sufi kitap’tan çıkan, sembolik hikayelerden oluşan bir şehabeddin sühreverdi kitabı. örneğin;

--- alıntı ---

bir gün hüdhüd kuşu yoldan geçerken baykuşlarla karşılaştı. dinlenmek için baykuşların yaşadığı yere kondu. arapların yanında da meşhur olduğu gibi, baykuşların gözleri gündüzleri kördür ama hüdhüd kuşunun gözleri çok iyi görür.
hüdhüd kuşu o gece baykuşların yuvasında kaldı. baykuşlar hüdhüd kuşuna çeşitli konularda sorular sordular. hüdhüd kuşu sabah yola düşeceği zaman baykuşlar itiraz ettiler: “ey miskin, bu ne biçim bir adettir! sabahları yolculuğa çıkılır mı?”
hüdhüd kuşu şaşırdı:
“ne tuhaf sözler söylüyorsunuz, yolculuk vakti sabahtır.”
baykuşlar şaşırdılar:
“deli misin? sabah karanlığının nedeni olan güneş gökyüzündeyken ve her yeri karartmışken nasıl görebilirsin?”
hüdhüd kuşu itiraz etti:
“siz tam aksini söylüyorsunuz, tüm ışıklar güneştendir. bütün varlıklar güneşin nuruyla aydınlanıp görünür ve aydınlatıcı her ne varsa güneşe benzetilir.”
baykuşlar hüdhüd kuşuna sordular:
“öyleyse neden herkes sabahları karanlıklar içinde kalıyor?” hüdhüd cevap verdi:
“siz, herkesin size benzediğini zannediyorsunuz. oysa herkes sabahları görür. ben şu an görüyorum. güneş doğunca perdeler kalktı ve bu alemde her şey bana ayan olmaya başladı. şu an görüp derk edebiliyorum.” baykuşlar bunu duyunca hep birden bağırdılar:
“bu kuş karanlık günün, aydınlık olduğunu söylüyor.” sonra gagaları ve pençeleri ile hüdhüd kuşunun gözlerine saldırdılar. gün ışığında görmemeyi hüner sayan baykuşlar, hüdhüd kuşunu tehdit ettiler:
“ey gündüzleri gören! eğer dediklerinden vazgeçmezsen seni öldürürüz." hüdhüd kuşu kendi kendine düşündü:
“bunlar gözlerime saldırıyorlar. eğer kör numarası yapmazsam hem kör olurum hem de öldürülürüm.” bu sırada hüdhüd kuşuna, “halkın anladığı dilde kendileriyle konuşması” ilham edildi. gözlerini yumup dedi ki:
“şimdi ben de sizin mertebeye indim ve hiçbir şey göremiyorum, kör oldum.” bunu duyan baykuşlar hüdhüd kuşundan el çektiler. böylece hüdhüd kuşu, baykuşlar arasında ilahi sırrı ifşa etmenin küfür olduğunu anladı. eğer iddiasında ısrar etseydi, öleceği güne kadar çile çekip kör yaşamaya mahkûm olacaktı.

defalarca anlatayım dedim
zamanların içinde ne sır varsa
ama kılıç ve arkadan gelecek darbe korkusundan
dilimin üstünde binlerce çivi var

çabuk nefes alıp veriyor ve şöyle diyordu: “muhakkak ki iki tarafımda bulunan ilmi açıklayacak olsam öldürülürüm.” * “eğer hicaplar ortadan kalksa yakînimden bir şey artmaz.” * sonra bu ayetleri okudu: “-şeytan onları doğru yoldan çevirmiştir ki- Allah’a secde etmesinler diye; -o Allah ki- gizlileri ortaya çıkarır.”* “hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın ama biz onu ancak belirli ölçüde indiririz.”*

--- alıntı ---
devamını gör...
aklıma şu hadis-i şerifi getirmiştir.

ebû hureyre: “hafızama Allah’ın elçisinden aldığım iki türlü bilgi depoladım. onlardan birisini insanlara naklettim. eğer diğerini ifşa etseydim boğazımı keserdiniz.”*

(bkz: ilm-i ledün)

“müminin ferasetinden sakının; çünkü o, Allah’ın nuru ile bakar.”*
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar