celvet


--- alıntı ---
Ortaya çıkma, açığŸa çıkma anlamına gelen celvet; tasavvufta, sâlikin benliğŸinden arınmışŸ ve ilahî niteliklerle bezenmişŸ olarak halvetten çıkıp insanlara karışŸması anlamında kullanılmaktadır. Celvet halindeki kulda benlikten eser kalmadığŸı için fiilleri Hakk'a nispet olunur ve buna da "AttığŸında sen atmadın, ancak Allah attı" (Enfâl, 8/17) âyeti delil gösterilir. Halk ile ilişŸkileri gelişŸtirmek isteyen bir sûfi Hak ile sağŸlam bir halvete sahip bulunmalıdır. Böylece o görünürde halk, gerçekte ise Hak ile beraber olur.
--- alıntı ---

*
devamını gör...

--- alıntı ---
Ortaya çıkma, açığa çıkma anlamına gelen celvet; tasavvufta, sâlikin benliğinden arınmış ve ilahî niteliklerle bezenmiş olarak halvetten çıkıp insanlara karışması anlamında kullanılmaktadır. Celvet halindeki kulda benlikten eser kalmadığı için fiilleri Hakk'a nispet olunur ve buna da "Attığında sen atmadın, ancak Allah attı" (Enfâl, 8/17) âyeti delil gösterilir. Halk ile ilişkileri geliştirmek isteyen bir sûfi Hak ile sağlam bir halvete sahip bulunmalıdır. Böylece o görünürde halk, gerçekte ise Hak ile beraber olur.
--- alıntı ---

*
devamını gör...
yerini yurdunu terk etmek. 2. tasavvufta, kulun, allanin sifatlariyla halvetten çikisina ve fena fillahda fani olusuna denilir. celvetiye; aziz mahmud hüdayi'nin kurdugu tarikatinin adi.
devamını gör...
arapça. ortaya çıkmak, açık ve vazıh olmak manaları vardır. esasen celî kelimesi hafî'nin zıddıdır. celiyye, kesin haber (haber-i yakîn) gibi anlamları ihtiva eder.
celâ, vazıh olmak, keşf olmak gibi manalarda kullanılır. tecellî de aynı şekildedir.
sûfiyye'ye göre, Allah'ın keşif ve fetihlerine, ayrıca müridin kalbine zuhur eden tecellîler türünden olan nimetlerine denir.
devamını gör...
(a.i.) 1. yerini, yurdunu terketme. 2. tas. abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur. bu suretle ki, abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur.le (ı (osm.) *
devamını gör...
gelinin peçesiz olarak damada gösterilmesi. [arap. is.]

bunun için yapılan tören ve damadın geline verdiği yüzgörümlüğü.

yerini yurdunu terk etme. [tasv.]

kulun, hakk'ın sıfatları ile vasıflanmış olarak halvetten çıkışı. Allah'ta fâni olması.
*
devamını gör...
celvet. جلوة

sâlikin benliğinden arınmış ve ilâhî vasıflarla bezenmiş olarak halvetten çıkıp insanlara karışması anlamına gelen bir tasavvuf terimi.

sâlikin belli bir süre için toplumu terkederek inzivaya çekilmesi, bu süre içinde kötü huylarını bırakıp iyi huylar edinmeye çalışması halvet, bu işi başardıktan sonra toplum hayatına dönmesi celvettir. celvet halindeki kulda benlikten eser kalmadığı için fiilleri hakk’a nisbet edilir ve bunun mümkün olduğuna, “attığında sen atmadın, ancak Allah attı” (el-enfâl 8/17) meâlindeki âyet delil gösterilir.

halk ile iyi münasebet kurmaya (celvet) ihtiyaç duyan bir sûfî mutlaka hak ile sağlam bir halvete sahip olmalıdır. ancak bu sayede celveti halvetinin himayesinde olabilir. o zâhirde halk, bâtında ise hak iledir. celvette iken halvette, halvette iken celvettedir; celveti halvetine, halveti celvetine engel değildir. ilk sûfîlerin “kevn-bevn” dedikleri bu hal daha sonraları celvet-halvet deyimiyle ifade edilmiştir. nakşibendîler “halvet der-encümen” (halk içinde hak ile olma) ifadesini aynı anlamda kullanmışlardır.

muhyiddin ibnü’l-arabî’ye göre insan nerede olursa olsun görür ve görülür (şâhid ve meşhûd) bir halde bulunduğundan bir bakıma halvet mümkün değildir. gerçek halvet kulun kendi vücudunun Allah’a ait olduğunu bilerek benliğinden sıyrılması ve âlemde zâhir olan her şeyin Allah olduğunu anlamasıdır. bu idrake ulaşan bir kimse her yerde ve her şeyde tecelli eden Allah’ı göreceğinden celvette iken bile halvettedir. esasen bu mertebede celvetle halvet aynı şeydir. bununla beraber ibnü’l-arabî celvetin daha üstün bir hal olduğunu söyler. sülûk ehli varlık âleminde görülen çoklukla (kesret) perdeli olduklarından halveti tercih ederler; birliğe (vahdet) ulaşan ârifler ise celvet-halvet ayrımından bahsetmez, halvette olmak için toplum hayatını terketmezler. onlar celveti değil halveti terkederler.

bibliyografya:

et-ta`rîfât, “celvet” md.; el-mu`cemü’s-sûfî, “tehallî” md.; sühreverdî, `avârifü’l-ma`ârif, beyrut 1966, s. 542; ibnü’l-arabî, el-fütûhât, ıı, 201, 638.

süleyman uludağ *
devamını gör...
10. (Tematik)
celvet : arapça. ortaya çıkmak, açık ve vazıh olmak manaları vardır. esasen celî kelimesi hafî'nin zıddıdır.
celiyye, kesin haber (haber-i yakîn) gibi anlamları ihtiva eder. celâ, vazıh olmak, keşf olmak gibi manalarda
kullanılır. tecellî de aynı şekildedir. sûfiyye'ye göre, Allah'ın keşif ve fetihlerine, ayrıca müridin kalbine zuhur
eden tecellîler türünden olan nimetlerine denir. yine meşhur ve maruftur ki, maneviyât yoluna yeni giren
kişiye şeytan, halvet halinde çeşitli şekillerde gözükerek, onu mahzurlu konularda azdırmaya çalışır. yahut,
ejderha, büyük yılan şeklinde gelerek korkutur. mürid ise, bu hiyleci şeytana zikir, tefekkür, susmak, nefsine
karşı koymak, aç kalmak, uyanık kalmak, dua etmek, vird okumak, ibadet etmek suretiyle mukavemet eder.
neticede bu Allah düşmanına galip gelir, korku hali ümid haline dönüşür. bu, korkudan sonraki emniyettir.
şeytan hangi şekilde gelirse gelsin, mürid Allah'ın sürekli kendisiyle beraber olduğunu (ihsan) tefekkür
ederek onu yener, bozguna uğratır. mürid halvetten çıktığı zaman, artık ilâhî ahlâkla muttasıf hale gelmiştir.
bu ilâhî sıfatların tümü, Allah tarafındandır. bu durumda mürid, vücud organlarının kendi arzu ve isteğine
göre hareket etmesinden sıyrılmış, Allah'a bağlı olarak hareket eder hale gelmiştir. "kulum bana iyice
yaklaşınca, ben onun gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olurum, "hadisi ile "attığın zaman sen atmadın,
fakat Allah attı" (enfal/ 17) âyetinde belirtilen hâl, müridde devam eder. özet olarak ifade etmek gerekirse,
halvetten celvete yönelen kulun azaları, enâniyyetten silinmiş, Allah'a bağlanmıştır. *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.