konu: bir medeniyetin gelişmesi için en önemli unsur

medeniyetler de insanlar gibidir, kiminin uzun kiminin kısa olmak üzere bir ömrü mutlaka vardır.
fakat bazı medeniyetlerin gelişim süreci bakımından, tarihsel düzlemde oluşturacağı tesir bakımından fark yarattıkları görülür.
bugün halen grek tanrılarının, roma rakamlarının, uzakdoğu dövüş sanatlarının varlıklarını sürdürmesi ve toplumları etkilemesi buna örnek olabilir en basitinden.

peki sizce bir medeniyeti farklı kılan, onu diğerlerinden daha üst noktaya taşıyan nedir? sanat alanındaki başarı mı, felsefi yeterlilik mi, entelektüel birikim mi, kültürel çeşitlilik mi, refah düzeyi mi? yoksa bunların dışında bir etken madde mi?
devamını gör...
tarih tekerrürden ibarettir ve bir müslüman ısırıldığı delikten ikinci defa ısırılmaz * sözleri, bize bu bağlamda ışık tutuyor.
medeniyetlerin gelişmesi, tarihine bağı, bu ölçüde çıkardığı dersler ve geleceğe yönelik yatırımları ile mümkündür. hata payı azalan millet, risk almaktan korkmaz ve girişimlerle açık olur.

(bkz: eğitim şart)
devamını gör...
medeniyet her ne kadar kendi içerisinde irili ufaklı farklı unsurlar taşısa da onu oluşturan ve yıllar boyu bu birikime kavuşturan ana yapı deneyimlerin bir nesle aktarılmasıdır. yazının icadından süre gelen alışkanlıklardan tutunda medeniyetlerin coğrafi koşullarına kadar onları biçimlendiren her şey aslında onun özütü olmuştur.

anadolu medeniyeti yıllar boyu savaşlar ile boğuşmuş , bu sebepten dolayı askeri alanda ki gelişim onu ayakta tutan fiziksel birikimleri direkt olarak ön plana çıkarmıştır. lakin savaşların biraz daha sakin geçtiği kuzey enlemler de ise insanların medeniyete yaklaşımı ve gelişimi coğrafi şartlarla kendi çapında yaşamaya devam ettirmiştir.

fransa, düşünce kavminde kendi içinde beyin muhaberesi verirken şu an ki hollanda topraklarında yaşayan insanlar ise selleri engellemek için ilmi birikimlerini bu alana taşımışlardır. skolastik düşünce yapısının şekillendiği ve helen uygarlığının izlerinin dört nala koşturduğu yunan-italya çizgisinde ise orta çağ'dan kalma düşünce yapısı özgürlükler diyarı olarak adledilen bir coğrafya da çok farklı alanlarda medeniyete katkı sağlamıştır.

fransa'dan dünyaya yayılan burjuvazı eğer medeni alanda bir gelişimse - onun yıkımı da iktidarı mutlak bir biçimde koşulsuz bir egemenlik kurmasına olanak verdirmeyen düşünce yapısının ta kendisidir. milliyetçilik akımı ile başlayan medeniyeti yeniden yapılandırma hayali neyin birikimidir işte buna bakmak lazım gelir.feodal yapının ve monarşinin kaçınılmaz sonucu olan sosyo ekonomik sınırlamaların kaldırılması- diğer yandan işçi sınıfının ingiltere de ayaklanması ve buna benzer onlarca özel durum ve data..

düşünmeye iten unsur nedir?

acılarımızın derinliği mi , yoksa onlardan aldığımız dersler mi? bugün japonya'nın kafasına iki tane atom bombası düşmesi mi onları daha medeni yaptı yoksa aile ve kültür bağlarına derinliklerimi onları en iyilerden bir tanesi haline getirdi. japonların bir iş felsefesine yaklaşımı neden çok saygılı? ve neden bir iş toplantısında açık ve netler karşı tarafa . almanlar neden saat 08:00 de buluşalım dediklerinde direk oradalar ve biz her defasında işi son ana bırakıp nasıl oluyor da dünya ortalamasında bu kadar plansızken yine de en zengin 20 ülke arasındayız.

genlerin bu unsurlar arasında yeri çok özel. kanaat olarak bunun izahı belki bu - lakin eğitimin ezberci olmasından mütevellit zaten düşünmeye yönelik argümanlar ne yazık ki çok sınırlı. sorgulamayan bir toplum yerinde saymaya mahkumdur. işte bu yüzden medeniyeti oluşturan ana unsur araştırmaya meyil ve düşünceye saygıdan geçer.

devamını gör...
türk milleti -islam medeniyeti diye niye bas bas bağırıyoruz?milletten medeniyet olmaz da ondan.medeniyet belli bir zaman ve mekan boyutunda tüm değer yargılarının cisimleştirilmiş halidir.işte bu anlamda bir türk medeniyeti olmaz ve olamaz ama türk milletini içinde barındıran bir islam medeniyeti olur.

medeni zaten kelime anlamı ile de "en üst" demektir. "medeni cesaret" kavramı da buradan gelir.işte en üst cesaretimizi kullanabileceğimiz değerlerden bir medeniyet oluşhttp://ur.ve bu oluşan kavramın içinde de her şey en üst şekli ile temsil edilir.temsil edilmek zorundadır zira içinde "en üst" şeyler yoksa o medeniyet değil sefaliyettir.kısaca itliktir.hiçliktir.
devamını gör...
iman gençlik ve gayrettir diye kısaca ifade edeceğim uncurlardır.
devamını gör...
ne zaman ki bir millet tabularını yıkıp ; aynı anda yeniliklere açık olmakla yozlaşma arasındaki o ince çizginin farkına varır.. işte o zaman bir gelişmeden bahsedebiliriz..
devamını gör...
demet akalın'la hilal cebeci'yi elele tutuşturup kadıköy sahilindeki balona bindirip uzak diyarlara salmak. nereye düşecekleri umrumuzda olmamalı ama. tabi bizim rahatsız basınımız farklı bir balona atlayarak peşlerinde eveet sevgili seyirciler demet akalın ve hilal cebeci gördüğünüz üzere balonda neşeli bir parti hazırlığında türünde magazin haberlerini bulma çabasında olacaktır. neyse, problem değil, bi taşla iki kuş vurmuş, magazin basınından da kurtulmuş oluruz. sonrasında sağlıklı bir şekilde medeniyetimizi kurabiliriz.

giriş bölümündeki seviyesizliği bir kenara bırakırsak günümüzde medeniyeti geliştirmek için en önemli unsur toplu iletişim organları. televizyonundan internetine kadar son 10 yıldaki değişimleri bir gözünüzün önüne getirirseniz kültür denen kavramın nasıl paramparça edildiğini görürsünüz. buruşuk kırışık bişiy çıkıyor ortaya, araştırmayan, düşünmeyen, üretmeyen ve miras bırakmaya niyeti olmayan, belki de medeniyetin kelime anlamından bihaber nesiller. hilal cebeci denen medya oyuncağından milyonların haberinin olduğu fakat osmanlı mimarisinde batı ve doğunun sentezi ile ilgili çalışmaların sadece birkaç kişinin ilgisini çekebildiği bir ortamda medeniyetin konuşulması adına bir umut kalmıyor insanın içinde.

medeniyet dediğin açmaksa bedeni diye söze giren mehmet akif'in yazdığı şiirin üzerinden geçen yüz yıla yakın zaman esasında medeniyet konusunda bir yol kat edip edemediğimizi az çok gösteriyor. belki de farklı bir medeniyet kuruyoruz şu an. ucu gökyüzüne değil, toprağın diplerine bakan.

medeniyetin oluşması için tek bir unsur asla yeterli değildir. unsurlar bir araya gelir ve birbirini tetikler. refah düzeyi yüksek toplumlarda maslow piramidi'nin son basamağı olan kendini gerçekleştirme adımına geçiş yapılmıştır ve haliyle sanat, felsefe alanlarında farklı çalışmalar yapılma, kültürel gökkuşağına bir fırça daha vurma imkanı kazanılmıştır. varolan ve bilinenden farklı bir felsefik düşünceyi savunmak yeni bir sanat akımını oluşturur. sürrealist salvador dali'yle ilgili kelime esprilerini hatırlayın.

o değil de uzun yazmaya çalışınca fazla gaza gelip konudan sapıyorum. neyse, medeniyeti geliştiren unsur yoktur unsurlar bütünü vardır. bir takım çalışması sonucu ortaya çıkar yani medeniyet. öyle demet akalın ve hilal cebeci'nin el ele tutuşup bebek'te üç beş tur atmasına benzemez.
devamını gör...
öncelikle böyle bir sorunun tek bir yanıtı olabileceğine pek inanmıyorum. ancak, dini olmayan bir medeniyet de gelişebileceği için buna din değil mesela zihniyet diye yanıt vermek istiyorum. dini olan kişi ve toplumların tasvip etmediği bir nicelik veya nitelikte olsa dahi gelişebilir. her şeyden evvel zihniyet. zihniyet parayla inşa edilemez, salt eğitim ile aşılanamaz ancak toplumdaki bir çok dinamiğin birlikte, yıllar içinde, nesilden nesile etki etmesiyle oluşturduğu bir "yan-kültür havuzudur". işte bana sorarsanız orman sakinleri, zihniyet olmadan hiç bir şey olamaz; örnek olarak ülkemiz cumhuriyet kurulduğundan beri ve belki de osmanlı'nın son zamanlarından beri son derece zihniyet yoksunudur.
devamını gör...
medeniyetin gelişmesi ne demektir? avrupa medeniyetine benzemek ise ben bunu gelişim olarak görmüyorum.
devamını gör...
hedef

osmanlıda var olupta bizde olmayan şey cihan hakimiyeti duygusu.bu duygu günümüz türkiyesinde basit gündelik çıkarlar uğruna büyük resmi görmeyi engelleyen bir durumdur.bizde aslında atalarımız gibi dünyada kurallar koyan, oturduğu koltuğu dolduran, gittiği yerde itibar gören,ileri görüşlü, güçlü kuvvetli düşmanlarının yüreğine korku salan,ancak hz. ömer gibi çocuğun kuşa eziyet ettiğini görüp de çocuğun eline para sıkıştırıp kuşuda özgürlüğüne kavuşturacak kadar ruhunda ızdırap duyan ve de toplumun başına gelen her türlü felaketi kendinden bilen bir düşüncede olmadığımızdan dolayıdır.
devamını gör...
(dünya üzerinde binlerce yıldır varlığını sürdüren medeniyetlerle ilgili yapacağımız değerlendirmeleri türk medeniyetinin gelişim süreci ve aksaklıkların muhasebesine girmeden ya da gözardı ederek yapmak mümkün değil. yunan, hint ya da çin medeniyetinden yola çıkarak yapılacak yorumlarda dahi kendi medeniyetimizin sorgulamasından bize kalanların etkisinden çıkamayız. bu topraklarda yaşıyoruz ve tarihini unutan ya da teknolojik gelişmelerin gerisinde kalmış bir millet olduğumuz için "tarihini unutan ya da teknolojik, bilimsel gelişmeleri yakalayamamış toplumlar ve paralelinde medeniyetler ilerleyemeyecektir." yorumlarından öteye gidememe sorunu çıkıyor karşımıza.)

kanımca bir medeniyeti ayakta tutan en önemli unsur hakikatle donanımlı insandır.
(endop'da aynı örneği vermiş) bugün japon medeniyeti ya da japon ulusuna ait milli şuur türk medeniyetinden üstün durumdaysa bu japon genç nesillere aşılanan öz değerlerin ne olduğu ve oluşan milli karakterle ilgili. japonya'da hiroşima felaketini görmeden ya da etkilerini öğrenmeden büyüyen japon bir çocuk görmek zordur. iş ahlakı onlar için entrika ve tembellik üzerine işlemez. bilimin ışığını çalışma azimleriyle birleştirip hayatlarını sürekli üretim üzerine kurarlar. insan değerlidir. sağlığını tehlikeye düşürdü diye bir vatandaşın milyar dolarlık şirkete tazminat davası açıp hayatını kurtaracak bir tazminat alabilmesi doğaldır.
bizler hastanede yanlış yapılan bir iğneden dolayı sakat kalan bebeğe devlet olarak "yapacak bir şey yok" cevabı verdiğimiz ve insana değer atfetmediğimiz müddetçe medeniyet dediğimiz şey sönmeye yüz tutmuş bir balon gibi oradan oraya savrulacaktır ki savruluyoruz da.
insanı değersizleştirdiğimiz ve değer vermediğimiz müddetçe, sevgisiz, saygısız, adalet kavramından soyutlanmış, öz değerlerini bilmeyen, bilimden uzak ve tamamen ataletle yoğrulmuş bireyin taşıdığı mefhum kültürden öteye gidemeyip bir medeniyet bile olamayacak tarihin kültür mezarlıkları içerisindeki yerini alacaktır.
devamını gör...
bu münazara hadiselerinde topa hiç girmedim. ama bu sefer tutamadım kendimi. benim tabii ki. bir medeniyette ben varsam gelişir. unsur ve düstur budur. faydalanılsın benden. zihinsel manada yani. hocam mana iyi de xp düşük.
devamını gör...
güzel ahlak ve iyi bir eğitim, gerisi kendiliğinden gelir zaten.
devamını gör...
başında israil gibi bir düşmanının olmaması:

30 senedir pkk'yı kullanıp türkiye ile savaşan israil, gelişimin önüne set çekmek için her şeyi yapıyor.
devamını gör...
bir medeniyetin gelişebilmesi için o medeniyet mensuplarının vicdan sahibi olmaları en büyük şarttır. sonrası eğitimli insanlar şarttır. cahilliğe yer yoktur bir medeniyetin gelişmesi aşamasında. ve eğitimle kazanılmış cahilliğe hiç yer yoktur. zordur bir medeniyet inşa etmek hasılı kelam.
devamını gör...
(bkz: muasır medeniyetler seviyesine ramak kala tekerin patlaması) * *

efendim bunun için medeniyetten ne anlamalıyız öncelikle. medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar mıdır, yoksa refah ve aydınlığın timsali midir?

bizi, her türlü manevi olgunluğa yoğuramayacak bir ilerleme çabası, yerinde saysın. sonuçta temelde hep insan vardır. ve insanın temelinde de ruh. nihayeti medeniyet denilen şey insanların ellerinde taşınacaktır . dolaysıyla insanları eğitemeyen, islah edemeyen, ruhuna hitab edemeyen, kamil insan seviyesine çıkaramayan hiç bir olgu olumlu sonuç vermez. kazanımı da olmaz. o yüzden insanı işlemektir birinci vazife.

bir diğer alternatif için; "parası neyse verilir" var bir de. bu da günümüz sanrısı olarak karşımızda.
(bkz: para)
devamını gör...
uzun uzun yazmaya vaktim yok.
inançtır. ötesi değil.
düşünüp ya da birşekilde doğruyu bulmak ve mutlak gerçeğe adapte olmak bizi medeniyet kılar.
savaşların kazanılması iyi bir tarih yazmak suyun yerden çıkması eğitimin önem kazanması güçlü olmak iyi bir ekonomiye sahip olmak
kültür seviyesinin yüksek olması ve dahi en küçük ve en büyük her ne var ise yalnızca şu dünyanın amacı doğrultusunda bizi yönlendirecek ve yaşatacak olan herşey yalnızca 0 nun yardımı ve dilemesiyledir. o na gerçekten güvenme ve iman insan olmanın gereği insanı ve bununla beraber gelecek kurulacak medeniyeti değerli kılan yalnızca budur.
elimde sigaram kitabımın altını çizerek okurum. başörtüm renklidir ya da mini gezene sarkarım yahut bu nasıl adam atş gibi olayı bizi insan etmez.
alınan eğitim de doğru yolda değilse bir hiçtir.
devamını gör...
sinemadır.
bakınız süper güç amerikanın sineması dünyayı tekeline almış, ingilizler de iyi iş çıkartıyor müttefiklerinden az bir yardım alarak, fransızlar da öyle, almanlar zaten bu işte köklüler, rusların da sağlam filmleri var, japonlara da laf yok amerikaya bu kadar bağlı olmasalar onlarda iyi filmler yapardı ne yaparsın işte japonları yerine de amerikalılar yapıyor anime ayrı bir dünyanın sanatı zaten, çinliler de iyi ama film konusunda taklitçilik yapmamakla büyük hata yapıyorlar, her şeyi taklit eden bu karınca sürüsünün film konusunda yaratılıcığı tutmuş her geçen yıl daha iyi filmler yapıyorlar bu da beni kahrediyor kapitalizmi komünizme tercih ederim gerçi çinde de kapitalizm aldı başını yürüdü, hindistan zaten çakma hollywoodu bollywoodla iyi kötü bir şeyler yapıyor, taylantlılar sadece kavga etmesini bilir yoksa sinemaları muasir medeniyet seviyesi için yetersiz, bir de şu iran var bizden çok geri ama adamlar oynuyor kendi tarzları var yaratıcılar iyi oyunculara sahipler bizdeki sonradan görme karaktersiz yakışıklı ve güzelleri yok (galiba sonradan da görmüyor gariplerim hepsi sanat için)
türkiyenin hali acınası zaten. ama seslendirme konusunda amerikadan iyiyiz. amerika kendi filmlerini seslendirmedi bu kadar heralde biz sadece seslendirmeye kasmışız. ama bu sesler neden türk filminde olmuyor, neden filmi açtığmız ilk anda gördüğümüz ilk karedeki renk tonu ve doygunluğu bize eaah türk filmiymiş dedirtiyor neden sesi duyduğumuz anda abi bu türk filmi ya diyoruz, neden bizim oyuncularımızın alayı karaktersiz, neden karakterli olur gibi olanları kıro neden bütün eski türk filmleri yabancı filmlerden araklanmış, neden bu rezil sinemaya rağmen utanmadan muasir medeniyet diye tutturuyoruz. 75 milyon içinde cibilliyetsiz olmayan sadece bir kaç tane mi oyuncu var? emperyalizmi, kapitalizmi sevmem ama amerika konumunu sonuna kadar hak ediyor a dostlar. bütün dünya amerikanın istediklerini izliyor bütün dünya gece uykuya dalmadan önce amerikan hayali kurup uyuyunca amerikan rüyası görüyor. çünkü adamlar kendilerini muasır medeniyet olarak gösteriyor. yoksa muasır medeniyet diye bir şey hiç olmadı hepsi çağ dışı insanlık dışı. bazen ne olduğundan çok ne göründüğün daha önemli.
amerikalılar ülkemize girse itiraf edeyim ki kurşun sıkmadan önce bi tereddüt geçiririm, bunlar her gün dünyayı kurtarıyor hem aslında barışçıl bir milet amerika, bize demokrasi getirmek için yollara düştüler, yav zaten amerika kuklası olmayan hükümet mi vardı en kötü amerika kuklası en iyi türk sol iktidarından daha iyidir. hem amerika yenilmez ki ya. *
(bkz: sinema nelere kadirdir)
devamını gör...
medeniyetin ne olduğu ya da olmadığı, sınırlarının nerelerden geçtiği, içinde ne olduğu, dışında neyi/neleri bıraktığı kesinleşmiş olmadığı için; medeniyet algısına göre değişecek unsur/unsurlardır. mesela, maya medeniyeti ile günümüzün "modern" avrupa medeniyeti, "yükselmek" ya da "ayakta durmak" için, aynı temellere dayanmamıştırlar. "iyi de, avrupa medeniyeti ile maya medeniyeti kıyaslanamaz. mayalar ilkeldiler" diye düşünülürse, "medeniyet için kriter ilkellik-asrilik midir?" diye sorulabilir.

18. yüzyılda, afrika kıtasına medeniyeti taşımak isteyen avrupalıların amacı, medeniyet ile oradaki insanları eğitmek ve mutlu etmekti. günümüzün afrikası ile o yüzyılların afrikasını kıyasladığımızda, avrupa medeniyeti ile karşılaşmış afrika'nın günümüzde daha mutlu olduğunu söyleyemiyoruz.

medeniyet kelimesi ile içine düştüğümüz en büyük yanılgılardan biri sanırım, "teknoloji" oluyor. medeni ülkeler dendiğinde aklımıza hep, teknolojide ilerlemiş, tıpta atılımlar yapmış, dijitalleşmiş ülkeler geliyor. sonrasında da, hukuk, adalet filan. oysa bu saydığımız şeylerin hepsinin amacı, özünde insan hayatını kolaylaştırmak ve son aşamada da insanın mutluluğu. insanların, bu saydıklarımızın olmadığı dönemlerden daha mutlu olduğunu ya da bu saydıklarımızın "yani daha medeni ülkelerin" daha mutlu olduğunu söyleyebilir miyiz kesinlikle?

yine denebilir ki, "iyi de medeniyet, aynı zamanda, kültürel, sanatsal faaliyetlerdir de, estetiktir, mimaridir vb." buna da, toplumların içinde bulunduğu şartlar, yaşadığı çevre ile etkileşimi bağlamında üretken olduğunu, fazla üreterek "daha medeni" olamayacağı, "yüksek medeniyet seviyesine ulaşmiş" olamayacaği gibi, az üretmiş olmasının da onu ilkel yapmayacağını söyleyerek cevap verebiliriz. zira, insanlar talepleri ya da ihtiyaçları gerektirdiği ölçüde üretmişlerdir.

neyse, kısaltmaya çalıştıkça konu açılıyor. kısacası, medeniyet kelimesi ile kastedilen ya da algılananın ne olduğuna göre değişir bu unsurlar diyeyim ve çayımı daha fazla soğutmayayım.
devamını gör...
osmanlılık, cihan imparatorluğuna uzanan bir efsanedir. kendine has medeniyetin yanında, egemenliği altında varlıklarını muhafaza eden medeniyetlerin beşiği olmuştur.
medeniyet, kültür kümülatif hadisedir. nesilden nesle aktarılır, eskinin üzerine daima yenileri inşa edilir, eklemlenir. tarihin de, medeniyetinde yegane intikal aracı yazıdır. vesikalardır.

osmanlı çınarı tarihin inkişafında son nefesini verirken, yüzyılların topraklarını kaybetmiş adeta eskilerin deyimiyle engürü-çengürüye sıkışmıştır. anadolu topraklarının yeniden kazanılması, osmanlılık geleneğinin nefes borusu olmuşsa da, gün gelmiş elifbası terk edilerek, topraklarının yanında en önemli olan ruhunu yitirmiştir maalesef.

yeni devlet, kendini batı medeniyetine ulaşma çizgisiyle sınırlarken, yüz yıllar boyu batıyla iç içe yaşamış yüzyıllar boyu egemenleşmiş osmanlı tarih ve medeniyetiyle kucaklaşma, ondan öğrenip ileriye taşıyacak imlayı berhava ederek kendimize has modern bir medeniyeti aleme taşıma imkanlarını yok etmiştir. bu günlerde bu metis halinin sancılarını çektiğimiz apaçıktır.

selçukilerin osmanlılının geleneksel hususiyetleriyle hal hamur olarak günümüze uzanan anadolu insanıyla barışamayan, onu her adımda baskılayan bu metis yeni teşkilat, nihayet şu son yıllarda kendini var eden yığınların diline imlasına yaklaştığı ölçüde yeni bir medeniyetin yeşerme imkanlarının yolunu açar gibidir.

ancak tarih, medeniyet hala karanlıktadır. sadece bu işe gönül verenlerin değil, sıradan insanların istediği zaman ulaşabileceği bir imla teşkil edilmezse mazisinden uzakta bir yeninin kök salması mümkün değildir.

bu imla insanları hem maziye taşıyacak ve hemde islamı ana metinlerinden okuyabilme fırsatını temin edecektir. türkçe yanında arapça mutlaka okutulmalıdır. türkçe imla ve arabi imla barıştırılmalıdır. altıyüz küsur yıl yaşamış bir tarih, vesikalarında sıkışıp kalmış kültür medeniyet yüz yıllık esaretinden kurtarılmalıdır. dil, imla olmazsa olmazdır.

devamını gör...
"vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. aklın nuru, fünun-u medeniyedir. ikisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. o iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. iftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.
devamını gör...
ülkede her manada özgürlük olması. bilimin, eğitimin, ahlakın, inancın, düşüncenin, insan sağlığının, ekonominin, siyasetin, diyalogun, aşkın, aklın, dilin önü tıkanırsa o medeniyette herhangi bir gelişme, mucize gibi olur. özgürlük anlayışım da sınırlara inanan, sınırsızlığın özgürlük olmadığını bilen bir özgürlüktür. örnek aldığım medeniyetler: başta islam medeniyeti,şehir olarak medine.roma medeniyeti,şehir olarak roma.yunan medeniyeti,şehir olarak atina. tabi helenin torunları olarak benzer kategorilerde bulunurlar zannımca. islam medeniyeti ise özgünlüğünü korumuş ve insan hırsına gem vurdukça canlanan bir medeniyet olmuştur. naçizane olan kendi zihniyetim ancak bunları görebilmektedir.gerisini,yani ayrıntılarını çok bilgili insanlardan takip etmek isterim.
devamını gör...
diğer medeniyetleri dışlamadan içinde hazmetmesi. batı medeniyetinin bu kadar baskın olmasına rağmen kendisini kabul ettirememesinin sebebi de çin, hint ve islam medeniyetlerini dışlama çabasıdır. halbuki osmanlı'ya ve osmanlı şehirlerine baktığınızda medeniyetlerin uyumunu görürsünüz. osmanlı bu sayede islam medeniyeti'nin üstünlüğünü diğerlerine kabul ettirmiştir.

aynı şekilde iskender de, şimdiki batı medeniyeti zihniyeti gibi karşılaştığı islam, hint ve çin medeniyetlerini dışlamamış, roma yunan'ın mitolojisini içinde geliştirip hazmedebildiği için ayakta kalmıştır.

yani her çağda baskın olan medeniyet, küresel güç haline gelebilmek için dışlamadan üstünlüğünü kabul ettirmelidir.

batı islam'ı terör, çin'i kontrol edilemez nüfus, hind'i ise tamamen metaforik gördüğü ve dışladığı sürece içine kapanıp küçülmeye mahkum olacaktır, çünkü güçlü olanın güç gösterisine de, dışlamaya da ihtiyacı yoktur; bunlar ancak rakip medeniyetlere hırs verir. tıpkı g8, bm gibi organizasyonlarda dışlanan islam medeniyetinin islam konferansı örgütünü harekete geçirmesi gibi.

devamını gör...
beraber yürümek
beraber ıslanmak
beraber ağlamak

medeniyet insanlığın en detone şarkısı.

m.akifi yad etmeden geçemem.

ne kadar canavar yarattık
demek medeniyiz
alkış.
devamını gör...
uykudur efendim. az uyuyacaksınız. her anlamda uykudan bahsediyorum.
devamını gör...
(bkz: bu benim meselem derin mesele)

insan ne ile yaşar? diye sormuştu bi hocam derste. çok insan sormuş bunu da bi felsefeci olarak benim zihnim kendiliğinden, herkes için geçerli olabilecek bir cevaba arıyor. insan ne ile yaşar sorusu ile bu başlığınn sorusu bence aynı özü sorgulamaktadır.

insan ne ile yaşar diye düşününce naçizane aklıma ilk gelen cevap inançtır. insan inanarak yaşar.

inanç genel de daha dar bir anlama denk gelen dini inanç bağlamında alınsa da, aslında bilgi dediğimiz "şey"in de temelinde yer alacak kadar geniş bağlamlı bir zihinsel haldir. felsefecilerin de tartıştığı üzere bilgi haklı kılınmış inançtır dersek aslında inancın bilgiyi nasıl doğurduğunu açıklamak için iyi bir giriş noktası bulmuş olabiliriz. daha etraflı bir temellendirme ile yazınca muhtemelen tezimi tamamlamış olacağımdan keşke yazabilsem diyorum ama...

biraz atlayarak inanan insanın nasıl bir medeniyet üretebileceğini düşünmeye başladığımızda ise işimizi kolaylaştıran, deniz feneri misali yol gösteren bir ayet ile karşılaşıyoruz: "ve gevşeklik etmeyin, mahzun olmayın, inanmışsanız mutlaka üstünsünüz siz."

ilk anda çözülmesi zor bir mesele gibi gelse de, bir taraftan akletmekle bir taraftan inanmakla sorumlu olmak; bilginin inancın bir cüzü olduğunu, felsefenin akletmenin bir cüzü olduğunu, bilgiye yaslandırılmış bugünkü batı kültürünün insanlığın ortak medeniyetinin bir cüzü olduğunu, dolayısıyla bilgiye inananların değil inanmaya inananların en iyi akledenler olabileceğini farkettiğinizde inananların temelinde yer aldığı bir medeniyetin en insani, en büyük potansiyelli, en sağlıklı vs. medeniyet olabileceğini de söylerken bulabiliyorsunuz kendinizi.

sıkıcı olmama adına bu küçük tespitle sınırlandırıp, naçiz bir tavsiyeyle son vermek istiyorum: inanma üzerine daha fazla akletmeliyiz
devamını gör...
güzel ahlâktır. başka bir şey değildir. yani ıslamı bütün hakikatiyle hayatın her sahasında tatbik etme. gelişmişliği fenni disiplinde anlamak büyük bir hata olacaktır. batı coğrafyası gelişmiş bir medeniyete mi sahip? batı adamı makinayı icad etti ve ona karşı büyük bir hayranlık duydu, sonra makinaya secde etti. durum bundan ibaret.

batı adamı, ortaçağ demlerinde yaban domuzları gibi ağaç köklerini kemirerek hayat sürerken, doğu adamı ilmin ve fennin altın çağını yaşadı. peki ne olduda bu hale geldik? bu sorunun cevabı necip fazıl'ın doğru yolun sapık kolları isimli kitabında saklı.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar