız

eskiden amacı nedir bilmediğim hanımlardı.

şimdi ise ev arkadaşım erkek şampuanı alınca anladım. meğerse kremsiz olduğundan kepek yapmıyormuş.
eve her şeyi ortak alınca, şampuan ne alayım diye sordu, takıl kafana göre dedim.

gitmiş clear man almış.
bi duş alıyorsunuz baştan aşağı traş losyonu kokuyosunuz.

bu sayede tüm kısmetlerimi kapadım çünkü erkek gibi kokuyorum.

babam eve geldi, tuvalete girmiş. bana hesap soruyor bu evde clear man’i kim kullanıyor diyor.

valla ev sahibi bizi atacak diye korkuyorum evde gizli gizli erkek besliyoruz sanki.
devamını gör...

13 yaşında uçak yapan kız

13 yaşında babası için uçak yapan sabrina pasterski, 19 yaşında mıt'yi bitirdi. şu an 23 yaşında ve fizik, uzay zaman teoremi ve kara delikler alanında serbest araştırma yapıyor. harvard üniversitesi tarafından çağın einstein'ı olarak anılıyor ve dünyanın en zeki insanlarından biri olarak gösteriliyor.

5 yaşındayken edison ismindeki üstün zekalı çocuklara eğitim veren okul tarafından kabul edilmiş. sabrina pasterski, 2003 yılında, daha 10 yaşındayken uçmaya başlamış ve uçuş derslerini tamamladıktan sonra babası için tek motorlu bir uçak yapmaya karar vermiş. 3 yıl süren çalışmanın ardından uçağını tamamlayan sabrina pasterski, 2007 yılında cont o-200a motorlu uçağıyla ilk deneme uçuşunu gerçekleştirdi. sadece parçalarıyla değil yazılımıyla da bizzat ilgilendiği uçak için yetkili kurumlardan uçabilir belgesi ve kuyruk numarası almayı başardı.

okulunu tam not ortalamasıyla bitiren ve 17 yaşında ıllinois matematik ve bilim akademisi'nden tam not ortalamasıyla mezun olan sabrina ülkenin en saygın üniversitelerinden mıt'ye ilk başvurusunda kabul edilmemiş.

13 yaşındaki kız yapabiliyorsa koca ülke olarak biz de yaparız herhalde.

detaylar burada
devamını gör...

leyla ile mecnun

yeryüzünün gördüğü en ince dizilerdendir.

adamlar gündemi de gönül ilişkilerini de arkadaşlığı da aileyi de öyle güzel işlemiş ki tarifi yok.
ulan bildiğin umut saçıyorlar.

yer iznik/bursa.
misafir olarak gittiğim bir evde sabaha gözlerimi açtım.
huyumdur, kalkar kalkmaz bir camı açar dışarıyı izlerim.
öyle de yaptım.
tam da böyle "hay ulan ben bu dünyanın..." modundayım söylemesi ayıp.
karşıma çıkan şu yazı tebessüm ettirdi.
o gün bugündür iyi gidiyor bir şeyler.

devamını gör...

buğday

filmi seyrettim lakin üzerine ne yazılabilir deyü düşünürken selim temo yazısını okudum. ulan diyerek bi kahkaha patlattım. çok güzel bi yazı olmuş. aynısının tıpkısı düşünceler içerisindeyim.

--- alıntı ---

buğday’daki irfan

film siyah beyaz ama çok sarışın. devlet zoruyla mücahit yaptığınız gençlere sunduğunuz ütopya, hatta distopya bu mu?
şimdi sığlıkla suçlayan çıkacak ama “buğday” filminden hiçbir şey anlamadım. üzerinize afiyet muhafazakâr değilim, ama dinî kıssalardan birkaçını bilirim. yine de memleket muhafazakârının her şeyde irfan bulmasını aklım almaz. bu yüksek irfan rekoltesi neden bu kadar vahşet ve hukuksuzluk üretir, onu hiç anlamam!
sinemardin festivali’nde izledim filmi. her yıl merakla beklediğim festival bir yıl gecikmeli de olsa mütevazı içeriğiyle çıkıp geldi. ilk yıllarda şarabı, cini ne varsa çöplendiğimiz festivalde vişne ve şeftali suyuna talim ettik. kayyımca atanmış göbekli daire başkanlarının hep karşıya bakan zevceleriyle katıldıkları kokteyl, taşların kaynaştığı eski mardin’de değil camları kaynaşan bir avm’de yapıldı. eskiden filmlerin gösterildiği sinema salonunu ise kayyımgil biçki dikiş kursu yapacakmış sanırım. onda da bir irfan vardır!

söz konusu festivalde izlediğim buğday filmi, bol para harcanmış full irfanî bir eser. bilmem kaç yılındayız. teknoloji süper ama bir sürü sorun üretmiş. anladığım kadarıyla bir koloni var ve orada buğday rekoltesi düşmüş –mısır olsa rahmetli kemal unakıtan yöntemiyle halledilirdi! buğday ekmesine ekiyorlar, ama bilim buğdayın genetiğini değiştirmiş, bu yüzden çürüyormuş. niye? bir şey maddesi eksikmiş, ilahî bir parça sanırım, bilim onu yapamıyormuş.

“sızıntı” diye bir dergi vardı, bedava dağıtılıyordu. lise birde miyim neyim, bu derginin nüshalarından birini gördüm. arılar peteğe, ağaçlar gövdeye, marullar göbeğe, yosunlar yüzeye Allah yazmışlar. vecdle dolduğum için günlerce uyku tutmamıştı. buğday’daki tohum meselesi de böyle bir şey galiba.

yalnız filmin neden ingilizce çekildiğini anlayamadım. yaw sen “türkçe konuş çok konuş” diyen neslin evladısın! yönetmenin bir “müslüman” olarak bütün dünyanın müslüman olacağına dair bir hayali de mi yok? sen o kadar cihat et ama gelecekteki dünya manhattan’ın daha çok beyazların takıldığı muhiti olsun.
konya işi bir bilimkurgu olarak buğday’da dünyadan pek çok insanı görüyoruz. tamam, iki türk çıkıp dünyayı kurtarsın ama arkadaş sarı ya da siyahî biri de çıkıp bir konuşsun, bir şey desin, yok. film siyah beyaz ama çok sarışın. devlet zoruyla mücahit yaptığınız gençlere sunduğunuz ütopya, hatta distopya bu mu?

esas oğlan erol erin, koloniyi yöneten şirkette zamanında cemil akman adlı mübarek bir zâtın çalıştığını ve eksik öğe teorisini ortaya attığını öğrenir. başlar bizimki bunu aramaya. bir kaosun içinden geçer. ben gezi’ye bir selam olarak anladım! sonunda argosuz queen ingilizcesi konuşan bir anarşist ve andrei adlı biri ile yola çıkarlar –filmdeki çevreciler, anarşistler, kanun kaçakları filan iyi bu arada. işte bir sınır var, bir grup robokop yüzünü koloniye çevirmiş yan yana duruyor. nasıl tehlikeli, nasıl tehlikeli, anlatamam. arayış içindeki erin sınırı nasıl geçecek peki? basit; her milimi tarayan lazer ışınlarının ortasına taş at geç. ufo’lara taş atan köylülerin dünya ilmine katkısını görüyoruz burada. öbür yandalar şimdi ama bbg evi yapmış bir neslin efradı olarak dronlara filan görünmüyorlar.

sonunda akman’ı bulur –birbirlerine bu pek şehirli soyadları ile hitap edip dururlar. yine ingilizce konuşurlar. sıfatı, yardımcı fiili yerli yerinde de o kadar kasmanın ne anlamı var? bol bol şiveli türkçe konuşun işte, etrafta türkçe bilmeyen biri de yok. madem gelecekte herkes ingilizce konuşacak bu irfan ehli kürtçeyi niye yasaklıyor? but world but!
akman süper şahane bir mürşit, her sözü hikmetli. tabii seküler, yoz mu yoz erin ne bilsin? tipik çekirge-usta hikâyesi. yalnız mürşitte iki tuhaf şey var: ingilizceyi biraz kastamonu aksanı ile konuşuyor, giysileri ise çarşamba cemaati üyeleri gibi. gitmişsin iki yüzyıl ötesine, bari vücuda yapışan bir hırka giy, ama ne gezer?
etrafta canlı kalmamış ama bunların çadırına bir kurt dadanıyor. her şey zehirli, karınca yok, göller ceset dolu, ama kurt pek sağlıklı. ondan korunmak için çadırın etrafına daire çiziyorlar. yerli ve millî koruma kalkanı böyle bir şey galiba.
dağ başında bir tekkeye gidiyorlar. tekkenin tahta bir kapısı var. kapı dediysem derme çatma bir şey. (üstünde davut yıldızı mı vardı bu arada?) ama bilin bakalım o kırık dökük kapıyı bizimkiler nasıl açıyor? nasa’nın gizli bir odasına ya da özel güvenlikli bir siteye girer gibi şifre ile! yani neredeyse daire numarasını gir, kareye bas bir sistem. etkilendim!

kubbenin altında zehirle kirlenmemiş temiz toprak var. onu alıp medeniyeti tekrar kuracaklar da sahne “köşedeki fırına un gelmiş, bir el atalım abiler” sahnesi. yorulunca plasenta şeklini almış kubbe dibine cenin gibi yatmalar filan. çok freudyen çok! sonra radyasyona batmış bir köye gidiyorlar. köylülerde radyasyondan korunmak için kaşkol filan var hiç değilse, bizimkilerde o da yok! taşlanıyorlar. sonra kafaya taşı yiyen akman cennete gidiyor, erin de onu duvar yarığından görüyor –yarıktan cennet görünüyor! seninki kavak ağaçları arasında dolaşıp buna el sallıyor. stv dizilerinin yüksek bütçeli versiyonu yani. onlar gibi sürekli “küfr”e düşüp dinî film çekiyoruz havasındalar. açık söylüyorum; dinle de alakası kalmamış muktedirleri onlar gibi görünen tipler böyle böyle kekliyor.
hayır gölde buldukları bebeğe ne oldu, andrei’ye ne oldu, buğday meselesi çözüldü mü, ibibikler ötecek mi, burası muş mu, yolu yokuş mu? bütün bu soruların cevabı yok. tamam irfan bulalım ama bir şey de demediniz ki. bir tek yanan ağaç var. bir sahabe yanan ağacı kucaklamıştı hani. erin ağacı kucaklasın diye bekliyorsun ama nerede?
bir ara “yusuf kompleksi” diye bir teori düşünmüştüm. bütün doğu edebiyatını bu “en güzel oğul” meseli üzerinden okumak mümkün mü diye soruyordum. yarım kaldı, daha doğrusu bir şey çıkmadı. bu filmde de yusuf meseline gönderme var diyenler oldu. pek göremedim doğrusu. hem bizim gibi yassı kafalı taşra aydınlarının dindar olanları neden yusuf meselini anar ki? günümüzün züleyhaları nefsimizle imtihan edecek şekilde dönüp bakmaz ki zaten. çirkiniz yahu, ne yusuf’u? babalarımız bizi sevmemekte haklı!

kültürel iktidarmış. bir şeyde de iktidar olmayın. hem kültürle iktidar olamazsınız, kültürü yok ederek iktidar oldunuz çünkü!
şimdi diyeceksiniz ki sen sığsın, filmdeki irfanı anlamamışsın, yok filanca peygamber şunu yaşamıştı, yok falanca sahabe bunu yaşamıştı. iyi ama bunlar peygamber değil, gıda mühendisi!
tekke kapısını açan şifreye taktım ama. dedektif filmlerinde biri birine telefon ederken tuşlara basardı hani. her tuşta başka bir nota olduğu için bizim dedektif numarayı ezberler, sonra da arardı. tekke kapısındaki şifrede de kesinlikle bir irfan vardır, ama acaba ne?!

--- alıntı ---
devamını gör...