çakıl taşı

bedri rahmi eyüboğlu şiiri

seni düşünürken
bir çakıl taşı ısınır içimde
bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
bir gelincik açilir ansızın
bir gelincik sinsi sinsi kanar
seni düşünürken
bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
deliler gibi dönmeğe başlar
döndükçe yumak yumak çözülür
çözüldükçe ufalır küçülür
çekirdeği henüz süt bağlamış
masmavi bir erik kesilir ağzimda
dokundukça yanar dudaklarım

seni düşünürken
bir çakıl taşı ısınır içimde


devamını gör...
ceplerine çakıl taşlarını doldurup
kendini ouse irmağı'na atan
ikiz kız kardeşi kader'in...
en diplerine varmak istedin bunu yaparken,
en diplerine
ruhumuzda olup bitenlerin

seni incittiler mi
oyunlara sürdüğün kahramanlar
-ispermeçet mumundan
ya da selüloz hamurundan-

sensiz yaşamayı bilemediler mi,
gösterişli buhranları salyalı esrimeleriyle
hoppalıklarıyla hazımsızlıklarıyla...

yüzleri vardı ruhları vardı,
bedenleri yoktu.
lsimleri künyeleri belliydi
-çiçek isimleri gibi-
ama cinsiyetleri yoktu.
ne yapsan hangi kalıba döksen,
hangi boyayı sürsen hangi
eczayı denesen
mucize olmuyordu,
sana benziyorlardı.

ve taşlar vardı daha küçük
taşlar vardı
kaderin dipte çağıldattığı,
belleğin menfezlere doğru ittiği
çığlıklı çıngıraklı
erguvan alabaster ya da safran rengi
kozmik melankoşi serpintileri;
ölümün sert içkisinden başka
hiçbir muhayyilenin eritemediği...

sözcükler... onlar her zaman yetersizdi;
tüy gibi hafıftiler;
mağmanın yüzeyine çekiyorlardı seni,
katman katman uykunun ve şiirin,
o her şeyi gören körlüğün:
yaratıcı saflığın,
dehanın yüzeyine

ve imgeler...
kanın koşturduğu haber
en uzak yıldıza,
en yalnız meleğe;
düşüncenin çıkardığı muteâl çınlamalar
kafa kemiklerimizde:

kurtların böceklerin kabirde
son kırıntıları sindirip son
vıdı vıdıları deşifre
etmesinden -ve yaşanmış, paylaşılmış
ya da gizlenmiş her şeyin
ama her şeyin bilinmesinden
sonra bile
kemiklerimizde,
kemiklerimizin ununda
duymaya devam edeceğimiz sesler...

sen o hazin sesleri
diyapazon gibi
çınlatarak
çıkarmak istedin
kafa kemiklerimizden.

alçıdan yüzlerimizi,
köpükten tenlerimizi,
kabuklarımızı dikenlerimizi
uyurgezer oyunlarda bırakıp
diplerde çağıldayan
büyük hayat'a
katılmak istedin...

söylenecek söz bırakmadm ardında;
ceplerine çakıl taşlarını doldurup
kendini ouse irmağı'na atmanın,
o eşsiz dahiyane fınalin
bize düşündürdüklerinden başka...

cahit koytak
devamını gör...
hangi duygusallığın ürünüdür bilmiyorum cebinde çakıl taşları ile dolanan delinin duygusallığı, romantizmi !?

zümrüt, yakut olsa neyse. bir de adına şarkılar yazılıyor.

benim de söyleyeceklerim var:

"benim de cebimde inşaat tuğlaları,
savrulmuşum kum eleğinden öte yana
kürek vurulmuş hayallerimin harcına
çimento gibi taşlaşmış bedenim."
devamını gör...
dalgaların vurmasıyla yumuşayıp naif bir hal almış olan taştır. tıpkı musibetlerle kemalat sahibi olmuş insan gibi. hep acı ile anılan o musibetler ile insanın o sert, pürüzlü ve keskin tarafı zımparalanır. "şeker gibi insan" olur. insanlar o musibetleri, o sıkıntıları çekmeseydi ne olgunlaşırdı ne de yumuşardı.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar