devrim

kağıttan bir gemidir devrim kim bilir kaç yunus görmüş kaç deniz gezmiş diye tanımladığım olgudur.
devamını gör...
güzel bir dünya özlemi ile isimler verdik çocuklarımıza...

biri de, bizi o güzel dünyaya götürecek olan devrimdi.

devamını gör...
başarılı olanı kahraman, başarısız olanı vatan haini yapan eylem.
devamını gör...


--- alıntı ---

Devlet devrimle yıkılabilecek bir şey değil, insanlar arasındaki ilişki tarzıdır. Devlet bu ilişki tarzıyla varolur, beslenir, güçlenir, sömürür ve öldürür. Devlet, otoriter ve hiyerarşik örgütlenmelerle iktidara talip olunarak değil, insanlar arasında devletin kendini yeniden üretmediği yeni ilişkiler özgürlükçü ve dayanışmacı yeni bir "hayat tarzı" kurularak yıkılabilir. Asıl olan "iktidarı almak" değil, gündelik hayat devrimleridir. Zira yaşanacak hayatlarımız vardır.

--- alıntı ---

der abdülgaffar el hayati.
devamını gör...
bir düzenin işleyişinde herhangi bir düzeltme eylemini normal yollarla yapmadan, bir atraksiyon eşliğinde tepeden iner şekilde yapma durumudur. mesela: ben şu anda x bir yerdeyim ve fena kalabılık, kimseyi kovamam burdan şimdi, o zaman kalabalığın içinde bir üye değilmişim gibi sözlüğe dikmişim gözlerimi, ilgilenmeme devrimini, umursamama gibi hoş olmayan bir tavır ile tepen inme herkesin bakışları altında yapıyorum.

halk içinde ki masum devrim durumum.
devamını gör...
al pacino ve nastassia kinski'nin başrollerini paylaştığı, amerikan bağımsızlık savaşı sırasında bir baba-oğulun mücadelesini anlatan ve ucundan azcık da aşk içeren film. baya eskidir, 30 yıllık vardır rahat. ama pek bir numarası da yoktur ona göre . . .
devamını gör...
devrim modern bir kavramdır. çeşitli türleri mevcuttur; müzik devrimi sanat devrimi cinsel devrim vs. vs. ama en önemlileri kuşkusuz sosyo-politik ve sosyo-ekonomik devrimlerdir. bu devrimler şöyle gerçekleşir:

1. toplumun normal habitusuna aykırı yeni görüşler çeşitli kanallarla topluma sızmaya ve yayılmaya başlar. veya toplum çeşitli etkenler sonucunda bu yeni fikirlerin kaynağı konumundadır.

2. yeni fikirler toplumda yayılmaya başlarlar ve bu yeni fikirleri benimseyen insaların sayısı giderek artar.

3. yeni fikirleri savunanlar organize olmaya başlarlar ve ekonomik ve politik birliktelik kurup ekonomik ve politik olarak ellerini yavaş yavaş güçlendirirler.

4. bu arada statüko eğer yeni fikirlerin topluma sızmasını toplumda yükselmesini sezebilirse yeni fikirleri bertaraf etme çabasına girişebilir ve bu konuda organize olabilir (buna da karşı devrim deriz biz). bu çabaların olması olmaması, başarılı olması olmaması statükonun ve yeni fikirlerin etki potensiyeline göre değişir.

5. yeni fikirlere sahip olanlar statükoyu değiştirebilecek ekonomik ve politik potensiyale (silah, asker, para, makam, mevkii, bilgi vs.) sahip olduklarını düşündüklerinde statükoyu duelloya davet ederler veya statüko yeni fikirlere sahip olanlar daha fazla güçlenmeden başlarını ezeyim diyerekten yeni fikirlere sahip olanları duelloya davet edebilir.

6. duello (ornegin iç savaş) sonucu yeni fikirlere sahip olanlar başarılı olmuşsa devrim gerçekleşmiştir tersi olmuşsa karşı devrim gerçekleşmiştir.

edit: başka bir tanım bana yazmayı unuttuğum şeyleri anımsattı:

devrim de toplumsal habitus ani değişikliğe uğrar. devrim evrimsel bir dönüşüm değildir. mesela bu sebeple genellikle teknoloji devrim denilen şeyler aslında devrim niteliğine sahip değildir. onlar önceki versiyonlardan evrilmişlerdir ama mesela sanayi devrimi teknolojik bir devrimdir aynı zamanda.
devamını gör...
devrim, belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik; ihtilal. toplumsal değişimlerin insan iradesiyle hızlandırılması devrimleri oluşturur.

devamını gör...
--- alıntı ---

16 Haziran 1961 günü Devlet Demiryolları Fabrikaları ve Cer Dairelerinin yönetici ve mühendislerinden 20 kadarı Ankara’ da bir toplantıya çağrıldılar.

Toplantıya başkanlık eden Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU, Ulaştırma Bakanlığından alınan bir yazıyı okudu. Yazıda “ Ordunun cadde binek ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi “ görevinin TCDD İşletmesine verildiği ve bu amaçla 1.400.000.-TL ödenek ayrıldığı belirtiliyordu.

Verilen termin 29 Ekim 1961, yani tanınan süre 4.5 aydı. Bu süre içinde bu çapta bir geliştirme çalışması yapılabilir miydi ? Bırakınız geliştirmeyi, hiçten yola çıkarak, çalışabilecek bir otomobil yapılabilir, böyle bir mucize gerçekleştirilebilir miydi? Toplantıda söz alanların çoğu böyle bir projede seve seve çalışmaya hazır olduklarını, fakat böylesine kısa bir sürede sonuç alınabileceğini sanmadıklarını dile getirmeye çalışmış, bir kısmı da “ hayır “ demişlerdi.

Tüm ülkede ise üniversitesinden, basınına, bir avuç sanayicisinden, politikacısına, sesini duyurabilen herkes Türkiye’de ne otomobil, ne de motor yapılabileceğine inanıyor, özel sohbetlerde, röportajlarda, hatta film gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu.

Fakat bu inanılmaz şey gerçekleşiyor ve 29 Ekim 1961 sabahı Türkiye’ de yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da, kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye’ de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek Cumhurbaşkanı Cemal GÜRSEL Paşa’ ya sunulabiliyor, bir ikincisi Paşa’ yı Anıtkabir’ e götürüyor, sonra da Hipodrom’ daki geçit resmine katılıyordu.

bu nasıl gerçekleşmişti ?

Projeyle başka bir kuruluşun değil de Demiryollarının görevlendirilmiş olması,bir yandan, o tarihlerde TCDD’ nin onarım amacıyla kurulmuş fakat geniş ölçüde yedek parça imal eden Ankara, Eskişehir, Sivas ve Adapazarı’ ndaki fabrikaları ile önemli bir teknik potansiyeli ve yetişmiş işçisinden mühendisine kadar güçlü bir teknik kadrosunun bulunması, öte yandan Genel Müdür Yardımcısı Yüksek Mühendis Emin BOZOĞLU’ nun asker kökenli ve aynı zamanda Sıtkı ULAY Paşa’ nın akrabası olması dolayısıyla Milli Birlik Komitesi ve çoğu kabine üyelerince yakından tanınıyor ve güveniliyor olmasının sonucu idi.

Yüksek Mühendis Emin BOZOĞLU yönetim grubunun başı olarak, projenin yürütülmesi ve sonucuna ulaştırılmasında da gruptaki öteki yöneticiler gibi bütün bürokratik engelleri cesaretle aşarak her türlü imkanı sağlamak ve kimi kişisel sorunlar, kimi görevin çok yanlılığı ve ivediliği gibi nedenlerle büyük gerilim altında bulunan 20 mühendisin olağanüstü bir tempoyla fakat gönül rahatlığı içinde çalışmalarını sağlamak suretiyle de birinci derecede rol oynamıştı.

Zamana karşı yapılan yarışın kazanılmasında ikinci etken, görev alan mühendislerin proje süresince hafta sonları da dahil her gün, en az 12’ şer saat, gerektiğinde bazı geceleri sökülmüş bir otomobil sedirinin üzerinde birkaç saat kestirmek suretiyle işbaşında kalmaktan kaçınmayacak ölçüde davaya gönül vermiş olmalarıydı.

16 Haziran 1961 günü yapılan toplantıda, çalışmalar için en uygun yerin, (bugünkü TÜLOMSAŞ) Eskişehir Demiryolu Fabrikalarında dökümhane olarak yapılıp kullanılmayan bir bina, en uygun yöntemin de elden geldiğince çeşitli tipten otomobil yapısını yakından inceleyerek fikir edindikten sonra, yapılacak tipin boyutları, motor, şanzıman vb. öteki grup ve parçalarının nasıl tasarlanıp imal edileceği üzerinde durulması olduğu sonucuna varıldı.

İşyeri olarak seçilen atölyenin hazırlanması için Eskişehir’ e talimat verildi ve otomobili olanların 19 Haziran’ da Eskişehir’ de bulunmaları istendi. Dökümhane binası zemini, lokomotif kazanlarında kullanılmak üzere alınan saç levhalarla döşendi. Kapının üzerine, kocaman rakamlarla kaç gün kaldığını gösteren bir levha asıldı. Projenin bitimine dek bu levha, her gün bir azalarak, sonuna kadar orada kaldı. Atölyede bir baş üstü gezer vinç, çeşitli bankolar ve bir toplantı masası vardı. Yakınında bir de çay ocağı bulunan bu masa dört ay süreyle hem toplantılar, hem dinlenme, hem de gerektiğinde çalışma masası olarak kullanıldı.

Atölyede yapılan ilk toplantıda “ Yönetim Grubu “ açıklandı. Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU başkanlığında, Fabrikalar Dairesi Başkanı Orhan ALP, Cer Dairesi Başkanı Hakkı TOMSU, Cer Dairesi Başkan Yardımcısı Nurettin ERGUVANLI, Eskişehir Demiryol Fabrikaları Müdürü Mustafa ERSOY, Adapazarı Demiryol Fabrikası Müdürü Celal TANER, Ankara Demiryol Fabrikası Müdürü Mehmet NÖKER’ den oluşan grupta iki de emekli subay vardı: Genel Müdürlük Müşaviri Hüsnü KAYAOĞLU ve Necati PEKÖZ. Ardından çalışma grupları belirlendi: Dizayn, motor-şanzıman, karoseri, süspansiyon ve fren, elektrik donanımı, döküm işleri, satın alma işleri ve maliyet hesapları grupları.

Önce otomobilin ana hatları saptandı. Dört ila beş kişilik, toplam 1000-1100 kg-ağırlığında, orta boy denilebilecek bir tip üzerinde mutabık kalındı. Motor 4- zamanlı ve 4 silindirli olmalı, 50-60 BG vermeliydi.

Karoseri için hazırlanan 1:10 ölçekli maketlerden seçilen birinin 1:1 ölçekli alçı modeli yapıldı. Karoserin damı, kaput ve benzeri saçları, bu modelden alınan kalıplarla yapılmış beton bloklara çekilmek ve çekiçle düzeltilmek suretiyle tek tek imal edildi. Bir yandan da Willy’s Jeep, Warswa, Chevrolet, Ford Consul, Fiat 1400 ve 1100 motorlarının incelenmesinden sonra Warswa motoru örnek alınarak yandan supaplı bir 4- silindirli motorun gövde ve başlığı Sivas Demiryolu Fabrikasında dökülüp, Ankara Demiryolu Fabrikasında işlendi. Piston, segman ve kolları Eskişehir’ de yapıldı. Motor Ankara Demiryolu Fabrikasında monte edildi. Frenlemede 40 BG’ den fazla güç alınamayan bu motora alternatif olarak Ankara Fabrikası aynı gövde ve krank milinden yola çıkarak başka bir tip geliştirdi. B- motoru adı verilen üstten supaplı bir üçüncü motorda Eskişehir’ de imal edildi.
Süspansiyon grubu ön takımlar için “ Mc Pearson “ sistemini önerdi ve numuneye göre Eskişehir’ de imal edildi.

Eylül sonlarına doğru ön ve arka camları piyasada bulunabilenlere intibak ettirme zorunluluğu nedeniyle modele göre biraz değiştirilmiş, iki gövde çakılmış ve biri A, öteki B tipinden iki ayrı motor hazırlanmış bulunuyordu. Şanzımanlar, Ankara Fabrikasınca tümü yerli olarak yapılmıştı.

Montaja geçildiğinde karşılaşılan en büyük sorun, gövde – motor uyumunu sağlamak, debriyaj, gaz ve fren kumanda mekanizmalarını yerleştirmek ve direksiyonun en uygun konumunu bulmaktı. Ayarlı direksiyon önerisi kabul edilmedi. İki yıl sonra Cadillac bunu bir yenilik olarak getiriyordu.

Nihayet Ekim ortalarında Devrim otomobillerinden ilki tecrübeye hazır duruma gelebildi. Elektrik donanımı ile diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm parçaları yerli idi.

Bir yandan bu ilk otomobilin yol tecrübeleri sürdürülürken bir yandan da Cumhurbaşkanı’ na sunulmak üzere B- motoru ile donatılan ikinci otomobilin yetiştirilmesine çalışılıyordu. Siyah renkteki bu 2 numaralı Devrim’ in son kat boyası ancak 28 Ekim akşamı vurulabildi. Pasta ve cilası Ankara’ ya sevk edilirken gece trende yapıldı. Buharlı lokomotiflerle çekilen trende bacadan sıçraması muhtemel kıvılcımlardan ötürü güvenlik önlemi olarak benzin depoları boşaltıldı.

Tren sabaha karşı Ankara’ ya ulaştı. İki Devrim Otomobili o zamanlar Sıhhiye semtinde bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası’ na indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin kondu. Asıl ikmal sabahleyin Sıhhiye’ deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’ e gidilecekti.

29 Ekim sabahı, Devrimler motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskortun arasında yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı için, Mobil’ e uğramadan yola devam ettiler. Meclis’ in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele getirilen benzin 1. Arabaya kondu. 2 numaraya konacağı sırada Cemal Paşa Meclis’ in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2 numaralı Devrim Otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 m. Kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa’ nın “ Ne oluyor ? “ sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat SERDAROĞLU “ Paşam, benzin bitti. “ cevabını verdi. Paşa’ dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim’ e geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir’ e bu otomobil ile gitti. İnerken ünlü “ Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama, doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz ” sözlerini söyledi.

Ertesi gün bütün gazetelerin söz birliği etmişçesine “ 100 metre gidip bozuldu “ başlığını attıkları 2 numaralı Devrim, aynı gün Hipodrom’ daki geçit törenine katılıyor, ne bundan, ne de Cemal Paşa’ nın Anıtkabir’ e bir başka Devrim otomobili ile gittiğinden söz ediliyor; yalnızca haber, yorum ve fıkralarda harcanan bunca paranın boşa gittiğinden dem vuruluyordu. Oysa aynı yıl Tarım Bakanlığı bütçesine konmuş bulunan “ At neslinin ıslahı “ için 25 Milyon TL. ödenek ve sonucundan kimse söz etmiyordu.


Karoseri Grubundan Y.Mühendis
Salih Kaya SAĞIN’ ın
Yazısından derlenmiştir.



not: * 1961 yılında 4 adet üretilen DEVRİM Otomobillerinden sadece birisi günümüze ulaşmıştır. TÜLOMSAŞ Müzesi bahçesinde, özel olarak yapılan camlı garajda muhafaza edilen DEVRİM Otomobili halen çalışır durumdadır.
--- alıntı ---

kaynak: http://devrimotomobili.com
incelemek isteyenler için: http://www.devrimotomobil.c...
devamını gör...
yerli üretim ilk arabanın adıdır. ilk gösterisinde banzini bittiği!!!!! için üretiminin de bitirildiği araba.
devamını gör...
bunun en iyisi gölgede yapılır. sakin ve hafif esintili bir yerde yapılmalıdır. çevrede gürültü, sinek gibi rahatsız edici faktörler olmaması gerekir. uygun bir zeminde ve baş desteği kullanılarak gerçekleştirilmelidir. hamak da olabilir. su sesi, cırcır böcekleri ve öten kuşlar eşlik edebilir, hoş olur. yaz günlerinin alternatifsiz aksiyonlarındandır. (aksiyon tabii, ne sandın, hareketin son kertesi sükunettir...)

hatta bir de şu var:

http://kaylule.com/node/27
devamını gör...
"vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. devrimi satın alamazsınız. devrimi yapamazsınız. devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir." (mülksüzler'den)
devamını gör...

--- alıntı ---
Devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. Yürüyüşün farklı olur. Bakkala, manava başka türlü davranırsın. Bunun için sana kimse puan yazmaz tabi ama anlarlar, orada birisi farklı yürüyordur
--- alıntı ---

kazım koyuncu
devamını gör...
ister islami ister marksist olsun topluma zararı olma ihtimali yüksek olan eylem. devrim adı üstünde devirmek kökünden geliyor. yani mevcut bir şeyi devirmek, yıkmak, yok etmek.

amacınız, bir toplumun değerlerini, geleneklerini, inançlarını, yaşayış tarzını değiştirmekse bunu iki şekilde yapabilirsiniz.
1-devrimle. yani devirerek, yıkarak. "artık eskiyi unutun bunu alın, bunlarla yaşayın" diyerek. ancak bu zorlamadır, baskıdır. demokrasiyle ilgisi yoktur.
2-evrimle. yani toplumun alışık olduğu şeylerin evrilmesi, dönüşmesi, değişmesi için zaman tanımayla.

kuran bir anda topyekün inmedi. hz.peygamber 23 sene boyunca tebliğde bulundu. toplum buna yavaş yavaş ısındı, kabullendi. düşünce bazında peygamberin söyledikleri mekke toplumu için elbette bir devrimdi. mekkelilerin kafalarındaki cahiliye döneminde kalma bir çok putu yıkıyordu peygamber. ama müslümanların sayısı 100 kişi olunca silahları donanıp gerilla savaşı yapmadı.
devamını gör...

devrim odur ki, kalbten fâniliği devirsin;
yaşamaktan murad ne, hesabını bildirsin!..

1982

necip fazıl kısakürek
devamını gör...
ben devrimi gördüm; mini mini elleri vardı, yorgun bakışı, samimi bir gülüşü ve derinlerde bir utangaçlığı... ben devrimi sevdim, birşeyler saklar bir tarafı vardı ve de hani nasıl derler bu dünyaya ait değildi sanki , başka bir gezegenden gelmiş gibiydi... ben devrimi öldürdüm, bir gün içimde öldürdüm, acısız oldu ölümü, sevmedim zaten dedim sonra, zaten hiç yoktu ve zaten de tüm devrimler acılı olurdu.
devamını gör...
hakim olanın devrilip, hakimiyetin deviren zümre tarafından devralınmasıdır. bu manasıyla tarihin bir devrimler ve karşı devrimler tarihi olduğunu, muhammed(a.s.)'in de tarihin mutlak devrimcisi olduğunu öne sürebiliriz
devamını gör...
--- alıntı ---

Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!

Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!
Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak;

Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.
Mavalları bastırdı devrim isimli masal.

--- alıntı ---

*
devamını gör...
"devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. yürüyüşün farklı olur. bakkala, manava başka türlü davranırsın. bunun için sana kimse puan yazmaz tabi ama anlarlar, orada birisi farklı yürüyordur".

kazım koyuncu, nur içinde yatsın.
devamını gör...
bazan "numaradan" yapılandır.

hani bay soros'un arkadan desteklediği kadife devrimleri var ya... işte bu ve benzeri devrim etiketli "numaradan devrimler" yüzünden artık devrim eskisi gibi olmuyor!

işin ilginci tunus'ta olup bitenlere kimse tam teşhis koyamıyor. ortada bir numara olduğu belli lakin. halkın ekmek davasına sokağa çıkıp isyan çıkarması hafife alınacak birşey değildir. amma ve lakin bunun hakiki anlamda bir devrim olduğunu söylemek yanlış olur.

tunus'ta apar topar kaçan bin alinin binbir adamı halen daha koltuklarında oturuyor. tunus'ta ipler kimin elinde? iplerin kimin elinde olduğunu tespit ettiğimizde tunus'ta yaşananlara az çok bir teşhis koyacağız.

tunus 'devrim' mi yoksa 'evrim' mi geçiriyor?
devamını gör...
türkler devrim yapmaz isyan eder:

devrim yani ihtilal veya inkılap yani revolüsyon yahut devrim yani inkılap yani reform, türkler devrim yapmaz derken ne kastediyor olabiliriz? revolüsyondan bahsettiğimizi farz ederek, önce devrim niye yapılır diye bir düşünmek lazım. batı'da devrim hikayelerinin sınıflar arasındaki çelişkilerden doğduğunu görüyoruz. halbuki batı toplumlarındaki sınıfların türklerde tam karşılıkları yok, daha gevşek bir sosyal tabakalaşma var bizde ve kendi içimizde bölüneceğimizde de sınıf sınıf bölünmek yerine başka şekilleri tercih ediyoruz. peki türklerin hiç çelişkisi yok mu? var elbette, doğu ile batı, dün ile bugün arasında bir çekişme var. olup bitenler de bu çekişmenin tezahürü. vak'a-i hayriye "revolüsyonunu" ve bunu takip eden reformları, batı'daki fransız ihtilali'nin türkiye'deki mukabili sayabiliriz. bunu takip eden adımlar meşrutiyet "revolüsyonu" ve cumhuriyet "revolüsyonu". aslında üç adıma da gerçekten devrim demek biraz düşündürücü oluyor. halk ayaklanması ile birlikte düzen değiştirilmesi gibi kabataslak bir ihtilal tarifine üçü de uymuyor. üçü de "tepeden inme", yani çelişkiyi ve gerilimi önce devletin zirvesinin ve bir kısım aydınların yaşaması ile doğmuş, halk tarafından yukarıya dayatılmamış, tam aksi olmuş. gerilimin nereden doğduğunu düşününce çok da tuhaf kaçmıyor, kendi çerçevesi içinde mantıksız görünmüyor. bir de bu sürecin içinde zaman zaman beliren bir komitacı geleneğin varlığı göze çarpıyor. geç kalmışlık hissi, acele bir şeyler başarma azmi ve halka rağmen iş gören bir gayretkeşlik... bunca halka rağmen yapılan işin hep bir azınlık tarafından başarılmış olmasına bakarak bu halkın pek isyan da etmediğini düşünebiliriz. belki şöyle söylemek gerek: türk elitleri kendi üslã»pları ile devrim yapar ve türk halkı da buna isyan etmez.
(sirkencubin, 16.05.2003 09:27)

not: türkler devrim yapmaz isyan eder fikrini ortaya atan ben değilim, başka birinin fikri, başka bir sözlükte açılmış, bir anlamda "özel" bir başlık, bunun da başka bir mekandaki bir tartışmanın ortasından çekilmiş bir yazı olduğunu belli etmek bana daha doğru görünüyor, o yüzden altında tarihiyle kopyalıyorum.
devamını gör...
hangi devrim diye sormak istediğimdir.
ilerici devrim mi gerici devrim mi?
dünden bugune bazi din adamlarinin, yagmacilarin yaptığı devrimden söz ediyorsak, buram buram faşizm kokan gerici devrimdir.
bize göre de karşı devrimcidir.

bizim istediğimiz ve gerçekleştireceğimiz devrim ise henüz yazılandır.
bugun devrim yazanlar, yarın devrim yapacak olanlardır.
devamını gör...
belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik; ihtilal. toplumsal değişimlerin insan iradesiyle hızlandırılması devrimleri oluşturur. *
devamını gör...
bir hilmi yavuz şiiri:

bir gülün açılması devrimdir
bildiğin anladığın bir devrim
kim bilir nereye varmışlığımız
bir av sonu ağırlayan gözlerim
seni anmak öyle kolay değildir
denizler: biraz çocuk kalmışlığımız

bir gülün açılması devrimdir
bildiğin anladığın bir devrim
gecede bir bozkır kalmışlığımız
bakışları ağırlayan seslerim
sana bakmamak öyle kolay değildir
simgeler: en çocuk yanlışlığımız
devamını gör...
her devrim öfkeyle yapılır,ama asıl gönül devrimleri içinse şefkat,merhamet, sabır gereklidir.hergün devrimcilikten istifa etsemde,devrimcilik beni bırakmıyor bir türlü.
devamını gör...
günümüz dahil marksçı bir çok anlayışın, iktidar değişimiyle bir tuttuğu kavram.

iktidar değişimi, devrim denilen süreçte momenttir. devrim; bir üretim biçimi olarak kapitalizmin bağrında sürekli gelişen üretim araç ve güçlerinin sonuna dek gelişmesi neticesinde, kendini inkarlaştırmasıdır. momentler, yani iktidar değişiklikleri elbette var olan sistemin gelişim ve değişiminde etkindir. ancak, tek başına devrimi ifade edemez. bu bağlam, sovyet sisteminin çökmesiyle devrimin geriye döndüğü gibi saçma sonuçlara yol açmıştır. momentlerde irade adeta başat iken, devrim sürecinin kendi yasallığına uygun kendiliğinden karakteri başattır.
devamını gör...
--- alıntı ---
daha dün ormanı yaktırıp villa yapanlar değil, evine ekmek götüremeyen garipler devrim yapar, hem de tevazuyla, canını ortaya koyarak.
--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar