cogiyi alıntılar

"-marie, farz et ki, iki itfaiyeci küçük bir yangını söndürmek üzere ormana girdiler. sonra işlerini bitirip bir nehir kenarına vardıklarında birinin yüzü tümüyle siyaha bulanmışken diğerinin yüzü tertemizdir. sorum şu: bu ikisinden hangisi yüzünü yıkayacaktır sence?

- aptalca bir soru bu. elbette yüzü kirli olan.
- hayır, yüzü kirli olan diğerine bakacak ve kendi yüzünün de onunki gibi olduğunu sanacak. ve tersine yüzü temiz olan da yüzü kir içinde olan meslektaşını görüp kendi kendine: ben de kirlenmiş olmalıyım. en iyisi yıkanayım diyecektir.
- ne anlatmaya çalışıyorsun?
- demek istiyorum ki, hastanede geçirdiğim süre içinde, sevdiğim kadınlarda hep kendimi aradığımı anladım. onların sevgi dolu, tertemiz yüzlerine bakıyor ve o yüzlerde kendi yüzümün yansımasını görüyordum. onlar, diğer yandan bana bakıyorlar ve yüzümdeki kiri görüyorlardı; ne kadar akıllı ya da ne kadar özgüvenli olurlarsa olsunlar, kendi yansımalarını bende görmeyi bırakıp olduklarından çok daha kötü olduklarını düşündüler. lütfen, bunun sana olmasına izin verme."

"bazı şeylerin gitmesini izin vermek işte bu nedenle çok önemlidir. onları serbest bırakmak. gevşek olanı kesmek. insanların hiç kimsenin işaretli kağıtlarla oynamadığını anlaması gerekiyor; bazen kazanırırz ve bazen de kaybederiz. hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. daireyi tamamla. gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. geçmişte olduğun kişi olmayı bırak ve şu anda kimsen o ol."

zahir/paulo coelho
devamını gör...
- derviche bunu nasıl yaparsın. gerçekten bu sefer canımı acıttın. kardeşim her doğru her yerde söylenir mi ? çekersin bir kenara usturuplu bir dille uyarırsın ne onca insanın arasında rencide ediyorsun. bi de susuşumla dalga geçtin o kadar. çok ayıp ettin bana. çok alındım yaptıklarıma. hayatımda hiçbir şeye bu kadar alınmamıştım.
ne kadar çok yazsam boşuna alındım işte.

+ abi yanlış anladın alıntı derken onu kast etmedim

- nasıl lan ?
devamını gör...
cogito sözlük yazarları hakkında derin hüsnü zanlarım, isabetli olduğunu düşündüğüm büyük teveccühlerim var..
bunlardan biri de kitap okuyan kesime dahil olmalarından ziyade, ciddi ve faydalı eserleri okuyan kesime dahil olduklarıdır..
belki malumunuzdur lakin okumanın, bilgi edinmenin, ilim koklamanın dahi bir vergisi vardır..
misal anlatmak, bahsetmek, en azından tavsiye etmek..
yada alıntılar ile düşünmeye vesile olmak..

bu başlık bunun için var; dilerseniz yalnızca alıntı yapmak istediğiniz pasajı, cümleyi belki ifadeyi hatta hatta kelimeyi yazıp, alıntı yapılan kitabın adını da bkz parantezinde belirtirseniz faydası olacaktır..
ama efdal olan alıntının akabinde sizde uyandırdığı hissiyatı yahut fikriyatı kısaca beyan etmenizdir..

saygılar
devamını gör...
'kenarda oturan ve dünyanın hiçbir hadisesiyle ilgilenmelerine imkan olmadığını sandıracak kadar ruhları kütleşmiş görünen köylülerin bile yüzünü memnun bir gülümseme kaplamıştı..'

sabahattin ali'nin yeni dünya isimli öyküsünde geçen ve kırsal kesim insanımızın asırlar eskiten küçümsenemeyecek fakat yadırganabilecek hallerinden birinin müthiş bir tasviridir bence.. yaşı olgun bir fahişenin bedenini teşhir ettiği, kendisini nesnelleştiren erkekler alemine sergilediği son raksı esnasında yazarın betimlediği seyirci güruhunun bir kısmını yansıtmaktadır..
devamını gör...
ali çolak - mavisini yitirmiş yaşamak


--- alıntı ---

hüzn-i umumi

kırkikindi yağmurları gibi gelir. buğusu önce gözlerinize yansır, sonra güvercin bakışlı bir sessizlik olur; yüzünüze, saçlarınıza, omuzlarınıza üşüşür. bomboş ve anlamsız bakışlar armağan eder akşamlarınıza. ve ağır tonlu şarkılar gibi süzülür zaman: adı hüzündür.

hüzün tanıdık geliyor bize. zira tarihimize hüznün tarihi diyebiliriz. en koyu hüznü hz. Âdem yaşadı dünya gurbetine düştüğünde. dünya bir hüzün gezegeni kesildi ona. gözyaşları; ufkunu genişlete genişlete aydınlığa kavuşturdu onu. hüzün, ilk insanda gurbetle tanıttı kendini. sonra, bütün peygamberler tarihi bir hüzün tarihine boyanacaktır. nuh peygamber in karşılık görmeyen çağrıları, hz. ibrahim in ateşlere doğru salınışı ve ismail i çöller ortasına koyup ardına bakmadan geriye dönüşü. büyük peygamberlerin hüzün devirleri... hz. peygamberin mahzun hayatı, hz. hatice nin ve ebu talibin ardı ardına ebediyete yürüyüşleri, islam ın mekke yılları, müslümanların âlemde hor görülen bir cemaat oluşu... hüzün seneleri...


peygamberlerin hüzne bulanık bir hayatları vardır. yeis değil, karamsarlık değildir bu. çünkü onlar ümit savaşçısıdır. ayrılık hallerinden bir haldir hüzün. engellere takılıp kalmanın sıkıntısı. gariplik... hüzün de bir imtihandır çünkü. sonunda bütün peygamberler bu imtihanı aşmışlardır.

hüzünden isteseniz de kaçamazsınız. o gelir ve sizi bulur; gözlerinize konuk olur. yaşamak bazen müthiş acılar verir insana. yerin altı, üstünden hayırlı görülür. gönül, aradan gurbeti kaldırmak, ezeli güneşine kavuşmak ister. oysa dünya üstünüze üstünüze gelir; kendini önemsetmenin yollarını arar. insan, kendi gurbetinde yaşamaya mecbur kalır. ruhumuz yelkenlerine indirir, ufuk daralır, üstüne bir ağırlık çökmüş gibi durur kalbimiz. hiçbir şey insanı sarsmaz, kandırmaz.

yaşadığımız günlere de hüzün devirleri dense yeridir. zira iyilikler ve huzur dünyadan çekilmiş gibi. gülme, anlamını yitirmiş, insanlar en fazla acıyla yaşar olmuşlar. müslümanlar için gurbet yıllarıdır bu yıllar. bir yandan şehir şen şakrak gülmektedir. dünyanın bir yarısı gülerek ve sırıtarak üstümüze gelmektedir. şehrin bundan haberi gibi sürmektedir yaşam.

işıklar yükseliyor salonlardan, meydanlardan. vitrinler rengârenk şekilleriyle zayıf yerlerine dokunuyor insanların. kirli şarkılar kesiyor yolları. gözlerimizin önünden çocuk mezarları geçiyor. sonra haberler, haberler... önce gelip göğsümüze saplanan; sonra duya duya kanıksadığımız ve kayıtsız kaldığımız haberler...artık haberler kılımızı kıpırdatmıyor: dünya bu olamazdı demek geliyor içimizden. dünya bu olamazdı. hüzün imtihanı günlerimizin peşini bırakmıyor. müslüman toprakları baştanbaşa bir hüzün coğrafyası. bu coğrafyanın acıları iliklerimize kadar işliyor. ve hüzün damlıyor evlerin taraçalarından. gamdan dağlar kuruyoruz kelimeleri kayadan olan. gam dağlarına çıkıp naralar atmak istiyoruz. kasideler yazıyoruz imtihanın kanayan yerlerinde; ah şimdi yıkıldı surlarımız, şimdi ölesiye çıplağız ve tutulmamış sözlerle kanayan gönüllerimiz, geceleri atlastan yorganlar gibi üzerinde sis var sevdiklerimizin.

şehir büsbütün şarkılara bırakıyor kendini. yeni eğlenceler icat ediyor. aynalar, evet aynalara koşuyor insanlar. acılarını bastırmak istiyorlar; fakat gözleri ele veriyor hüzünlerini. kaçmanın mümkün olmadığını görüyorlar.

biz, göğsümüze bastırdığımız güllerle şehirden çalabildiğimiz kadar tebessüm çalıyoruz. çünkü ancak o yakışır hüznümüze. şehrin göğüne, taşına, toprağına, havasına sinmiş hüzünden kaçmak ve onu görmezlikten gelmek ne mümkün! o bulacağını bulur ve onda hüküm sürer. müslüman yürekleri pişire pişire yaklaştırır yaklaştıracağı yere. ve hüznün içinden tutulup gidilecek bir yol vardır kurtuluşa.

acılar kalıcı değildir. hüzün devirleri geride sevapları, kazanılmış imtihanları bırakıp gidecek ve mutlaka yıldızlar arasından yemyeşil bir rüzgâr esecektir.

şimdi hüznün gölgesi vurmuş yüzümüzle, göğsümüze bastırdığımız güller ve dudaklarımızda dualarla gömülüyoruz şehre. hüzün ki en çok yakışandır bize diyor şair. neden yakışmasın; çünkü biz, mahzun bir peygamberin ümmetiyiz.


--- alıntı ---
devamını gör...
sarhoşum
üstelik dervişim yaşım kadar
öyleyse ben de bir belge sunmalıyım öldüğüme dair
madem ki aşk içindi herşey
madem ki yok aşktan gayrısı
madem ki kul olmak vardı güzele; ezelde ve yeryüzünde
diyelim belki aşk belki hüzün
adını nasıl unutursa insan
kendime ordular biçiminde bir belge sunmalıyım öldüğüme dair
haydi suçlayın beni kanıtlayın yaşadığımı
sabah namazından önce seviştiğim -ki ibadet yanı bu dinimin-
iki noktanın keşiştiği yeri siz nasıl isimlendirirdiniz ? ben peygamberimle sevişirken tırnağımı kırdım
rabbim rabbim bana yüzümü geri ver
bulanık aklım
neden caddelerde kalabalıklar sadece et kokuyor ve neden utanık anarşik sevişmeler tutuyor hep midemi
hukuka uygunluk
insan hakları
birleşmiş etler
oysa bu çağda bir çocuğun yaşama hakkı intiharının yaşı kadar
farzedelim icrayı ve icracıyı içinde barındıran ve önceden planlan
sanki yazarken eskiten
tefsir gücü
tahrik düşü
kelam
kavram
insan...

sarhoş dervişim
halimce düştüm ateşe divane
Allahım lal oldu içim
ayrılık ölümden öte
ben ki şarap eskitirim
gözyaşlarının aktığı yerde
döktüm kirpiklerimi
ah ıslandı şehir bu gece...


-murat çelik/aşkın elif hali-
devamını gör...
--- alıntı ---

karba-ı rah-ı tecridiz hatar havfın çekip
gah mecnun gah ben devr ile nevbet bekleriz.

fuzuli



--- alıntı ---

mencun ile ben, soyutlanmışlık yolunun kervanıyız. yol kesiciler kervanımıza saldırıp da tekilliğimizi bozmasınlar diye bazen, o bazen de beni sıra ile şu dünyanın aşk nöbetini tutuyoruz.
devamını gör...
--- alıntı ---

öldüğüm gün, taşınırken tabutum,
acı duyacağımı sanma bu dünyanın ardından
ağlayarak; yazık oldu diye konuşma,
kayıp dediğin, sütün kesilmesidir.
yok olmayacağım mezara konduğum vakit,
yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay?
ölüm sandığın şey, aslında doğuştur,
zindan gibi görünür mezar, oysa ruh
özgürlüğe kavuşur.
hangi tohum büyümez ekilince toprağa?
insan tohumundan şüphen mi var yoksa?

--- alıntı ---
devamını gör...
ortalık açmış, uyandım. dedim, artık gideyim.
önce amma şu fakir âdemi memnûn edeyim.
bir de baktım ki: tek onluk bile yokmuş kesede;
mührüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!
o zaman koptu içimden şu tehassür-i ebedî:
ya hamiyyetsiz olaydım, ya da param olsa idi!

(bkz: safahat)
(bkz: seyfi baba)

gönlü bin parça oluyor yardım etmek isteyip de edememek insanın.
oracıkta sana bakıyorken yalvarır gibi titreyen iki ışık.
eli cebe atınca verecek bir şey olmaması ne yazık..
''ya merhamet duygusundan mahrum yaratılsaydım ya da param olsa idi!'' diye iç geçirirsin anca yanık.
devamını gör...
burada bir çocuk gibi davranmanız gerektiğini bilmelisiniz. bir çocuk kalacak olursanız, sevileceksiniz. çünkü bir adam gibi hareket ederseniz, gücünüze daima karşı koyacağım; oysa bir çocuktan neyi esirgeyebilirim! hiç.. öyle ya, benden kendisine veremeyeceğim bir şeyi isteyemez ki..

(bkz: vadideki zambak)

muhatabım çocuk olunca, ona sağlayabileceğim faydanın azamisini sağlamaya çalışırım. onun başarısıyla mutlu olurum ve o uğurda istediği her şeyi temin etmek bana mutluluk verir.
burada çok güzel ifade etmiş madam de mortsauf.
devamını gör...
bu kadar çok 'hayır' diyebilmek için ne kadar büyük bir 'evet' demiş olmak gerekirdi.

(bkz: la sonsuzluk hecesi)

ahir zamanda adım başı günah.. 'hayır!' diyerek reddetmemiz gereken o kadar çok şey var ki!
kalu bela'da bir kere 'evet' demiş olmanın ardından bize yüklenen sorumluluğun bilincinde olmanın neticesidir hepsi.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar