bejan matur

mutad aralıklarla zaman gazetesinde yazan [yorum] alevi şair, yazar.

dünyada olmak acıdır, öğrendim *

yeryüzündeki tüm kızıl taşlara
tanrının kanı sürülmüştür.
bu yüzden kızıl taşlar
çocukluğumuzu öğretir.
tanrı, biz çocukken,
yanımızda dolaşır.
küpemize dokunur
ve kolyemize.
pabuçlarımıza ve kurdelamızın
kızçocuk olmak kıvrımına girer
saklanır.

kızıl bir elbise ve yatak almalıyım,
kızıl bir yüzük,
ve lamba.
o zaman olmalı ki,
annenin zamanı başlar ve tükenir.

beklemeyi bilen kan,
taş olmayı da bilir.
dünyada olmak acıdır. öğrendim.

kızıl karanlık
mavi karanlık
ve başlangıç
bir anlamı olmalı ki bunların,
bırakmaz bizi annemiz ve tanrımız.
devamını gör...
1968 pazarcık doğumlu yazarımsı şahıs...geçmişini bilmiyorum kolayca yaftalamak istemem ;ancak çok da samimi olmayan hüzün soslu bakışlarıyla mağdurluk edebiyatından palazlanmaya çalışan bir izlenim(dikkat:izlenim dedim!) veriyor.adam sanat ve defter dergisindeki ilk şiirleriyle biraz umutlandırmıştı şiirini takip edenleri;ama onu da elini yüzüne bulaştırdı daha sonra.malum,şiir zaman ve emek isteyen bir uğraş;belki de kürtçülük ve alevilik gibi paket bir konu daha cazip ve kolay gelmiştir bu "köşe yazarı"mıza!
devamını gör...
iyi yazar, iyi şair kalıplarını dolduran hatun. ufak tefek kara kuru tam bir kürt kızıdır. kendi şiirlerini çok güzel okur. diyarbakır'da bir kültür sanat vakfı kurmuş, vakfın bir yayını olarak harika bir albüm/kitap çalışmasına imza atmıştır (bkz: doğunun kapısı diyarbakır)
samimidir ayrıca*
devamını gör...
son yılların en çok konuşulan bayan yazarlarından, nihal bengisu nasıl başörtülü olduğu için sivrildi ise bu da kürt olduğu için sivrildi.
devamını gör...
--- alıntı ---
''Benim babam kırk yıldır Cumhuriyet okur, hayatı boyunca CHP'ye oy vermiştir' cümlesiyle başlayan yazımın başlığı 'Bize yakışmaz'dı.
'Bize yakışmaz' diyen babamdı; CHP'nin ve modern Cumhuriyet'in sadık bir destekçisi olarak Alevilerin neden liberal de olsa sağ kökenli bir partiye gidemeyeceğini anlatıyordu. Evet özellikle Kürt Alevilerin dünyasında solla özdeşleşmiş partilere yönelmek neredeyse genetik bir ahlak kodu ve başka eğilimler zinhar hoş karşılanmaz.

Aslında başka eğilimi yeşertecek bir iklim de yok. Katliam hikâyeleriyle büyümüş ve kendi katlinin her daim bir ihtimal olduğunu düşünen Aleviler, bir varlık yokluk meselesi gibi gördükleri siyaseti, merkeze eklemlenerek yürütebiliyorlar ancak.''
--- alıntı ---

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=917980&title=bize-yakismaz2

*


devamını gör...

--- alıntı ---
Yazarın halkla imtihanı


Söz dönüp dolaşıp cumhuriyetle halk arasına sıkıştı. Zaten oradan çıkmış değildi. Neticede hepimiz, cumhuriyetle halk arasındaki fasılayı kapatamayan tarihin mirasıyla uğraşıyoruz. Yaşanan sorunların zihinlerde bıraktığı tortuyla yüzleşiyoruz.
Buradan nasıl çıkılacak? Benim aklıma samimiyet geliyor. Başka da yol göremiyorum. Ama kolay değil. Çünkü kuruluşunda zorlama olan, devamla sahtelik üretiyor. Şovun bir parçası da bu sahteliğin kendini vicdan gibi yansıtması. Ne acıklı!

Hafta sonu Dolmabahçe'de Başbakan yazarları dinledi. Orada bulunmaya ve bulunmamaya gereğinden fazla anlam yükleyen birileri, kişisel hezeyanlarını fikir tartışması gibi göstermeye çalıştı. Bunları üzerinde durmaya değer görmüyorum. Çünkü asıl üzerinde durulması gereken, toplantıdan yansıyan Türkiye gerçeğidir. Bugüne kadar zannediliyordu ki, demokratikleşme konusunda herkes hemfikir, fakat devletin dinamikleri statükocu olduğundan mesafe alınamıyor. Oysa görüyoruz ki; Türkiye'de yazarlar bile jakoben devlet anlayışının korktuğu kadar korkuyorlar halktan.

Toplantıda söz alan bazı yazarların yukarıdan bulduğum ve eleştirdiğim üslubu, 80 yıllık tarihin tipik bir ürünüydü. Yani, beyaz, medeni Türk'ün, geri kalmış, eğitimsiz, töreden başka değer bilmeyen Kürtlere, muhafazakârlara ayrıca güvenilmez buldukları gayrimüslimlere, makul vatandaşlığı öğretmeyi iş edinmiş olmaları. Klasik 'Halk ne fena be kardeşim' üslubu.

Öyle ki toplantıya katılan bir kadın psikolog yazar; 'Kürtlerde etnik nüfusu artırmak amacıyla her ailede 25 kişi yaşıyor.' diyebildi. Bir başkası iyi niyetli olduğundan şüphe etmediğim bir yaklaşımla 'Kürtler çocuklarına iyi davranmıyorlar...' demekten alamadı kendini. Eğitimden başlayarak, taş atan çocuklara kadar, Kürtler söz konusu olduğunda ortaya çıkan resmin iyileştirilmeye muhtaç bir halk yığını görüntüsü vermesi bilmediğimiz şey değil. Şark Islahat Planı'nın konusu da aynı topluluktu zaten! Gel görelim ki ıslah olamadan bugüne geldiler. Belki de gördükleri aşırı zulümden barbar kalmayı 'kendi olarak kalmanın' çaresi zannettiler! Onların çekildiği bu arkaik reflekste, cumhuriyetin günahlarını hiç hesaba katmadan bütün faturayı halka çıkaran yazarın kalibresini ölçmeyi okura bırakıyorum.

Ama bu öneri de hafıza ile maluliyet engeline takılabilir. Bu kadar ciddi bir hafıza sorununun panzehiri doğru bir tarih okumasıdır ancak.

O halde işin ABC'sinden başlamalı: Bundan sonra neden demokratikleşemediğimizi merak edenler, Cumhuriyet'in mübadele metinlerini, inkılap kanunlarını, Şark Islahat Planı'nı dikkatle incelesinler. Bu yeniden okumaya, Lozan'a giden süreçteki uygulamaların bilgisi eşlik ederse sonuç şahane olur. Belki bu vesileyle, beyaz kadroların her fırsatta bir argüman olarak öne sürdüğü; gerici Şeyh Sait ayaklanması yaşanmasaydı cumhuriyet bu kadar otoriter bir yapıya bürünmezdi iddiasının anakronik bir okuma olduğu fark edilir.

Bu tarihle yüzleşemeyenlerin cumhuriyetin yargıcına güveni şaşırtıcı değil tabii!

Bu vesileyle, halk jürisini tercih etmemin altında başka nedenler arayanlara söyleyeceğim şudur:

Cumhuriyet kadrolarının kurban seçtikleri arasında sadece Ermeniler, Kürtler, Rumlar ya da başka bir ırk yok. Cumhuriyetin otoriterliğini besleyen temel güdü; 'halka güvenmeyeceksin' dayatmasıydı! Başbakan'ın yazarlarla buluşması toplantısında da bu refleks değişmedi. Sağ ya da sol siyasal gelenekten gelmeleri fark etmiyor, iki tarafta da halka güvenmeyen küçük jakobenler olduğunu gördük.

Durum böyleyken Cumhuriyet yargıçları yerine, halk jürisine güvenmemi sorun yapan yazarların, halkı gerçekte nasıl gördüklerini itiraf etmeleri gerekiyor.

Ve son olarak şuna samimiyetle inanıyorum: Bu topraklarda halkın vicdanı her durumda sığınılacak son kaledir. Çünkü halkın sahte olmayan benliğinden bir vicdan doğma ihtimali hep var. Ama sahte rejimin sahte aydınından hakikatli bir vicdan doğması ne yazık ki mümkün değil.


--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar