cemali

türk halkına bol gelen sanatçı kardeşlerdir!

yapmış olduklarını sadece sanatlarıyla gündeme gelmeyi istemiş ve sanatlarının yanında sadece insan sevgisi ve çevreci görüşleriyle yer almak istemişlerdir. belki de bu tür kavramların türk halkına yabancı oluşu yüzünden hak ettikleri yeri edinememişlerdir. zaten biraz daha türk piyasasında takılsalardı yakışık olmuyacak ithamlarla yüz yüze kalabilirlerdi, Allahtan kardeştirler de bir nebze olsa o tür yakışır olmayan ithamlardan uzak kalabilmişlerdir. zaten kitle iletişim araçlarımızın önünde gündem oluşturabilecek bir tek alevi kişilikleri bulunmuş ve bu doğrultuda sorgulanmışlardır. kendilerinin bilmesi gerek altın kural (illaki biliyorlardır fakat üslupları yüzünden gerek duymamışlardır), karşı cinse ilgi duymasan da her hangi bir dişi kişilikle en azından bir poz verildiği zaman doğru orantıyla lehlerine sonuçlanacağıdır (bu tür hareketler piyasada bolca bulunmaktadır).

duymak istiyorum eseriyle elde ettikleri başarı kendilerinin türk pop'unun en iyi şarkısına attıkları bir imzadır, bu başarıya kendileri de bir daha yaklaşamamışlarıdır. belki de dinleyici her eserini "duymak istiyorum" parçasıyla kıyasladığı ve ona yakın parça beklediğinden ve de kendileri bunu sağlayamadığından müzik dünyasından uzak durmak zorunda kalmışlardır.

http://www.cemali.com/
devamını gör...
biz henüz büyümemişken duymak istiyorum adlı söz ve müziği kendilerine ait olan şarkıyı emre aydın'dan daha iyi yorumlamış gruptur.
aklımda siyah güneş gözlükleri ile kalmışlar.

türkiye'de 90'larda süregelen pop kültürünün çarklarına ayak uyduramamış, amerika'ya dönmüşlerdir.
müzik çalışmalarına ve konserlerine gurbette devam ediyorlar.
devamını gör...
türk halkına bol gelen sanatçı kardeşlerdir! bu kardeşler cem ve ali adındadır.

yapmış olduklarını sadece sanatlarıyla gündeme gelmeyi istemiş ve sanatlarının yanında sadece insan sevgisi ve çevreci görüşleriyle yer almak istemişlerdir. belki de bu tür kavramların türk halkına yabancı oluşu yüzünden hak ettikleri yeri edinememişlerdir. zaten biraz daha türk piyasasında takılsalardı yakışık olmuyacak ithamlarla yüz yüze kalabilirlerdi, Allahtan kardeştirler de bir nebze olsa o tür yakışır olmayan ithamlardan uzak kalabilmişlerdir. zaten kitle iletişim araçlarımızın önünde gündem oluşturabilecek bir tek alevi kişilikleri bulunmuş ve bu doğrultuda sorgulanmışlardır. kendilerinin bilmesi gereken altın kural (illaki biliyorlardır fakat üslupları yüzünden gerek duymamışlardır), karşı cinse ilgi duymasan da her hangi bir dişi kişilikle en azından bir poz verildiği zaman doğru orantıyla lehlerine sonuçlanacağıdır (bu tür hareketler piyasada bolca bulunmaktadır).

"duymak istiyorum" eseriyle elde ettikleri başarı kendilerinin türk pop'unun en iyi şarkısına attıkları bir imzadır, bu başarıya kendileri de bir daha yaklaşamamışlarıdır. belki de dinleyici her eserini "duymak istiyorum" parçasıyla kıyasladığı ve ona yakın parça beklediğinden ve de kendileri bunu sağlayamadığından müzik dünyasından uzak durmak zorunda kalmışlardır.

http://www.cemali.com/
devamını gör...
türk popunun zirve şarkısına * imza atmış, mükemmel bir albümle piyasaya girmişlerdir. ilk albümden sonra, yaptıkları mükemmel şarkıları aşamamıştırlar. yaşamlarının büyük bölümlerini geçrdikleri san francisco'da müzik eğtimlerini de almışlardır. sanırım hala orada yaşamaktadırlar:

ayrıca şiddetle (bkz: sever misin o zaman)
devamını gör...
cemâlî . (جمالى)

xv. yüzyıl divan şairi ve mesnevi müellifi.

fâtih devri şairlerindendir. şeyhî’nin yeğeni olup asıl adı bayezid’dir. sehî ve ondan sonra gelen kaynaklar cemâlî’nin bu adından bahsetmezler. şairin adı, doğum yeri ve babasının adı, şeyhî’nin ölümü üzerine hüsrev ü şîrîn’e yazdığı zeylin başlığındaki ibareden öğrenilmektedir (geniş bilgi için bk. demirtaş, tded, ıv/3, s. 192). bu ibare hüsrev ü şîrîn mesnevisinin çeşitli nüshalarında farklı olup kaynaklardaki karışıklık da muhtemelen bu farktan ileri gelmiştir. faruk k. timurtaş’ın (demirtaş) gördüğü nüshada bâyezîd b. mustafa b. şeyh ahmed-i tercümânî el-akşehrî olarak yer alan şairin isim zinciri, bursa eski yazma ve basma eserler kütüphanesi’ndeki nüshada (millî ktp., nr. 4447) bâyezîd b. mustafa el-meşhûr şeyhoğlu şeklindedir (günay kut alpay, jts, [1977], s. 125-126).

cemâlî’nin şeyhoğlu mustafa ile karıştırılması meselesi faruk k. timurtaş tarafından etraflı bir şekilde ele alınarak cemâlî’nin kimliğine ve eserlerine açıklık kazandırılmıştır (tded, ıv/3, s. 189-213). ancak burada düzeltilmesi gereken bir husus, timurtaş’ın uzunçarşılı’nın cemâlî’yi şeyhoğlu olarak gösterdiğini söylemesidir. aslında uzunçarşılı cemâlî’yi şeyhoğlu olarak göstermemiş, hatta tezkirelerin şeyhoğlu mustafa ile şeyhoğlu cemâlî’yi karıştırdıklarını belirtmiştir.

ayrıca diğer kaynaklar göz önüne alındığında timurtaş’ın verdiği bilgilere ilâve olarak cemâlî’nin şeyhoğlu (şeyhoğlu cemâlî) diye de tanınmış olabileceğini söylemek mümkündür. veya uzak bir ihtimalle hümâ ve hümâyûn yazarı olan cemâlî tamamen başka bir kimsedir. 903 (1497-98) gibi oldukça eski bir tarihte istinsah edilen hüsrev ü şîrîn’in bursa nüshasında cemâlî’nin lakabı şeyhoğlu olarak geçer ki timurtaş bu nüshayı görmemiştir. cemâlî’nin xıv. yüzyıl şairlerinden şeyhoğlu mustafa ile karıştırılması hususu sehî’den başlar.

bir kısım kaynaklar cemâlî’nin karamanlı olduğunda birleşirken (sehî, âlî, bursalı tâhir) bir kısmı da bursalı olduğunu kaydeder (riyâzî, s. n. ergun). ergun onu bursa’da birtakım kitâbelerde tarihleri bulunmasına bakarak bursalı kabul eder. latîfî ise şairin karamanlı veya bursalı olabileceğini bildirmektedir. bu bilgilere dayanarak cemâlî’nin karamanlı olmakla birlikte bir süre bursa’da da bulunduğu söylenebilir. cemâlî’nin doğduğu tarih bilinmemekle beraber onun hüsrev ü şîrîn’e zeyil yazdığında on sekiz yirmi yaşlarında olduğunu düşünerek 813-815 (1410-1412) yılları arasında doğduğuna hükmedilebilir. yine birçok kaynağın, özellikle latîfî’nin verdiği bilgilere dayanarak cemâlî’nin bayezid devrinin (1481-1512) sonlarında öldüğü kuvvetli bir ihtimal olarak ileri sürülebilir. osmanlı müellifleri’nde onun edirnekapı dışında emîr buhârî tekkesi yakınında gömülü olduğu kayıtlıdır (ıı, 122).

cemâlî hüsrev ü şîrîn’e zeyil mi yazdı yoksa onu tamamladı mı meselesine gelince, genellikle kaynaklarda “itmâm” kelimesi geçmektedir. hüsrev ü şîrîn nüshalarında ise bu hususta değişikibareler kullanılmıştır. cemâlî’nin hüsrev ü şîrîn’e yaptığı ilâve iki bölümden meydana gelmektedir. birinci bölümde cemâlî şeyhî’nin ölümünden söz eder; “zeyil” dediği ikinci bölümde ıı. murad’ın methi vardır. bu kısımda cemâlî mahlası yerine esas adı olan bayezid’i kullanır. bu ek kısmın beyit miktarı nüshalara göre 44, 77, 103 ve 109 gibi değişik sayıdadır.

eserleri. 1. divan. cemâlî’nin, varlığı sadece latîfî’nin tezkire’si ile miftâhu’l-ferec’den öğrenilip de görülemeyen divanının yakın zamanlarda bir nüshası ortaya çıkmıştır (erimer, s. 265-281). kayahan erimer, elindeki nüshanın baş ve sonunda ıı. bayezid’in mührünün bulunduğunu söylemektedir. örnek olarak verilen foto klişesinde (vr. 58ª) görülen mühür ise ııı. murad’a aittir. bu nüsha üzerinde çukurova üniversitesi’nde bir yüksek lisans tezi hazırlanmıştır (i. çetin derdiyok, cemâlî divanı [inceleme-metin], adana 1988). cemâlî’nin nazîre mecmualarında da şiirlerine rastlanır. 2. hümâ ve hümâyûn (gülşen-i uşşâk). cemâlî bu eserini ıı. murad adına 850 (1446) yılında telif ettiğini bizzat bildirir. şimdilik bilinen tek nüshası, 959’da (1552) istinsah edilmiş olup istanbul üniversitesi kütüphanesi’nde bulunmaktadır (ty, nr. 5680). 4630 beyitten ibaret olan bu mesnevi aruzun remel bahriyle kaleme alınmıştır. fuat köprülü hümâ ve hümâyûn’la gülşen-i uşşâk’ı iki ayrı eser telakki etmişse de eserin iki adı olduğu, aslında ona gülşen-i uşşâk adı verilmişken daha çok kahramanlarının adıyla şöhret bulduğu belirtilmiştir. hümâ ve hümâyûn’un fâtih sultan mehmed veya ıı. bayezid adına yazılmış olduğu şeklindeki yanlış görüşler eseri görmemekten kaynaklanmıştır. mesnevi, arap hanı menûşek’in oğlu hümâ ile çin padişahının kızı hümâyûn’un aşk hikâyesini konu edinir. divan edebiyatının iki kahramanlı mesnevileri geleneğinde olduğu gibi iki âşık, başlarından geçen birçok maceradan sonra mutlu bir beraberliğe kavuşurlar. eser üzerinde osman horata tarafından bir doktora tezi hazırlanmıştır (bkz: bibl.). 3. miftâhu’l-ferec. 860 (1456) yılında fâtih sultan mehmed adına yazılan bu eser de mesnevi tarzında ve aruzun remel bahriyledir. bilinen üç nüshası istanbul üniversitesi kütüphanesi (ty, nr. 2331), üsküdar hacı selim ağa kütüphanesi (kemankeş, nr. 447) ve berlin kraliyet kütüphanesi’nde (w. pertsch, s. 371, nr. 378) bulunmaktadır. ayrıca câmiu’l-meânî’de de (nuruosmaniye ktp., nr. 4904, vr. 101b-106b) bazı parçaları yer alır. 4. er-risâletü’l-acîbe fi’s-sanâyi‘ ve’l-bedâyi‘. tek nüshası cambridge üniversite kütüphanesi’ndedir (browne, s. 87, nr. 465). müellifin adı burada cemâlî el-fakıh şeklinde kayıtlıdır. eserin, cemâlî’nin miftâhu’l-ferec’de (iü ktp., ty, nr. 2331, vr. 4ª-b) “her iki beytinden hurûf alındığında bir beyit olduğu, acayip sanatların toplandığı, türkçe’sinden farsça, farsça’sından da arapça ibareler çıkarıldığını” söylediği kaside olması çok muhtemeldir. 5. risâle. bu eserinden de miftâhu’l-ferec’de bahseder (vr. 4b). bazı sözlerinden medih anlaşıldığı halde aslında zem olduğunu, bazılarının da bunun tersi olduğunu söyler ki burada “zem bimâ yüşbihü’l-medh” denilen bedî‘ sanatı söz konusudur.

cemâlî’nin eserlerinde şeyhî etkisi fazlaca görülür. latîfî’nin, onun şiirlerinin güzelliğine rağmen divanının şöhret bulmayışına şaştığını söylemesine karşılık kınalızâde şiirlerinde fazla güzellik ve açıklık olmadığını söyler ve örnekler verir. cemâlî aslında bir divan şairinden çok bir mesnevi müellifidir ve miftâhu’l-ferec adlı eserinin ortaya koyduğu gibi tasavvufa meyli kuvvetlidir.

bibliyografya:

sehî, tezkire, s. 55, 107, 113; latîfî, tezkire, s. 121; Âşık çelebi, meşâirü’ş-şuarâ, vr. 20ª, 354ª; Âlî, künhü’l-ahbâr, iü ktp., ty, nr. 5959, vr. 54ª, 132ª; kınalızâde, tezkire, ı, 260-261, 530; riyâzî, tezkire, iü ktp., ty, nr. 761, vr. 442ª; gibb, hop, ı, 304, 427-429; osmanlı müellifleri, ıı, 122; hammer, god, ı, 109; browne, a hand-list, s. 87, 304, 342; fâik reşâd, eslâf, istanbul 1312, s. 27; a.mlf., târîh-i edebiyyât-ı osmâniyye, istanbul, ts., s. 220; hıfzı tevfik v.dğr., türk edebiyatı numuneleri, istanbul 1926, s. 193, 273; fuad köprülü, eski şairlerimiz: divan edebiyat antolojisi, istanbul 1931, s. 71; a.mlf., millî edebiyat cereyanının ilk mübeşşirleri, istanbul 1928, s. 13; uzunçarşılı, kütahya şehri, istanbul 1932, s. 228, 264-270; ergun, türk şairleri, ııı, 979-982; inciser ılıca, gülşen-i uşşak (hüma ve hümâyûn), cemâlî (mezuniyet tezi, 1961), iü ed.fak. türkiyat enstitüsü, tez nr. 556; faruk k. timurtaş, şeyhî, hayatı ve eserleri, eserlerinden seçmeler, istanbul 1968, s. 142-151; a.mlf. [demirtaş], “fatih devri şairlerinden cemali ve eserleri”, tded, ıv/3 (1951), s. 189-213; w. pertsch, verzcichniss der türkischen handschriften der königlichen bibliothek zu berlin, berlin 1989, s. 371, nr. 378; osman horata, cemâlî-hüma ve hümâyûn (gülşen-i uşşak) inceleme, tenkitli metin (doktora tezi, 1990), hacettepe üniversitesi; hayri akyüz, “onbeşinci yüzyıl şairlerinden cemâlî’nin hüma ve hümayun adlı eseri hakkında birkaç söz”, tfa, sy. 54 (1954), s. 856-857; kayahan erimer, “günışığına çıkan değerli bir eser”, tday belleten (1973-1974), s. 265-281; günay kut alpay, “bursa ve manisa il halk kütüphanelerindeki bazı türkçe yazmalar üzerine”, jts (1977), s. 125-126; j. deny, “shaikhzâde”, eı, ıv, 293-294; hüseyin ayan, “cemâlî”, tdea, ıı, 38-39.

günay kut *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar