dünya sözlük etimoloji kulübü

istikşafi: arapça "ke-şe-fe" (كشف) kökünün istif'al babı.

istikşaf: ön keşif, açığa çıkarma, gözcülük.
istikşafi: ön keşifli olarak, anlamaya yönelik.

keşf: ortaya çıkarmak.
keşif: gizli bir yeri bulmak.
kaşif: keşif yapan, ortaya çıkaran. (fail ismi)

iktişaf: ortaya çıkma.
mükaşefet: keşif.
devamını gör...
dua: arapça "de-a-e" (دعاء) kökünden.

dua: çağırma, yakarma.
bedae: meydan okuma.

davet: çağrı.
dava: hak iddiası.

iddea: ileri sürme.
iddia: haksız iddia, itham, töhmet.

müddei: iddia eden.

bed dua: kötü dua.
devamını gör...
mücessem: arapça "جسم" (ce-se-me) kökünden.

cism: vücut, cisim, kütle.
cesamet: büyüklük, irilik.
tecessüm: somutlaşma, cisimleşme.
mücessem: maddi, bedeni.

ayrıca:
cüsse: ceset, beden. (c-s-s kökünden)
devamını gör...
mütevazı: arapça "وضع" (ve-dza-a) kökünden.

(وضع): koydu, aşağı indirdi, temelini attı, derledi...

tevazu: alçak gönüllülük. adilik, seviyesizlik.
mütevazı: alçak gönüllü. basit, sıradan, önemsiz.

vaz: bırakma, ortaya koyma. (vaz geçmek)
vaziyet: durum, hal.

mevzi: mahal, bir şeyin bırakıldığı yer.
mevzu: konu, ele alınan.
mevzuat: konulmuş, vaz edilmiş konular, yürülükteki kanunlar.

ayrıca
mevzubahis: bahis konusu.
devamını gör...
caiz: arapça "جوز" (ce-ve-ze) fiilinin masdarıdır.

(جاز): geçti.
(جواز): geçme, geçiş belgesi, izin.

caiz: geçerli, uygun, cevaz verilen. kanuna uygun.
cevaz: izin, geçerlilik.

icazet: yetki, onay, ruhsat.
tecavüz: geçme, haddini aşma, usülsüzlük.

mecaz: geçiş, mecaz.

cevz: ceviz.
devamını gör...
meşru: arapça "شرع" (şe-ra-a) kökünden.

(شرع): yol, rota. başladı, yasa koydu, düzenledi.

şeriat: yol, su yolu. düzen, yasa. islam dininin kuralları.
meşru: şeriata uygun. yasal.
meşruiyyet: şeriata uygunluk.

şer'i: şeriatla ilgili, hukuki.
teşri: yasama yetkisi.

gayri-meşru: şeriata uygun olmayan.
devamını gör...
apple: elma
appeal: cezbetmek

ingilizce de cezbetmek kelimesi olan appeal, elma olan apple dan türemiştir. bu türeyişin kökünde bizdeki adem ve havva aleyhiselam'ın cennetten çıkarılmaları ile ilgili hadisenin, hristiyan kaynaklarındaki versiyonu etkilidir. zira o versiyonda cennetten çıkarılmalarına vesile olan yedikleri yasak meyve elmadır. o an o yasak meyve o kadar cezbedicidir ki, yasak olmasına rağmen yenmiştir. o gün bugündür tüm sanatlarda, reklamlarda kırmızı sulu bir elma cezbedici bir haz unsuru olarak tasvir edilir.
devamını gör...
ihtiyar: arapça "خير" (ha-ye-ra) kökünün iftial babı.

"خير": seçim, seçmek. hayır, iyilik.

ihtiyar: seçim.
ihtiyari: seçmeli.
gayri-ihtiyari: istem dışı.

muhtar: seçilmiş.
muhayyer: seçeneği olan.

ihtar: tercih.
istihare: en iyisini dilemek. (istif'al babı)

hıyar: seçkin, makbul.
devamını gör...
intihar: arapça "نحر" (nahr) kökünün iftial babı.

"نحر": boğazlamak, hayvanı kesmek. boğazın altındaki çukur.

intihar: kendini öldürmek. geminin kendi içinden batırılması.

nahr: boğaz kesme. boğaz.
nehir: boğazı kesilmiş hayvan.
devamını gör...
mütevehhim: arapça "وهم" kökünden.

"وهم": zan, vehim, boş korku, kuşku.

mütevehhim: evhamlı, kuruntulu.

vehm: kuruntu, zan, tahmin.
vehim: yanılgı.
evham: önyargı.

itham: suçlama.
töhmet: suçlama.

tevehhüm: zanna düşme, kuruntulanma.
mevhum: hayali.
devamını gör...
mansur: arapça "نصر" (ne-sa-ra) kökünden.

"نصر": yardım etmek. Allah'ın galip kılması.

mansur: (allah tarafından) yardım edilen.

nasır: yardım eden.
ensar: yardım edenler.

nasr: yardım.
nusret: yardım, zafer.
devamını gör...
ekrem: arapça "كرم" (ke-re-me) kökünden.

"كرم": cömert. kıymetli.

ekrem: şerefli, daha asil, en cömert.

kerem: asalet, kibarlık, alicenaplık.
keramet: asalet, yüce gönüllülük, şeref, prestij.

kerim: asil, seçkin, yüce görünllü, eliaçık, kibar, saygın.
kerime: kıymetli şey. hayati organlar. kız evlat.

ikram: şeref, hüsnü kabul, saygınlık.
ikramiye: çalışanlara verilen ikram.
devamını gör...
füru: arapça "فرع" (fe-ra-a) kökünden.

"فرع": dallanma, alt kollara ayrılma, detaylanma.

füru: bir atadan gelen çocuk ve torunlar.

teferruat: detaylar, ikincil faktörler.
devamını gör...
mezkur: arapça "ذكر" (ze-ke-re) kökünden ismi meful. (zikir)

(ذكر): hatırlamak, zikretmek, anmak...

zikr: hatırlama, anma.
mezkur: zikredilen, anılan.

müzakere: toplantı, konferans, etüt.
tezkire: hatıra, yadigar. mesaj. bilet.
tezekkür: hatırlama, anma.

zeker: erkeklik.
müzekker: eril.

ayrıca
zeka: anlak.
zeki: akıllı, anlayışlı.
(ze-ke-a)
devamını gör...
itiraz: arapça "عرض" (arz) kökünün iftial babı (i'tiraz).

"عرض": geniş.

arz: geniş. yeryüzü.

itiraz: direnç. karşı koyma.
tariz: engelleme.
tearuz: ihtilaf. çekişme.

araz: ilinek. kazara, yan etki.
arize: arzuhal.
arızi: geçici.
aruz: ilk mısranın sonu.

muarız: muhalif. karşıt.
maruzat: teklifler. arzedilenler.

ırz: şeref, kıymet.
devamını gör...
verstehen. (almanca) ; anlamak, yine almanca durmak anlamına gelen stehen'den türemiştir.
understand(ing); anlamak, yine ingilizce durmak anlamına gelen stand kökünden türemiştir.
vakıf olmak(türkçe/arapça); anlamak, arapça'da durmak anlamına gelen vakfe'den türemiştir.

**, dücane cündioğlu'nun sinema ve felsefe kitabında bu konuda güzel bir tespiti var. yukarıdaki örnekleri sıraladıktan sonra konuyu şuraya bağlıyor; hız ve haz çağında bir şeyi anlamak için durmak gerekir diyor. giderken arabanın camından gördüğünüz manzarayı resmedemezsiniz, ancak manzaranın karşısında durup oraya tuvalinizi koyduğunuzda tüm detayları ile resmedilebilir. hız ve haz çağından bilginin sürekli akış halinde olduğu bir dünyada, bir şeyi tam anlamıyla kavramak hiçbir zaman mümkün olmuyor. anlamak için durmak gerekir... buna benzer bir izahı vardı, ya da benim aklımda öyle kaldı.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar