bir değirmendir bu dünya

şŸöyle der, zarifoğŸlu kitabında;

"vurana vurursunuz. vuramazsanız kaçarsınız. kaçamazsanız eğŸer yersiniz dayağŸı.

fakat vurana vurmak imkanınız varken vurmuyor, üstelik kaçıp gitmiyor, üstelik de başŸınızı eğŸip darbeleri sinenize çekiyorsanız, size ne demeli?!

körpe fidanı topraktan yolmak istediler, ama gelmedi. eğŸmek istediler eğŸilmedi. keçiyi boynuzundan tutup sürüklemek istediler, ayak diredi. atı ürkütmek istediler, çifte attı. köpeğŸin önünden kemiğŸini almak istediler, saldırıp daladı. nehri yolundan çevirmek istediler, yoluna devam etti.

ama sen!
sana vursalar, vururdun. eğŸseler eğŸilmezdin. sürseler, sürülmezdin. soysalar, soyulmazdın. ã‡evirseler, çevrilmezdin. ã–yleydin ki assalar, ölmezdin.

ve sen!

bir getirene on verirdin. komşŸu hakkı gözetirdin. konu hak gözetmekse eğŸer imanlı imansız ayırmazdın.evini rahatını döşŸeğŸini bırakır, çamlı dağŸları aşŸar, kızgın çölleri aşŸar, yaptığŸın işŸler güttüğŸün davalarla insan takatini aşŸardın.

iddia ediyorlar ki arap harfleri zormuşŸ, kimse öğŸrenemez okuyamazmışŸ, latin harfleri okuyup yazmayı yaygınlaşŸtırmışŸ, insanların bilgi düzeyini yükseltmişŸ... etrafıma bakıyorum. iddiaların hep aksini görüyorum.okuma yazma bilenlerin sayısı şŸu elli yılda yüz kişŸide elli kişŸiye bile çıkarılamamışŸ, üstelik okuyup yazanların hali pek acıklı. içlerinde okuldaki mecburi kitapların dışŸında kendi iradesiyle kitap alıp okuyan parmakla sayılacak kadar az. oysa benim dedem mesela basit bir marangozdu. iki zahire sandığŸı dolusu kitabı vardı, ağŸır ağŸır kitaplar,tefsirler, gazaliler, camiler, mevlanalar...

ne mi oldu bunlar?
okuma yazma bilmeyenlere miras kaldı. okuyabilenler de okumadı. zira toprağŸa gömdüler. devletin memurları baskın yapar, yakalarlar, vay bu harfleri mi okutur, okursunuz diye hapse atarlar diye toprağŸa sakladırlar.

nasıl olmuşŸsa bilmiyorum, vurmuşŸlar bize, biz vurmamışŸız.

bu anlattığŸımız küücük bir misaldi. kaçabilir miydik bilmiyorum, kaçmamışŸız, gömmüşŸüz toğŸrağŸa kitapları.

acaba vurmak bitti mi?acaba vurdular vurdular bitti mi? yoksa hala vurmakta mıdırlar?
televizyon bir şŸamardır. hem de kendi hanemizde kendi elimizle suratımıza inen büyük bir şŸamar. bize neler yasak, şŸunlar bunlar. işŸte bu yasakları, bu haramları televizyonun bizim hanemizin içine kadar getirir her çeşŸidini, barını, umumhanesini, meyhanesini ve biz oturur müslümanlığŸımızla, karımız kızımızla onu seyrederiz. ve sonra deriz ki, nasıl oluyor da mukaddesatımız elden giderken, bize vururlarken ses etmez, vurana vurmayız.

düşŸünün bakalım televizyon karşŸısında muhallebi gibi gevşŸemişŸ bir müslümanda değŸil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmışŸ mıdır?"
devamını gör...
şöyle der, zarifoğlu kitabında;

"vurana vurursunuz. vuramazsanız kaçarsınız. kaçamazsanız eğer yersiniz dayağı.

fakat vurana vurmak imkanınız varken vurmuyor, üstelik kaçıp gitmiyor, üstelik de başınızı eğip darbeleri sinenize çekiyorsanız, size ne demeli?!

körpe fidanı topraktan yolmak istediler, ama gelmedi. eğmek istediler eğilmedi. keçiyi boynuzundan tutup sürüklemek istediler, ayak diredi. atı ürkütmek istediler, çifte attı. köpeğin önünden kemiğini almak istediler, saldırıp daladı. nehri yolundan çevirmek istediler, yoluna devam etti.

ama sen!
sana vursalar, vururdun. eğseler eğilmezdin. sürseler, sürülmezdin. soysalar, soyulmazdın. çevirseler, çevrilmezdin. öyleydin ki assalar, ölmezdin.

ve sen!

bir getirene on verirdin. komşu hakkı gözetirdin. konu hak gözetmekse eğer imanlı imansız ayırmazdın.evini rahatını döşeğini bırakır, çamlı dağları aşar, kızgın çölleri aşar, yaptığın işler güttüğün davalarla insan takatini aşardın.

iddia ediyorlar ki arap harfleri zormuş, kimse öğrenemez okuyamazmış, latin harfleri okuyup yazmayı yaygınlaştırmış, insanların bilgi düzeyini yükseltmiş... etrafıma bakıyorum. iddiaların hep aksini görüyorum.okuma yazma bilenlerin sayısı şu elli yılda yüz kişide elli kişiye bile çıkarılamamış, üstelik okuyup yazanların hali pek acıklı. içlerinde okuldaki mecburi kitapların dışında kendi iradesiyle kitap alıp okuyan parmakla sayılacak kadar az. oysa benim dedem mesela basit bir marangozdu. iki zahire sandığı dolusu kitabı vardı, ağır ağır kitaplar,tefsirler, gazaliler, camiler, mevlanalar...

ne mi oldu bunlar?
okuma yazma bilmeyenlere miras kaldı. okuyabilenler de okumadı. zira toprağa gömdüler. devletin memurları baskın yapar, yakalarlar, vay bu harfleri mi okutur, okursunuz diye hapse atarlar diye toprağa sakladırlar.

nasıl olmuşsa bilmiyorum, vurmuşlar bize, biz vurmamışız.

bu anlattığımız küücük bir misaldi. kaçabilir miydik bilmiyorum, kaçmamışız, gömmüşüz toğrağa kitapları.

acaba vurmak bitti mi?acaba vurdular vurdular bitti mi? yoksa hala vurmakta mıdırlar?
televizyon bir şamardır. hem de kendi hanemizde kendi elimizle suratımıza inen büyük bir şamar. bize neler yasak, şunlar bunlar. işte bu yasakları, bu haramları televizyonun bizim hanemizin içine kadar getirir her çeşidini, barını, umumhanesini, meyhanesini ve biz oturur müslümanlığımızla, karımız kızımızla onu seyrederiz. ve sonra deriz ki, nasıl oluyor da mukaddesatımız elden giderken, bize vururlarken ses etmez, vurana vurmayız.

düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir müslümanda değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?"
devamını gör...

--- alıntı ---
hiçbir sebep yokken ona gelişigüzel içimi dökmeye başladım. tuhafı şu oldu ki, o da aynı durumdaydı. artık hangimiz konuşacağız diye birbirimizden fırsat kolluyorduk. bir saat veya fazla sürdü. öyle bir an geldi ki, ağızlarımızı birbirine çarptığımızı, söylediklerimizin bu çarpmalardan çıkan sesler olduğunu sanmaya başladım. o zaman birden sustum. o da bocaladı ve sustu. sanki söyleyecek bir şeyimiz kalmamıştı. demek ki birbirimizin ağzından lafı kapmamızdı, yekdiğerini tahrik eden.
--- alıntı ---
devamını gör...
arkamızı verdiğimiz kaya duvar, siyaset laboratuarlarında üretilen mikroplar tarafından için için kemirilmiştir bile. gerileyip, arkamızı sağlama aldık diye güvenip yaslandığımız anda belki de başımıza yıkılacaktır.

bu kısa alıntı, a. cahit zarifoğlu'nun yeni devir, millã® gazete ve mavera'da yayınlanan denemelerinin bir bölümünü içeren bir değirmendir bu dünya adlı yapıtından. denemeler, 1987'de beyan yayınları tarafından yayınlandı.
devamını gör...
kitabın ikinci bölümünde modern zamanlar isimli başlık altında şöyle sorar zarifoğlu;

medeniyetin başımıza ördüğü çorabı çekiyorum çekiyorum çıkmıyor. var mı içinizde bir formülünü bilen?
devamını gör...
--- arka kapak ---

bir değirmendir bu dünya, şiirlerinden, anı yazılarından ve hikâyelerinden tanıdığımız zarifoğlu'nu başka bir açıdan tamamlamaktadır. o herkesin entel takıldığı bir zamanda çevresindeki meraklı insanlara, dostlarına, okuyucularına ilmihal okumayı tavsiye ediyordu. namazların tadil-i erkân üzere kılınmasını, çocukları adam yerine koyarak karşımıza almamızı, yollarda zikirle yürümemizi telkin ediyordu. daha doğrusu müslüman olarak yetişmemiz için elinden geleni yapıyordu. hem çocuklar için yapıyordu, hem de büyükler için.
bu kitaptaki yazılarak, kendi yatağında sessiz, sakin ve içten içe maveraî olarak da bakılabilir.

--- alıntı ---
devamını gör...
öğüttüğü insanları ya da kenarlarından belki kaçabilen belki de saf dışı bırakılanları olan büyük dünyanın güzel bir tanımı.
devamını gör...
cahit zarifoğlu'nun müstear isimlerle farklı gazeteler ve dergilerde yayınladığı siyaset ve aksiyon yazılarından oluşan kitaptır.

"insanlar zihinlerinde kimleri canlandırıyor, zihinlerinde kimler örnek insan teşekkül ediyorsa, onlara benzemeye çalışacaklardır. bu örneğin belirlenmesi için de kişinin o örnekle sık sık karşılaşması, onu zihne taşıması gerekmektedir. toplumun kişiye model olarak benimsettiği kişiler veya kişinin sık sık ve etkin şekilde karşılaştığı modeller hangileri... özellikle yetişme çağındaki insan kimlere hayranlık duyuyor, kimlere benzemeye çalışıyor? film yıldızları, önemli iş adamları, başarılı yöneticiler, televizyon veya radyo sunucuları ve politikacılar..
oysa bunlar şişirilen bir takım hayallere boş tahminler sağlayan, manevi özelliklerden yoksun kişilerdir. bu kişilerin bizzat kendileri değil, ama basın organları tarafından kabartılan kişilikleri, hayatları ruhsal değerden uzaktır. zihinde teşekkül eden model bunlar olunca, yetişme çağındaki insanların değersiz amaçlar peşinde koşuşlarına bakarak onları küçümsemek, horlamak yararsız olacaktır. kendilerine sunulan örneklere benzemekten başka ne yapabilirler?!

...


islamiyeri peygamber efendimizin hayatından başka bir şey değildir.ona benzemeki o ne yaptıysa yapmak, o ne emretti ise onu yapmak ve yasaklarından uzak durmak. bunu gerçekleştirmek için ise peygamberimizin zihinlerde teşekkül etmesi ve bu görüntünün tek taklit merkezi olarak devamlı olması, tek denetleyici olarak kaybolması... bize sürekli olarak onu göstermiyorlarsa, biz sürekli onunla olalım. onu anlatan makbul siyer siyer kitapları okumak ve yaygınlaştırmak, yapılacakların, diğer modellerden kaçmanın en kestirme yolu..."

*

*
devamını gör...
cahit zarifoğlu'nun müstear isimlerle farklı gazeteler ve dergilerde yayınladığı siyaset ve aksiyon yazılarından oluşan kitaptır.

"insanlar zihinlerinde kimleri canlandırıyor, zihinlerinde kimler örnek insan teşekkül ediyorsa, onlara benzemeye çalışacaklardır. bu örneğin belirlenmesi için de kişinin o örnekle sık sık karşılaşması, onu zihne taşıması gerekmektedir. toplumun kişiye model olarak benimsettiği kişiler veya kişinin sık sık ve etkin şekilde karşılaştığı modeller hangileri... özellikle yetişme çağındaki insan kimlere hayranlık duyuyor, kimlere benzemeye çalışıyor? film yıldızları, önemli iş adamları, başarılı yöneticiler, televizyon veya radyo sunucuları ve politikacılar..
oysa bunlar şişirilen bir takım hayallere boş tahminler sağlayan, manevi özelliklerden yoksun kişilerdir. bu kişilerin bizzat kendileri değil, ama basın organları tarafından kabartılan kişilikleri, hayatları ruhsal değerden uzaktır. zihinde teşekkül eden model bunlar olunca, yetişme çağındaki insanların değersiz amaçlar peşinde koşuşlarına bakarak onları küçümsemek, horlamak yararsız olacaktır. kendilerine sunulan örneklere benzemekten başka ne yapabilirler?!

...


islamiyeri peygamber efendimizin hayatından başka bir şey değildir.ona benzemeki o ne yaptıysa yapmak, o ne emretti ise onu yapmak ve yasaklarından uzak durmak. bunu gerçekleştirmek için ise peygamberimizin zihinlerde teşekkül etmesi ve bu görüntünün tek taklit merkezi olarak devamlı olması, tek denetleyici olarak kaybolması... bize sürekli olarak onu göstermiyorlarsa, biz sürekli onunla olalım. onu anlatan makbul siyer siyer kitapları okumak ve yaygınlaştırmak, yapılacakların, diğer modellerden kaçmanın en kestirme yolu..."
devamını gör...
cahit zarifoğlu'nun 1977-84 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde yazdığı yazılarının toplandığı kitabı. genellikle o dönemin iç ve dış siyasi meseleleri üzerine yazılmış yazılar. günümüzdeki milli görüşçülerin söyledikleri şeyler genel olarak yazdıkları. şimdi yaşasaydı hala bu kadar katı ve komplocu olur muydu bilinmez. ''yedi güzel adam''ın diğer temsilcilerinin günümüzdeki çizgilerine bakınca, yine de bugün farklı olurdu diye düşünüyorum.

bence ve ama bence okuma! vaktin çoksa oku, yoksa daha faydalı kitaplara odaklan. burada yazılanların çoğunu az çok duymuşsundur nasılsa. ayrıca ille de zarifoğlu okuyacaksan günlük olarak kaleme alınış yaşamak isimli kitabını oku. bence.
devamını gör...
ahmed câhidî hazretlerinin bir şiiridir
bir teferrüç eyledim bakdım cihânın
yüzüne
her neye baktım ise ibret göründü
gözüme
âkil isen can kulağın aç, nazar kıl
sözüme
bir değirmendir bu dünyâ, öğütür bir
gün bizi
câhidî geç bu hayâlden, bakma dünyâ
mâlına
zehr olur her kim sunarsa elin anın
balına
âkil isen kıl seyâhat, git resûlün yoluna
bir değirmendir bu dünyâ, öğütür bir
gün bizi

aynı zamanda cahit zarifoğlu'nun şiirin adından etkilenip, ilham alıp denemelerini topladığı bir eserin adıdır
devamını gör...
an itibariyle okuduğum kitaptır.
bitince birkaç alıntı yapabilirim.*
devamını gör...
an itibariyle okumadığum kitaptır.
bitince birkaç alıntı yapamam. bitmez çünkü, başlamadım ki nasıl bitsin şapşik.
devamını gör...
"zira bu evcik,bu sevimli ve tatlı şey insanları dişlileri arasına alıyor ve bağırıp çağırmalarına aldırmadan kanını kemiğine katarak öğütüp bir gün toprağa atıveriyor."

(bkz: dünya)

cahit zarifoğlu'nun denemelerininden oluşan kitap.

zarif adam zarif düşünce...

okunması gereken kitaplardan.
devamını gör...
cahit zarifoğlu kitabı. bu kitabı okuyunca cahit zarifoğlu'nun bir şairden ötede olduğunu,amacının bir nesli uyandırmak olduğunu net bir biçimde göreceksiniz.

derdi olan derdini anlatan kitaplardan bir tanesi bu kitap. yazıldığı günün koşullarında gelecekle ilgili öngörüleri var denemelerinde vermek istediğini çok güzel bir şekilde vermiş. bazen hikayelerle anlatmaya çalışmış derdini bazen doğrudan söylemiş ağzına geleni. döneminde yaptığı uyarıları şu an yaşıyoruz resmen.

kitapta yer verilmiş yaşanmış bir olayı size kısaca anlatmaya çalışacağım.

bizim ülkedeki demokrat ve çağdaş geçinen genel müdürlerden bir tanesi almanya'ya kurumunun ihtiyacı oplan bir makinayı almak için gider. almanlar bunları hoş karşılar makinayı gösterirler ve bizim genel müdürü kendi eğlence mekanlarına götürüp, yedirip içirip gönderirler. almanyadan makina çok fahiş bir fiyata gelir.

neyse aradan biraz zaman geçer bu sefer tam zıttı bir genel müdür gider. adı bahri zengin. neyse bahri bey'e de aynı olayı uygulamaya kalkarlar lakin bahri bey uymaz bunlara. makina çok pahalı bir makina. makinanın bu kadar etmeyeceğini söyleyince adamlar "biz size demir değil teknolojiyi satıyoruz" demişler. bahri bey makina mühendisi adam. bir hafta boyunca makinayı gelip göreceğim diye fabrikaya gider,oradaki çalışanlardan inciğini boncuğunu her bir şeyini öğrendikten sonra almanyadan döner. yaptığı küçük bir sanayi casusluğuyla olayı öğrenmiş bizim odtü deki mühendisleri topladığı bilgileri vermiş "böyle bir makina yapabilir miyiz" demiş. neyse bu bilgileri bizim mühendisler kendi bilgileriyle de yoğurunca almanyadan alınacak olan makinadan daha verimli bir makina ülkede daha kolay bir şekilde üretilmiş.

1979'da bu makinanın maliyeti bize 10 milyon lira. almanyanın bu makinayı bize satmak istediği rakam ne kadar olsa iyi? 180 milyon lira.
devamını gör...
kitaptan bir pasajı şöylece bırakayım;


hem gözünüz, hem kulağınız, hem de ruhunuz için..

devamını gör...
“bunlar tek yanlı bir varolma hırsının, öte dünyasız bir dünya görüşünün, ebedi hayata inanmayanların, apaçık bir ölümle sonuçlanacak olan kısa hayatı aşma gayretleri olarak da yorumlanabilir. ne kadar öldürürlerse kendileri o kadar hayat kalacak gibiler." diyor cahit zarifoğlu 70li yillarda yazdığı bu satırlarda. o yıllardan bugüne değişen pek bir şey yok.
devamını gör...
belki son çare bir damla su kalmıştır bakracında gülüşlü dünyâ.
nene gerek senin kemirmek ekmeğimizi.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar