beyaz gemi

bir çocuğun dünyasına bakmanızı sağlar bu roman. kendi dünyanızdan, o saf ve hayallerle dolu dünyaya bakarken garip bir hüzün gelir ve kuruluverir sayfaların arasına. cümlelerin aşikar ettiği bir hüzünden çok, kelimelerin arasına saklanmıştır o. okuyucu bulur, çıkarır onu yerinden. aytmatov'un güzel bir eseridir.
devamını gör...

--- alıntı ---
onun iki masalı vardı. biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. sonra ikisi de yok olup gitti.
--- alıntı ---

masallar nihayete erdiğinde bir çocuk ölüyor. ölümüydü belki her şeyi inkar edişi çocuğun.
devamını gör...
san-taş vadisi’nde etrafındaki beş-altı insanla yaşamak zorunda olan, dedesinden başka seveni olmayan, gerçek hayatında mutsuz olan fakat hayal dünyasında mutlu olmaya çalışan bir çocuğun psikolojisini konu almakta olan cengiz aytmatov romanı.

devamını gör...
12.
cengiz aytmatov'un tokat gibi romanı... roman hem kurgusuyla hem de finaliyle muhteşemdir...finali yüzünden de oldukça eleştirilmiş romandır ve sonraki romanı deniz kıyısında koşan alaköpek'te bu eleştirilere bianen zıt bir final uygulamıştır...çocuğun dedesine bakıp "onu öyle seviyorum ki ,ona öyle içim yanıyor ki sarılıp ağlayasım geliyor..." dediği bir yer var ki offf offf...okuyun valla...
devamını gör...
buradaki çocuk, cengiz aytmatov'dur. kendisi küçük bir çocukken, halk düşmanı olduğu gerekçesiyle götürülüp yıllarca haber alınamayan babasıdır "beyaz gemi".. babası törekul aytmatov'un yıllar sonra kemikleri bulunur tesadüfen, kendi cenazesi de o kemiklerin bulunduğu mezar yerine gömülür.. beyaz gemi'ye bakıp hasret çeken çocuk dalgalarla değil, topraklarla babasına kulaç atmıştır..

cengiz aytmatov hakkında bu bilgiler için: (bkz: kuz başındaki avcının çığlığı)
devamını gör...
bir çocuğun hayallerini, hayal kırıklıklarını, etrafındaki insanların psikolojilerini mükemmel yansıtan, okurken özellikle de dedenin çaresizliğine sık sık gözlerin dolmasına sebep olan cengiz aytmatov eseri.
nedendir bilmem çok tanınmış bir yazar olmasına karşın cengiz aytmatov'u okumaya hiç yanaşmamıştım ama beyaz gemi'yi okuduktan sonra neden bu kadar geç kaldım diye sordum kendime.
devamını gör...
beyaz gemi'de anlatılan maral ana efsanesi'nde ve efsane paralelinde işlenen hikayede evrensel ve milli olmak üzere iki ayrı düzlem veya boyut olduğunu düşünüyorum.

evrensel boyut: insan, boynuzlu maral ana'yla temsil edilen tabiata hürmet etmelidir. varlığımızı, sürdürdüğümüz hayatı sebepler bağlamında ona borçluyuz, onun sayesinde hayattayız. ne var ki biz insan cinsi, kendimizi ait olduğumuz vücuda geçiren pençe gibiyiz. maral ana'nın onun midesine kurşun dolduran çocukları, hayırsız evlatlarız.

milli boyut: maral ana bir yandan da bir topluluğu/milleti anlamlı hale getiren ortak değerler alanıdır. bir kelimeyle dindir, dildir, gelenektir, tarih ve kader birliğidir. efsanede düşmanın kırımından tesadüf eseri kurtulan ve ecellerine kendi ayaklarıyla giden oğlanla kızı tekrar kurtaran, onları besleyip büyüten ve çoğalmalarını sağlayan, arkalarını toplayan, onları bir boy bir millet haline getiren, onlara kimlik veren ve anlam kazandıran maral ana'dır. maralları avlayıp boynuzlarını mezara dikme davranışı yozlaşmanın tespiti, onlarla temsil edilen milli kimliğin kuru bir hamasete kurban edilmesinin örneklenmesi gibidir.

hikayede insanların iyi ve kötü arasındaki mücadelede nerede durdukları da maral ana'ya yaklaşımları bağlamında şekillenir:

çocuk: hayal dünyası, sevgisi, temiz kalbi ve saflığıyla katıksız iyidir. bütün varlığı bunlardan ibaret olduğu için de çok doğal bir biçimde iyiliğin yanındadır; hürmet ettiği şeye halel getiren kıyıcı realiteyle teması, daha doğrusu bu realiteye toslaması onu öldürecek kadar şiddetli, içindeki iyilik duygusu ise kötülüğe boyun eğmesine veya onu kanıksamasına müsaade etmeyecek kadar büyüktür.

mümin dede: sorumlulukları vardır. kısır kızını gaddar damadından, ana-babası tarafından terk edilen torununu ikinci karısından ve diğer olumsuzluklardan korumak zorundadır. bir anlamda kaybedecek çok şeyi vardır kendisine göre ve bu şeylere karşı hissettiği sorumluluk duygusu onu gönülsüz de olsa kötü olana boyun eğdirir.

seydahmet: duyarsız bir tiptir. zahiren kötü değildir ancak duyarsızlığı ve nefsine düşkünlüğü onu kötülüğe taraf etmektedir.

gülcemal: o zamanki dünyanın ekserisindeki kadınlar gibidir. derdi çocuk büyütmek, ev işi görmektir. devrin kadını böyledir işte, siliktir.

bekey hala: derdi kısırlığıdır. ''kısır olmasa bambaşka biri olurdu'' denir hikayede. öyle olur muydu peki gerçekten? hayır. herhalde o da bir başka gülcemal olurdu..

nine: nine öz değil üveydir. mümin dedeye sonradan varmıştır. karnının tokluğunu ve rahatını düşünür sadece. bu nedenle mümin dedeyi kötülüğe boyun eğmeye zorlar, onun için iyi veya kötü yoktur bir anlamda, meşru olsun olmasın ihtiyaçlarını karşılayacağı kaynaklar, çıkarlar vardır.

orozkul enişte: karısının kısırlığı nedeniyle baba olamayan bu adam kötü olduğu için mi kader tarafından böyle bir nimetten mahrumiyet cezasına çarptırılmıştır yoksa uğradığı bu kader mi onu kötü yapmıştır belli değildir. belli olan bu herifin kifayetsiz muhterisin teki olduğu, elindeki imkanlar ne kadarına müsaade ediyorsa o kadar zalim, o kadar kıyıcı olduğudur. değer dünyası nefsinden ibaret ve nefsinin isteklerine gayrimeşru, zalimane yollardan ulaşmaktan haz alan atomistik bir birey tiplemesidir.

beyaz gemi'de de insan var işte. iyi insan, kötü insan; insanın iyi tarafı, insanın kötü tarafı; değerlerden nasiplenen insan, değerleri çiğneyen insan; umut eden insan, nefret eden insan; hayal kuran insan, zihninde daima kötülük kuran insan; sahip çıkan insan, inkâr eden insan; koruyan insan, saldıran insan. derdimiz insan, devamız insan..
devamını gör...
beyaz gemi'de anlatılan maral ana efsanesi'nde ve efsane paralelinde işlenen hikayede evrensel ve milli olmak üzere iki ayrı düzlem veya boyut olduğunu düşünüyorum.

evrensel boyut: insan, boynuzlu maral ana'yla temsil edilen tabiata hürmet etmelidir. varlığımızı, sürdürdüğümüz hayatı sebepler bağlamında ona borçluyuz, onun sayesinde hayattayız. ne var ki biz insan cinsi, kendisini ait olduğu vücuda geçiren pençe gibiyiz. maral ana'nın onun midesine kurşun dolduran çocukları, hayırsız evlatlarız.

milli boyut: maral ana bir yandan da bir topluluğu/milleti anlamlı hale getiren ortak değerler alanıdır. bir kelimeyle dindir, dildir, gelenektir, tarih ve kader birliğidir. efsanede düşmanın kırımından tesadüf eseri kurtulan ve ecellerine kendi ayaklarıyla giden oğlanla kızı tekrar kurtaran, onları besleyip büyüten ve çoğalmalarını sağlayan, arkalarını toplayan, onları bir boy bir millet haline getiren, onlara kimlik veren ve anlam kazandıran maral ana'dır. maralları avlayıp boynuzlarını mezara dikme davranışı yozlaşmanın tespiti, onlarla temsil edilen milli kimliğin kuru bir hamasete kurban edilmesinin örneklenmesi gibidir.

hikayede insanların iyi ve kötü arasındaki mücadelede nerede durdukları da maral ana'ya yaklaşımları bağlamında şekillenir:

çocuk: hayal dünyası, sevgisi, temiz kalbi ve saflığıyla katıksız iyidir. bütün varlığı bunlardan ibaret olduğu için de çok doğal bir biçimde iyiliğin yanındadır; hürmet ettiği şeye halel getiren kıyıcı realiteyle teması, daha doğrusu bu realiteye toslaması onu öldürecek kadar şiddetli, içindeki iyilik duygusu ise kötülüğe boyun eğmesine veya onu kanıksamasına müsaade etmeyecek kadar büyüktür.

mümin dede: sorumlulukları vardır. kısır kızını gaddar damadından, ana-babası tarafından terk edilen torununu ikinci karısından ve diğer olumsuzluklardan korumak zorundadır. bir anlamda kaybedecek çok şeyi vardır kendisine göre ve bu şeylere karşı hissettiği sorumluluk duygusu onu gönülsüz de olsa kötü olana boyun eğdirir.

seydahmet: duyarsız bir tiptir. zahiren kötü değildir ancak duyarsızlığı ve nefsine düşkünlüğü onu kötülüğe taraf etmektedir.

gülcemal: o zamanki dünyanın ekserisindeki kadınlar gibidir. derdi çocuk büyütmek, ev işi görmektir. devrin kadını böyledir işte, siliktir.

bekey hala: derdi kısırlığıdır. ''kısır olmasa bambaşka biri olurdu'' denir hikayede. öyle olur muydu peki gerçekten? hayır. herhalde o da bir başka gülcemal olurdu..

nine: nine öz değil üveydir. mümin dedeye sonradan varmıştır. karnının tokluğunu ve rahatını düşünür sadece. bu nedenle mümin dedeyi kötülüğe boyun eğmeye zorlar, onun için iyi veya kötü yoktur bir anlamda, meşru olsun olmasın ihtiyaçlarını karşılayacağı kaynaklar, çıkarlar vardır.

orozkul enişte: karısının kısırlığı nedeniyle baba olamayan bu adam kötü olduğu için mi kader tarafından böyle bir nimetten mahrumiyet cezasına çarptırılmıştır yoksa uğradığı bu kader mi onu kötü yapmıştır belli değildir. belli olan bu herifin kifayetsiz muhterisin teki olduğu, elindeki imkanlar ne kadarına müsaade ediyorsa o kadar zalim, o kadar kıyıcı olduğudur. değer dünyası nefsinden ibaret ve nefsinin isteklerine gayrimeşru, zalimane yollardan ulaşmaktan haz alan atomistik bir birey tiplemesidir.

beyaz gemi'de de insan var işte. iyi insan, kötü insan; insanın iyi tarafı, insanın kötü tarafı; değerlerden nasiplenen insan, değerleri çiğneyen insan; umut eden insan, nefret eden insan; hayal kuran insan, zihninde daima kötülük kuran insan; sahip çıkan insan, inkâr eden insan; koruyan insan, saldıran insan. derdimiz insan, devamız insan..
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar