cogiyi alıntılar

"-marie, farz et ki, iki itfaiyeci küçük bir yangını söndürmek üzere ormana girdiler. sonra işlerini bitirip bir nehir kenarına vardıklarında birinin yüzü tümüyle siyaha bulanmışken diğerinin yüzü tertemizdir. sorum şu: bu ikisinden hangisi yüzünü yıkayacaktır sence?

- aptalca bir soru bu. elbette yüzü kirli olan.
- hayır, yüzü kirli olan diğerine bakacak ve kendi yüzünün de onunki gibi olduğunu sanacak. ve tersine yüzü temiz olan da yüzü kir içinde olan meslektaşını görüp kendi kendine: ben de kirlenmiş olmalıyım. en iyisi yıkanayım diyecektir.
- ne anlatmaya çalışıyorsun?
- demek istiyorum ki, hastanede geçirdiğim süre içinde, sevdiğim kadınlarda hep kendimi aradığımı anladım. onların sevgi dolu, tertemiz yüzlerine bakıyor ve o yüzlerde kendi yüzümün yansımasını görüyordum. onlar, diğer yandan bana bakıyorlar ve yüzümdeki kiri görüyorlardı; ne kadar akıllı ya da ne kadar özgüvenli olurlarsa olsunlar, kendi yansımalarını bende görmeyi bırakıp olduklarından çok daha kötü olduklarını düşündüler. lütfen, bunun sana olmasına izin verme."

"bazı şeylerin gitmesini izin vermek işte bu nedenle çok önemlidir. onları serbest bırakmak. gevşek olanı kesmek. insanların hiç kimsenin işaretli kağıtlarla oynamadığını anlaması gerekiyor; bazen kazanırırz ve bazen de kaybederiz. hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. daireyi tamamla. gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. geçmişte olduğun kişi olmayı bırak ve şu anda kimsen o ol."

zahir/paulo coelho
devamını gör...
- derviche bunu nasıl yaparsın. gerçekten bu sefer canımı acıttın. kardeşim her doğru her yerde söylenir mi ? çekersin bir kenara usturuplu bir dille uyarırsın ne onca insanın arasında rencide ediyorsun. bi de susuşumla dalga geçtin o kadar. çok ayıp ettin bana. çok alındım yaptıklarıma. hayatımda hiçbir şeye bu kadar alınmamıştım.
ne kadar çok yazsam boşuna alındım işte.

+ abi yanlış anladın alıntı derken onu kast etmedim

- nasıl lan ?
devamını gör...
cogito sözlük yazarları hakkında derin hüsnü zanlarım, isabetli olduğunu düşündüğüm büyük teveccühlerim var..
bunlardan biri de kitap okuyan kesime dahil olmalarından ziyade, ciddi ve faydalı eserleri okuyan kesime dahil olduklarıdır..
belki malumunuzdur lakin okumanın, bilgi edinmenin, ilim koklamanın dahi bir vergisi vardır..
misal anlatmak, bahsetmek, en azından tavsiye etmek..
yada alıntılar ile düşünmeye vesile olmak..

bu başlık bunun için var; dilerseniz yalnızca alıntı yapmak istediğiniz pasajı, cümleyi belki ifadeyi hatta hatta kelimeyi yazıp, alıntı yapılan kitabın adını da bkz parantezinde belirtirseniz faydası olacaktır..
ama efdal olan alıntının akabinde sizde uyandırdığı hissiyatı yahut fikriyatı kısaca beyan etmenizdir..

saygılar
devamını gör...
"kadın, erkeği dışarı tüküren ve onu her an yutabilecek olan kara oyuktur." bilgin saydam- deli dumrulun bilinci
devamını gör...
'kenarda oturan ve dünyanın hiçbir hadisesiyle ilgilenmelerine imkan olmadığını sandıracak kadar ruhları kütleşmiş görünen köylülerin bile yüzünü memnun bir gülümseme kaplamıştı..'

sabahattin ali'nin yeni dünya isimli öyküsünde geçen ve kırsal kesim insanımızın asırlar eskiten küçümsenemeyecek fakat yadırganabilecek hallerinden birinin müthiş bir tasviridir bence.. yaşı olgun bir fahişenin bedenini teşhir ettiği, kendisini nesnelleştiren erkekler alemine sergilediği son raksı esnasında yazarın betimlediği seyirci güruhunun bir kısmını yansıtmaktadır..
devamını gör...
ali çolak - mavisini yitirmiş yaşamak


--- alıntı ---

hüzn-i umumi

kırkikindi yağmurları gibi gelir. buğusu önce gözlerinize yansır, sonra güvercin bakışlı bir sessizlik olur; yüzünüze, saçlarınıza, omuzlarınıza üşüşür. bomboş ve anlamsız bakışlar armağan eder akşamlarınıza. ve ağır tonlu şarkılar gibi süzülür zaman: adı hüzündür.

hüzün tanıdık geliyor bize. zira tarihimize hüznün tarihi diyebiliriz. en koyu hüznü hz. Âdem yaşadı dünya gurbetine düştüğünde. dünya bir hüzün gezegeni kesildi ona. gözyaşları; ufkunu genişlete genişlete aydınlığa kavuşturdu onu. hüzün, ilk insanda gurbetle tanıttı kendini. sonra, bütün peygamberler tarihi bir hüzün tarihine boyanacaktır. nuh peygamber in karşılık görmeyen çağrıları, hz. ibrahim in ateşlere doğru salınışı ve ismail i çöller ortasına koyup ardına bakmadan geriye dönüşü. büyük peygamberlerin hüzün devirleri... hz. peygamberin mahzun hayatı, hz. hatice nin ve ebu talibin ardı ardına ebediyete yürüyüşleri, islam ın mekke yılları, müslümanların âlemde hor görülen bir cemaat oluşu... hüzün seneleri...


peygamberlerin hüzne bulanık bir hayatları vardır. yeis değil, karamsarlık değildir bu. çünkü onlar ümit savaşçısıdır. ayrılık hallerinden bir haldir hüzün. engellere takılıp kalmanın sıkıntısı. gariplik... hüzün de bir imtihandır çünkü. sonunda bütün peygamberler bu imtihanı aşmışlardır.

hüzünden isteseniz de kaçamazsınız. o gelir ve sizi bulur; gözlerinize konuk olur. yaşamak bazen müthiş acılar verir insana. yerin altı, üstünden hayırlı görülür. gönül, aradan gurbeti kaldırmak, ezeli güneşine kavuşmak ister. oysa dünya üstünüze üstünüze gelir; kendini önemsetmenin yollarını arar. insan, kendi gurbetinde yaşamaya mecbur kalır. ruhumuz yelkenlerine indirir, ufuk daralır, üstüne bir ağırlık çökmüş gibi durur kalbimiz. hiçbir şey insanı sarsmaz, kandırmaz.

yaşadığımız günlere de hüzün devirleri dense yeridir. zira iyilikler ve huzur dünyadan çekilmiş gibi. gülme, anlamını yitirmiş, insanlar en fazla acıyla yaşar olmuşlar. müslümanlar için gurbet yıllarıdır bu yıllar. bir yandan şehir şen şakrak gülmektedir. dünyanın bir yarısı gülerek ve sırıtarak üstümüze gelmektedir. şehrin bundan haberi gibi sürmektedir yaşam.

işıklar yükseliyor salonlardan, meydanlardan. vitrinler rengârenk şekilleriyle zayıf yerlerine dokunuyor insanların. kirli şarkılar kesiyor yolları. gözlerimizin önünden çocuk mezarları geçiyor. sonra haberler, haberler... önce gelip göğsümüze saplanan; sonra duya duya kanıksadığımız ve kayıtsız kaldığımız haberler...artık haberler kılımızı kıpırdatmıyor: dünya bu olamazdı demek geliyor içimizden. dünya bu olamazdı. hüzün imtihanı günlerimizin peşini bırakmıyor. müslüman toprakları baştanbaşa bir hüzün coğrafyası. bu coğrafyanın acıları iliklerimize kadar işliyor. ve hüzün damlıyor evlerin taraçalarından. gamdan dağlar kuruyoruz kelimeleri kayadan olan. gam dağlarına çıkıp naralar atmak istiyoruz. kasideler yazıyoruz imtihanın kanayan yerlerinde; ah şimdi yıkıldı surlarımız, şimdi ölesiye çıplağız ve tutulmamış sözlerle kanayan gönüllerimiz, geceleri atlastan yorganlar gibi üzerinde sis var sevdiklerimizin.

şehir büsbütün şarkılara bırakıyor kendini. yeni eğlenceler icat ediyor. aynalar, evet aynalara koşuyor insanlar. acılarını bastırmak istiyorlar; fakat gözleri ele veriyor hüzünlerini. kaçmanın mümkün olmadığını görüyorlar.

biz, göğsümüze bastırdığımız güllerle şehirden çalabildiğimiz kadar tebessüm çalıyoruz. çünkü ancak o yakışır hüznümüze. şehrin göğüne, taşına, toprağına, havasına sinmiş hüzünden kaçmak ve onu görmezlikten gelmek ne mümkün! o bulacağını bulur ve onda hüküm sürer. müslüman yürekleri pişire pişire yaklaştırır yaklaştıracağı yere. ve hüznün içinden tutulup gidilecek bir yol vardır kurtuluşa.

acılar kalıcı değildir. hüzün devirleri geride sevapları, kazanılmış imtihanları bırakıp gidecek ve mutlaka yıldızlar arasından yemyeşil bir rüzgâr esecektir.

şimdi hüznün gölgesi vurmuş yüzümüzle, göğsümüze bastırdığımız güller ve dudaklarımızda dualarla gömülüyoruz şehre. hüzün ki en çok yakışandır bize diyor şair. neden yakışmasın; çünkü biz, mahzun bir peygamberin ümmetiyiz.


--- alıntı ---
devamını gör...
sarhoşum
üstelik dervişim yaşım kadar
öyleyse ben de bir belge sunmalıyım öldüğüme dair
madem ki aşk içindi herşey
madem ki yok aşktan gayrısı
madem ki kul olmak vardı güzele; ezelde ve yeryüzünde
diyelim belki aşk belki hüzün
adını nasıl unutursa insan
kendime ordular biçiminde bir belge sunmalıyım öldüğüme dair
haydi suçlayın beni kanıtlayın yaşadığımı
sabah namazından önce seviştiğim -ki ibadet yanı bu dinimin-
iki noktanın keşiştiği yeri siz nasıl isimlendirirdiniz ? ben peygamberimle sevişirken tırnağımı kırdım
rabbim rabbim bana yüzümü geri ver
bulanık aklım
neden caddelerde kalabalıklar sadece et kokuyor ve neden utanık anarşik sevişmeler tutuyor hep midemi
hukuka uygunluk
insan hakları
birleşmiş etler
oysa bu çağda bir çocuğun yaşama hakkı intiharının yaşı kadar
farzedelim icrayı ve icracıyı içinde barındıran ve önceden planlan
sanki yazarken eskiten
tefsir gücü
tahrik düşü
kelam
kavram
insan...

sarhoş dervişim
halimce düştüm ateşe divane
Allahım lal oldu içim
ayrılık ölümden öte
ben ki şarap eskitirim
gözyaşlarının aktığı yerde
döktüm kirpiklerimi
ah ıslandı şehir bu gece...


-murat çelik/aşkın elif hali-
devamını gör...
--- alıntı ---

karba-ı rah-ı tecridiz hatar havfın çekip
gah mecnun gah ben devr ile nevbet bekleriz.

fuzuli



--- alıntı ---

mencun ile ben, soyutlanmışlık yolunun kervanıyız. yol kesiciler kervanımıza saldırıp da tekilliğimizi bozmasınlar diye bazen, o bazen de beni sıra ile şu dünyanın aşk nöbetini tutuyoruz.
devamını gör...
--- alıntı ---

periden güzel huriden müstesna
sebebi envai bela türlü cefa
yedi düvel çehrene mübtela
ben garip aşık-ı şeyda iken
terk-i can etmen reva mı bana.

--- alıntı ---
devamını gör...
--- alıntı ---

öldüğüm gün, taşınırken tabutum,
acı duyacağımı sanma bu dünyanın ardından
ağlayarak; yazık oldu diye konuşma,
kayıp dediğin, sütün kesilmesidir.
yok olmayacağım mezara konduğum vakit,
yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay?
ölüm sandığın şey, aslında doğuştur,
zindan gibi görünür mezar, oysa ruh
özgürlüğe kavuşur.
hangi tohum büyümez ekilince toprağa?
insan tohumundan şüphen mi var yoksa?

--- alıntı ---
devamını gör...
ortalık açmış, uyandım. dedim, artık gideyim.
önce amma şu fakir âdemi memnûn edeyim.
bir de baktım ki: tek onluk bile yokmuş kesede;
mührüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!
o zaman koptu içimden şu tehassür-i ebedî:
ya hamiyyetsiz olaydım, ya da param olsa idi!

(bkz: safahat)
(bkz: seyfi baba)

gönlü bin parça oluyor yardım etmek isteyip de edememek insanın.
oracıkta sana bakıyorken yalvarır gibi titreyen iki ışık.
eli cebe atınca verecek bir şey olmaması ne yazık..
''ya merhamet duygusundan mahrum yaratılsaydım ya da param olsa idi!'' diye iç geçirirsin anca yanık.
devamını gör...
"var utanır varı da var edeni vasfetmekten"

kıl beni ey namaz senai demirci
devamını gör...
burada bir çocuk gibi davranmanız gerektiğini bilmelisiniz. bir çocuk kalacak olursanız, sevileceksiniz. çünkü bir adam gibi hareket ederseniz, gücünüze daima karşı koyacağım; oysa bir çocuktan neyi esirgeyebilirim! hiç.. öyle ya, benden kendisine veremeyeceğim bir şeyi isteyemez ki..

(bkz: vadideki zambak)

muhatabım çocuk olunca, ona sağlayabileceğim faydanın azamisini sağlamaya çalışırım. onun başarısıyla mutlu olurum ve o uğurda istediği her şeyi temin etmek bana mutluluk verir.
burada çok güzel ifade etmiş madam de mortsauf.
devamını gör...
..sağa doğru başını eğip kulağının memesine sağ omzunu öptürmekle cevap verdi. bu öpüşmenin tercümesi şu idi: çok şüpheli!

(bkz: matmazel noraliya nın koltuğu)

peyami safa'nın küçücük bir hareketi tasvir etmedeki sevimliliğe bakın! *
devamını gör...
bu kadar çok 'hayır' diyebilmek için ne kadar büyük bir 'evet' demiş olmak gerekirdi.

(bkz: la sonsuzluk hecesi)

ahir zamanda adım başı günah.. 'hayır!' diyerek reddetmemiz gereken o kadar çok şey var ki!
kalu bela'da bir kere 'evet' demiş olmanın ardından bize yüklenen sorumluluğun bilincinde olmanın neticesidir hepsi.
devamını gör...
zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var. (bir kitap)
devamını gör...
esrarhanenin acip letafetlerine vusul

(bkz: mai ve siyah)

bilinmezlikler evinin garip güzelliklerine kavuşmak manasına gelen, ve kulağıma hayli hoş gelen ifade.
devamını gör...
bir insanı öldürdüğün zaman bir yaşamı çalmış olursun, karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun..

uçurtma avcısı / khaled hosseini
devamını gör...
'bunları söylerken tavrında bir kalenderlikten ziyade bir irade, birçok büyük ve düşünceli adamları gıptaya sevk edecek bir irade görünüyordu.'

kuyucaklı yusuf romanında anası-babası öldürülen küçük çocuğun bu fena hal karşısındaki itidalli söylemlerine binaen yapılan betimleme..
devamını gör...
"bu sözleri şaşkınlıkla dinleyen derviş sordu: 'peki o lânet firâvun'un beynini dağıttın mı?'
ibrahim dede, 'hayır,' dedi. 'ona duâ ettim.'

derviş, 'bedduâ mı ettin?' diye sordu.

ibrahim dede, 'hayır,' dedi. 'tam tersi, hayırduâ ettim.'

'anlayamıyorum,' dedi derviş. 'onu hem öldürmemişsin hem de hayırduâ etmişsin. niye yaptın ki böyle bir şeyi?'

ibrahim dede, 'onun doğru yola dönmesi için duâ ettim,' dedi. 'çünkü ölüyü diri yapan mevlâ'nın kötüyü de iyi yapabileceğini biliyorum. kötü ve ölü bir düşmanım olacağına, iyi ve diri bir dostum olsun istedim."


[ ihsan oktay anar ; suskunlar ]
devamını gör...
rendekar doğru mu söylüyor ? "düşünüyorum öyle ise varım" oldukça makul.
fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da
çıkar. düşünen bir adamı düşlüyorum. düşündüğümü bildiğim için ben varım.
düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da var olduğunu biliyorum. böylece o da benim kadar gerçek oluyor. bundan sonrası çok daha hüzünlü
bir sonuca varıyor. düşündüğünü düşlediğim bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. o gerçek ben ise
bir düş oluyorum.

[ ihsan oktay anar ; puslu kıtalar atlası ]
devamını gör...
'bu evlenme hadisesinde herhangi bir müşterek hayattan ziyade, erkek için evde bir kadın bulunması kız için de münasipçe bir kısmet varken kaçırılmaması düşünülmüştür..'

'evde meram anlatmaya asla imkan olmayan, seviyesi, ahlak telakkisi, dünya görüşü ve itiyatları bakımından büsbütün ayrı bir mahlukla daimi bir beraberlik insanı dış hayatta da bedbin yapar ve bütün insanlardan şüpheye düşürür..'

'izdivaçlarının ilk senesinde dünyaya gelen bir kızcağız bile anası ile babası arasındaki bu geniş uçuruma bir köprü olamadı..'

sonu cinnet yahut boşanma ile biten pekçok evliliği betimlercesine yerinde tespit içeren ifadeler.. hayatın müşterek olmadığı hatta hayata yönelik farkındalığın bile aynı oranda olmadığı bir izdivacın, esra erol'lu izdivaç programındaki birlikteliklerden ne farkı var?

(bkz: kuyucaklı yusuf)
devamını gör...
'hasımlarını ürküten, onun kuvvet ve cesaretinden ziyade, hiç kaybolmayan sukünet, ve kendisine olan sonsuz emniyetinin her hareketinde görülen tezahürleri idi..'

'bu yabani çocuğa evvela ehemmiyet vermediler; fakat asıl ve hakikaten ehemmiyet vermeyenin bu yabani çocuk olduğunu fark edince onunla alay etmek, onu kızdırmak istediler..'

küçük bir çocuğun, yeni taşındıkları kasabada üzerine hamle yapan sözde kabadayı 3-5 kişinin gözünü korkutması mevzuuna dair..

cesaretin, önce kendine karşı dürüst ve kendinden emin bünyelerde harman olduğunu unutmamak gerek, yoksa saldıran saldırsın, köpeklik onlarda kalsın, saldırdıkları oluşumun yahut kişinin karşısına çıkmadıkları sürece adam olmadıkları aşikar.. ister müslüman desin kendine ister mecusi, insan olmadıktan sonra..

yukarıdaki alıntılar yalnızca kasabaya yeni gelmiş bir çocuğun değil, sanal aleme yeni katılmış bir düşünce platformunun da minik sırlarını ifşa ediyor gibi, değil mi ki cogito sözlük de ilk kurulduğunda bazılarına önemsiz bir çaba, sönmeye mahkum bir hamle olarak göründü, fakat sadece yoluna odaklanan isimleri müşahede edince bu garip bünyelerde bir panik hasıl oldu ve, ve, ve saldırılar..

(bkz: kuyucaklı yusuf)
devamını gör...
'yusuf, bazen hafif bir tebessümle, bazen de ciddiyetle kaşlarını kaldırarak bunları dinler, fakat katiyyen hayret eseri göstermezdi. adeta bütün bu anlatılan şeyleri önceden biliyormuş gibi bir hali vardı. dünyanın en meraklı ve hayret verecek hadisesi bile onun lakaytlığını izale edemeyecek gibiydi.'

(bkz: kuyucaklı yusuf)
devamını gör...
'bu zavallıların halini mukadder telakki etmekle beraber, onlara çok acıyordu..'

alem-i islamın rahat efradının dünyanın dört bir yanındaki ekseri insaniyete muhtaç biçare dindaşları için duyduğu hisse ne de çok benziyor.. evet üzülüyor, acıyor, merhamet ediyor, sloganlar atıyoruz.. ama bu yalnızca birkaç saat sürüyor, sonra bir elimizde döner bir elimizde ayran yürürken, nike mı adidas mı daha uygun acaba diye camekanları yokluyoruz.. kaderdir nihayetinde diyoruz..

(bkz: kuyucaklı yusuf)
devamını gör...
'yaşı onüçe basan ve birdenbire güzelleşiveren muazzez adeta olgun ve yetişkin bir hanım kız oluvermişti. atlas entarisinin hafifçe kabaran göğsü, bütün hicabına ve gayretine rağmen zavallı ali'nin gözlerini dayanılmaz bir tecessüs ve hayretle kendisine çekiyordu..'

masum bir ergenlik telaşesini kendine özgü bir itidal ile betimlemiş sabahattin ali..

(bkz: kuyucaklı yusuf)
devamını gör...
''yusuf, kadının yanındaki kıza baktı. birdenbire hiç şüphesiz tüyleri ürperdi. fakat gözlerini uzun müddet kızdan ayıramadı. ince ve yaşına nazaran uzun boylu olan bu kızın sapsarı, insana korku verecek kadar sarı bir yüzü vardı. fakat bu sarılık bir zayıflık ve kansızlığın verdiği renksizlikten ziyade, bir hastalıktan doğan yeşilimtrak sarılığa benziyordu.''

bu ifadeleri okuduktan sonra önüne bırakılacak kağıda bahsedilen kızcağızın resmini çizemeyecek kişi var mıdır? işte bir karakterin kitapta ilk geçtiği anda okura tanıtılışının muhteşem bir misali..

(bkz: kuyucaklı yusuf)
devamını gör...
elim kimde kaldı
kimin uykusunu uyumakta aklım.
şu ben, ne tuhaf itirafıdır
şu biz diyememenin.
hadi ben söyledim oldu
demekle olmuyor tutturmuş olmak bir şeyleri.
şiveli konuşalım
pis edelim o şehirli aksanını.
doğru söylesen
seni fark edecekler
tuhaf bir müddet oturtmalısın yüzüne,
yani biraz acemi
yani biraz şirret.



metin kaygalak (ortodoks oğlanlar için fücur)



devamını gör...
kuzeyde bıraktığım son defterden
bir şey kalmadı saklayacak. yüzüme
saydığım kötülükler de yok
artık.anneme kalsa faris haklıydı,
insan okunan her duada yasin,
yaşanan her yaşta mem olmalıydı.
oysa doğu'da her şey kendine kopuk
bir dille tutunmaktaydı.hikayesi
olmayan bir hiçlik duygusuydu çünkü,
her ayinde bir seyyide bırakılmış
cinnet duygusu. saklıydım her resimde,
heryerde fail ve meczub. sustum,
doğu'da susmak ne kadar susmak,

ah, acı ne kadar kendiydi.


metin kaygalak (yüzümdeki kuyu)
devamını gör...
'yarım saat sonra oyun kızışmış, sesler kesilmiş, çehrelerden tebesüüm giderek, onun yerine bir heyecan ve hırs ifadesi gelmişti.. salahattin bey rakının tesiriyle şaşırmış, cebindeki bütün parayı verdikten başka hilmi bey'e de elli altın kadar borçlanmıştı. hiç kendini bilmez gibi oynuyor, bütün acemi kumarbazlarda görüldüğü gibi asabi ve çılgın bir oyunla talihi kendine çevirmek istiyordu. bir kere kaybetti mi ikinci defa demin kaybettiğinin iki mislini ve üçüncü defa ikincide kaybettiğinin iki mislini koyuyordu. böylece ziyanı aklı başında olduğu zaman düşünmekten bile korkacağı bir miktara çıkıyordu..'

kumarın, kumar psikolojisinin tasvirine dair birkaç cümle ile ulaşılabilecek tanımsal nirvana budur zannımca. adeta hissedilmektedir kumarbazların solukları, terleri ve iskambillerin sürtünme hali..

(bkz: kuyucaklı yusuf)
devamını gör...
"hayatım senaryosuz, yönetmensiz ve rollerini bilmeyen berbat sanatçıların oynadığı kötü bir filmin parçası sanki..."
(bkz: zar adam)
devamını gör...
'şimdi dudaklarında hep o lakayt ve herşeyi bilen tebessüm vardı. bir türlü anlayamadığı, bir türlü içlerine karışamadığı ve bunu zaten asla istemediği bu insanlarla arasında çelik bir duvar gibi yükselttiği bu tebessüm, onun müracaat ettiği son çareydi.. kendi dili ile bu insanların dili arasında herhalde pek büyük farklar olacaktı, onlar yusuf'un sözlerinden bir şey anlamayacaklar ve o, anlattığı ile kalacaktı..'

kuyucaklı yusuf'un şahsında betimlenen bu his aslında kalabalıklar içindeki yalnızlığın her bireye kendine hasmış havası veren can alıcı noktasıdır.
devamını gör...
“…kaçta kaçın benim? kanımda, kafamda sen varsın. sesin yetmiyor bana. seni bütün olarak istiyorum, etinle, iskeletinle, rüyalarınla bütün. ve yalnız benim olarak. mazini kıskanıyorum. halini kıskanıyorum. kendini rahat hissetmen beni kudurtuyor. anlarsan anla, ben anlayamıyorum. acı duymaman için derimi yüzdürtürüm, ama ayrılığın seni üzmediğini, yaralamadığını düşünmek kanımı tepeme çıkartıyor. üstelik buna imkan olmadığınıda biliyorum. biliyorum ki, benimsin, yalnız benim, edebiyen benim. dudaklarım, dudaklarına, tenim tenine, ruhum ruhuna alevden harflerle damgasını vurmuş. bu damgayı ancak ölüm silebilir. biliyorum ki mustaripsin. ekim, kasım, aralık, ocak… o zamana kadar yaşayacak mıyım? vaham benim. yine susuzum, eskisinden daha susuzum. belki uzviyetin isyanı bu, korkunç bir isyan. tepeden tırnağa öperek..“

(bkz: jurnal)
devamını gör...
'kurtlarla sofraya oturan kişinin, onların kendisini konuk olarak mı yoksa yemek olarak mı gördüğünü asla bilemeyeceğini öğrendi.'

(bkz: şibumi)
devamını gör...
'en iyimser günlerinde amerikalılar'a çocuk gözüyle bakardı. enerjik, saf, meraklı, iyi yürekli fakat kötü yetiştirilmiş çocuklardı bunlar. bu açıdan bakıldığında ruslarla amerikalılar arasında pek az fark vardı. her ikisi de dışa dönük, harekete önem veren, fiziksel uluslardı. maddesel varlıklara ilgi duyan, güzellik karşısında şaşalayan. kendi ideolojilerinin en iyisi olduğuna inanan, olgunluktan uzak, kavgacı ver çok tehlikeli insanlar. evet tehlikeli, çünkü ellerindeki oyuncaklar uygarlığı yok edebilecek kozmik silahlardı.'

(bkz: şibumi)
devamını gör...
--- alıntı ---

. . .
sırf bakmadığı için yaşamında neler kaçırdığını düşündü.
yoksa bakmış da görememiş miydi?
dün murano odasında tek başına dolaşmış ve bir saat sonra düşündüğünde hiçbir şey görmediğini, beynine hiçbir şey kaydetmediğini anlamıştı. retinasından korteksine hiçbir şey geçiş yapmamıştı.
. . .

--- alıntı ---

(bkz: nietzsche ağladığında)
devamını gör...
"bu fikrin peşini bırakmaktansa, onu bulmanın gerçekten benim kaderimde olduğuna inanacak kadar ileri gittim."

"tek bir tabağın yanına, beş kişilik bir ailenin ihtiyacından daha fazla çatal kaşık yerleştirilen masalara oturduk."

"olacağını sandığım şeyler olmamıştı. asla olacağını tahmin etmediğim şeylerse, bir bir gerçekleşti."

(bkz: patti smith)
(bkz: çoluk çocuk)
(bkz: just kids)
devamını gör...
--- alıntı ---

islamiyetin hiç alakasız olduğu halde terör ile eş anlamlı kullanıldığı bir dünyada, islamın, müslümanlığın itibarını kurtarmak ve islam ülkelerini zenginleştirmek için sahabeler gibi müslüman olmak gerekmektedir.

izah edelim:

süper güçlerin tamamı gayri müslimdir, onların hiçbirisi islamiyete hizmet etmez, bardaki, diskodaki müslüman da kendi dinine hizmet edemez, hatta gayri müslimlerin işini kolaylaştırır. böylelikle sıkıntılar artarak çoğalır.

çözüm sahabe gibi olmaya çalışmaktır. sahabeler kendileri tek tek islamı temsil ederlerdi, o her bir sahabe islamı en üst seviyede temsil ettiler. mükemmel temsiliyet, mükemmel devleti de kurdurur, mükemmel toplumu da ortaya çıkarır.

biz tek tek müslümanlığı sahabe gibi yaşamak zorundayız, zira ahrette de tek tek sorgulanacağız. islamiyeti iyi anlamalı, iyi öğrenmeli, önce kendimizi yetiştirmeliyiz ki islamiyeti temsil edebilelim, zira önce temsil sonra tebliğ gelir.

--- alıntı ---

bunu yazanla aynı sözlükte yazıyoruz: hünkar

(bkz: müslümanların kurtuluş yolu)
devamını gör...
'hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti? niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz öldürmeye mecbur kalıyordu?'

'mütemadiyen ve sabahlara kadar düşündüğü günlerin acısını çıkarmak için olacak ki, kafasının mutlak surette boş kalmasına gayret ediyor ve kendisine sorulan en basit şeylere dahi omuz silkmekle mukabele ediyordu.'


(bkz: kuyucaklı yusuf)
devamını gör...
'birçok farklı hisler aklından şöyle bir geçiyor ve derhal unutuluyordu; o kadar ki aynı şeyleri bir başka sefer düşününce, ilk defa fark ettiğini sanıyor ve yeniden üzülüyor, seviniyor veya hayret ediyordu.'
'bütün mazisinde kendisine ah neden böyle yaptım? veya ah niçin şöyle yapmadım dedirtecek birşey bulamıyordu. ve bu, ömrünün pek tatlı geçtiğindne değil, sadece ömrünün her kısmına şu anda pek lakayt olduğundandı.'
'hiçbirşey yahut hiçkimse onu bu dünyaya bağlamıyordu. bunda da bir lakaytlıktan ziyade, mukadderata sessiz bir mutavaat vardı. madem ki hiçbir şeyi değiştirmeye iktidarı yoktu, her şey evvelden çizilen bir yolda yürüyecekti, o halde aklı başında bir insan olanları tebessümle seyredip sırasını beklemeliydi.'


(bkz: kuyucaklı yusuf)
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar