bir delinin hatıra defteri

gogol'un metni ile, ankara devlet tiyatrosunda erdal beşikçioğlu'nun birkaç sezondur oynadığı bir oyun. kesinlikle kaçırmamak gerekir. bir vinçin üzerinde oynanmaktadır ki bu bakımdan erdal beşikçioğlu akrobatik hareketleriyle takdire şayandır.
devamını gör...
burun hikayesiyle ilk önce beni dumurlara uğratmış kitap. hikaye bittikten sonra anladım ne demek istediğini. *

bir delinin hatıra defteri ise en okunası hikayesi herhalde.
devamını gör...
mutlaka okunması gereken bir kitap. su içer gibi bitiriliyor. 3 muhteşem hikayeden oluşuyor bir delinin hatıra defteri hikayesi ise en mükemmel olanı. gogol döneminin eleştirisini ince iğnelerle yaparken karakter tahlillerini ve kişilik yansımalarını çok başarılı şekilde yerleştirmiş.
devamını gör...
hiçbir zaman bilet bulamadığım oyun. ankarada olup bana biletini satacak olan üstad ve üstadeler var mı?
devamını gör...
ey sevgili üstad- üstadeler hayra vesile olun bilet bulmama yardımcı olun dediğim oyundur.

not bot: karaborsa bilet kabul edilir.
devamını gör...
illa oyun olarak anılmamalıdır. insanlar kafayı sıyırdıkları anda buraya not düşsünler.

bu gün yine atıma bindim insanların değirmen dediği vahşi bir toplulukla savaştım.

hafız bu oyunu burada yazabiliriz. serde manyaklık var.
devamını gör...
üç senedir kapalı gişe oynayan oyun. bir daha ki sefere kaçırmayacağım ama, de ki neden tiyatrodan birini buldum ki bana bilet alıcak. torpili sevmem ama üç sene arkadaşım dile kolay.
devamını gör...
ekim'in üçünde başlayan bir delilik. gogol kitabı. öykü.


yalnızca bir yerde tarih atmamış. şöyle ki:

tarihi hatırlamıyorum. ayı yoktu, şeytanın içinden çıkamayacağı bir şey vardı...

devamını gör...
bir ara behzat ç'deki abi oynuyordu bunun tiyatrosunu.

hala oynuyor mudur bilemem.
devamını gör...
nikolay gogol'un muhteşem eseri.
1960lı yıllarda genco erkal tarafından türkiyede sahneye konulmuştur.
hatırladığım kadarıyla türkiyede tek kişi tarafından oynanılan ilk tiyatro eseri.
devamını gör...
bir kaç kere gitmek isteyip yer bulamadığım olur kendisi. ankara insanı anında doldurur tüm salonlarını.
devamını gör...
hala devam eden, asla izleyemeyeceğimiz erdal beşikçioğlu oyunu. normal bir insansanız bilet bulmak imkansız. adam iki senedir aralıksız oynuyor. ankara'dan bir behzat ç geldi geçiyor, izleyemedik adamın oyununu iyi mi?
devamını gör...
gogol'un kendini aştığı hikayelerinden biri. dönemin rusya'sında yaşanan sınıf kavgası, sosyal statü, bürokrasi, kadınlar, açlık, sefalet derken; deliren, kafayı sıyıran ve kendini ispanya kralı zannetmeye kadar vardıran bir memur.

burada rusya'da memur olmanın bizdekiyle hiç örtüşmediğini görmek enteresan. bizde develete kapağı at, senden kralı yok. ama rusyada memurun kapıda yatan -af buyurun- itten farkı yok. nasıl iş çözemedim.

kitaptaki burun ve palto hikayeleri ise ayrı bir alemdir. ama bu hikayelerin hiçbiri, yine enteresan bir şekilde, mutlu sonla bitmez. gogol büyüğümüz bize basit bile olsa bu zihinsel tatmini vermez...

devamını gör...
erdal beşikçioğlu nun ferformansı mutlaka izlenilmesi gerekir. gogol un hikayesidir. inanılmaz cümleler ve tespitler...ben bu adama deli diyordum ama zır deliymiş.
devamını gör...
erdal beşikçioğlu nun sergilediği oyun.. türkiye turnesine çıkıyor.. meraklılarına duyurulur.. ben de gaziantepdeki oyuna gideceğim inş..
devamını gör...
yaklaşık bir saat önce hayatımın kadınından ilk azarını yedim. mutluyum.
devamını gör...
lütfen gözüme gözüme sokmayın şu oyunu, bileti yok.
devamını gör...
bugün ortadan kalktım, solumdan kalktığım her günde sorun oluyordu. sizler bodur tipi yolları bilirsiniz, nereye çıkacağını bilen ruhun harita etkisinden arındırılmış. okumakla adam olunmuyordu, ben de sahafçılığı seçtim, gençtim o zamanlar walkman pillere aidiyet yüklediğimiz zamanlar , longman`ın fil adam kitabının en eski yırtık halini almak bile zenginlik göstergesiydi. elimiz nikotin kokmuyordu ama 34.numaralı osmanlı lahikaları satan dükkan , dedemin halı odası gibi kokuyordu. is kokusuna alışmış 16 yaşında bir gencin gelecekte nelerden haz alacağını bilmek zordur , yan odadan sayıklanan bir bardak su kelamına bile samimiyet beslemeyen bir döneme evrilince aslında, en hakiki teslimiyetin ter ile toz arasında kaldığını kabul ediyorsun. ülkücü hareket engellemez , yaşasın dev sol yazıları daha yeni yeni duvarlardan kalka dursun , istanbul üniversitesi calculus kitaplarını satarken şiirlere rast gelirdik. belki limit bilmezdik , belki sinus`den anlamazdık lakin sevdim seni sayısalcı kız temiz duygularla sevdim yazardı. arkada tüten kahire sarnıcakları , demircilerin bezirganlarıyla dans ederken öğlen olurdu. kuru fasulye yanına , ayran gelen sofra zengin , kapıyı kilitlemeden namaza giden esnaf huşu demli olurdu. ve elbette her sohbette dem kokan çay olurdu. daha imalat sahasına kaçak çay devinimi girmemiş , her üç basma da bir kez çarpan çaycı megafonu yere doğru sarkardı. zaten onun temizini bulmakta ayrı bir meziyetti. ulaşmak zordu , her şey gibi o da zordu ama bu yüzden kadir kıymet , yazı , mektup , telgraf güzeldi. samimiyet deyince içten diyenler çıkar ama onlar sabah solundan kalkanlar, ortadan kalktım bu sabah mahmut paşa sokaklarında hacı malzemeleri satan dede sesleri !

turgut uyarlar yetişti bu ayık kahvehane de , necipler sustu , nesinler gitti amma gel gör ki masa başındayım akşama kadar diyen dayılar türedi camlı araçların içerisinde. orhan veli`ye yazı yazdıran nasırlı eller kumpanyasından , kalbin incik kemiğine edebiyat furyasına. fular sentezi ile baharatçılar çarşısında ezgisellik arayan misvak bakışlılara bile eyvallah çekti bu memleket insanı. almayacağını bildiği halde her şeyi yerinden eden esnafın sadeliği ve lirik sabrını test edenler , söz verdiği halde gelmeyecek ve buna şaşırmayacaksın. çünkü şaşırıyorsan aslında daha safsındır! bizim kelamdaki saf, vurgun yiyen dalgacı mantarı değil, ruhunun beyaz saifesine siyah nokta duymamış dimağ ! sözlerine başlarken acaba ne derler diye korkan ceylan , ne hayatlar var bir bilsek aslında. yokuşlarda pantolon kadifesi yırtık mardinli abilerin, öz güveninin arkasında ne vardır biliyor musun , nice başarısızlık, yıkılmış hayat, aşık olup ulaşamama, yaklaşıp dokunamama. kokuyu ciğerlerinin mapus duvarlarına çarptırıp , kalkan tozdan zehirlenmeye kanser diyoruz. sadece gıdadan ölür insan denir ya hüzünden ölenler dolu toprağın altı , karacaahmed bugün bir başka yaşlı..

sağından kalkan insanları da küstürdük en sonunda , nerede kuytu var orada bir parlak çift göz. rengin grisi satın alınmış ne kadar beş paraysa , sıfatın mecmuası yok ya yazdır anasını satayım şu hayata , nasıl olsa boğaz gemilerine saydırmak bedava.. martılara şiir yazan efsunlu hallerin yerini , inşaat kokan çimenlere devredenlerin bugünkü yaşam öyküsünde sahafçılık ölmüş , kuru pilav ayranın yerini et kola almış , cam bardak kestanesinin yerini plastik bardak bencilliği ele geçirmiş , esnaf kapısını kitlerken etrafı gözler olmuş , tekir kedi bile küsmüş artık mahallenin kasabına, ona da kalan geriye ciğerimsi yaşam defteri !

selametle..
devamını gör...
akşam üstü dışarıda olmayı önceden beri severdim. günün değişmesi, günbatımındaki ışık oyunları sanki başka bir alemdeymişim gibi hissettirirdi bana. bulut kümeleri ve gökyüzünün ayrıldığı yerlere bakar ve bir deniz kenarınında oturduğumu düşlerdim. batıya bakan bir bahçede, gökyüzünde kimsenin bilmediği gizli bir denizim olurdu.

gündüz ve gece arasındaki derece farkının yüksek olduğu yerlerde akşam yürüyüşleri biraz zordur çünkü güneş battığında ama dönmek istemediğinde üşürsün. venüs erkenden göz kırptığında mutlu olursun ve düşünğrsün ki insanın hayatındaki en muhteşem yıldız şölenini gördüğü bir coğrafyayı unutması mümkün değildir..
*
devamını gör...
ne demek lan işim var? evi taşıyalım demedim, birbirimizi tanıyalım dedim. hayır desen anlardım. sonra erkekler öküz sanki kadınlar ceylan.
asıl kadınlar öküz lan valla bak. erkek kırk takla atıp birine yanaşıyor da iki çift laf ediyor. kadın öyle mi? yetişkin bir kadın ortalama 10 dakikada 1 flört teklifi alıyor. kadınlar da artık mala bağlayıp öküz oluyor. o senin romantikliğin falan hava civa yani. kadının masasındaki flört dosya sayısı olmuş kafam kadar, yermi senin flörtöz tavırlarını? işi var oğlum kadının uğraştırma kadını. sen kimsin?
devamını gör...
--- alıntı ---

"pencerede oturan kadın benim annem mi? anne! zavallı oğlunu kurtar! acılar içindeki başına bir damla gözyaşı akıt anne!
bu dünyada yeri kalmamış senin oğlunun. her taraftan kovuluyor. zavallı hasta oğluna acı.
anne! … anne? … anne? … anne?"

--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar