bilmek

bilir misin?


derunumda ürperten bir ses

sev bana sev der… bilir misin?

ebed için aldığım nefes

öl bana öl der… bilir misin?



unutur dünya toprak evim

n’olur gel artık gözün sevim

“akıl kömür gönül alevim”

yan bana yan der… bilir misin?



mana garip sözler aynasız

ne desem söylesem faydasız

her gün düşümde gördüğüm kız

gel bana gel der… bilir misin?



enis’im… ne sen söyle ne ben

bir yâre ki gönlüme giren

ilaç varsa söylesin bilen?

sor bana sor der… bilir misin?
devamını gör...
meiji döneminde japon usta nan-in, zen incelemeleri yapmaya gelen bir üniversite profesörünü karşılar. nan-in, konuğuna çay sunar. profesörün fincanını doldurur, ama durmaz. çayı fincana döker de döker. konuk profesör taşan çaylara bakadurmaktadır. bir süre sonra, kendini tutamayıp, boşalır: taştı! artık almaz ki!.
bu fincan gibi der nan-in, sen de kendi düşüncelerin, kurgularınla dolusun. önce fincanını boşaltmazsan, sana zeni nasıl gösterebilirim ki
devamını gör...
kelimenin öz manasından hareket edersek bilmek alim olmayı gerektirir ki insan için imkansızdır. çünkü alim olan Allah (c.c.)dur.

kısacası insan için imkansız olan...

"bildiğim birşey varsa o da hiçbirşey bilmediğimdir"...
devamını gör...
üçüncü gündü, ustam beni yanına oturttu.
"hikayesini bilmediğin, dahası kavramadığın, dahası anlamadığın bir şeyi çizmek zordur ilyas," dedi.
"insan bilmediği şeye el uzatmamalı,
"el uzatıyorsa bilmeyi göze almalı,
"bilmeyi göze almak zordur ilyas;
"bilmek ürkütür insanı, korkutur. bilmek lanetlenmektir biraz da...
"sana şahmeran'ın hikayesini anlatacağım. haydi çizmeye başla!"

"dilersen ustam, anlat, ondan sonra çizeyim," dedim.

"olmaz," dedi. "belki o zaman hiç çizemezsin. hele hepsini birden anlarsan, hiç, ama hiç çizemezsin. başlarken çok fazla şey bilmek gerekmez. bilmek zamanla gerekir. yaşadıkça hissedilir eksikliği. yaşamında eksikliğini hissetmediğin bir şeyi bilmek insana hiçbir şey katmaz. çizmekten vazgeçemeyeceğin zaman gelince, işte o zaman gelince göze alırsın her şeyi, hepsini bilmeyi."**
devamını gör...

birlikte kullanılmış: mevsimler, kitaplar ve bir müzik.
anahtarlar, çay fincanları, ekmek sepeti, çarşaflar ve bir yatak.
sözcüklerden, jestlerden oluşma bir çeyiz, beraber getirilmiş, kullanılmış, eskitilmiş.
uyulmuş bir ev düzeni. söylenmiş. yapılmış. ve hep el verilmiş.

kışa, bir viyana ezgisine ve yaza gönül verdim.
haritalara, dağda bir yuvaya, bir kıyıya ve bir yatağa.
kutsal saydım randevuları, vaadleri dönülemez ilan ettim,
coşkuyla taptım birşeye ve dinime bağlı kaldım önünde bir hiçin,

(-katlanmış gazetenin, soğumuş külün, üstünde not bulunan kağıdın)
korkusuzdum dine, çünkü kilise bu yataktı.

denizin manzarasında doğdu tükenmeyen resim sanatım.
balkondan eğildiğimde halkları, yani komşularımı selamlayabilirdim.
şöminedeki ateşin başında, güvenlik içindeyken, saçlarım en canlı rengindeydi.
kapının çalışı ise alarm ziliydi sevincim için.

sen değilsin yitirdiğim,
dünya.

ingeborg bachmann
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar