din bilim ilişkisi

din, bilimi bilim de dini sevmez. çünkü din, ilimi ilimde dini sever. ancak bazı din düşŸünürleri dinin bütün açıklamalarının bilime uygun olduğŸu konusunda iddialıdırlar. bazı bilim adamları da belki dindar olduklarındandır dini bilimsel bulmaktadırlar. ancak şŸu da genel olarak bilinen bir noktadır ki dinde bilimsel ispat olmasa bile inanılması zorunlu olan bir yön vardır. hatta bazen açıkça ortaya konulmuşŸ şŸeyler hakkında inanç önemini yitirir. kıyametin kopuşŸunun açık bir delili kabul edilen güneşŸin batıdan doğŸmasında, tövbe kapısının kapanmasını ve o dakikada inanmanın kabul edilmemesi, açık seçik net ortaya çıkmışŸ, ispat edilmişŸ argümanlara inanılmayacağŸı ancak onların kabul edilmesi zorunluluğŸu dinde geçen bir esastır. zira inanmak gönüllülük gerektirir. ispat edilen, somut delillerle ortaya konmuşŸ şŸeylerde ise kabul zorunluluğŸu vardır. bu yüzden, bir noktadan bakıldığŸında din ile bilim ilişŸkisini sorgulamak elma ile portakalın ilişŸkisini sorgulamak gibi uzak düşŸebilir.

bazı düşŸünürlerse din ile bilim arasındaki mesafe açıklığŸının dinin özünden değŸil din adamlarından kaynaklandığŸını söylerler. zira kayıtsız, şŸartsız ve sorgulamasız inanmak, rivayet edileni kabul etmek, işŸittiğŸini dinlemek ve anlamaya çalışŸmanın erdem olduğŸundan bahseden din adamı bugün bile sayıca az değŸildir. işŸte bu noktadan din meselelerinde bilimsel sorgulama metodu kullanılmamışŸ hatta bunu terk etmek erdem sayılmışŸtır. sayıları az da olsa bir kısım din adamları ise delili ve ispatı esas tutmuşŸ, dinin en sorgulanamaz meselelerini bile ispatla, açıklamayla ortaya koymaya çalışŸmışŸ ve bu anlamda yöntemler gelişŸtirme yolunda ilerlemişŸlerdir.

din ile bilim arasındaki mesafe uzaklığŸının bir sebebi de halkın çoğŸunluğŸunun bilimden ve bilimsellikten uzak olmasıdır. zira insanların çoğŸunluğŸu bir şŸeye kıymeti nispetinde değŸil ona duyduğŸu ihtiyaç nispetinde değŸer verir. bir tüccarın bir büyük bilim adamından çok çok fazla gelir elde etmesi bunun delilidir. işŸte bunun gibi dinin yüksek tabaka ã¢limleri kendi ellerindeki dini bilgilerin insanların çoğŸunluğŸu tarafından gereken kıymetin verilmediğŸini görmüşŸler ve bundan yakınmışŸlardır bunu gören başŸkaca daha alt seviyelerde diyebileceğŸimiz din adamları da dinin bu gibi meselelerinde yürümektense insanların ihtiyaç duyduğŸu noktaları adeta insanlara arz etmeyi daha tabiri yerindeyse karlı görmüşŸlerdir. halkın istediğŸi gibi olma yolunu seçen pek çok din adamı da zengin tüccar gibi gerçekten maddi anlamda zenginleşŸme yolunda ilerleyebilmektedir. bu nokta aslında onlardan değŸil toplumun bakışŸından kaynaklanmaktadır.

insan ihtiyaç duymadığŸı şŸeye on lira vermez ihtiyaç duyduğŸuna milyon verir. sosyolojik bir inceleme olarak kabul edebileceğŸimiz bütün bu noktaların yanında dinin esasını özünü oluşŸturan din adamlarının da ellerinden düşŸürmedikleri dinin kitabına şŸöyle kabaca göz atıldığŸında düşŸünmek, akıl, delil, ispat gibi bilim adamlarının ağŸızlarından hiç düşŸürmedikleri bilimin unsuru sayılan kelimelerin azımsanmayacak miktarda geçtiğŸini görürüz. bu da dinin kitabı ile pek çok din adamı arasına aslında bir tutarsızlık var olduğŸunu gösterir. yani; din adamının ağŸzına baktığŸınızda bilimsel anlamda dinin gölgelendiğŸini dinin kitabına baktığŸınızda da yine bilimsel anlamda din adamının dinin kitabından ve özünden uzak olduğŸunu görebilirsiniz.

bugün okumak unsuru bütün bilimlerin ortak yapıtaşŸıdır ve dinin ilk emridir, temizlik unsuru insan ve çevre sağŸlığŸını ilgilendiren bütün birimlerin ve bunların bağŸlantılı olduğŸu yan bilimlerin en önemli unsurudur ve dinin ikinci emridir. evrenin ve varlıkların son bulması meselesi einstein fiziğŸinin en önemli ispatlarından biridir ve büyük patlamayla dışŸa savrulan evrenin kütle çekim etkisiyle tekrar içine göçeceğŸi atom ve madde fiziğŸinin başŸlıca meselelerindendir. din de ise sıralama da üçüncü mesele olarak bildirilmişŸtir. kıyamet adı altında üçüncü mesele olarak bildirilmişŸtir.

daha başŸlangıcında ilk ortaya çıkışŸında gündeme getirdiğŸi bu meseleler ile bilimsel meselelerdeki paralellikte gözden kaçırılmamalıdır. olaya bilimin bir başŸka yönünden bakacak olursak bilimin içinde de her şŸeyin ispat ve kabulden olduğŸu tezi yanlışŸtır. çünkü bilimsel ispat ve kabullerin hepsinin temelinde teori vardır. teori aslında ispatlanmamışŸ kabul edilmesi beklenmeyen iddialar, fikirler demektir. buna da bilimsel teori denilmektedir. yani bir yönüyle bilimde de dinde de ispatı açıkça yapılmamışŸ pek çok mesele vardır. tek bir fark vardır; bilimde kabul beklenmiyor ama dinde ise bekleniyor olmasıdır. ancak bilimde kabul beklenmeyen teorilerin insanlara doğŸrudan ya da dolaylı zarar veya faydası yoktur. dinin kabul beklenilen meselelerin de ise insanlara doğŸrudan ya da dolaylı zararlar vereceğŸ,i kabulünde faydalar getireceğŸi anlatılır. bu noktadan kabul beklenip beklenmemesi olan fark belki neticede getirisi ve götürüsü gözünden bulundurulmak kaydıyla mantıklı bir fark olabilir.

din ile bilimin bir problemi olduğŸu düşŸüncesinin kaynağŸı ise belki de dinin bilimden uzak olduğŸu asla yanaşŸamayacağŸı sabit fikirliliğŸinden kaynaklanabilir. bırakınız dini, ilkel addedilen kabilelerin inançlarında bile bilimsellik izlerine tozlarına rastlanması din gibi gerçekten kurumsal anlamda sürekli büyüyüp gelişŸen bir fikirler ve düşŸünceler sisteminin bütünüyle bilimden uzak olması ihtimali çok düşŸüktür. vatikanâ’ın yedi büyük günahı bu zamanda genel kabul görmüşŸ büyük suçları, insanlara maddi veya manevi zarar veren alışŸkanlıklara göre yeniden gözden geçirmesi ona yüzyıllardır sistematik olarak anlattığŸı, işŸlediğŸin kabul ettiğŸi yedi günahın tanımını değŸişŸtirtmesi dinlerin bilimden uzak düşŸtüğŸü iddiasını çürütmeye değŸer bulunmalıdır.

gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta da bilimin dinin semtine tabiri yerindeyse hiç uğŸramamasıdır. hã¢lbuki bilim her şŸart altında en saçma görülen şŸeyleri bile incelemek, araşŸtırmak zorundadır. ancak bilim adamlarının tarihte yaşŸadıkları talihsiz olayların etkisi ile olsa gerek dine karşŸı bir peşŸin hükümlülük, önyargı, sabit fikirlilik gözlerden kaçmamaktadır. düşŸünün ki bir bilim dalının kurbağŸaların çıkarttığŸı seslerin anlamlarını birbirleriyle iletişŸimlerini yaptıkları hareketlerin ne gibi incelikler içerdiğŸini inceleyip de uydurma bile olsa insanların çıkardıkları bazı seslerin, yaptıkları hareketlerin ve ortaya koydukları düşŸüncelerin hiç incelemeye değŸer bulunmaması, dogma deyip kestirilip atılması bilimi kendi içinde büyük bir tutarsızlığŸa düşŸürmektedir.
devamını gör...
din, bilimi bilim de dini sevmez. çünkü din, ilimi ilimde dini sever. ancak bazı din düşünürleri dinin bütün açıklamalarının bilime uygun olduğu konusunda iddialıdırlar. bazı bilim adamları da belki dindar olduklarındandır dini bilimsel bulmaktadırlar. ancak şu da genel olarak bilinen bir noktadır ki dinde bilimsel ispat olmasa bile inanılması zorunlu olan bir yön vardır. hatta bazen açıkça ortaya konulmuş şeyler hakkında inanç önemini yitirir. kıyametin kopuşunun açık bir delili kabul edilen güneşin batıdan doğmasında, tövbe kapısının kapanmasını ve o dakikada inanmanın kabul edilmemesi, açık seçik net ortaya çıkmış, ispat edilmiş argümanlara inanılmayacağı ancak onların kabul edilmesi zorunluluğu dinde geçen bir esastır. zira inanmak gönüllülük gerektirir. ispat edilen, somut delillerle ortaya konmuş şeylerde ise kabul zorunluluğu vardır. bu yüzden, bir noktadan bakıldığında din ile bilim ilişkisini sorgulamak elma ile portakalın ilişkisini sorgulamak gibi uzak düşebilir.

bazı düşünürlerse din ile bilim arasındaki mesafe açıklığının dinin özünden değil din adamlarından kaynaklandığını söylerler. zira kayıtsız, şartsız ve sorgulamasız inanmak, rivayet edileni kabul etmek, işittiğini dinlemek ve anlamaya çalışmanın erdem olduğundan bahseden din adamı bugün bile sayıca az değildir. işte bu noktadan din meselelerinde bilimsel sorgulama metodu kullanılmamış hatta bunu terk etmek erdem sayılmıştır. sayıları az da olsa bir kısım din adamları ise delili ve ispatı esas tutmuş, dinin en sorgulanamaz meselelerini bile ispatla, açıklamayla ortaya koymaya çalışmış ve bu anlamda yöntemler geliştirme yolunda ilerlemişlerdir.

din ile bilim arasındaki mesafe uzaklığının bir sebebi de halkın çoğunluğunun bilimden ve bilimsellikten uzak olmasıdır. zira insanların çoğunluğu bir şeye kıymeti nispetinde değil ona duyduğu ihtiyaç nispetinde değer verir. bir tüccarın bir büyük bilim adamından çok çok fazla gelir elde etmesi bunun delilidir. işte bunun gibi dinin yüksek tabaka âlimleri kendi ellerindeki dini bilgilerin insanların çoğunluğu tarafından gereken kıymetin verilmediğini görmüşler ve bundan yakınmışlardır bunu gören başkaca daha alt seviyelerde diyebileceğimiz din adamları da dinin bu gibi meselelerinde yürümektense insanların ihtiyaç duyduğu noktaları adeta insanlara arz etmeyi daha tabiri yerindeyse karlı görmüşlerdir. halkın istediği gibi olma yolunu seçen pek çok din adamı da zengin tüccar gibi gerçekten maddi anlamda zenginleşme yolunda ilerleyebilmektedir. bu nokta aslında onlardan değil toplumun bakışından kaynaklanmaktadır.

insan ihtiyaç duymadığı şeye on lira vermez ihtiyaç duyduğuna milyon verir. sosyolojik bir inceleme olarak kabul edebileceğimiz bütün bu noktaların yanında dinin esasını özünü oluşturan din adamlarının da ellerinden düşürmedikleri dinin kitabına şöyle kabaca göz atıldığında düşünmek, akıl, delil, ispat gibi bilim adamlarının ağızlarından hiç düşürmedikleri bilimin unsuru sayılan kelimelerin azımsanmayacak miktarda geçtiğini görürüz. bu da dinin kitabı ile pek çok din adamı arasına aslında bir tutarsızlık var olduğunu gösterir. yani; din adamının ağzına baktığınızda bilimsel anlamda dinin gölgelendiğini dinin kitabına baktığınızda da yine bilimsel anlamda din adamının dinin kitabından ve özünden uzak olduğunu görebilirsiniz.

bugün okumak unsuru bütün bilimlerin ortak yapıtaşıdır ve dinin ilk emridir, temizlik unsuru insan ve çevre sağlığını ilgilendiren bütün birimlerin ve bunların bağlantılı olduğu yan bilimlerin en önemli unsurudur ve dinin ikinci emridir. evrenin ve varlıkların son bulması meselesi einstein fiziğinin en önemli ispatlarından biridir ve büyük patlamayla dışa savrulan evrenin kütle çekim etkisiyle tekrar içine göçeceği atom ve madde fiziğinin başlıca meselelerindendir. din de ise sıralama da üçüncü mesele olarak bildirilmiştir. kıyamet adı altında üçüncü mesele olarak bildirilmiştir.

daha başlangıcında ilk ortaya çıkışında gündeme getirdiği bu meseleler ile bilimsel meselelerdeki paralellikte gözden kaçırılmamalıdır. olaya bilimin bir başka yönünden bakacak olursak bilimin içinde de her şeyin ispat ve kabulden olduğu tezi yanlıştır. çünkü bilimsel ispat ve kabullerin hepsinin temelinde teori vardır. teori aslında ispatlanmamış kabul edilmesi beklenmeyen iddialar, fikirler demektir. buna da bilimsel teori denilmektedir. yani bir yönüyle bilimde de dinde de ispatı açıkça yapılmamış pek çok mesele vardır. tek bir fark vardır; bilimde kabul beklenmiyor ama dinde ise bekleniyor olmasıdır. ancak bilimde kabul beklenmeyen teorilerin insanlara doğrudan ya da dolaylı zarar veya faydası yoktur. dinin kabul beklenilen meselelerin de ise insanlara doğrudan ya da dolaylı zararlar vereceğ,i kabulünde faydalar getireceği anlatılır. bu noktadan kabul beklenip beklenmemesi olan fark belki neticede getirisi ve götürüsü gözünden bulundurulmak kaydıyla mantıklı bir fark olabilir.

din ile bilimin bir problemi olduğu düşüncesinin kaynağı ise belki de dinin bilimden uzak olduğu asla yanaşamayacağı sabit fikirliliğinden kaynaklanabilir. bırakınız dini, ilkel addedilen kabilelerin inançlarında bile bilimsellik izlerine tozlarına rastlanması din gibi gerçekten kurumsal anlamda sürekli büyüyüp gelişen bir fikirler ve düşünceler sisteminin bütünüyle bilimden uzak olması ihtimali çok düşüktür. vatikanâ’ın yedi büyük günahı bu zamanda genel kabul görmüş büyük suçları, insanlara maddi veya manevi zarar veren alışkanlıklara göre yeniden gözden geçirmesi ona yüzyıllardır sistematik olarak anlattığı, işlediğin kabul ettiği yedi günahın tanımını değiştirtmesi dinlerin bilimden uzak düştüğü iddiasını çürütmeye değer bulunmalıdır.

gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta da bilimin dinin semtine tabiri yerindeyse hiç uğramamasıdır. hâlbuki bilim her şart altında en saçma görülen şeyleri bile incelemek, araştırmak zorundadır. ancak bilim adamlarının tarihte yaşadıkları talihsiz olayların etkisi ile olsa gerek dine karşı bir peşin hükümlülük, önyargı, sabit fikirlilik gözlerden kaçmamaktadır. düşünün ki bir bilim dalının kurbağaların çıkarttığı seslerin anlamlarını birbirleriyle iletişimlerini yaptıkları hareketlerin ne gibi incelikler içerdiğini inceleyip de uydurma bile olsa insanların çıkardıkları bazı seslerin, yaptıkları hareketlerin ve ortaya koydukları düşüncelerin hiç incelemeye değer bulunmaması, dogma deyip kestirilip atılması bilimi kendi içinde büyük bir tutarsızlığa düşürmektedir.
devamını gör...
birbirine aykiri giri dusunce tarzidir. bakin aykiri diyorum, karsit demiyorum. soyle aciklayalim, bir dini en iyi bilen kisi o dinin peygamberidir. yani, su dünyada herhangi bir müslüman hz. muhammmed'den daha iyi müslümanligi bildigini söyleyemez. söylersede sacamalamis olur. hz. muhammed'den sonra gelen müslümanlar kutsal kitaba ve hz. muhammed'in, ehli beyt'in davranis ve önerilerine göre islamiyeti yasar. gelelim bilime, herhangi bir bilim dalinda ise, en son o bilmi ögrenene o bilim dalinin en baba arastirmacsindan daha cok sey bilir. orengin, newton fizigin en onemli bilim adamlarindadandir. hatta 3. tane newton yasasi vardir. ancak newton denen babyigit, bugun tekrar dünyaya gelse ve öldügü bilgi birikimi olsa. su anki newton fizigi ve genel olarak fizik konusunda apisip kalir. kanimca, bilim adamlari ve din adamlari arasindaki temel felsefe farkida buradan gelmektedir.
devamını gör...
insanın yeryüzünde mutlu ve huzurlu bir hayat sürebilmesi için, hem dinã® değŸerlere hem de bilimsel faaliyetlere ihtiyacı vardır. din; yüce Allah ile olan ilişŸkilerimizi düzenleyen, neleri yapıp neleri yapmamamız gerektiğŸini bize öğŸreten, sevap ile günahın, helal ile haramın bilgisini sunan değŸerler sistemidir. buna göre dinin amacı, insanın yüce Allah ile münasebetini tesis etmek ve gerçek anlamda mutluluğŸa ermesini sağŸlamaktır.

bilim ise, tabiã® varlıkların ve olayların nasıl ve ne şŸekilde işŸlediğŸini keşŸfetme ve açıklama faaliyetidir. eylemlerinden sorumlu olarak yaratılan insanoğŸlu, etrafında olup bitenlere karşŸı ilgisiz kalamayacağŸına göre, onun bilime karşŸı olumsuz bir tavır içinde olması elbette düşŸünülemez. kurâ’ã¢n-ı kerã®m insanoğŸlunun dikkatini, Allahâ’ın varlığŸının delilleri olarak takdim ettiğŸi kainata yöneltmekte, birtakım ilginç tabiat hadiselerini zikrederek, bunlar üzerinde düşŸünmeye davet etmektedir. bakara suresiâ’nin 164 üncü ayetinde yüce Allah şŸöyle buyurmaktadır: ⓺žüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışŸında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişŸinde, insanlara yarar sağŸlayacak şŸeylerle denizde seyreden gemilerde, Allahâ’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüşŸ toprağŸı dirilttiğŸi yağŸmurda, yeryüzünde her çeşŸit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre ã¢made bulutları evirip çevirmesinde elbette düşŸünen bir topluluk için deliller vardır.â”

muhterem müslümanlar!

kainat ahenkli bir şŸekilde, keşŸfedilebilir ve anlaşŸılabilir bir düzen ve ölçü içinde yaratılmışŸtır. bu, yüce Allahâ’ın insanlığŸa olan en büyük lutfudur. zira kainatta düzensizlik ve bilinmezlik hakim olsaydı, gezegenimiz, insan için huzur veren hayat yuvası olmaktan çıkardı.


islam, insanlara akıllarını kullanarak kainatın işŸleyişŸindeki bu kanun ve ölçüleri keşŸfetmeyi emretmekte, böylelikle Allahâ’ın kudret ve yüceliğŸini gözler önüne sermeyi ahlã¢ki bir görev olarak yüklemektedir.
yine kurâ’ã¢n-ı kerã®m; â“her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır┠[3] diyerek bilginin sonsuzluğŸu fikrini telkin etmektedir. islam dini, ilerlemeyi isteyen ve yeni gelişŸmeleri teşŸvik eden prensiplerle dolu bir dindir. bu sebeple, bizi her geçen gün daha ileriye götürecek bilimsel çalışŸmalara gerekli önemi vermek, müslümanlar olarak dini duyarlılığŸımızın bir gereğŸidir. bununla birlikte bilimin her zaman insanã® ve ahlakã® değŸerlere saygılı bir doğŸrultuda olması da önem arzetmektedir.

muhterem müslümanlar!

şžunu unutmamalıyız ki bilgi, çağŸımızda en kuvvetli ve en etkili güç kaynağŸıdır. bilgiye kim daha çok sahipse o daha kudretli ve etkili bir konuma yükselmektedir. pazu gücü bilgi gücünün karşŸısında iktidarını çoktan yitirmişŸtir. ã‚limin bir buluşŸu, binlerce cengaveri dize getirebilecek güçte olabilmektedir. bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığŸını çağŸlar ötesinden ilan eden kutsal kitabımız, bu duruma işŸaret etmişŸtir.
altın çağŸların müslüman bilginleri, bu ilahi hakikatleri çok iyi özümsemişŸlerdir. onlar, sadece dini ilimlerde değŸil; matematik, tıp, fizik, kimya, botanik, astronomi gibi müspet bilim dallarında da büyük başŸarılar elde etmişŸler, pek çok buluşŸ gerçekleşŸtirmişŸlerdir. ibn sã®nã¢, ibn rüşŸd, fã¢rã¢bã®, bã®rã»nã®, ali kuşŸcu, ebã» bekir er-rã¢zi, cabir ibn hayyã¢n ve daha yüzlerce bilgin dünya bilim tarihine adlarını altın harflerle yazdırmışŸlardır. bugün yapmamız gereken, onların başŸarılarıyla övünmek değŸil, onların bilim anlayışŸını diriltmek ve günümüzün bilim ve teknoloji seviyesini yakalamaktır.
hutbemi peygamber efendimizin hadisi ile bitirmek istiyorum: â“ilim talep etmek her müslüman erkeğŸe ve kadına farzdırâ”
devamını gör...
insanın yeryüzünde mutlu ve huzurlu bir hayat sürebilmesi için, hem dinã® değerlere hem de bilimsel faaliyetlere ihtiyacı vardır. din; yüce Allah ile olan ilişkilerimizi düzenleyen, neleri yapıp neleri yapmamamız gerektiğini bize öğreten, sevap ile günahın, helal ile haramın bilgisini sunan değerler sistemidir. buna göre dinin amacı, insanın yüce Allah ile münasebetini tesis etmek ve gerçek anlamda mutluluğa ermesini sağlamaktır.

bilim ise, tabiã® varlıkların ve olayların nasıl ve ne şekilde işlediğini keşfetme ve açıklama faaliyetidir. eylemlerinden sorumlu olarak yaratılan insanoğlu, etrafında olup bitenlere karşı ilgisiz kalamayacağına göre, onun bilime karşı olumsuz bir tavır içinde olması elbette düşünülemez. kurâ’ân-ı kerã®m insanoğlunun dikkatini, Allahâ’ın varlığının delilleri olarak takdim ettiği kainata yöneltmekte, birtakım ilginç tabiat hadiselerini zikrederek, bunlar üzerinde düşünmeye davet etmektedir. bakara suresiâ’nin 164 üncü ayetinde yüce Allah şöyle buyurmaktadır: â“åžüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allahâ’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre âmade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.â”

muhterem müslümanlar!

kainat ahenkli bir şekilde, keşfedilebilir ve anlaşılabilir bir düzen ve ölçü içinde yaratılmıştır. bu, yüce Allahâ’ın insanlığa olan en büyük lutfudur. zira kainatta düzensizlik ve bilinmezlik hakim olsaydı, gezegenimiz, insan için huzur veren hayat yuvası olmaktan çıkardı.


islam, insanlara akıllarını kullanarak kainatın işleyişindeki bu kanun ve ölçüleri keşfetmeyi emretmekte, böylelikle Allahâ’ın kudret ve yüceliğini gözler önüne sermeyi ahlâki bir görev olarak yüklemektedir.
yine kurâ’ân-ı kerã®m; â“her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır┠[3] diyerek bilginin sonsuzluğu fikrini telkin etmektedir. islam dini, ilerlemeyi isteyen ve yeni gelişmeleri teşvik eden prensiplerle dolu bir dindir. bu sebeple, bizi her geçen gün daha ileriye götürecek bilimsel çalışmalara gerekli önemi vermek, müslümanlar olarak dini duyarlılığımızın bir gereğidir. bununla birlikte bilimin her zaman insanã® ve ahlakã® değerlere saygılı bir doğrultuda olması da önem arzetmektedir.

muhterem müslümanlar!

åžunu unutmamalıyız ki bilgi, çağımızda en kuvvetli ve en etkili güç kaynağıdır. bilgiye kim daha çok sahipse o daha kudretli ve etkili bir konuma yükselmektedir. pazu gücü bilgi gücünün karşısında iktidarını çoktan yitirmiştir. âlimin bir buluşu, binlerce cengaveri dize getirebilecek güçte olabilmektedir. bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığını çağlar ötesinden ilan eden kutsal kitabımız, bu duruma işaret etmiştir.
altın çağların müslüman bilginleri, bu ilahi hakikatleri çok iyi özümsemişlerdir. onlar, sadece dini ilimlerde değil; matematik, tıp, fizik, kimya, botanik, astronomi gibi müspet bilim dallarında da büyük başarılar elde etmişler, pek çok buluş gerçekleştirmişlerdir. ibn sã®nâ, ibn rüşd, fârâbã®, bã®rã»nã®, ali kuşcu, ebã» bekir er-râzi, cabir ibn hayyân ve daha yüzlerce bilgin dünya bilim tarihine adlarını altın harflerle yazdırmışlardır. bugün yapmamız gereken, onların başarılarıyla övünmek değil, onların bilim anlayışını diriltmek ve günümüzün bilim ve teknoloji seviyesini yakalamaktır.
hutbemi peygamber efendimizin hadisi ile bitirmek istiyorum: â“ilim talep etmek her müslüman erkeğe ve kadına farzdırâ”
devamını gör...
abbasî halifesi 2. me'mun tarafından 830'da bağdat ta kurulmuş olan beytül hikme adlı kuruluş sayesinde; pisagor, plato, aristo, hipokrat, öklid, pluton, galen, sushruta, charaka gibi filozoflar başta olmak üzere yunan ve latin kültürü, îslam dışı kültürlerin arapça ya çevrilmesi yoluyla islam dünyasının bilimle buluşmasına vesile olmuştur. beytül hikme'nin islami bilimlerin ilerlemesindeki payı çok büyüktür. bu çeviri merkezi daha sonra dünyanın kaderini değiştirecek bir enstitü'ye, bir araştırma merkezine dönüştü. bugün üniversitelerde cüppe ve kep törenlerinin kaynağı, batı bilimlerinin başlangıcı olan rönesans'ın temelleri de beytül hikme kurumunda oluşturmuştu.

işin ilginç tarafı o zamanlarda islamda ilim ve din bilgisi diye bir ayrım yoktu burada görev yapan bilim adamları bir odada islami konularda fetva verirken, başka bir odada da astronomi, fizik, matematik alanlarında çalışmaya devam ediyorlardı. bilgi bir bütündü ve o insanlar bütün bu bilgilerin ışığında hakikati anlamaya çalışıyorlardı. bu ayrım son 400 yıl içinde yapılmaya başladı. dünyadaki tüm dinlerle bilim arasında bir çatışma başladı. bu çatışmalar yüzünden günümüz modern bilimi doğdu.
modern bilim insanların hayatını gerçekten çok kolaylaştırdı ancak dünyanın da canına okudu. artık balta girmemiş ormanlarında bile insan atıkları yüzünden canlılar ölüyor.
aslında bilimle din ayrı alanlardır ancak bilimle din, aynı gerçekliğin farklı lisanlarla açıklanma biçimidir. birbirlerine düşman ya da rakip değildirler. eğer ikisinin de diline yeterince hakimseniz müthiş tamamlayıcılıkları vardır.
din ile bilim konusunda kavga edenler ya dini bilmeyenlerdir, ya da bilimi bilmeyenlerdir. en yaygın ihtimal ise maalesef ikisini de bilmeyenlerdir.
devamını gör...
bilim ile din birbirini tamamlar. çünkü matematikten kimyaya, astronomiden mikrobiyolojiye kadar her ilim, Allah'ın ilmidir. Allah'ın ilmi, Allah'ın lafzı ile çelişmez. o sebepledir ki mutlak sonuca ulaşmış bilimsel bir hakikat, sünnetullahtır.
devamını gör...
din ile bilimi birbiriyle kapıştıranlarda zerre akıl olmadığına eminim. din ve bilim birbirinin tamamlayıcısıdır. birbirlerinin rakibi değil...
devamını gör...
din ile bilimin birbirini tamamlaması iddiası kadar saçma bir şey yok. mutlağın izafiye tasdiki, tekmili vesaire mümkün mü yahu... neyse, açıklamakla uğraşamam.
devamını gör...
bilim ile din birbirini tamamlamaz. aslında din daha doğrusu islam dini zaten tamamlanmıştır. bilgiye ulaşma metodları açısından bir kıyas yapılacaksa bilim ancak dinin alt kümesini oluşturur. bilimin bilgisi yalnızca duyumcu ve gözlemcidir. bu bilgiye vahiy katılmadı mı bilimin bilgisi küstahlaşır misal tanrı inancını tanrının bilgisiyle karıştırır.

ali haki edna'nın bahsettiği mevzuya necip fazıl çepeçevre sosyalizm, komünizm ve insanlık kitabında şöyle değinir:
* hakikat dahi Allah'ın bir tecellisi yani yaratılmışlardandır. yani Allah'ın varlığının hakikat olup olmadığı sorusunu sorarken(inançla bilgi burada karıştırılır yukarıda değindiğim gibi) yaratıcının yaratılan tarafından tasdiki gibi komik bir durum oluşur.
devamını gör...
din bilimi daima kapsar. asla ikisi birbirini tamamlayıcı değildir. din zaten tamamlanmış ve nettir. hükümleri kanunları bellidir.
devamını gör...
hangi din ile olan ilişkisi? bilimin dinleri yalanlamak gibi bi gayesi olduğunu zannedenler var.
aksine dinler birbirini yalanlar.
hatta aynı dindeki mezhepler birbirini yalanlar.
hatta aynı mezhepteki tarikatler birbirini yalanlar.
soran olursa dinler mutlak ve kesin dersin, kim bilecek.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar