bir adam yaratmak

necip fazıl'ın muhteşŸem tiyatro eseridir. üstad bu eseri 1937 yılında zonguldak'ta yazmışŸ ve istanbul şžehir tiyatrosunun 1937-38 sezonunda muhsin ertuğŸrultarafından sahnelenmişŸtir. necip fazıl bu eseri arkadaşŸı muhsin ertuğŸrulun oynaması için yazmışŸtır. yani eser yazılırken bunu kimin oynayacağŸı zaten bellidir. eser 1977 yılında sinemaya uyarlanmışŸtır. filmde hüsrev karakterini ahmet mekin canlandırmışŸtır filmin yönetmeni iseyücel çakmaklı.

-spoiler-

necip fazıl bu eserde kadın erkek arasındaki ilişŸkiyi, kaderi, ölümü, var olmayı, inanmayı, ilah kavramını, cemiyet içi ilişŸkilerdeki ikiyüzlülüğŸü, medyayı ve daha bir çok konuyu irdeler. eser bütünüyle bir başŸyapıttır fakat burada tamamını yazma imkanı olmadığŸı için bazı replikleri vermekle iktifa edeceğŸim:

"can sıkıntısından bunalanlar bilir. hayatla aralarında cama benzer şŸeffaf bir engel vardır. sinekler gibi çırpınırlar, bu cam delinmez."

"çok yalnızım. yalnızlığŸımı gidermek için aldığŸım her tedbir, yalnızlığŸımı çoğŸaltmak oluyor."

"boyuna tabii olmayan insanı tarif edersiniz. bir de tabii insanı tarif etsenize! kimbilir meydana nasıl bir tip çıkar? vahşŸilerin putları gibi bir şŸey.insan şŸeklinde bir odun. hafızası hayali, teessürü yok. ittiğŸin zaman gidiyor, bıraktığŸın zaman duruyor. bu mu tabii adam??"

"Ben mi samimi ve tabii değŸilim? ben samimi ve tabii değŸilsem şŸu anda, o halde can çekişŸen bir hayvan mesela başŸı taşŸla ezilmişŸ bir solucan da, kıvranışŸlarında samimi ve tabii değŸildir."

"Sen o kadin tipindensin ki, yüzüne manevi bir kapi kapatildiğŸi zaman onu görmez, kendisine mal etmez. içeriye girmemesi icin maddi bir kapidan ve zorla itilmek ister. Bir sihirbaz inceliğŸi ile başŸlayan bir işŸ, bir hamal kabaliğŸi ile bitirilmeli ki neticeye akli ersin."

"Her zaman beynimi tirmalamis bir misal hatirlarim. Bakin nasil! Meselâ bir gün, Eminönü meydaninda bir otomobil bir adami çigner. Hadiseden on dakika evveline gidelim. Adam, meselâ Gülhane Parkinin önündedir. Otomobil de faraza Taksim'den geliyor. Manzarayi görüyor musunuz? Geliyor? Bin otomobil içinde bir otomobil ve yüz bin adam içinde bir adam. Ne adam çignenecegini bilir, ne de otomobil çigneyecegini. Ikisi de bir sürü tesadüflerle bilmeden birbirine dogru yaklasirlar. Meselâ adam bir dükkânin önünde durur. Bir kutu kibrit alir. Bir iki adim atar. Bir arkadasiyla konusur. Bir vitrini seyreder. Bu masum hareketlerin bile birkaç dakika sonra kopacak faciada hisseleri vardir. Bütün bu hadiseler esrarli bir sekilde geçe geçe nihayet mes'um ani dogururlar. O an gayet basit bir son sebebe dayanir. Bir dalginlik, bir belirsizlik, su bu. Tesadüflerin kim bilir nasil ve nereden idare edilen son derece girift ve içinden çikilmaz bir riyaziyesi vardir”

"vicdanım mı yanacak? şŸu anda her yerim yanıyor. vicdanım nasıl olmuşŸ da kurtulmuşŸ"

"Ben ne yaptim? Bir hududu zorladim. Kendimin disina çikmak isterken kendime rast geldim. Meger kul oldugumu anlamak için Allahlik taslamaliymisim. Meger nasil yaratildigimi anlamak için bir adam yaratmaya kalkismaliymisim. Ben ne yaptim? En saglam basamagi ayagimdan kaydirdim. Körlügü zedeledim. Simdi görünen seye nasil bakayim? Insan kaderini bir rüya gibi uykuda bulur. Bu rüyayi uyanik nasil seyredeyim? Allahla kalabalik arasinda kaldim. Boslukta nasil durayim?"

“ben tirmanmak istedigim kayadan düstüm. Meger çok ileriye gitmisim. yasak ülkelere girmisim. gözü kör, yürürken, bir çiyan yuvasina basar gibi bazi sirlarin üstüne bastim. Onlar gaip âleminin bekçileriydi. Ürktüler ve beni çarptilar. Yaratici neymis, yaratmaga kalkisarak tanidim. Yalanci ilâh, dogrusunu tanidi! Gölge artist öz sanatkâri tanidi. Ben simdi, su anda taniyorum Allahi. Ilminin, sanatinin karsisinda aklimi veriyorum. Aklim bir cephane deposu gibi patliyor, kül oluyor."

''osman hiç bıçağŸın deşŸtiğŸi yerden kan akmaz olur mu? benim de beynimden kan akıyor.ben düşŸünmüyorum,beynim kaynıyor. görüyorum, gözlerimi yumunca görüyorum.beynimin etten yuvarlağŸı üstünde her düşŸünce bir damla siyah kan gibi yuvarlanıyor.ben istemiyorum osman! fakat hiç bıçağŸın deşŸtiğŸi yerden kan akmaz olur mu?''

"herkesi düşŸündürmeye calışŸ, düşŸündüremezsin. beni düşŸündürmemeye çalişŸ yine elinden birşŸey gelmez. ben başŸkalarinin düşŸünmemeye mahkum oldugu kadar düşŸünmeye mahkumum. osman! pencereleri açmak istiyorum. başŸımı soğŸuk havaya uzatmak ve köpekler gibi haykırarak halkı penceremin altında toplamak istiyorum. düşŸünmek istemiyorum diye bağŸırmak, ulumak istiyorum. osman, düşŸünmek istemiyorum! düşŸünmek istemiyorum...."

"Bir sigara kağŸıdını şŸu masaya koy,üç yüz sene sonra gel,yerinde bulursun. Belki sararmışŸ,belki buruşŸmuşŸ,fakat yine o. Bir sigara kağŸıdı kadar yaşŸamıyoruz. Kefenimizden evvel çürüyoruz"

"Allahım ben yok olamam! her şŸey olurum yok olamam. parça parça doğŸranabilirim. tütün gibi kurutulabilir, ince ince kıyılır, bir çubuğŸa doldurulur, içilir havaya savrulabilirim. fakat yok olamam. madem ki bu kadar korkuyorum, yok olamam. eczahane camekanlarında, ispirto dolu bir kavanoz içinde, düşŸürülmüşŸ bir çocuk ölüsü gibi , yumruk kadar bir et parçasına inebilir, bir şŸişŸeye hapsedilebilirim.fakat şŸişŸenin camından yine dışŸarıyı seyreder, önümden geçenleri görür, kendimi bilir ve duyar, kendimi ve Allahımı düşŸünebilirim. razı değŸilim Allahım! yok olmaya, kalmamaya, gelmemişŸ olmaya, mevcut olmamaya razı değŸilim. bu dünyada bırakamayacağŸım hiçbir şŸey yok. ne deniz, ne şŸehir, ne ağŸaç, ne ev, ne kadın, ne de ben. bu kalıbım, bu zarfım., bu kafesimle ben. onların hepsini bırakabilirim. fakat şŸuurumu, bilmek, duymak, var olmak şŸuurumu bırakamam. razıyım bir toz parçası olayım. insanlar üzerime basarak geçsin. canım acısın, duyayım. canımın acıdığŸıını duyayım. razıyım bir kertenkele olayım. kızgın yaz günlerinde bir bahçe duvarına tırmanayım. tırnaklarımı tuğŸlalara geçireyim.yeşŸil ve ıslak sırtımı güneşŸe vereyim. fakat güneşŸle sırtım arasındaki öpüşŸmeyi duyayım. tuğŸlaların incecik zerreleriini sayayım. kovuklardaki böceklerin, bir boru içinden bakar gibi bana baktıklarını göreyim ve düşŸüneyim.razıyım bir nokta olayım. fakat o noktaya bütün kainat, bütün mevcudiyle dolsun. ben yok olamam.ağŸlarım, tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm fakat yok olamam. her şŸey benim olsun, vereyim, gökler, yıldızlar, gökteki samanyolu, ay, dünya, vereyim. fakat aklım bana kalsın. aklım bana kalsın! aklım!.."

"kimse bana kendim kadar düşŸman değŸil."

"dostlarım malum! düşŸmanımı tanımak istiyorum. ben senin düşŸmanınım diyecek kadar namus aptalı kim var? onu bulmak ayaklarına kapanmak istiyorum"

"aptal muharrir! ölüme ilaç ölümdür."

"kağŸıt yanar, bir kül yaprağŸı olur. değŸişŸmişŸtir. artık geçmişŸ ola! bir daha eski haline dönmez. bende bir kere değŸişŸtim. artık geçmişŸ ola."

"-evladım gitme gitme!
-napıyım anne kestiniz incir ağŸacımı..."

- spoiler-
devamını gör...
necip fazıl'ın muhteşem tiyatro eseridir. üstad bu eseri 1937 yılında zonguldak'ta yazmış ve istanbul åžehir tiyatrosunun 1937-38 sezonunda muhsin ertuğrultarafından sahnelenmiştir. necip fazıl bu eseri arkadaşı muhsin ertuğrulun oynaması için yazmıştır. yani eser yazılırken bunu kimin oynayacağı zaten bellidir. eser 1977 yılında sinemaya uyarlanmıştır. filmde hüsrev karakterini ahmet mekin canlandırmıştır filmin yönetmeni iseyücel çakmaklı.

-spoiler-

necip fazıl bu eserde kadın erkek arasındaki ilişkiyi, kaderi, ölümü, var olmayı, inanmayı, ilah kavramını, cemiyet içi ilişkilerdeki ikiyüzlülüğü, medyayı ve daha bir çok konuyu irdeler. eser bütünüyle bir başyapıttır fakat burada tamamını yazma imkanı olmadığı için bazı replikleri vermekle iktifa edeceğim:

"can sıkıntısından bunalanlar bilir. hayatla aralarında cama benzer şeffaf bir engel vardır. sinekler gibi çırpınırlar, bu cam delinmez."

"çok yalnızım. yalnızlığımı gidermek için aldığım her tedbir, yalnızlığımı çoğaltmak oluyor."

"boyuna tabii olmayan insanı tarif edersiniz. bir de tabii insanı tarif etsenize! kimbilir meydana nasıl bir tip çıkar? vahşilerin putları gibi bir şey.insan şeklinde bir odun. hafızası hayali, teessürü yok. ittiğin zaman gidiyor, bıraktığın zaman duruyor. bu mu tabii adam??"

"Ben mi samimi ve tabii değilim? ben samimi ve tabii değilsem şu anda, o halde can çekişen bir hayvan mesela başı taşla ezilmiş bir solucan da, kıvranışlarında samimi ve tabii değildir."

"Sen o kadin tipindensin ki, yüzüne manevi bir kapi kapatildiği zaman onu görmez, kendisine mal etmez. içeriye girmemesi icin maddi bir kapidan ve zorla itilmek ister. Bir sihirbaz inceliği ile başlayan bir iş, bir hamal kabaliği ile bitirilmeli ki neticeye akli ersin."

"Her zaman beynimi tirmalamis bir misal hatirlarim. Bakin nasil! Meselâ bir gün, Eminönü meydaninda bir otomobil bir adami çigner. Hadiseden on dakika evveline gidelim. Adam, meselâ Gülhane Parkinin önündedir. Otomobil de faraza Taksim'den geliyor. Manzarayi görüyor musunuz? Geliyor? Bin otomobil içinde bir otomobil ve yüz bin adam içinde bir adam. Ne adam çignenecegini bilir, ne de otomobil çigneyecegini. Ikisi de bir sürü tesadüflerle bilmeden birbirine dogru yaklasirlar. Meselâ adam bir dükkânin önünde durur. Bir kutu kibrit alir. Bir iki adim atar. Bir arkadasiyla konusur. Bir vitrini seyreder. Bu masum hareketlerin bile birkaç dakika sonra kopacak faciada hisseleri vardir. Bütün bu hadiseler esrarli bir sekilde geçe geçe nihayet mes'um ani dogururlar. O an gayet basit bir son sebebe dayanir. Bir dalginlik, bir belirsizlik, su bu. Tesadüflerin kim bilir nasil ve nereden idare edilen son derece girift ve içinden çikilmaz bir riyaziyesi vardir”

"vicdanım mı yanacak? şu anda her yerim yanıyor. vicdanım nasıl olmuş da kurtulmuş"

"Ben ne yaptim? Bir hududu zorladim. Kendimin disina çikmak isterken kendime rast geldim. Meger kul oldugumu anlamak için Allahlik taslamaliymisim. Meger nasil yaratildigimi anlamak için bir adam yaratmaya kalkismaliymisim. Ben ne yaptim? En saglam basamagi ayagimdan kaydirdim. Körlügü zedeledim. Simdi görünen seye nasil bakayim? Insan kaderini bir rüya gibi uykuda bulur. Bu rüyayi uyanik nasil seyredeyim? Allahla kalabalik arasinda kaldim. Boslukta nasil durayim?"

“ben tirmanmak istedigim kayadan düstüm. Meger çok ileriye gitmisim. yasak ülkelere girmisim. gözü kör, yürürken, bir çiyan yuvasina basar gibi bazi sirlarin üstüne bastim. Onlar gaip âleminin bekçileriydi. Ürktüler ve beni çarptilar. Yaratici neymis, yaratmaga kalkisarak tanidim. Yalanci ilâh, dogrusunu tanidi! Gölge artist öz sanatkâri tanidi. Ben simdi, su anda taniyorum Allahi. Ilminin, sanatinin karsisinda aklimi veriyorum. Aklim bir cephane deposu gibi patliyor, kül oluyor."

''osman hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu? benim de beynimden kan akıyor.ben düşünmüyorum,beynim kaynıyor. görüyorum, gözlerimi yumunca görüyorum.beynimin etten yuvarlağı üstünde her düşünce bir damla siyah kan gibi yuvarlanıyor.ben istemiyorum osman! fakat hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu?''

"herkesi düşündürmeye calış, düşündüremezsin. beni düşündürmemeye çaliş yine elinden birşey gelmez. ben başkalarinin düşünmemeye mahkum oldugu kadar düşünmeye mahkumum. osman! pencereleri açmak istiyorum. başımı soğuk havaya uzatmak ve köpekler gibi haykırarak halkı penceremin altında toplamak istiyorum. düşünmek istemiyorum diye bağırmak, ulumak istiyorum. osman, düşünmek istemiyorum! düşünmek istemiyorum...."

"Bir sigara kağıdını şu masaya koy,üç yüz sene sonra gel,yerinde bulursun. Belki sararmış,belki buruşmuş,fakat yine o. Bir sigara kağıdı kadar yaşamıyoruz. Kefenimizden evvel çürüyoruz"

"Allahım ben yok olamam! her şey olurum yok olamam. parça parça doğranabilirim. tütün gibi kurutulabilir, ince ince kıyılır, bir çubuğa doldurulur, içilir havaya savrulabilirim. fakat yok olamam. madem ki bu kadar korkuyorum, yok olamam. eczahane camekanlarında, ispirto dolu bir kavanoz içinde, düşürülmüş bir çocuk ölüsü gibi , yumruk kadar bir et parçasına inebilir, bir şişeye hapsedilebilirim.fakat şişenin camından yine dışarıyı seyreder, önümden geçenleri görür, kendimi bilir ve duyar, kendimi ve Allahımı düşünebilirim. razı değilim Allahım! yok olmaya, kalmamaya, gelmemiş olmaya, mevcut olmamaya razı değilim. bu dünyada bırakamayacağım hiçbir şey yok. ne deniz, ne şehir, ne ağaç, ne ev, ne kadın, ne de ben. bu kalıbım, bu zarfım., bu kafesimle ben. onların hepsini bırakabilirim. fakat şuurumu, bilmek, duymak, var olmak şuurumu bırakamam. razıyım bir toz parçası olayım. insanlar üzerime basarak geçsin. canım acısın, duyayım. canımın acıdığıını duyayım. razıyım bir kertenkele olayım. kızgın yaz günlerinde bir bahçe duvarına tırmanayım. tırnaklarımı tuğlalara geçireyim.yeşil ve ıslak sırtımı güneşe vereyim. fakat güneşle sırtım arasındaki öpüşmeyi duyayım. tuğlaların incecik zerreleriini sayayım. kovuklardaki böceklerin, bir boru içinden bakar gibi bana baktıklarını göreyim ve düşüneyim.razıyım bir nokta olayım. fakat o noktaya bütün kainat, bütün mevcudiyle dolsun. ben yok olamam.ağlarım, tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm fakat yok olamam. her şey benim olsun, vereyim, gökler, yıldızlar, gökteki samanyolu, ay, dünya, vereyim. fakat aklım bana kalsın. aklım bana kalsın! aklım!.."

"kimse bana kendim kadar düşman değil."

"dostlarım malum! düşmanımı tanımak istiyorum. ben senin düşmanınım diyecek kadar namus aptalı kim var? onu bulmak ayaklarına kapanmak istiyorum"

"aptal muharrir! ölüme ilaç ölümdür."

"kağıt yanar, bir kül yaprağı olur. değişmiştir. artık geçmiş ola! bir daha eski haline dönmez. bende bir kere değiştim. artık geçmiş ola."

"-evladım gitme gitme!
-napıyım anne kestiniz incir ağacımı..."

- spoiler-
devamını gör...
üstad necip fazıl'ın şaheseri. ömrü boyunca fikir çilesi çeken yazarın kaleminden aynı çileyi yaşayan bir karakter; hüsrev.. okumak için aynı çileyi göze almanın şart oldugu kitap.
devamını gör...
ahmet mekinin basrol oynadigi ,suleyman turan,kenan pars gibi oyuncularin da oldugu zamaninda trt icin yapilmis bir film imis..tabii necip fazil in guclu kalemi, filmi duzgun izlememizi engelliyor.zira her cumleden sonra filmi durdurup o cumle hakkinda mutlaka dusunmek istiyosunuz.
bunalim,olum.caresizlik,yalnizlik ve bunlara ragmen babasini olumune araci olan cinar agacini en yakin arkadasi bilmek ona kendini adamak..
filmi 12 kizgin adam tadinda tek bir mekanda gecioyor ve siyah beyaz olmasina ragmen bir an bile sikmiyor..zaten her bi replik insani carpan turden..

"icimin cehnneminde yaniyorum ben""

filmi izleyin mutlaka...10/10
devamını gör...
tiyatroya oldukça mesafeli olan şahsımın, sözkonusu eserin sahnelenmesine iştirak etmesiyle aylarca-yıllarca hafızadan çıkmayan realitesidir.
devamını gör...
olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu diyen şekspirin ruh burkuntularını yaşatan, olayı ve çileyi yurdum insanına da duyumsatan; görüntü cambazı 50 kuşağı bunalımcılarının yıllar önce foyasını meydana çıkaran şaheser...
devamını gör...
geçen hafta bi-karar abimin davetiyle ankara gençlik parkı kültür merkezinin yeni salonunda izleme imkanı bulduğum muazzam eser. oyunu yıllardır tekrar tekrar yönetip başrolünü de kimselere bırakmayan tahir ikiler tiyatroculuğun tanımını baştan yaptı gözlerimizin önünde. bir insan bu kadar mı rolünü yaşar?

4-5 sene önce okuduğum eseri de bu vesileyle tekrar düşünme fırsatı bulmuş oldum. ve gördüm ki, eser, hem biçim hem de içerik olarak dünya standartlarında bi başyapıt. ele aldığı mesele yelpazesinin genişliği ve konunun işlenişindeki gerçeklik, üstadın o enfes kaleminden süzülen ifade kudreti ile birleşince ortaya sindirilmesi zor bir eser çıkıyor.

sanat üzerine, toplum üzerine, varoluş ve ölüm üzerine, bizzat yaratma süreci üzerine bir deneme ve her harfiyle modern bir eser. hüsrev in yaşadığı o çalkantılar ancak doktor faust un dramı ile kıyaslanabilir.
devamını gör...
necip fazıl şaheseri. (bana ait bir spoiler) Allahlığa soyunan bir piyes yazarının kendi kaderini kendi eliyle yazması ve hadiselerin ittirici/cebri saikiyle aczin en kuytularına düşmesi.

geçen hafta, ankara şehir tiyatrolarının efsane oyuncusu mehmet tahir ikiler üstadın muhteşem oyunculuğuyla tekrar izleme imkanı bulduk mollakardeşimle. oyun sonrası mehmet tahir ikiler ile aramda geçen kısa bir muhavere;

mehmet tahir ikiler ; teşekkür ederim ..... kardeşim..aksilikler olmasa çok daha güzel olacaktı..

bi-karar; hocam bahsettiğiniz aksiliklerin zerre kadarı bile seyirciye yansımadı. ve siz gerçekten muhteşemdiniz. necip fazıl'ın bu eseri hangi halet-i ruhiye ile yazdığını merak ederdim, dün sizi izleyince müşahhaslar mücerretleşti zihnimde. ve fakat bu sefer sizin nasıl bir halet-i ruhiye ile bu oyunu oynadığınız kafama takıldı

mehmet tahir ikiler ...... kardeşim orasını bende çok merak ediyorum ama oynarken ruhumun engin bir denizde yol aldığını söyleyebilirim...

bi-karar ; hocam siz iradi ya da gayr-i iradi çıktığınız bu seyahatte engin denizlerde yol alırken öyle büyük dalgalar meydana getiriyorsunuz ki taaa kıyılarda duran ben gibi kıpırtısızlar bile o devasa dalgalarla birlikte denize sükleniveriyor.. bir karakter bir oyuncu tarafından bu kadar içselleştirilirse seyirci dahi bazan o karakaterin ruh aynasında kendisini görebilir.. en azından ben öyle hissettim.. hüsrev, yer yer ben oldum sanki


devamını gör...

--- alıntı ---

HUSREV - Bu sözler benim değil, Osman!
OSMAN - Efendim! Anlıyamıyorum. Sizin değil de kimin?
HUSREV - Oradaki adamın sözleri!
OSMAN - Oradaki adam da kim?
HUSREV - Bir seyler yazdım ya ben! Hemen oynadılar tiyatroda?
OSMAN - Evet?
HUSREV - İşte oradaki adam!
OSMAN - Onun lâflarını siz yazmadınız mı, beyim

HUSREV - Onun lâflarını ben yazdım. Benim lâflarımı da şimdi o yazıyor.
OSMAN - Beyim, kurbanınız olayım, yatın artık!
HUSREV - Yataklar beni almıyor Osman!



--- alıntı ---

bu oyuna için hep şu şiirini uygun bulmuşumdur üstad'ın...

bu yağmur,bu yağmur bu kıldan ince
nefesten yumuşak yağan bu yağmur...
bu yağmur, bu yağmur bir gün dinince.
aynalar yüzümü tanımaz olur.

bu yağmur kanımı boğan bir iplik
tenimde acısız yatan bir bıçak
bu yağmur yerde taş ve bende kemik
dayandıkça çisil çisil yağacak.

bu yağmur delilik vehminden üstün;
karanlık kovulmaz düşüncelerden.
cinlerin beynimde yaptığı düğün
sulardan, seslerden ve gecelerden.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar