cemal granda

atatürk'ün uşağı. mustafa kemal'in şöyle bir konuşmasına şahit olduğunu aktarır:

benim için de bazı kimseler, selanik'te doğduğumdan yahudi olduğumu söylemek istiyorlar. şunu unutmamak lazımdır ki napolyon da korsikalı bir italyan'dı ama fransız olarak öldü ve tarihe fransız olarak geçti. insanların içinde bulundukları cemiyete çalışmaları lazımdır.
devamını gör...
şöyle bir anısı vardır.

-... bir akşam saat 20 sularında saray’ın marmara’ya bakan balkonunda yirmi kadar tanınmış konuk atatürk’le yemek yiyordu. arkamda duran atatürk:
“-efendi, efendi!..” diye bana seslendi.

döndüm. hiç unutmam, elimde kristal rakı sürahisi vardı.
“-buyrun efendim. bir emriniz mi var paşam?” diye karşılık verdim.

cumhuriyet rejiminin kurulmasına rağmen herkes atatürk’e ‘paşam’ diye hitap ederdi. beylik, paşalık kalktığı halde bu ‘paşa’lık, atatürk için kalkmadı. bu, ölünceye kadar sürdü.

o akşam ilk kez konuştuğum atatürk’le aramızda şunlar geçti:
“-senin ismin nedir?”
“-cemal.”
“sonu yok mu bunun?”
“-var, cemâleddin.”
bunun üzerine atatürk, birden bana doğru ilerleyerek:
“-haa.” dedi. “isimler kemâleddin olur, fakat cemâleddin olmaz. sen yine cemâl kal. dinin cemâli miydin ki, sana bu ismi koydular?”

aradan yarım saat geçmişti. yemek devam ediyordu. sevinçten kabıma sığmıyordum. evet, atatürk en sonunda benimle konuşmuştu. hem de uzun uzun. ertesi gün benimle alay eden arkadaşlarıma anlatacağım şeyleri kafamda tasarlıyor, onlardan hıncımı alacağımı düşünüyordum.

fakat atatürk, bu cemâl adına tutulmuş olacak ki, yeniden seslendi:
“-bu cemâleddin ismini kim koydu sana?”
artık adamakıllı korkmaya başlamıştım:
“-babam.” diye karşılık verdim.
“-öyleyse baban ne adammış senin!” diye sertçe çıkıştı. bunun üzerine:
“-ben babamı tanımıyorum.” deyince, yüzü daha da sertleşti:
“-babamı tanımıyorum ne demek? sen babasız mı doğdun? baban yok mu senin?”
“-ben dokuz aylıkken babam ölmüş.”

atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki, birden sesini yumuşattı:
“-anneni tanıyorsun ya yeter.” dedi. ve biraz durduktan sonra ekledi:
“-ben de babamı tanımıyorum ya…”

cemal granda – atatürk’ün uşağı idim, kent kitap (cep boy), ankara, 2012, sh:30-31
devamını gör...
atatürk'ün anılarını anlatan kitabı olan, uşağı.

anladığım kadarıyla anı kitabının değişik versiyonlarını yazmış bizim ülke tarihçileri.

mesela bendeki kitapta, atatürk'ün uşağının gizli defteri diye yazıyor kitap ismi.

başka yerlerde ise, atatürk'ün uşağı cemal granda anlatıyor diye yazıyor kitap ismi.

düşünün böyle tuhaf tarihçilerimiz var.

atatürk aynı, uşak aynı, ama kitapların isimleri farklı. artık ideolojik mi dersiniz, para kaygısı mı dersiniz, ne derseniz diyin.

sizlere, yanılmıyorsam atatürkçü tayfadan birilerinin aktardığı kitaptan şöyle alıntılayayım. ben atatürk'ün uşağının gizli defteri kitabını okuyorum. içeriğini sonra karşılaştırayım, bir bitireyim de.

ayrıca kitap 2007 yılında yayınlanıyor. 33 yıl yayın yasağı varmış. ilginç değil mi?

--- alıntı ---
- atatürk’ün, “kemal” adını “kamal” diye değiştirdiğini biliyor muydunuz?
- masonluğu kaldıran atatürk, gençlik yıllarında kendisinin de mason olduğunu nasıl anlattı?
- tüm yurt gezilerinde her türlü masrafı kendi cebinden ödediğini biliyor muydunuz?
- atatürk, bir gece sofrada dostlarıyla sohbet ederken hizmetlilere dönüp neden “bütün elbiselerimi yakın” emrini vermişti?
- nazım hikmet hapisteyken köşkteki gramofonda plağı çalınca atatürk şair hakkında neler söyledi?
- atatürk dr. reşit galip’e neden kafatası ölçüsünü aldırdı? ata’nın kafatası ölçüsü kaç çıktı?
- resmiyetten sıkılan atatürk, bir gece yarısı dolmabahçe sarayı’ndan gizlice dışarı çıkınca istanbul valisi sabaha karşı onu nerede bulmuştu?
- atatürk, bir gece iddia üzerine tabancasını çekip köşkteki avizelerin ampullerini nasıl vurdu?
- atatürk, sofra sohbeti sabaha dek uzayınca manevi kızı zehra’ya nasıl sabah ezanı okuttu?
- uşağının diğer hizmetlilere şakayla “selanik’ten çıksa çıksa yahudi çıkar” dediğini duyan atatürk, akşam sofrada buna ne karşılık verdi?
- yakın arkadaşı ve koruması recep zühtü metresini vurunca atatürk ne yaptı?

--- alıntı ---
devamını gör...
yıllarca atatürk için çalışmış uşak, bir çok sırrına vakıf olmuş iyi bir kamalist.

--- alıntı ---

atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki, birden sesini yumuşattı:
“-anneni tanıyorsun ya yeter.” dedi. ve biraz durduktan sonra ekledi:
“-ben de babamı tanımıyorum ya…”

--- alıntı ---

k: cemal granda – atatürk’ün uşağı idim, kent kitap (cep boy), ankara, 2012, sh:30-31
devamını gör...
atatürk'ü en yakından tanıyan insan diyebileceğimiz uşağı.

--- alıntı ---

-selanik’ten ne çıkar… atatürk uysal bir insan değildi. hatta haşin olduğu dahi söylenebilir. böyle olduğu halde çok terbiyeli, çok olgun, çok merhametli, çok hoşgörülü bir insandı. temiz kalpliydi, alçak gönüllüydü. gösterişten, uzaktı. vazife başında lâubaliliğe yer vermez, fakat özel yaşantısında sevdiklerinin nazını çekerdi. dostlarına, arkadaşlarına vefalıydı. zaten atatürk’ün en büyük üstün hallerinden biri de kin ve garaz gibi insanî duyguların üzerine çıkabilmiş olmasıdır. bağışlamıyacağı suç yok gibiydi. bir çok hataları gördüğü halde, görmemezlikten gelirdi. kin tutmaz, çabuk affederdi. kimleri, ne zaman affedeceğini de çok iyi bilirdi. hırsı çok çabuk geçerdi. bir gün çankaya’da eski köşkte selânikli berber mehmet ve berber rıdvan’la antrede oturmuş konuşuyorduk. berberlerin ikisi de atatürk’ün hemşehrisi olduklarından kendilerini imtiyazlı sayarlar, yüksekten konuşurlardı. bu şekilde -şaka da olsa- böbürlenerek dolaşmalarına, kendilerine poz vermelerine çok tutulur, fakat yine de renk vermemeğe çalışırdım. fakat bütün dikkatime rağmen aramızda yine de tartışmalar eksik olmazdı. o gün yine onlar zayıf tarafımı bulmuşlar, bana şakadan takılıyor : –biz selânikliler olmasaydık, siz kurtulamazdınız... diyorlar, ben de cevap olarak : –biz kendi kendimizi kurtardık. selanik’lilere ihtiyacımız yok. hem selanik’ten çıksa çıksa yahudi çıkar... diyordum. o sırada merdivenleri yavaş yavaş inen atatürk’ü görmemiştik konuşmalarımıza istemiyerek kulak misafir i olmuş ki, o akşam sofrada bir selânik’li olan nuri conker’e damdan düşer gibi sordu: –nuri bey, selanik’ten ne çıkar ? o anda beynimin karıncalandığını duyar gibi oldum. demek korktuğum sonunda başıma gelmiş, atatürk antrede konuştuklarımızın hepsini duymuştu. nuri conker, atatürk’ün nazını çektiği, kaprislerine katlandığı eski bir çocukluk arkadaşı olduğu için, aklına eseni söylemekten çekinmeyen biriydi. elde ettiği aşırı imtiyazlar yüzünden ciddi ciddi “sen çekil de, biraz da biz cumhurbaşkanlığı yapalım” diyecek kadar ileri gittiği zamanlarda bile atatürk gülüp geçer, işi şakaya boğardı. fakat bu seferkinin şakaya gelir yanı yoktu. nuri conker, sanki bütün konuştuklarımı biliyormuş ta, beni korumak kararını vermişçesine : –bol yahudi çıkar paşam… demesin mi? bunun üzerine atatürk, yüzünde alaylı bir gülümsemeyle daha önce kulağına çalınmış dedikoduların tümüne karşılık verdi : —benim için de bâzı kimseler -selanik’te doğduğumdan – yahudi olduğumu söylemek istiyorlar. şunu unutmamak lâzımdır ki, napoleon da korsika’lı bir italyan’dı . ama fransız olarak öldü ve tarihe fransız olarak geçti. insanların içinde bulundukları cemiyete çalışmaları lâzımdır. o günkü kadar utandığımı ve atatürk’ün karşısında küçüldüğümü oniki yıllık hizmetim süresince hiç hatırlamıyorum. belki de ömrüm boyunca benim için en büyük utançta bu olmuştur. o günden sonra selanik kelimesini bir daha ağzıma almadım..”(7)

--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar